İyileşirken okuduklarım

Bundan tam 1 ay önce geçirdiğim garip bir motor kazasından dolayı bütün planlarım ve hayatım allak bullak olmuş halde evde dinleniyorum. Birkaç gündür mahallede kısa turlar atmaya başladım. Sağ kolumu yavaş ve çok az da olsa hareket ettirebiliyorum. Çok ıstıraplı, dertli, sabır gerektiren günler geçirdim. Ama geçti. Diğerleri de geçecek. Ve umarım kolumu tekrar eskisi gibi kullanabileceğim.

Bu dönemin bana en büyük faydası, uzun zamandır biriken kitap, dergi, PDF dosyaları, filmler, sesli kitaplar, sunumlar ve kaynaklara gömülme fırsatı sunması oldu. Bu yazıda bazılarını paylaşacağım. Belki birilerine faydası dokunur.

Bu yazıda okuduklarımı paylaşıyorum (Dergileri hariç tutuyorum elbette. Onlardan çıkardığım notları paylaşırım belki).

İsterseniz bu sürede dinlediklerime ve izlediklerime de bakabilirsiniz.

İmha Planı / Oray Eğin (Destek Yayınları, 368 sayfa)

Tarzı birçok kişiye antipatik gelse de (ki bazılarında hemfikirim) Oray’ın Türk basını adına gerekli bir figür olduğunu düşünüyorum. Taraf olma konusunda keskin bir üslup takınsa da en azından medyada köşe kapma, sırt dayama adına fırıldak çevirmeden, iş ve gelir kaygısını ön planda tutmadan kendi doğrularını, kendi tarzınca aktarmasını kıymetli buluyorum.

‘Medya nasıl çökertildi?’ altbaşlıklı İmha Planı adlı kitabını alalı çok olmuştu ama ancak okuyabildim. Konusu Fethullah Gülen cemaatinin Türk medyasındaki safını, yerini güçlendirme; karşı durduğu kişileri eleme, tarafına geçenleri yüceltme sürecinde yaşananlar.

Son dönemde Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklu yargılanmak üzere içeri alınan gazetecilerle bir kısmına şahit olduğumuz bu sürecin Fethullah Gülen karşıtı bir kalemden yorumu. Yorum olduğundan subjektivite kendini kimi zaman fazlasıyla hissettiriyor.

Araya kendi görüşümü sıkıştırma hakkım varsa bu süreçte Fethullah Gülen hareketi, Ergenekon oluşumu ve siyasi duruşun birbirine gereğinden fazla karıştırılıp sulandırıldığını düşünüyorum. Ama sanıyorum ben bu konularda yorum yapmak için ehil bir ağız değilim; ayrıntılara girmiyorum.

Puro hakkında her şey / Vedat Özdan (İnkılap Kitabevi, 224 sayfa)

Beni tanıyanlar puro tutkumu bilir. 1997’den beri hayatımdaki en büyük keyif kaynağı. Son dönemde kullanımı yaygınlaşsa da genelde zihinlerde züppe bir imajı olduğundan her yerde içemesem de benim için dışarıda bir mekanda olmanın en büyük ödülü güzel bir puro (bir ara bu konuda da bir şeyler yazmak istiyorum).

Puro ile ilgili bulduğum neredeyse tüm yabancı kaynakları aldım. Kaza öncesi bu konuda Türkçe bir şeyler olduğunu da fark edip sipariş etmiştim. Gelir gelmez de bir çırpıda bitirdim.

Vedat Özdan şu an PWC’da yönetici olarak çalışıyor. Puro tutkusunun bıraktığı tortuları benim gibi tembellik ve bencillik etmeden kaleme almış. 2007 basımı kitabının tasarım ve cildi de çok iyi. Kitapta puronun tarihinden, üreticilerin öykülerine, puro kültüründen, içimine, seçimine kadar aklınıza gelecek her şey güzel bir üslupla anlatılıyor.

İşin teknik taraflarına yönelik kaynak bolsa da, kültürüne yönelik çok az kaynak olduğundan dolayı bu kitap ayrı bir kıymet içeriyor. Basım tarihinin eskiliğini de dert etmeyin; zira puro markaları ve türleri on yıllardır üç aşağı beş yukarı aynı. Kültüründe değişen bir şey yok zaten.

