Tag Archives | akıllı yaşam

Haftanın Özeti: 27

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • Baltimore şehrinde gözaltında omuriliğinde oluşan ağır hasarlar sebebiyle hayatını kaybeden Freddie Gray için başlayan protestolar ABD’de sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı, asker müdahalesi gibi pek de alışık olunmayan bir dizi önlemi hayata geçirdi. Fotoğraflar olayın boyutlarını göstermek adına yardımcı olabilir.

eylemler

  • Bu ‘ana yüreği’ denen şey dünyanın her yerinde aynı. Baltimore olayları bize bunu bir kere daha gösterdi. Eylemleri televizyondan izlerken oğlunu gören bir anne olay yerine giderek evladını kelimenin tam anlamıyla evire-çevire, döve-döve evine götürdü. Buna Türkçe dublaj yapmak hiç zor olmazdı mesela.

  • Aynı olaylar bize bir şeyi daha hatırlattı. Sosyal medya yanlış / sahte bilgi yayılması için rakipsiz derecede kusursuz bir ortam. Bununla baş etmeyi öğrenene kadar çok canlar yanacak.

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 11

Ne demiş eskiler; “İstanbul’a kar düşmeden, memlekete kış gelmez“. Meşhur rutubetle birleşince kılıca benzeyen rüzgarıyla soğuk mu soğuk bir İstanbul haftasında, 5 – 11 Ocak 2015 tarihleri arasında sizinle paylaşmaya değer bulduğum gelişmeler şöyle sıralanıyor:

 Genel Yaşam

  • Bu haftaya damgasını vuran olay şüphesiz Fransa’nın başkenti Paris’teki Charlie Hebdo’ya yönelik terör saldırısıydı.  Guardian gazetesi bu olayı çok güzel bir arayüzle derledi. Bakmanızı tavsiye ederim. Bu olayda benim için en şaşırtıcı detay teröristlerin saldırıyı yaparken yanlış adrese gidip iki inşaatçıyla karşılaşması, onlardan doğru adresi alması (ve onları da öldürmesi) oldu. Bu çok garip değil mi? Böyle bir eylem keşif çalışması yapmadan nasıl gerçekleştirilmiş olabilir? Terör tarihinde bir ilk olarak değerlendirilebilir. Öte yandan olay o kadar korku yarattı ki haber siteleri konuyla ilgili görsellerinde dergiyi sansürlediler. Bu terör eyleminin hedefine fazlasıyla ulaştığı anlamına gelir.
  • Olayın ardından #JeSuisCharlie etiketiyle gerçekleşen Twitter paylaşımları aşağıdaki gibi gerçekleşti.

  • Bu mesaj daha beklenmedik yerlerde de karışmıza çıktı.
  • Çizerler ise çizginin intikamını yine çizgiyle aldılar.
  • Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg ise bu olayın ardından “Birileri farklı sesleri susturmak istiyor, Facebook’ta böyle bir şeyin olmasına asla müsade etmeyeceğim” şeklinde görüşünü dile getirdi. Zuckerberg için Facebook’a para vermeden takipçilerinize ulaşmaya çalışmayın da gerisi kolay. Birileri de bir gün o tavrı ‘ses kısma’ olarak algılar mı dersiniz?
  • Fransa’nın gölgesinde kaldı ama Nijerya’da da İslamcı Terör Örgütü Boko Haram aynı gün 2 bin kişi öldürdü. 2 değil, 2 yüz değil; 2 BİN!
  • Back to the Future, We are the World, Pictionary, NES, Microsoft Windows… Ne mi bunlar? Bu yıl 30 yaşına basan 30 şeyden birkaçı.
  • Selfie çubuklarıyla o güzel cemalimizi çektik, paylaştık. Peki o güzelim kalçalarımızı nasıl çekeceğiz? Elbette ‘belfie’ çubuğuyla!

Continue Reading →

Bu yazıya 30 yorum yapıldı.

