Haftanın Özeti: 27

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

[nextpage title=”Genel Gündem” ]

Genel Gündem

  • Baltimore şehrinde gözaltında omuriliğinde oluşan ağır hasarlar sebebiyle hayatını kaybeden Freddie Gray için başlayan protestolar ABD’de sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı, asker müdahalesi gibi pek de alışık olunmayan bir dizi önlemi hayata geçirdi. Fotoğraflar olayın boyutlarını göstermek adına yardımcı olabilir.

eylemler

  • Bu ‘ana yüreği’ denen şey dünyanın her yerinde aynı. Baltimore olayları bize bunu bir kere daha gösterdi. Eylemleri televizyondan izlerken oğlunu gören bir anne olay yerine giderek evladını kelimenin tam anlamıyla evire-çevire, döve-döve evine götürdü. Buna Türkçe dublaj yapmak hiç zor olmazdı mesela.

  • Aynı olaylar bize bir şeyi daha hatırlattı. Sosyal medya yanlış / sahte bilgi yayılması için rakipsiz derecede kusursuz bir ortam. Bununla baş etmeyi öğrenene kadar çok canlar yanacak.

Continue reading →

Haftanın Özeti: 11

Ne demiş eskiler; “İstanbul’a kar düşmeden, memlekete kış gelmez“. Meşhur rutubetle birleşince kılıca benzeyen rüzgarıyla soğuk mu soğuk bir İstanbul haftasında, 5 – 11 Ocak 2015 tarihleri arasında sizinle paylaşmaya değer bulduğum gelişmeler şöyle sıralanıyor:

 Genel Yaşam

  • Bu haftaya damgasını vuran olay şüphesiz Fransa’nın başkenti Paris’teki Charlie Hebdo’ya yönelik terör saldırısıydı.  Guardian gazetesi bu olayı çok güzel bir arayüzle derledi. Bakmanızı tavsiye ederim. Bu olayda benim için en şaşırtıcı detay teröristlerin saldırıyı yaparken yanlış adrese gidip iki inşaatçıyla karşılaşması, onlardan doğru adresi alması (ve onları da öldürmesi) oldu. Bu çok garip değil mi? Böyle bir eylem keşif çalışması yapmadan nasıl gerçekleştirilmiş olabilir? Terör tarihinde bir ilk olarak değerlendirilebilir. Öte yandan olay o kadar korku yarattı ki haber siteleri konuyla ilgili görsellerinde dergiyi sansürlediler. Bu terör eyleminin hedefine fazlasıyla ulaştığı anlamına gelir.
  • Olayın ardından #JeSuisCharlie etiketiyle gerçekleşen Twitter paylaşımları aşağıdaki gibi gerçekleşti.

  • Bu mesaj daha beklenmedik yerlerde de karışmıza çıktı.
  • Çizerler ise çizginin intikamını yine çizgiyle aldılar.
  • Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg ise bu olayın ardından “Birileri farklı sesleri susturmak istiyor, Facebook’ta böyle bir şeyin olmasına asla müsade etmeyeceğim” şeklinde görüşünü dile getirdi. Zuckerberg için Facebook’a para vermeden takipçilerinize ulaşmaya çalışmayın da gerisi kolay. Birileri de bir gün o tavrı ‘ses kısma’ olarak algılar mı dersiniz?
  • Fransa’nın gölgesinde kaldı ama Nijerya’da da İslamcı Terör Örgütü Boko Haram aynı gün 2 bin kişi öldürdü. 2 değil, 2 yüz değil; 2 BİN!
  • Back to the Future, We are the World, Pictionary, NES, Microsoft Windows… Ne mi bunlar? Bu yıl 30 yaşına basan 30 şeyden birkaçı.
  • Selfie çubuklarıyla o güzel cemalimizi çektik, paylaştık. Peki o güzelim kalçalarımızı nasıl çekeceğiz? Elbette ‘belfie’ çubuğuyla!