Meraklısına kesinlikle tavsiye ederim. (Baştaki tarihçe kısmı kimileri için çok sıkıcı olabilir. Ben olsam o bölümü en sona koyardım)

Puro / Deniz Gürsoy (Oğlak Yayıncılık, 136 sayfa)

Yeme-içme konusunda bilgi ve tecrübesine en özendiğim kişilerden Deniz Gürsoy’un aynı zamanda bir puro tutkunu olduğunu bilmezdim. Bu konuda bir kitabı olduğunu da.

Kitapla ilgili tek eleştirim bence hiç gereği olmamasına rağmen araya serpiştirilmiş fıkralar. Fazlasıyla seksist örneklerden oluşan bu seçki bence genel ahengi yerle bir etmekten gayrı bir işe hizmet etmemiş.

Gürsoy’un kitabı tütünün keşfedilen Amerika kıtasından Avrupa ve dünyanın kalanına yayılmasının tarihiyle başlıyor. Bu bölümde işin tarih-kültür kısmına meraklı olanlar için değerli bilgiler var. Ardından puronun tarihi, üretimi, çeşitleri, seçimi, içimi gibi bilgiler yer alıyor.

Deniz Gürsoy’un kaleminin ve üslubunun çok akıcı ve etkileyici olduğunun altını çizmem gerek. Diğer kitaplarını okuyanların aşina olduğu bu tarz ne konuda olursa olsun ilgiyle takip edilecek bir şeyler ortaya koyuyor.

Konuyla ilgili olanların kitaplığında mutlaka yer alması gereken eserlerden birisi.

Türkiye’nin yakın tarihi / İlber Ortaylı (Timaş Yayıncılık, 240 sayfa)

İlber Ortaylı’yı tanıtmaya lüzum yok sanıyorum. Bilgi ve duruşuna gerçekten saygı duyduğum kişilerden biri. Ben aldığımda bu kitabı 8. baskısını yapmıştı. Gayet de ilgili olduğum bir konuya denk gelmenin sevinciyle sayfalara gömüldüm.

Ama itiraf edeyim; beni hayal kırıklığına uğratan tek kitap da bu oldu.

Kronolojik bir düzende 1839 Tanzimat Fermanı’ndan günümüze kadar ele alınan konuların seçim ve başlıklarına diyecek yok. Ancak editoryal açıdan tam bir felaket olduğunu söylemem gerek.

Anlam bozuklukları, tekrar eden bilgi ve anektodlar (örneğin Anadolu’da seçim kurumunun İstanbul’dan önce hayata girmiş olması) okuyanı gerçekten yoruyor.

Bunun ötesinde yakın tarihe yönelik (varsa) bilgileri tazeleme ve her durumda pek de dillendirilmeyen ilginç tarafları hafızaya yerleştirmek isteyenler için kesinlikle iyi bir kaynak.

Kafanızın biraz karışmasını göze alırsanız elbet ;)

Yazlık / Gülse Birsel (Turkuvaz Yayıncılık, 176 sayfa)

Ben Gülse Birsel ile Esquire dergisinde tanıştım. Tanıştım kendisi değil, işiydi elbette. Sonra gazete, televizyon derken gayet istikrarlı, başarılı ve hak edilmiş bir kariyere ulaştı.

Özellikle Avrupa Yakası bence işi yazı olan ve eğlenceli olmayı tercih eden birinin başyapıtlarından biri.

Yazıları da kendine has bir kitleyi kucaklasa da ben hiç o kitle içinde yer alamadım. Mizahi üslupla mı sorunum bilemiyorum ama Selahattin Duman da hiçbir zaman ilgimi çekmedi örneğin.

Hastanede yattığım günlerde gelen kitap hediyeleri arasında Birsel’in Yazlık adlı son kitabı da vardı. Birkaç saat içinde bitirdim.

Gülse Birsel tutkunları için gayet keyifli bir denemeler dizisi. Beyaz yakalı şehir sakininin yaz mevsimi rehberi de denebilir (mevsimi dolmak üzere anlayacağınız). Güzel tespitler, eğlenceli bir üslup ve su gibi akıp giden sayfalar.