Düğmelere üfleyen insanlar

Hepimizin hayalleri var ama çok azımız onları gerçekleştirecek paraya sahip. Bu açmazı çözüp rüyaları gerçeğe dönüştürmenin en pratik yöntemlerinden biri de internet sayesinde can bulan kitle fonlama (crowdfunding). Ortak hayallare sahip olanların bütçelerini inandığı birinde toplayarak sermayeyi sağlaması olarak özetleyebiliriz. En güzeli; bu modelde girişimci de yatırımcı da tüketici de kazanıyor (mikro-yatırımcı olarak desteklediğiniz proje hayata geçtiğinde o ürün ya da hizmete ek bir ücret ödemeden sahip oluyorsunuz örneğin).

Bu modelle 2007 yılında Sellaband sitesi sayesinde tanışmış, birkaç gazete yazımda daha nimetlerinden dem vurmuştum (meraklısına: 1, 2, 3, 4). Türkiye’de de nice yüz akı projede bu model can suyu işlevi gördü.

Uluslararası ölçekte bu akımın sivrilmiş iki sitesi var: Kickstarter ve Indiegogo. İkisinde de sıkça dolanıp ne var ne yok bakıyorum. Şahsen fonlayıp desteklediğim birkaç projenin ötesinde, normalde hayata geçmesi imkansız ilginç nice fikrin bir bir gerçeğe dönüşünü izlemek, yaratıcı girişimciliği gözlemek adına gerçekten heyecan verici.

Son blog yazılarımda dikkatinizi çekmiş olmalı; cihazlara işlev tanımlama, birbiriyle konuşturma konusuna ilgim her geçen gün artıyor. İnternete bağlanabilir ve programlanabilir ürünleri temel alan bu heves bazen mantığı zorlayan bütçelere boyun eğmeyi gerektirebiliyor.

Son dönemde ilgimi çeken iki örneğe bakalım.

Programlanabilir düğme: The bttn

Adından da anlaşılacağı gibi bttn (İngilizce’deki düğme anlamına gelen ‘button’ kelimesinden türetme) dev boyutlu bir düğme. Farklı renk seçenekleri var. Kablosuz ağınızdan internete bağlanıyor ve istediğiniz şeyleri yapmak için programlanabiliyor. Programlama deyince gözünüz korkmasın; yapacağınız alt tarafı IFTTT sitesinde ikoknları sürükleyip bırakarak senaryolar oluşturmak (IFTTT de ayrı bir hastalık, başka zaman bakarız).

bttn_official_web

Ürünün hikayesi de ilginç. İki sene önce bir restoranda oturan iki arkadaş “garsonu çağırmak için bir düğme olsaydı ne güzel olurdu” diye sohbete dalınca (insanı yaşama küstüren o Avrupa garsonları) diğer arkadaş da yaşlı annesine tek düğmeye basınca kendini aramasını sağlayabilmenin ne hoş olacağından bahseder. Sohbetin sonunda bttn fikri çıkar.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

NFC ile akıllı yaşam senaryoları

NFC terimi mutlaka kulağınıza çalınmış olmalı. Tam açılımı Near Field Communication. Türkçeye Yakın Alan İletişimi olarak çevirebiliriz (en azından ben senelerdir öyle yazıyorum). Adından da anlayacağınız üzere birbirine yakın cihazların kendi aralarında (radyo dalgaları üstünden) iletişim kurmasını sağlıyor.

Meraklısına: Nedir bu NFC?

NFC hayatımıza ilk adımını IBM’in ARGE bölümünden ayrılıp Proximity Devices adlı şirketi kuran Charles Walton’ın 1983 yılında aldığı bir patentle attı.

2002 yılında Sony ve Philips bu yapıyı kendi ürünlerinde kullanmak üzere anlaştı. 2004’te aralarına Nokia da katıldı. 2006’da standartları belirlendi. Nihayetinde bir ürün olarak hayatımıza ilk olarak 2006 yılında Nokia’nın 6131 modeliyle girdi.

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bu kısa tarihçeden göreceğiniz gibi ‘teknoloji dünyası hızla ilerliyor’ kalıbı çoğu zaman bir hurafeden öte değil. NFC’nin miladını Walton’ın patentinden başlatsak 23; Philips ve Sony’nin işbirliğine bağlasak 19 yıllık bir olgunlaşma döneminden bahsediyoruz.

Kağıt üstünde birçok kullanım alanı yaratacak, epey işe yarayacak gibi görünen bu yapı nedense bir türlü yaygınlaşamadı (aynen QR kod gibi).

