Hoşçakal Fidel!

Her Ademoğlu gibi seni de uğurladık; geride kalanlar olarak kendi sıramızı bekliyoruz.

Hakkında pek çok şey okudum ama tanıma, tanışma fırsatımız olmadı. İstanbul’u ziyaret ettiğin dönem seni takip eden basın heyetine katılamadığım için üzülmüştüm.

castro-on-stage

Zorlu şartlarına denk geldiğin vatanın ve insanına sevdan adına bir eksikliğin olduğunu sanmıyorum. Ama bu konuda ölçüyü kaçıran ve kendi doğrularına aşık her Ademoğlu gibi sen de ülkene olan aşkını onu boğacak, nefes alamayacak kadar çok sarılarak ifade ettin. Öyle sıkı sarıldın ki bırakamadın. Kimse onu senin kadar sevemez, kollayamaz sandın. Oysa doğada anne-babasına en uzun süre bağ(ım)lı kalan canlı türü olan insan dahi bir süre sonra kendi ayakları üstünde, kendi yoluna devam ediyor.

Birçokları seni (ve duruşunu) Che Guevara ile karıştırdı. Sağlık olsun. Fakat malum; o devlet, evrak işleriyle uğraşmak yerine yürüyüşüne devam edip diğer mazlum halkları aydınlatmayı, özgürleştirmeyi -denemeyi- tercih etti. Sen ise liderliği. O bu uğurda kancıkça, kalleşçe bir kuytuda avlandı. Sen ise bu kaderi reddeden liderlerin kaderini yaşadın.

Fidel ve Che.

Can düşmanın ABD kendi halkına bir şeyler olabilme ya da oldurabilecek olanı seçebilme hayali verdi. Sen ise bir diktatör gibi on yıllarca koltuğuna yapıştın kaldın. Hoş; ABD o sahte varaklı tarzıyla dönüp dolaşıp kendini Donald Trump çukurunda buldu. Ama ne yazık ki sen de (emsallerin gibi) onlarca yıllık iktidarın boyunca o adını dünyaya duyurmuş ülken ve halkından devrimine sahip çıkacak tek bir isim çıkartamadın. Ve sonunda yine bir diktatör gibi tahtını kendi ailenden birine ‘teslim ettin’.

En sevdiğim filmlerden Scarface‘te kaçak yollarla Miami’ye kapak atan Tony Montana, kendisini Küba’ya geri sepetlemeye çalışan ABD Göçmen Bürosu memuruna şöyle der: “Bana Castro’nun yapmadığı hiçbir şeyi yapamazsın!” (Gel gelelim ABD’nin -aynen Hollywood gibi- Castro’dan çok daha zekice kurgulanmış yöntemleri vardır. Tony Montana birkaç sene içinde kurşun delikleriyle kevgire dönmüş bedeniyle tarihe karışır).

Eminim ki ülkeni, halkını çok sevdin; elinden geleni yaptın. Eminim halkın da seni sevdi. Eminim her şey daha güzel olsun isterdin. Hiçbirinin hesabını sormak bana düşmez (ilk taşı en günahsız olanınız atsın). Biz sizin gibiler sayesinde isyan ve başkaldırının her zaman, her koşulda ve çok şey pahasına dahi mümkün olduğunu (ve Orwell’in meşhur romanı Hayvan Çiftliği’ndeki gibi ‘fıtrat’ın zamanla idealleri hep bozduğunu) hatırladık.

-Yine- denk getiremedim ama önümüzdeki Şubat ayında hayatımda ilk defa vatanını ziyaret edecek ve yaklaşık 1 ay oralarda bıraktığın izleri inceleyeceğim. Onu da ayrıca paylaşırım.

Unutmadan; kendi adıma (bir kısmı ülkenize gidiyordur diye) 15 yıldan fazladır gelirimin hatırı sayılır bir kısmını tütünlerinize yatırdım. Helal, hoş olsun. Karşılığını fazlasıyla aldım. Bu akşam da hatıranız için Habanos damgalı bir Hoyo de Monterrey / Serie Le Hoyo yakacağım (diğerine hala sıra gelmedi çünkü).

Taksiratın affola.