Tag Archives | abd

Hoşçakal Fidel!

Her Ademoğlu gibi seni de uğurladık; geride kalanlar olarak kendi sıramızı bekliyoruz.

Hakkında pek çok şey okudum ama tanıma, tanışma fırsatımız olmadı. İstanbul’u ziyaret ettiğin dönem seni takip eden basın heyetine katılamadığım için üzülmüştüm.

castro-on-stage

Zorlu şartlarına denk geldiğin vatanın ve insanına sevdan adına bir eksikliğin olduğunu sanmıyorum. Ama bu konuda ölçüyü kaçıran ve kendi doğrularına aşık her Ademoğlu gibi sen de ülkene olan aşkını onu boğacak, nefes alamayacak kadar çok sarılarak ifade ettin. Öyle sıkı sarıldın ki bırakamadın. Kimse onu senin kadar sevemez, kollayamaz sandın. Oysa doğada anne-babasına en uzun süre bağ(ım)lı kalan canlı türü olan insan dahi bir süre sonra kendi ayakları üstünde, kendi yoluna devam ediyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.

Yeraltından notlar

Film ve romanlardan bellediğim ABD’yi ilk defa 1993 yılında gördüm (hadi Amerika diyelim, kolay olsun). Yurtdışına ilk çıkışım değildi ama pek çok ilki orada yaşadım.

Yerin altını köstebek yuvası gibi saran küflü tünellerin içinde vızır vızır çalışan metrolar gibi.

Sistemini bir türlü çözemediğim türden bir haritayı okumayı gerektiren karman-çorman bir ulaşım sistemi. Yine de garip bir şekilde herkes yolunu tereddütsüz buluyor (ve istisnasız hepsi yürümekten yemeye, konuşmaktan içmeye şaşırtıcı bir telaş içinde).

NY-Subway_Station-42nd_Street_0057

Vagonda bir polis memuru gözüme çarptı. Amerikan polisi bizimkiler gibi gariban değil. Hepsi iri-yarı, heybetli. Bizim gibi salça-ekmekle büyümemiş çok belli. Yemiş, içmiş, semirmiş. Kaslar sporla şişmiş. Pantolonu jilet gibi ütülü. Üniformasının her kopçasından musibet def edici bir şeyler sallanıyor. Göğsünde parlak, dev bir yıldız, elinde karton bardakta kahvesi, ayakta dikiliyor.

Türkiye’deki meslektaşlarının bende bıraktığı fena anıların ürpertisiyle, yengeç gibi yaklaştım. Aklımda milyon soru. İfadesini bozmadan bakıp, başıyla çok küçük ‘merhaba’ tarzı bir jest yapınca muhabbet başladı. Kaç istasyon hakkım olduğunu bilmediğimden hızlıca, dilimin döndüğünce sıraladım soruları.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Türklerin uzaya yolladığı mesaj

Sahaflardan topladığım Bütün Dünya (Reader’s Digest‘in Türkçe edisyonu) dergisinin 1960’taki bir sayısında ‘Merih’ten önce kendimizi keşfedelim’ başlıklı bir yazı vardı (Amerikan sürümünden çeviri). Kafayı fazlasıyla uzaya taktığımız için Dünya’yı, insanoğlunu kenara ittiğimizden, araştırmayı bıraktığımızdan dert yanıyordu.

Bugün neredeyse tam tersi bir haldeyiz. Bir dönem bilim-kurgu’dan bilime, dizilerden filmlere, reklamlardan dergilere kadar herkesin ortak paydası uzaydı. Gezegenler, yolculuklar, uzay asansörleri, dünya dışı varlıklar, UFO’lar, uzay şehirleri ve dahası. Bugün heyecanımızı yeni oyun konsolları, tablet  bilgisayarlar ve cep telefonları aldı.

sport-in-space-colony-1977

Uzaya yönelik çalışmaların (bütün bütçe kesintilerine rağmen) sürdüğünün farkındayım. Fakat kamuoyu desteği ve ilgisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Belki sivil uzay çalışmaları gidişatı tersine döndürür.

