Tag Archives | akıllı ev

Haftanın Özeti: 11

Ne demiş eskiler; “İstanbul’a kar düşmeden, memlekete kış gelmez“. Meşhur rutubetle birleşince kılıca benzeyen rüzgarıyla soğuk mu soğuk bir İstanbul haftasında, 5 – 11 Ocak 2015 tarihleri arasında sizinle paylaşmaya değer bulduğum gelişmeler şöyle sıralanıyor:

 Genel Yaşam

  • Bu haftaya damgasını vuran olay şüphesiz Fransa’nın başkenti Paris’teki Charlie Hebdo’ya yönelik terör saldırısıydı.  Guardian gazetesi bu olayı çok güzel bir arayüzle derledi. Bakmanızı tavsiye ederim. Bu olayda benim için en şaşırtıcı detay teröristlerin saldırıyı yaparken yanlış adrese gidip iki inşaatçıyla karşılaşması, onlardan doğru adresi alması (ve onları da öldürmesi) oldu. Bu çok garip değil mi? Böyle bir eylem keşif çalışması yapmadan nasıl gerçekleştirilmiş olabilir? Terör tarihinde bir ilk olarak değerlendirilebilir. Öte yandan olay o kadar korku yarattı ki haber siteleri konuyla ilgili görsellerinde dergiyi sansürlediler. Bu terör eyleminin hedefine fazlasıyla ulaştığı anlamına gelir.
  • Olayın ardından #JeSuisCharlie etiketiyle gerçekleşen Twitter paylaşımları aşağıdaki gibi gerçekleşti.

  • Bu mesaj daha beklenmedik yerlerde de karışmıza çıktı.
  • Çizerler ise çizginin intikamını yine çizgiyle aldılar.
  • Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg ise bu olayın ardından “Birileri farklı sesleri susturmak istiyor, Facebook’ta böyle bir şeyin olmasına asla müsade etmeyeceğim” şeklinde görüşünü dile getirdi. Zuckerberg için Facebook’a para vermeden takipçilerinize ulaşmaya çalışmayın da gerisi kolay. Birileri de bir gün o tavrı ‘ses kısma’ olarak algılar mı dersiniz?
  • Fransa’nın gölgesinde kaldı ama Nijerya’da da İslamcı Terör Örgütü Boko Haram aynı gün 2 bin kişi öldürdü. 2 değil, 2 yüz değil; 2 BİN!
  • Back to the Future, We are the World, Pictionary, NES, Microsoft Windows… Ne mi bunlar? Bu yıl 30 yaşına basan 30 şeyden birkaçı.
  • Selfie çubuklarıyla o güzel cemalimizi çektik, paylaştık. Peki o güzelim kalçalarımızı nasıl çekeceğiz? Elbette ‘belfie’ çubuğuyla!

Continue Reading →

Bu yazıya 30 yorum yapıldı.

Apple TV ile bittorrent film izlemek

İçinde izleyecek şey bulmak zor olsa da televizyonlar yaygınlığı ve büyük ekranlarıyla hala hayatın demirbaşları arasında. Bence daha önemli ayrıntılarından biri -her ne kadar akıllı / internete bağlı örnekleriyle durum değişmeye başladıysa da- hala sadece tek bir şey yapabildiğimiz ender elektronik cihazlardan oluşu. Yani diğer elektronik ekranlarımızın aksine TV ekranında hala sadece yayını izliyoruz (o yüzden bir elimizde sürekli cep telefonu, dizüstü PC ya da tabletler var. FOMO!).

Televizyonu daha akıllı ve faydalı hale getirmek için bulduğum çözümleri fırsat buldukça paylaşıyorum ve yorumlardan anladığım kadarıyla birçok kişinin de işine yarıyor. Bu yazıda da benzer şekilde ‘filmsever’ Apple TV sahiplerini sevindireceğini düşündüğüm TorrenTV adlı yeni bir yazılımdan söz edeceğim.

Apple'ın sunduğu dünya sizin için yeterliyse Apple TV harika. Ama bir adım öteye gitmek isteyince işler değişiyor.

Apple’ın sunduğu dünya sizin için yeterliyse Apple TV harika. Ama bir adım öteye gitmek isteyince işler değişiyor.