Meraklısına…

JİTEM’i ben kurdum / Arif Doğan (Timaş Yayınları, 224 sayfa)

Arif Doğan ismi Ergenekon sürecini takip edenler için yabancı değil. Türkiye’nin en karanlık ve korkutucu yapılanmalarından JİTEM hakkında bizzat kurucusunun ağzından itiraflar içeren bu kitap bu konudaki kıymetli kaynaklardan biri.

Cüneyt Dalgakıran’ın editörlüğünde Doğan ile yapılan söyleşilerin derlemesinden oluşan kitap TSK tarafından varlığı bile kabul edilmeyen JİTEM’in kuruluş öyküsü, yapılanması ve faaliyetlerini belgeleriyle ortaya koyuyor.

Şu an Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Doğan’ın beyanı elbette tarafsız değil. Ancak kuruluş amacı, yapılanması, Arif Doğan sonrası Cem Ersever dönemi yaşanan kırılımlar, PKK, Türk Hizbullahı, Abdullah Çatlı, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Hanefi Avcı ve MİT ilişkileri gibi konularda bazı somut veriler ortaya koyması açısından önemli.

(Kendince) iyi niyetli bir amaçla başlayan bir girişimin vardığı sonuçlar açısından bir ibret vesikası.

Fakat kendi döneminde dahi JİTEM’in Doğan’ın tasvir ettiği gibi sütten çıkmış ak kaşık olduğu konusunda ciddi şüphelerim olduğunu eklemem gerek.

Arif Doğan’ın diğer kimi beyanlarını Youtube’da da bulabilirsiniz.

Bi’ Ermeni Var / Adem Yavuz Arslan (Timaş Yayınları, 256 sayfa)

Adem Yavuz Arslan’a sonu hiç gelmeyecek gibi gelen ve herkesin repliği aşağı yukarı belli TV tartışma programlarından mutlaka aşinasınızdır. Bu kitabında onun ağzından dinlemeye pek de alışkın olmadığım bir konu; Hrant Dink cinayeti işleniyor.

Dink hakkında yazılan kitapların tamamına yakınını okumuşumdur. Bu kitabın temel bilgiler anlamında diğerlerinden pek bir farkı yok. Olayın kronolojisi, aktörleri ve olası failleri aşağı yukarı ortadaydı zaten. Ama detaylara indiğinde şu ana kadar pek de dikkat edilmeyen bağlantılar ortaya çıkıyor.

Kimilerince ‘klasik anti-Ergenekon bakış açısı’ olarak özetlenebilecek bu açı, Dink ve (onun kadar ilgi göremeyen ama en az onun kadar önemli) diğer misyoner cinayetlerine ışık tutuyor. Dönemin en etkin, hükümetler üstü kurumu MGK’nın ne kadar işe yaradığı meçhul 50 tane misyoner için yazdığı dehşet verici bir rapor ve ardından koparılan fırtınaların nasıl kontrollü bir kaos ortamını tetiklediği anlatılıyor.

Arslan’ın durduğu bir taraf var ve bu net. Ancak TSK ve MGK’daki uzantıların bugün tutuklu Ergenekon sanıklarının bir kısmıyla birleştiğinde ulaşabildiği noktaları göstermesi açısından bu kitap dikkatte değer.

Göz göre göre gelen bir cinayet, kulak arkası edilen muhbirler, hasıraltı edilen istihbarat fişleri, garip ilişkiler, kimi öldürdüğünü bile bilmeyen tetikçiler ve ağabeyleri, üstü örtülmeye çalışılan bir dava ve yitip giden canlar…

Yazılması cüret isteyen bir konuda olaya pek de bakılmayan bir taraftan bakmak isteyenler için tavsiye edeceğim kitaplardan biri.

Türkçe konuşmanın püf noktaları / Rüştü Erata (Alfa, 510 sayfa)

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dediği gibi ‘treni kaçırmış bir milletin çocuklarıyız’ ama içine hapsolduğumuz tren garına da pek sahip çıktığımız söylenemez.