Continue reading →

Düğmelere üfleyen insanlar

Hepimizin hayalleri var ama çok azımız onları gerçekleştirecek paraya sahip. Bu açmazı çözüp rüyaları gerçeğe dönüştürmenin en pratik yöntemlerinden biri de internet sayesinde can bulan kitle fonlama (crowdfunding). Ortak hayallare sahip olanların bütçelerini inandığı birinde toplayarak sermayeyi sağlaması olarak özetleyebiliriz. En güzeli; bu modelde girişimci de yatırımcı da tüketici de kazanıyor (mikro-yatırımcı olarak desteklediğiniz proje hayata geçtiğinde o ürün ya da hizmete ek bir ücret ödemeden sahip oluyorsunuz örneğin).

Bu modelle 2007 yılında Sellaband sitesi sayesinde tanışmış, birkaç gazete yazımda daha nimetlerinden dem vurmuştum (meraklısına: 1, 2, 3, 4). Türkiye’de de nice yüz akı projede bu model can suyu işlevi gördü.

Uluslararası ölçekte bu akımın sivrilmiş iki sitesi var: Kickstarter ve Indiegogo. İkisinde de sıkça dolanıp ne var ne yok bakıyorum. Şahsen fonlayıp desteklediğim birkaç projenin ötesinde, normalde hayata geçmesi imkansız ilginç nice fikrin bir bir gerçeğe dönüşünü izlemek, yaratıcı girişimciliği gözlemek adına gerçekten heyecan verici.

Son blog yazılarımda dikkatinizi çekmiş olmalı; cihazlara işlev tanımlama, birbiriyle konuşturma konusuna ilgim her geçen gün artıyor. İnternete bağlanabilir ve programlanabilir ürünleri temel alan bu heves bazen mantığı zorlayan bütçelere boyun eğmeyi gerektirebiliyor.

Son dönemde ilgimi çeken iki örneğe bakalım.

Programlanabilir düğme: The bttn

Adından da anlaşılacağı gibi bttn (İngilizce’deki düğme anlamına gelen ‘button’ kelimesinden türetme) dev boyutlu bir düğme. Farklı renk seçenekleri var. Kablosuz ağınızdan internete bağlanıyor ve istediğiniz şeyleri yapmak için programlanabiliyor. Programlama deyince gözünüz korkmasın; yapacağınız alt tarafı IFTTT sitesinde ikoknları sürükleyip bırakarak senaryolar oluşturmak (IFTTT de ayrı bir hastalık, başka zaman bakarız).

bttn_official_web

Ürünün hikayesi de ilginç. İki sene önce bir restoranda oturan iki arkadaş “garsonu çağırmak için bir düğme olsaydı ne güzel olurdu” diye sohbete dalınca (insanı yaşama küstüren o Avrupa garsonları) diğer arkadaş da yaşlı annesine tek düğmeye basınca kendini aramasını sağlayabilmenin ne hoş olacağından bahseder. Sohbetin sonunda bttn fikri çıkar.

Continue reading →

NFC ile akıllı yaşam senaryoları

NFC terimi mutlaka kulağınıza çalınmış olmalı. Tam açılımı Near Field Communication. Türkçeye Yakın Alan İletişimi olarak çevirebiliriz (en azından ben senelerdir öyle yazıyorum). Adından da anlayacağınız üzere birbirine yakın cihazların kendi aralarında (radyo dalgaları üstünden) iletişim kurmasını sağlıyor.

Meraklısına: Nedir bu NFC?

NFC hayatımıza ilk adımını IBM’in ARGE bölümünden ayrılıp Proximity Devices adlı şirketi kuran Charles Walton’ın 1983 yılında aldığı bir patentle attı.