Bir hevesle aldığım yeni nesil Apple TV’nin jailbreak işlemine uygun olmaması ve beni iTunes evreninin içine kıstırması (Apple felsefesi ekseninde) sürpriz olmamış ama yine de keyfimi kaçırmıştı. 2010 yılında aldığım ve hala keyifle kullandığım iMac‘im kablosuz ağlar üstünden görüntü aktarımı yapan Airplay standardını desteklemediği için Apple TV gözümde iyice manasızlaşmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

NFC ile akıllı yaşam senaryoları

NFC terimi mutlaka kulağınıza çalınmış olmalı. Tam açılımı Near Field Communication. Türkçeye Yakın Alan İletişimi olarak çevirebiliriz (en azından ben senelerdir öyle yazıyorum). Adından da anlayacağınız üzere birbirine yakın cihazların kendi aralarında (radyo dalgaları üstünden) iletişim kurmasını sağlıyor.

Meraklısına: Nedir bu NFC?

NFC hayatımıza ilk adımını IBM’in ARGE bölümünden ayrılıp Proximity Devices adlı şirketi kuran Charles Walton’ın 1983 yılında aldığı bir patentle attı.

2002 yılında Sony ve Philips bu yapıyı kendi ürünlerinde kullanmak üzere anlaştı. 2004’te aralarına Nokia da katıldı. 2006’da standartları belirlendi. Nihayetinde bir ürün olarak hayatımıza ilk olarak 2006 yılında Nokia’nın 6131 modeliyle girdi.

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bu kısa tarihçeden göreceğiniz gibi ‘teknoloji dünyası hızla ilerliyor’ kalıbı çoğu zaman bir hurafeden öte değil. NFC’nin miladını Walton’ın patentinden başlatsak 23; Philips ve Sony’nin işbirliğine bağlasak 19 yıllık bir olgunlaşma döneminden bahsediyoruz.

Kağıt üstünde birçok kullanım alanı yaratacak, epey işe yarayacak gibi görünen bu yapı nedense bir türlü yaygınlaşamadı (aynen QR kod gibi).

Ortak bir standartta anlaşıp onun üstüne dev bir ekosistem geliştirmek yerine kendine güvenen her oluşum kendi benzer standardının üstüne gitti. Her biri farklı yetenekler ve kullanım amaçlarına sahip olsa da RFID, Bluetooth, iBeacon, Zigbee, Rubee gibi pek çok emsal hem üreticilerin hem de tüketicilerin kafasını allak bullak etti, ediyor (bu standartların hepsi aslında bir yazıyı hak ediyor, belki ileride bakarız).

NFC’nin ‘near’ detayı önemli çünkü iletişim için gerçekten çok yakın olmak gerekiyor (maksimum menzili 20 santimetre). İletişim kapasitesi de yüksek değil. Bu yüzden veri transferinden çok bir olayı tetiklemek için kullanılıyor.

Türkiye’deki en popüler kullanım alanı otoyol gişe geçiş sistemleri (OGS, KGS, HGS), yeni nesil pasaportlar ve temassız kredi kartları oldu (İstanbullular için İstanbul Kart‘ı da unutmayalım).

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC'nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC’nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.

Continue Reading →

Bu yazıya 40 yorum yapıldı.

Akıllı evin temel yapı taşı: kablosuz internet

Evinden çalışan ve işini de, eğlencesini de büyük oranda teknolojik cihazlar üstünden yürüten biri olarak internet erişimi benim için elektriğin kendisi kadar önemli. Hani o geleneksel “cep telefonları yokken biz nasıl yaşıyorduk?” kalıbı var ya; asıl “internet yokken bilgisayarda ne yapıyorduk?” diye düşünmemiz gerekiyor. Sahi bilgisayar, cep telefonu ya da tablet dediğimiz şeyler internet olmasa (bugün) ne işimize yarardı, düşündünüz mü?

akilliev

Bu mutlu tabloyu yaratmak göründüğü kadar kolay değil.

Google hesabım üstünden birbiriyle senkronize çalışan cep telefonu, tablet, bilgisayar gibi birçok cihazım var. Tamamı kablosuz internet erişiminden besleniyor ve birbiriyle haberleşiyor. Test için gelen cihazlar, televizyon(lar), medya merkezi ve yedekleme birimi olarak hizmet veren harici diskim, Playstation ve Wii oyun konsolları, yazıcım (hatta tartı) gibi cihazlar da eklenince internet (ve hepsinin birbiriyle konuştuğu yerel ağ) evin beynine dönüşüyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 33 yorum yapıldı.