Ortak bir standartta anlaşıp onun üstüne dev bir ekosistem geliştirmek yerine kendine güvenen her oluşum kendi benzer standardının üstüne gitti. Her biri farklı yetenekler ve kullanım amaçlarına sahip olsa da RFID, Bluetooth, iBeacon, Zigbee, Rubee gibi pek çok emsal hem üreticilerin hem de tüketicilerin kafasını allak bullak etti, ediyor (bu standartların hepsi aslında bir yazıyı hak ediyor, belki ileride bakarız).

NFC’nin ‘near’ detayı önemli çünkü iletişim için gerçekten çok yakın olmak gerekiyor (maksimum menzili 20 santimetre). İletişim kapasitesi de yüksek değil. Bu yüzden veri transferinden çok bir olayı tetiklemek için kullanılıyor.

Türkiye’deki en popüler kullanım alanı otoyol gişe geçiş sistemleri (OGS, KGS, HGS), yeni nesil pasaportlar ve temassız kredi kartları oldu (İstanbullular için İstanbul Kart‘ı da unutmayalım).

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC'nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC’nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Continue Reading →

Bu yazıya 40 yorum yapıldı.

Kablosuz internet macerasında mutlu son

Evimize internet nimetini kablosuz olarak dağıtma maceramı önceki bir yazımda detaylarıyla aktarmış ve olası diğer gelişmeleri de paylaşacağımı söylemiştim.

Özetlemek gerekirse:

  • 2. dereceden tescilli bir tarihi evde yaşıyoruz. Müteahhitlerin beton ve demiri acımadan kullandığı dönemlerden kalma kalın taş duvarlı yapı anlayacağınız.
  • Mimari açıdan birçok avantaj sağlayan bu tarz, interneti dağıtmak isteyince dişli bir engele dönüşüyor.
  • Aradaki mikrodalga fırın, aynı kanaldan sinyal dağıtan kablosuz erişim noktaları gibi bozucuları da katınca odalara interneti kablosuz olarak dağıtmak başlıca bir soruna dönüşüyor.

Aradan geçen sürede yaptığım çeşitli alternatif denemelerim de ne yazık ki tatminkar bir sonuç vermedi. İki hafta öncesine kadar.

İlginç bir ayrıntı olarak doksanlı yıllardan beri hayatımızda olmasına rağmen TP-Link ailesinden hiçbir ürünü uzun süreli kullanma fırsatım olmamıştı. Şeytanın bacağını Archer C7 (AC1750) ile kırdım.

ArcherC7(UN_1

En önemli ayrıntıyı en başta paylaşayım; Archer C7 modem değil; router (yönlendirici). Yani görevi (ve yeteneği) internete bağlanmak değil, kendisine ulaştırılan bağlantıyı yerleştiği mekana en verimli şekilde dağıtmak. Daha da açık bir ifadeyle C7 internete bağlanmak için kullandığınız modemin ucuna bağlayacağınız ekstra bir katman.

Modemime (ZyXEL P-660HN-F1Z) bağladıktan sonra web arayüzünden ayarlamak birkaç dakika sürmedi bile.

Bir bakışta Archer C7

Dikkat çekici özelliklerine bakacak olursak:

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.

Dijital içeriği TV’den seyretmek

Bu yazı televizyonlarınızı akıllı ve elinizdeki diğer elektronik cihazlarla uyumlu / anlaşabilir hale getirme arayışımdaki tecrübelerimi içeriyor. Biraz uzun gelebilir ama tahmin edemeyeceğiniz kadar daha çok zamanda edinilmiş birikimlerdir. Aşağıdaki bölüm neden böyle bir arayışa girdiğimi aktaran bir özet. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz.

Yazının Özeti: Benim gibi harici (ya da bilgisayarınızda) depoladığınız medyaya TV’den keyifle erişmek gibi bir derdiniz varsa hemen bir Raspberry Pi alın, Xbian yükleyin ve keyfini sürün! İnternetten tüketeceğiniz ve yüklediklerinizle zenginleştireceğiniz, gelişime en açık platformlardan birini kurmuş olacaksanız. Üstelik mevcut -neredeyse kusursuz- ama kesinlikle en ekonomik çözüm olduğu da kesin.

chromecast-living-room-tv

Meraklısı için: Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydum?