2002 yılında Sony ve Philips bu yapıyı kendi ürünlerinde kullanmak üzere anlaştı. 2004’te aralarına Nokia da katıldı. 2006’da standartları belirlendi. Nihayetinde bir ürün olarak hayatımıza ilk olarak 2006 yılında Nokia’nın 6131 modeliyle girdi.

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bu kısa tarihçeden göreceğiniz gibi ‘teknoloji dünyası hızla ilerliyor’ kalıbı çoğu zaman bir hurafeden öte değil. NFC’nin miladını Walton’ın patentinden başlatsak 23; Philips ve Sony’nin işbirliğine bağlasak 19 yıllık bir olgunlaşma döneminden bahsediyoruz.

Kağıt üstünde birçok kullanım alanı yaratacak, epey işe yarayacak gibi görünen bu yapı nedense bir türlü yaygınlaşamadı (aynen QR kod gibi).

Ortak bir standartta anlaşıp onun üstüne dev bir ekosistem geliştirmek yerine kendine güvenen her oluşum kendi benzer standardının üstüne gitti. Her biri farklı yetenekler ve kullanım amaçlarına sahip olsa da RFID, Bluetooth, iBeacon, Zigbee, Rubee gibi pek çok emsal hem üreticilerin hem de tüketicilerin kafasını allak bullak etti, ediyor (bu standartların hepsi aslında bir yazıyı hak ediyor, belki ileride bakarız).

NFC’nin ‘near’ detayı önemli çünkü iletişim için gerçekten çok yakın olmak gerekiyor (maksimum menzili 20 santimetre). İletişim kapasitesi de yüksek değil. Bu yüzden veri transferinden çok bir olayı tetiklemek için kullanılıyor.

Türkiye’deki en popüler kullanım alanı otoyol gişe geçiş sistemleri (OGS, KGS, HGS), yeni nesil pasaportlar ve temassız kredi kartları oldu (İstanbullular için İstanbul Kart‘ı da unutmayalım).

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC'nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC’nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Continue reading →

Kablosuz internet macerasında mutlu son

Evimize internet nimetini kablosuz olarak dağıtma maceramı önceki bir yazımda detaylarıyla aktarmış ve olası diğer gelişmeleri de paylaşacağımı söylemiştim.

Özetlemek gerekirse:

  • 2. dereceden tescilli bir tarihi evde yaşıyoruz. Müteahhitlerin beton ve demiri acımadan kullandığı dönemlerden kalma kalın taş duvarlı yapı anlayacağınız.
  • Mimari açıdan birçok avantaj sağlayan bu tarz, interneti dağıtmak isteyince dişli bir engele dönüşüyor.
  • Aradaki mikrodalga fırın, aynı kanaldan sinyal dağıtan kablosuz erişim noktaları gibi bozucuları da katınca odalara interneti kablosuz olarak dağıtmak başlıca bir soruna dönüşüyor.

Aradan geçen sürede yaptığım çeşitli alternatif denemelerim de ne yazık ki tatminkar bir sonuç vermedi. İki hafta öncesine kadar.

İlginç bir ayrıntı olarak doksanlı yıllardan beri hayatımızda olmasına rağmen TP-Link ailesinden hiçbir ürünü uzun süreli kullanma fırsatım olmamıştı. Şeytanın bacağını Archer C7 (AC1750) ile kırdım.

ArcherC7(UN_1

En önemli ayrıntıyı en başta paylaşayım; Archer C7 modem değil; router (yönlendirici). Yani görevi (ve yeteneği) internete bağlanmak değil, kendisine ulaştırılan bağlantıyı yerleştiği mekana en verimli şekilde dağıtmak. Daha da açık bir ifadeyle C7 internete bağlanmak için kullandığınız modemin ucuna bağlayacağınız ekstra bir katman.

Modemime (ZyXEL P-660HN-F1Z) bağladıktan sonra web arayüzünden ayarlamak birkaç dakika sürmedi bile.

Bir bakışta Archer C7

Dikkat çekici özelliklerine bakacak olursak:

Continue reading →