Türkçe’yi hem kişisel ilgim hem de mesleğim gereği önemsiyorum. Elimden geldiği kadar iyi kullanmaya, kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Dolayısıyla Türkçe’ye dair hassasiyetleri olanları da seviyor, takip ediyorum.

Rüştü Erata’yı özel televizyonların ilk parladığı dönemlerde ‘sakallı sunucu’ olarak tanıyor olmalısınız (aynı mahallede oturduğumuzdan dolayı biliyorum; uzun süredir sakalsız). Son olarak TMSF el koyduğunda Kral TV’de ana haber bülteni sunuyordu (TMSF diye bir krallığın olduğunu unutmadık, değil mi?). Kanaldaki gariplikler yetmez gibi yönetim bir gün ana haberi Deniz Seki’ye sundurunca Erata da istifa etmişti.

Türkçe konuşmanın püf noktaları kitabı adından da anlaşılacağı gibi Türkçe’yi daha iyi kullanmayı öğretme derdi taşıyor. Ama öyle bir başlangıcı var ki, meseleye girmesi 224. sayfayı buluyor. Bu bölümden öncesi (bence) hayli gereksiz istatistikler, ‘yurdum insanı’ klişeleri, gereksiz yerme, sitem ve sitayişlerle bezeli. Dolayısıyla itici bir hal alıyor.

Ama sabredip devam ederseniz devamında konuya girerek pratik, işe yarar ve güncel birçok bilgi veriyor. Özellikle meslek yaşamı boyunca haber bülteni metinlerinden aldığı örnekler ve düzeltilmiş halleri iletişim ile ilgilenenler için güzel bir çalışma metni.

Çok ayıp olacak belki ama ben bu kitabın editörü olsaydım en fazla 200 sayfada olayı toparlardım!

Ellerine sağlık Rüştü Erata.

Thor / Rodi-Bianchi (Marmara Çizgi, 152 sayfa)

Çizgi roman hastalığım meşhurdur. Namı yayılmış olacak ki hastane ziyaretçilerimden biri sağolsun güzel bir örneğini getirdi yanında.

Thor serisi çizgi roman tutkunları için malum. İskandinav mitolojisinin en güçlü tanrısı Thor, altın kemeri ve çekiciyle kainatı dize getirir. Mitoloji meraklıları için harikulade öyküleri vardır.

‘Asgard İçin’ başlığını taşıyan bu macera serisi 6 fasiküllük maceranın ciltlenmiş hali. Yedi düveli halleden Kral Thor’un kurduğu düzenin bir anda beklenmedik bir şekilde alt üst olmasını konu alan bir macera. İçinde yeni dönem çizgi romanlarda pek görmeye alışkın olmadığımız ince, felsefik dokunuşlar da var (ama Marvel dozunda sadece. Anladınız sanırım!).

Yerelleştirilmiş çizgi romanlarda rastladığım çeviri bozukluklarından birkaç numune var. Ve kişisel bir kapris olarak nedense ben hep çizgi romanlarda kaligraf dokunuşu istiyorum. Bilgisayar fontlarıyla yazılmış balonlar zerre kadar keyif vermiyor!

Müstesna İstanbul / Pukka Living (Boyut Yayıncılık, 143 sayfa)

İstanbul doğumlu olmama rağmen ait olduğum bu garip şehri yeterince yaşayamadığımı düşünüyorum. Motor almamdaki bir sebep de bu tip keşifleri yapabilmekti. Biraz biraz da başarıyordum hani.

Pukka Living ekibinin derlediği bu kitap Taschen başlıkları tadında bir harman yakalamış. İstanbul’un küçük dükkanlarının anlatıldığı serinin bu ilk kitabı eğlenceli ve bilgilendirici bir şeyler bulma derdinde olan herkese tavsiyemdir. Ev hapsi dönemimde dışarı çıkma heyecanı yaratan bir etkisi oldu bende.

Yeme-içme, moda, konaklama, yaratıcı ve sağlık-bakım başlıkları altında birçok rafine ilgi merkezi. Beğendiklerinizi işaretlemeniz için kitabın sonunda özel çıkartma seti bile düşünülmüş. Evet bazı klasik, bilindik şeyler de var ama içlerinden bazılarını hiç duymadığınıza eminim.