Neredeyse hiçbiri vaat ettiklerini sunmasa da satın aldığımız ürün ve hizmetlerle hayatımızı güzelleştireceğimize inanmaya pek meyilliz. Çünkü kolayımıza geliyor. Zaten satın aldıklarımızı kullanım amaçları için değil; fayda sağlayabilme ihtimali için alıyoruz.

Hiç gitmeyeceğiniz spor kulübü üyeliği gibi.

Her akşam yarım saat yürüyüş yapmak yerine bir spor merkezi üyeliği satın almak daha kolay geliyor. Esas meselenin spora yazılmak değil gitmek olduğunu görmezden geliyoruz. İkincisi parayla satılmıyor. O yüzden daha etkili ve faydalı. Para harcadığımız şeylerin vicdani sorumluluk yaratmasını bekliyoruz ama o da kısa zamanda buhar olup gidiyor. Hep daha önemli bir şeyler çıkıyor, değil mi? Ama spor üyeliğiniz var mı; var! Üstelik bu Pazartesi mutlaka düzenli gitmeye başlayacaksınız (başlayamadı).

Bu ruh halinin zirvesi teknoloji. Kitap okuma hevesiyle alınan e-kitap okuyucular bir yerde tozlanıyor. Tabletler, oyun konsolları cabası. Varlıkları garip bir huzur veriyor ama çoğuyla aslında neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Üstelik yenileri çıkınca dertler yeniden başlıyor.

Neredeyse hiç televizyon seyretmiyorum. Youtube ve Vimeo’dan zaman kalmıyor. TV’de kaçırdığım şeyler olursa onları da bu sitelerden takip ediyorum. Bir de torrentten çektiklerim var. Tükettiğim şeyler kabaca şöyle:

İzleme konusunda tercihim stream. Yani bir şeyi indirmeyi sevmiyorum / tercih etmiyorum. Çoğu izlediğimi bir daha izlemiyorum. Çekince gereksiz yer kaplıyor. Üstelik zamanında çok çektiğim indirme hastalığı bir noktadan itibaren izleme yerine çekme hırsına kaptırıyor insanı. Asla izlenmeyecek dizi, film; dinlenmeyecek şarkılardan gigabayt dağları…

Mecburen indirdiğim (veya benim için çok özelse arşiv adına sakladığım) şeyler daha önce değindiğim GoFlex sistemimde.

Bu içeriği 27 inç bilgisayar ekranımda, tabletimde ya da telefonumda izliyorum. Ama temel hedefim salondaki televizyon ekranında izleyebilmek. Çünkü bilgisayarda bir şey izlerken Evernote’a not alayım, bahsi geçen o konuyu Google’da araştırayım derken ana olaydan kopuyorum (sonra o notlar ayrı bir araştırma çilesine dönüşüyor).

Bu arayışta 4 ürünü deneme fırsatım oldu.

  • GK802 Android TV stick.
  • Apple TV.
  • Google ChromeCast.
  • Raspberry Pi.

Bu yazı bunların kurulumu ve kullanımına dair mümkün olduğunca basit ve anlaşılabilir izlenimlerimi içerecek.

Continue Reading →

Bu yazıya 56 yorum yapıldı.

Google ile hayatın ürpertici tarafı

Bir iş seyahati sebebiyle bu haftamın 2 günü İzmir’de geçti. 1 gecelik konaklama için bana yardımcı olan kişi Wyndham Özdilek adlı bir oteli tercih etmiş. Sitesinden güzel bir otele benziyordu ama haritada şehre biraz uzak görünüyordu. İzmir’i pek bilmediğimden işi sürprize bırakmak istemedim. Bir günlük de olsa odada epey çalışmam gerekeceğinden (ki öyle de oldu) rezervasyonumu yerini ve odalarını daha önce tecrübe ettiğim Swissotel‘e kaydırdım.

Merkezi konumu sayesinde bir akşam kaçamağı yapıp tesadüfen orada bulunan eski bir dostumla, otele yürüme mesafesindeki Balıkçı Hasan‘da muhabbet fırsatı yakaladım. Her şey leziz, fiyatlar makul, ortam ve hizmet gayet iyiydi. Ziyaret ederseniz, aklınızda olsun. (Hepsi bir yana, girip çıkarken bir Botero eseriyle karşılaşma fırsatı bile Swissotel’i tercih etmem için yeterliydi).