Chromecast, Netflix ve Türkiye

Google’ın geçtiğimiz gün tanıttığı Chromecast bilgisayar, cep telefonu ya da tabletinizin ekranındaki içeriği televizyon ekranına yansıtmaya yarayan bir donanım. Pek çok kişi için hala bir arama motoru olarak algılansa da asıl işi reklam satmak olan Google kendine mümkün olan her mecrada yer edinmek için elinden geleni yapıyor. Chromecast de Chromebox ve Chromebook‘tan sonra bu yarıştaki en yeni kulvar.

Videonun sonunda da göreceğiniz gibi 35 dolarlık şaşırtıcı bir fiyata sahip. Kabaca özetlemek gerekirse televizyonunuza HDMI girişinden bağlanan Chromecast, wifi özellikli bir medya oynatıcısı. Taktığınız her televizyonda anında kullanmaya başlayabiliyorsunuz.

Fakat tahmin edeceğiniz gibi bu cihaz (henüz diyelim) Türkiye’de satılmıyor.

Screen Shot 2013-07-25 at 1.24.01 AM

Gelelim 35 dolara adım attığımız bu dünyada bizi ne beklediğine. Chromecast ile (Türkiye’ye hizmet vermeyenGoogle Play Movies & TV, (Türkiye’ye hizmet vermeyen) Netflix ve Youtube videolarını seyredebiliyor; Chrome web tarayıcınızında açılan her şeyi televizyondan izleyebiliyorsunuz.

Esas mesele de bu son paragrafta gizli. Bu cihazın en heyecan verici iki içerik kaynağı (Google Play ve Netflix) Türkiye’ye hizmet vermiyor.

Netflix içeriğine Türkiye’den ulaşmak

Oysa (Google Play pek umrumda değil ama) Netflix benim gibi televizyon içeriğine meraklı olmayanlar için bile bir derya (ayda 8 dolar). Yetişkinler için yüzlerce dizi, film ve belgesel; çocuklar içinse eş muazzamlıkta tıklayıp izleyebileceğiniz dev bir içeriğe sahip. Bütün içeriği için (İngilizce) altyazı desteği var.

Continue Reading →

Bu yazıya 52 yorum yapıldı.

Bluetooth ile katlanan müzik keyfi

Bir itiraf: ben müzik dinlemeyi pek de seven biri değil(d)im. Hani şu arkada müzik çalmazsa yapamayanlar; hatta bizzat müzik dinlemek için çaba gösterenler vardır. İşte ben onlardan değilim. Meğer sebebi doğru dürüst bir ses sistemim olmamasıymış. Geç de olsa anladım.

Pikap satın alma maceramı burada aktarmıştım. Kısa sürede hoşuma gidenlerden (ve bulabildiklerimden) küçük ama güzel bir plak arşivim oldu. Yeni, güzel hoparlörlerimle şahlanan plak sesi kalitesi müzik dinleme keyfimi yeniden alevlendirdi. Ama malum, internet hepimizin arşivinden ÇOK daha fazlasını barındırıyor.

İnternet erişim hızımın artmasıyla beraber ‘indirme / çekme’ denen tutkumu çoktan terk ettim. Bir ara dinlerim, okurum, izlerim diye çöplüğe çevirdiğim; bir daha bakmayacağım gün gibi ortadayken disklerimi doldurduğum her şeyi seneler önce uçurdum. Bugün bir şey seyredeceksem de, dinleyeceksem de internetten ‘akıtıyorum’ (stream terimine bu çeviri daha anlamlı olmuyor mu?). Çok daha kolayıma geliyor.

kulakk

Dizi izlemem. Pek film takip ettiğim de söylenemez. Ama aklıma gelen çoğu yerli yabancı filmi HD kalitesinde Youtube’da bulabiliyorum. Benim esas hastalığım belgeseller (çok yakında Youtube belgesel playlistimi açacağım). Müzik konusundaki açlığımı yerli hizmetlere ek olarak VPN sayesinde kullanabildiğim çoğunluğu ABD ve Avrupa kökenli Pandora, Spotify gibi hizmetlerden gideriyorum..

Continue Reading →

Bu yazıya 30 yorum yapıldı.