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Bir öğle yemeğinden doğan özgürlük

Kuzey Carolina (Karolayna okunur) ABD’nin doğusunda bir eyalet. Kıtanın Avrupa tarafından keşfi sırasında İspanyollar tarafından 1567’de kurulmuş. ABD diye bir ülkenin kuruluşuyla sonuçlanacak bağımsızlık mücadelesinde İngiltere’ye karşı oluşturulan 13 bölgelik birliğin de ilk üyelerinden biri. Geliriniyse verimli (ve bol gelir getiren) tütün ve pamuk tarlalarına borçlu.

Tarımla biraz da olsa ilgili herkes bu iki ürün grubunun da ekim ve toplanma süresince ne denli emeğe muhtaç olduğunu bilir. Bugünün Türkiyesi’nde bile en büyük insan ve emek sömürüsü pamuk tarlalarında yaşanır. Batı’da sömürmek üzere işgal ettiği yeni toprakların kahrını Doğu’dan çaldığı zencilere çektirmeye kararlı Amerikalılar (daha doğrusu Avrupalı işgalciler), her gün Afrika’dan gemiler dolusu zenciyi kırbaç ve silah zoruyla, karın tokluğuna çalışmak için Yeni Dünya’ya taşır.

Hiçbir demokratik hakka sahip olmayan, insan bile sayılmayan ve Matrix’in pil insanları gibi sadece kas gücü olarak algılanan milyonlarca köle, kızgın güneş altında, pamuk tarlalarında, kuşaklar boyu çile çeker. 1808’de ülkeye gemilerle köle getirtmek yasaklanır ama bu da ülke içi köle ticaretini patlatır. 1860’ta köleliği sonlandırma hedefiyle seçime giren Abraham Lincoln Başkan olunca ülkeyi Kuzey ve Güney olarak ikiye bölen, 4 yıl süren ve 750 bini asker 1 milyon kişinin ölümüne yol açan Amerikan İç Savaşı patlak verir (o dönem Amerika nüfusu 31 milyon civarındaydı. Yani nüfusun kabaca yüzde 3’ünü bu iç savaşta heba olmuştur). 1864’te savaşın sona ermesiyle Meclis’te kabul edilen bir yasayla ülkede kölelik son bulur, mevcut köleler serbest bırakılır.

Ama bu sorunların sadece bir kısmıdır…

Düne kadar bir at kadar bile değeri olmayan zenciler artık vatandaştır. Ama zihinlerin bunu kabullenmesi kolay olmayacaktır. Hayat bir anda beyazlar ve siyahlar için beyaz ve siyah kadar net çizgilerle ayrılır. Siyahların tuvaletleri, otobüsleri, oturabilecekleri yerler, okuyabilecekleri okullar; kısacası her şeyleri farklıdır. Dahası, lütfettikleri kadarını bile onlara çok gören ırkçı beyazlar, kurdukları yasadışı Klu Klux Klan adlı örgütle geceleri evlerini basarak kaçırdığı zencileri diri diri yakar, asar ve linç eder.

Daha çok KKK adıyla anılan Klu Klux Klan çetesi yüzlerini tamamen gizleyen beyaz külahlı garip kıyafetleriyle 'faaliyet' anındayken bir kare.

Daha çok KKK adıyla anılan Klu Klux Klan çetesi yüzlerini tamamen gizleyen beyaz külahlı garip kıyafetleriyle ‘faaliyet’ anındayken bir kare. Bir linç eyleminin anatomisi.

Bir mıh bir nal, bir nal bir at…

Kuzey Carolina’da yaşayan Ezell Blair, 1 Şubat 1960 Pazartesi günü karnını doyurmak için diğer 3 arkadaşıyla girdiği restoranda ülkenin ve siyahların tarihinde kilometre taşına dönüşecek bir olayı başlatacağından haberdar değildi. A&T adlı siyahlara özel bir üniversitede okuyan bu 4 arkadaş, tam sipariş verecekken garson o günler için hiç garip olmayan cümleyi söyledi: Zenciler burada oturamaz!