Konumuza dönelim.

Elimin altında bir sürü akıllı telefon var. Sürekli de yenisi geliyor denemem için. Bu karmaşadaki tek kurtarıcım Google. E-posta, takvim, belge, sunum, telefon rehberi, fotoğraf albümü, şarkılar, videolar, yapılacaklar listesi, bookmarklar, uygulama ayarları, şifreler ve benzeri neyim varsa Google Apps hizmetlerinde. Kullanıcı adı / şifremi girer girmez elimdeki her cihaz her şeyiyle benim oluyor. Alışma derdi, sıkıntısı kalmıyor.

Bu aralar telefon olarak LG G2 kullanıyorum (her açıdan şu ana kadar kullandığım en iyi telefon diyebilirim. Hiç şarj etmeden yatana kadar idare etmesi bile benim için yeterli. malum dertler) iPhone dahil her cihazımda olduğu gibi onda da ilk yüklediğim şey Google Now oldu. Bu hizmet hiç ummadığım anlarda ve yerlerde hiç ummadığım şekillerde sunduğu desteklerle hayatımı kolaylaştırıyor.

Bu yüzden LG G2’nin ana ekranımda da en büyük yeri ona ayırdım.

Fakat bu İzmir seyahatinde Google Now’ın umulmadık desteğinin EN umulmadık örneğine şahit oldum.

Continue Reading →

Bu yazıya 54 yorum yapıldı.

Akıllı evin temel yapı taşı: kablosuz internet

Evinden çalışan ve işini de, eğlencesini de büyük oranda teknolojik cihazlar üstünden yürüten biri olarak internet erişimi benim için elektriğin kendisi kadar önemli. Hani o geleneksel “cep telefonları yokken biz nasıl yaşıyorduk?” kalıbı var ya; asıl “internet yokken bilgisayarda ne yapıyorduk?” diye düşünmemiz gerekiyor. Sahi bilgisayar, cep telefonu ya da tablet dediğimiz şeyler internet olmasa (bugün) ne işimize yarardı, düşündünüz mü?

akilliev

Bu mutlu tabloyu yaratmak göründüğü kadar kolay değil.

Google hesabım üstünden birbiriyle senkronize çalışan cep telefonu, tablet, bilgisayar gibi birçok cihazım var. Tamamı kablosuz internet erişiminden besleniyor ve birbiriyle haberleşiyor. Test için gelen cihazlar, televizyon(lar), medya merkezi ve yedekleme birimi olarak hizmet veren harici diskim, Playstation ve Wii oyun konsolları, yazıcım (hatta tartı) gibi cihazlar da eklenince internet (ve hepsinin birbiriyle konuştuğu yerel ağ) evin beynine dönüşüyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 33 yorum yapıldı.

Vespa’ya USB portu takmak

Bulduğum her fırsatta Vecihi ile uzun turlar atıyorum. Hayatta en keyif aldığım şeylerin başında geliyor. Fakat büyük bir sıkıntının da kaynağı. Navigasyondan mesajlaşmaya, video / fotoğraf çekmeden konuşmaya kadar her derdime koşan cep telefonumunun şarjı bu uzun seyahatlerde yeterli olmuyor. Bir yerde durup priz bulup şarj etmek de her zaman mümkün olmuyor. Bazen seyahatlerimden kesitleri videoya çekmek istiyorum ancak bu şarjı en tüketen şeylerden biri olduğu için onu da yapamıyorum. Cep telefonu bir anlamda motosikletçinin can simidi. Ne zaman ne olacağını, nerede ihtiyaç duyacağınızı bilemezsiniz. Çoğu yerde sizi hayata bağlayan tek şey.

LARGE_vespa_gtspp-bkBu derdi çözmek için bir süredir arayışlardaydım. En akla yatkın çözüm Vespa’ların sol üst tarafına denk gelen parçanın yerine takılan aksesuardı (sağdaki fotoğraf). Fakat hepi topu bir USB portu için 50 dolar ve nakliye ücreti vermeye gönlüm razı gelmiyordu. Aramaların devamında tam aradığım şeyi (elbette yine) DealExtreme’de buldum. 20264 (9 buçuk lira) ve 20872 (8,5 lira) kodlu iki çakmak soketi aynı işi çok daha ekonomik bir bedele görüyordu (bunlar aslında motosiklet değil, tekneler için üretilen hava, toz ve serpinti suya dirençli marin tipi yuvalar. Ama bizim de derdimizi çözüyor sonuçta).