Böyle şeylerin yapılıyor olması güzel. (sitelerini de incelemeyi unutmayın)

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi / Ayfer Tunç (Can Yayınları, 492 sayfa)

Ayfer Tunç’u ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek‘ kitabıyla tanıdım. O zamana dek o anlamda pek de ele alınmayan bir şekilde küçük, naif, kendine has yaşam tarzlarımızı derlemesi çok hoşuma gitmişti. Ardından birkaç kitabını daha okudum.

Ne hikmetse geçen sene aldığım bu kitabın kapağını bile açmaya fırsatım olmadı. Bir hata edip okudum! Kapak resmi aslında ipucunu veriyor ama şöyle söyleyeyim: hayatınızda okuyacağınız en karmaşık, bol karakterli ve ayrıntılı roman bu olmalı.

Ağrı kesicilerin bile kesemediği ağrıların içinde bir de bu kitap içimi kıydı. Trabzon Ruh Sağlığı Hastanesi’nden sağlıksız ruh hallerinin damıtımı da diyebiliriz. Ama damıtma sonucu çıkan özü bile ruh sağlığını bozacak cinsten. Kötü mü? Asla! Eğlenceli mi? Kesinlikle evet. Yorucu mu? Gidip kömür madeninde çalışmayı yeğlersiniz ;)

Kendi kulvarında kesinlikle sağlam bir yere sahip diyebilirim.

Ben yandım, siz de yanın!

Destanlar Kitabı / Helene Adeline Guerber (İlya Yayıncılık, 555 sayfa)

Destanlara, mitolojiye meraklı mısınız bilmem. Ben Dedem Korkut hikayelerini bile bilmeyenlerle karşılaşıyorum. Yazıktır o hayata.

Mitolojiye daldığınızda Matrix’ten Lost’a pek çok yapımın aslında yüz yıllar önceki söylencelerin modernleşmiş hallerinden başka bir şey olmadığını görebilirsiniz. Üstelik daha ellenmemiş pek çok hikaye de bütün ihtişamıyla duruyor.

Guerber’in bu derlemesi dünyanın en önemli destanlarını bir çırpıda yutmak isteyenler için geniş bir özet içeriyor. Sırasıyla Yunan, Latin, Fransız, İspanyol, Portekiz, İtalyan, Britanya, Alman, Hollanda, İskandinav, Rus, Fin, Orta Avrupa, Balkan, İbrani, erken dönem Hristiyan, Arap, Fars, Hint, Çin, Japon ve Amerikan destanlarını özetliyor.

Kesinlikle güzel bir kaynak. En azından kütüphanenizde bulunsun derim.

Çizgili Hayat Kılavuzu / Levent Cantek (İletişim Yayınları, 503 sayfa)

Levent Cantek ismi çizgi roman tutkunları için yabancı olmamalı. Kütüphanemde bu alanda titizlikle ve inançla yazdığı bütün kitapları var. Hepsini sayfa sayfa okudum.

‘Kahramanlar, dergiler ve türler’ altbaşlığını taşıyan bu eseri Türkiye’de çizgi romana dair yayınlanmış hemen her şeyin muhtevası, görselleri ve özetiyle geniş bir kaynak olarak düşünebilirsiniz.

Yalnız bu kitapta Cantek Türkiye’de Çizgi Roman kitabındakinin aksine taşın altına sadece kendi elini sokmak yerine geniş bir yazar (tutkun) kadrosuya derlemeler yapmış. Onlarca farklı yazar ve üslubun ucundan çizgi romandan beyazperdeye, dergilerden karakterlere kadar tarihi, sosyolojik, kültürel boyutlarıyla yüzlerce kahramanın ve onlarca başlığın geniş bir özeti.

Yerli kahramanlardan İtalyan, Fransız, Amerikan akımlarına ve bize etkilerine kadar bir dizi konu.

Bu kitap tükenmeden alın, bir kenarda dursun. Bir gün işinize yarayacak!