Zenciler için restoranın arka köşesinde başka bir yer ayrılmıştı. Ama Ezell Blair’in kalkmaya niyeti yoktu. Hiç hesapta olmayan bir inat başlamıştı. Saat 17:30’a geldiğinde Blair ve arkadaşları kendilerine servis yapılmamasına rağmen restoranda oturmaya devam ediyordu. Mekanın sahibi ön kapıyı kilitledi. Yan kapıdan çıkarken Blair ‘olayı’ duyup gelen yerel gazete muhabirine ertesi gün üniversiteden arkadaşlarıyla gelip yeniden aynı yere oturacaklarını söyledi.

Ezell Blair (sağdan ikinci, kısa boylu ve şapkalı) diğer arkadaşlarıyla oturma eylemini başlattığı gün Greensboro restoranından çıkarken (1 Şubat 1960)

Ezell Blair (sağdan ikinci, kısa boylu ve şapkalı) diğer arkadaşlarıyla oturma eylemini başlattığı gün Greensboro restoranından çıkarken (1 Şubat 1960)

Dediğini de yaptı…

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

2012’nin (teknolojik) özeti, 2013’e bakış

Bu yazı 26 Aralık 2012’de Radikal’de yayımlanan köşe yazımın genişletilmiş sürümüdür.

Dijital trendlerin değişim hızı ve yayıldığı satıh ‘artık’ hepimizin malumu. İnternete bağlı sistemler sarmaşık gibi yayılmaya devam ediyor. Birbirine bağlı cihaz sayısı, birbirine bağlı insan sayısını 4 yıl önce geçmişti. Dünyanın geride kalan üçte ikilik kısmını dijital aleme bağlamak artık sosyal ağların görevi.

Bu süreçte mobil cihazların kilit rol oynayacağı ortada. Henüz sadece 1 milyar kullanıcıya sahip olsa da akıllı telefon ekranları yüz milyonlarca kişinin internetle tanıştığı ilk ortam. Ve bu kitle interneti mobil hizmetler ve uygulamalar üstünden kullanmaya devam edecek. Çoğunun belki hiçbir zaman bir bilgisayarı olmayacak.

Lafı fazla uzatmadan birkaç ana başlık ekseninde 2012’nin bize gösterdiklerine bakalım.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 3

Abdullah Gül ile beraber geçirdiğimiz 1 haftalık ABD ziyaretinin ardından San Fransisco – Ankara – İstanbul  rotasında 17 saati bulan yorucu ama keyifli bir yolculukla memlekete döndük. Seyahat boyunca yaşananları önceki yazılarımda özetlemiştim: 1, 2. Ziyaretle ilgili bu son yazımda hem son iki günü özetlemek hem de genel bir toparlama yapmak istiyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 1

Geçen hafta duyurduğum gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ABD’deyim. Kendisi yine geçtiğimiz hafta Chicago’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından San Fransisco’daki Apple, Google, Facebook, Twitter ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerini ve Stanford Üniversitesi’ni kapsayan bir özel tur organize etmiş. Ben de bu ayağı takip ediyorum. Chicago’daki Zirve’nin son gününe denk geldiğimden işin o tarafına dair pek bir gözlemim olmadı. Ben vardığımda bütün liderler heyetleriyle beraber evlerine doğru yola koyulma sürecindeydi.

Bu benim bir Cumhurbaşkanı heyetiyle beraber ilk seyahatim. Dolayısıyla benim için her şey yeni ve ilginç. Eminim bu satırları okuyan çok az kişi bu tip bir etkinliğin parçası olmuştur; dolayısıyla sizler için de ilginç olabileceğini düşünerek ‘erken’ gözlemlerimi taze taze paylaşıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.