Hemen siparişi verip getirttim. Fakat tam olarak nereye yerleştireceğim konusunu kafamda netleştiremiştim.

Biraz daha iyi gibi görünen 20872 kodlu ürünü alıp Beşiktaş’taki Genç Moto‘un yolunu tuttum. Montaja dair iki fikrim vardı. Fotoğrafını paylaştığım üründeki gibi eldiven gözünün üstüne ya da (bana daha mantıklı gelen) torpido gözünün içine yerleştirmek.

Torpido gözünün içinde hem meraklıların kurcalamasını engelleyecek hem de yağmur-çamurda dahi kapalı, güvenli bir ortamda telefonu şarj edebilecektim. Genç’in de aklına bu ikinci fikir yattı ve vidaları gevşetmeye başladık (fotoğrafların üstüne tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz).

Takmayı planladığımız çakmak yuvası buydu. Görünen parçalar içinden çıkan standart bileşenler. İhtiyaç duyulan her şey de bundan ibaret zaten.

Takmayı planladığımız çakmak yuvası buydu. Görünen parçalar içinden çıkan standart bileşenler. İhtiyaç duyulan her şey de bundan ibaret zaten.

Şarj cihazına elektriği alarm ya da ısıtmalı elcik için ayrılan boş yuvalardan almaya karar verdik. Bunlar sol üstteki kapakçığın altında yer alıyor. Kapağı söküp hazırlıklara başladık.

Bu port aynı zamanda servis bilgisayarına bağlantı yapmak için de kullanılıyor.

Bu port aynı zamanda servis bilgisayarına bağlantı yapmak için de kullanılıyor.

Sarsıntılarda şarjdan çıkma sorunu yaşamamak için torpido gözünün alt kısmını seçtik. Her şey çok basit ilerleyecek gibi görünüyordu.

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Chromecast, Netflix ve Türkiye

Google’ın geçtiğimiz gün tanıttığı Chromecast bilgisayar, cep telefonu ya da tabletinizin ekranındaki içeriği televizyon ekranına yansıtmaya yarayan bir donanım. Pek çok kişi için hala bir arama motoru olarak algılansa da asıl işi reklam satmak olan Google kendine mümkün olan her mecrada yer edinmek için elinden geleni yapıyor. Chromecast de Chromebox ve Chromebook‘tan sonra bu yarıştaki en yeni kulvar.

Videonun sonunda da göreceğiniz gibi 35 dolarlık şaşırtıcı bir fiyata sahip. Kabaca özetlemek gerekirse televizyonunuza HDMI girişinden bağlanan Chromecast, wifi özellikli bir medya oynatıcısı. Taktığınız her televizyonda anında kullanmaya başlayabiliyorsunuz.

Fakat tahmin edeceğiniz gibi bu cihaz (henüz diyelim) Türkiye’de satılmıyor.

Screen Shot 2013-07-25 at 1.24.01 AM

Gelelim 35 dolara adım attığımız bu dünyada bizi ne beklediğine. Chromecast ile (Türkiye’ye hizmet vermeyenGoogle Play Movies & TV, (Türkiye’ye hizmet vermeyen) Netflix ve Youtube videolarını seyredebiliyor; Chrome web tarayıcınızında açılan her şeyi televizyondan izleyebiliyorsunuz.

Esas mesele de bu son paragrafta gizli. Bu cihazın en heyecan verici iki içerik kaynağı (Google Play ve Netflix) Türkiye’ye hizmet vermiyor.

Netflix içeriğine Türkiye’den ulaşmak

Oysa (Google Play pek umrumda değil ama) Netflix benim gibi televizyon içeriğine meraklı olmayanlar için bile bir derya (ayda 8 dolar). Yetişkinler için yüzlerce dizi, film ve belgesel; çocuklar içinse eş muazzamlıkta tıklayıp izleyebileceğiniz dev bir içeriğe sahip. Bütün içeriği için (İngilizce) altyazı desteği var.

Continue Reading →

Bu yazıya 52 yorum yapıldı.