Cumhuriyetin Büluğ Çağı / Levent Cantek (İletişim Yayınları, 293 sayfa)

Yukarıdaki kitabın yorumunda Levent Cantek’in neredeyse bütün kitaplarını okuduğumu söylemiştim. İtiraf edeyim, kimdir, nedir bilmezdim. Ama hep aklımda orta yaşlarda, çocukken çizgi romana merak salmış, şimdilerde kendi halinde öyle bir kenarda takılan, arşivine gömülü bir tip canlanırdı

Bu kitabın önsözünden öğrendim ki 95 yılından beri üniversitede kariyer yapan biriymiş. Hatta bu kitap onun doktora tezinden doğmuş. Üstelik “yeter ulan” deyip istifa etmiş kurumdan. Hayırlısı olsun.

Cumhuriyetin Büluğ Çağı, Türkiye’nin 1945-1950 yılları arasındaki basın, sinema ve radyo tarihine bakıyor. Türkiye’nin Atatürk sonrası, savaşlar ve buhranlar arası modernleşme sürecindeki yansımalar, klişeler, tutmayan mayalar kitabın konusunu oluşturuyor.

Üstelik kesinlikle korktuğunuz gibi akademik bir dil de taşımıyor. Yansımaları bugüne dek süren bu ilginç dönemi öğrenmek isterseniz mutlaka bakın derim.

Toparlama turları

Bu yazıyı hazırlamak benim için bir işkence oldu. Sağ kolumu hala yeterince kullanamıyorum ve klavye kullanırken omzum fena zonkluyor. Dolayısıyla kitapların tümünü yukarı ekleyemedim. Kalan birkaç taneyi halim olursa güncellediğimde ekleyeceğim. Yabancı kitapları da aynı sebeple yukarıdaki kadar detaylı aktaramayacağım. Başlıklarıyla paylaşayım izninizle. İlginizi çektiyse linklerden detayları alabilirsiniz. Üçünü de çok beğendiğimi söylemeliyim:

Bu dönem içinde NTV Kitap için editörlüğünü yaptığım Jaron Lanier‘in ‘You are not a gadget‘ adlı şaheserinin de düzenlemelerini tamamladım. Sonbahara doğru Türkçe sürümünün raflarda yerini almasını ümit ediyorum. Teknolojinin sosyoloji ve felsefesine meraklı olanlar için kutsal kitap diyebilirim. Fazlasıyla muhalif, detaycı ve komplocu da bulabilirsiniz; dili epey ağır ancak kesinlikle okunası bir eser. Benden söylemesi.

Kendimi toparladığımda dinlediğim ve seyrettiğim şeyleri de paylaşacağım.

Faydalı olması dileğiyle.

NOT: Bu yazı yoğun ağrı kesici eşliğinde, uykusuz bir halde yazılmıştır. Hatalarına tolerans gösterilmesi dileğiyle.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

19 Responses to İyileşirken okuduklarım

  1. ömer 09/09/2011 at 10:31 #

    Okuduğunuz o kitaplardan sonra sana “yandaş” “cemaatçi” TRT de iş verirler sanıyorsan işiniz zor? Görünen yol ayrımına gelmişsin çoktan yan muhalif ya yandaş olacaksınız bundan sonra… Zaten internet yasakları konusuna bu kadar muhalif olup TRT de program yapıyor olmanız tabiri caizse “abesle iştigal” di… Yakışmıyor Serdar bey TRT size… CNNTURK yada SKYTURK paklar sizi….

  2. yavuz 09/09/2011 at 10:39 #

    Maşallah hocam ne çok okumuşsunuz, insanın bir yerlerini kırıp istihrat etmek zorunda kalası geliyor… Şaka bir yana acil şifalar dilerim.

  3. Yiğit 09/09/2011 at 10:42 #

    @Ömer, inanıyorum ki, Türkiye’de sizin gibi 18 yaftacı daha olsa, sırtımız asla yere gelmeyecek. Bence insanlık tarihinin gördüğü en fantastik 29 yaftacıdan biri de sizsiniz. Tebrikler! ne kadar gereksiz ve boş bir karakter olduğunuzu varın siz düşünün artık…

    @mserdark, ellere sağlık, gözlere kuvvet. basılı formatta mı okundu bu eserler, e-book formatında mı? Puroya olan merak hayret uyandırdı.