İnternet kullanıcısının can simidi: VPN

Türkiye’de internete yönelik düzenleme çalışmaları malum. Youtube’a erişimin engellenmesiyle ayyuka çıkan mesele şimdi duruldu gibi geliyor çoğumuza ama yazıyı yazdığım şu an bile 29 bin 366 site erişime engelliydi. Elbette bu resmi rakam değil; bu konu hakkında zabıt tutmaya gönüllü grubun tespit edebildiği (yoksa rakamın 1 milyonu geçtiğini iddia edenler bile var). Devletimizin ilgili kurumu vatandaşın bu konuya yönelik bilgi edinme taleplerini kabul etmiyor. Çünkü bunlar devletlerin sansür ligindeki küresel sıralamasını da etkiliyor (kol kırılsın, yen içinde kalsın).

Devlet sansürü işin bir boyutu. Popülerliği yüzünden de revaçta. Ama tek boyut bu değil. Siteler de pekala sansür uygulayabiliyor. Örneğin Facebook’un hoşuna gitmeyen bir konuya dair linkleri Facebook’ta paylaşmanız mümkün değil. Tarihe geçen pek çok örnek var. İnsanları, fikirleri birleştiren dünyanın en büyük sosyal ağı Facebook’taki varlığımız, sesimiz, soluğumuz iki dudak cenderesinde. Sosyal medya halkın sesini duyuruyordu, herkese söz hakkı vermişti falan…

Devlet engeli, sitenin kendi engeli derken bir de kanuni engeller var. Yani telif haklarına bağlı kısıtlar. İnternet öncesi medya mecralarının kontrol edilebilir yapısından kalma düzenlemeler yani. Hatırlarsanız DVD’lerde bölge kodu diye bir şey vardı. Türkiye olarak 2 numaralı bölgede yer aldığımız bu denklem aynı zamanda film stüdyolarının dünyaya bakışını yansıtıyor:

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Bu haritanın anlatmak istediği şu: biz yaptığımız filmleri dağıtıp pazarlarken bir öncelik sırasına sahibiz. Bu yüzden her bölgedeki filmseverlerin bizim istediğimiz zaman ve sırada yapımlarımızı izlemesi gerekir (çünkü biz fiyatları da bölgelere göre değiştiririz!). Dolayısıyla bir filmin sinemalara girmesi ve sonradan DVD raflarında yerini alma sırasında önce (Kuzey Amerika olarak bilinen) ABD ve Kanada, sonra Avrupa, Ortadoğu ve Japonya, ardından Uzak Asya, falan filan…

(Benim istediğim gibi yaparsan) tamamen özgürsün

DVD oynatıcılar satın alınırken bölge koduna sahipti. Yani 1. bölgeye ait bir ülkeden aldığınız oynatıcıyla 3. bölgeye ait DVD’leri izleyemezdiniz. Bazılarında sadece 2 ya da 3 kere bölge kodu değiştirme hakkı vardı. Sonra sonuncu seçime kitleniyordu. DVD’nin popüler döneminde bu garip düzenlemeye kullanıcılar “yürü git lan” diyerek basit tuş kombinasyonlarıyla kilitleri aştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 125 yorum yapıldı.

Seagate GoFlex izlenimlerim

Bilgisayarında dosyalar tutanlardan değilim; bilen bilir. Seneler önce içinde her şeyi tuttuğum bilgisayarımı (daha doğrusu bilgisayar, cep telefonu, PDA gibi dönemin her türlü cihazını taşıyan çantamı) çaldırdıktan ve her şeyi kaybettikten beri mümkün olduğu kadar her şeyi internet hizmetlerinde tutmaya çalışıyorum.

Bir dönem işyerleri için kullanılan bu şemalar artık evleri temsil ediyor.

Merak edenler için: danışmanlık hizmetlerime yönelik senkronize olması gereken dosyalarım ve şifrelerimi bilgisayarlarım arasında ‘keychain‘ dosyasıyla eşleştirmek için Dropbox, belgeler, sunumlar, takvim, kontakt listem, epostalarım ve daha pek çok şey için için Google Apps, notlarım için Evernote, proje yönetimi için Basecamp, ilişki ve iş yönetimi için Highrise, yine şifre, lisans ve kredi kartı bilgilerini saklayan 1password, müzik dosyalarım için Google Play, sabit diskimi yedeklemek için Mozy gibi uzayıp giden irili ufaklı pek çok hizmet çoğunlukla hiçbir ücret almadan her işimi kusursuz şekilde yapmamı ve bilgisayarımda bir şey saklama derdinden kurtulmamı sağlıyor (ek tedbirlerim de yok değil).

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.