  4. mesut akcan 09/09/2011 at 10:46 #

    Geçmiş olsun. Acil şifalar dilerim

  5. Amarat 09/09/2011 at 10:49 #

    Amirim, bir ayı çok iyi değerlendirmiş gözüküyorsunuz. Tebrikler. Ergenekon
    konusunda ise keske herkes bu konuda daha çok konuşsa. Olumlu ya da olumsuz zira konusulmadigi için bu hale geliyor. Bir bilgi ne kadar çok dert gücü icinde saklı kalıp kapalı kapılar ardında hayatımızı yönlendirmeye çalışırsa o kadar çok bu halktan tepki görüyor. Keske bu ülkede herkes kendi gorevini yapsa. Toplum mühendisliği isine girmese daha iyi olur. Bu Ergenekon sureci ile toplumun bir kısmının askeriyeye düşmanlık beslediği imajı oluşturulsa dahi bu kisiler ülkesini, askeriyesini ve askerini o ordudaki kimi rütbelilerden daha çok sevdiğine emin olabilirsiniz.

  6. nilgün avan 09/09/2011 at 11:08 #

    merhaba ben sizi oğlum serdar çiçek aracılığı ile seyretmeye başladım ve sizi çok sevdim şimdi tiryakiniz oldum.Bu hafta konu futbol yanılmıyorsam neyse yine de sizin tane tane enteresan telafuzlarınızı kaçırmayacağım. kitap tavsiyesine gelince…
    Tuba Çandar-Hrant…müthiş…
    Zülfü Livaneli…Serenad…harika..
    Ahmet Ümit…İstanbul hatırası…
    iYİ günler diliyorum…

  7. Mehmet 09/09/2011 at 11:24 #

    Kendi ideolojisine sahip olmayanı yandaş diye ilan edip, dışlayanlar kimin yandaşı acaba? Söyle CNNtürk’e teklif yapsınlar oraya gitsin, çağırdılar da hayır ben CNN’e gitmem TRT’ye mi giderim dedi. TRT’de sosyal medyayı anlayan, bilen vizyon sahibi yoneticiler varsa, onlar sayesinde Serdar Bey orada… Ben ideolojiye bakmam, kim işini iyi yapıyor ve biliyorsa orada çalışırım diyebilen nadir insanlardandır Serdar Bey…

  8. pınar akmeşe 09/09/2011 at 11:53 #

    ne kadar çok okumuşsunuz böyle serdar bey.nefes alamadan takip ettim yazdıklarınızı. size olan hayranlığım gün be gün artıyor. SİZİ ÇOK SEVİYORUZ. Bu arada ilber ortaylının zikrettiğiniz kitabını bir tarih mezunu olarak sabredemeyip yarıda bırakmıştım. Hakikaten de çok sabırlıymışsınız. İlber ortaylı kitapları genelde derlemedir. Bu bakımdan bazısı hakikaten de kötü.Ama illa kaliteli bir eserini okumak isterim derseniz tavsiyem;imparatorluğun en uzun yüzyılı ve osmanlıda Alman nüfuzu kitabıdır. kitap okumak gibisi yok.Ben en son iskender pala nın şah ve sultan adlı tarihi romanından acayip şevk almıştım. sevgiyle, muhabbetle serdar bey.

  9. şirin 09/09/2011 at 12:17 #

    Önce geçmiş olsun,ama anladığım kadarıyla iyileşir iyileşmez yine motora atlaycaksınız…Ama ne olur dikkatli sürün ki beni ve diğer Sosyal medya tiryakilerini tatlı dilli,masum görünümlü sunucumuzdan ayırmayın…Yarın akşam görüşmek üzere…

  10. Barış Ünver 09/09/2011 at 13:17 #

    Serdar hocam, öncelikle tekrar geçmiş olsun.

    Okuduğunuz kitaplar arasından birkaçını not ettim, satın alıp okuyacağım inşallah.

    Yalnız ufak bir ukalalık yapasım geldi! :) “Türkçe” kelimesine ek geldiğinde bile kesme işareti kullanmamak gerekiyor. Türk Dil Kurumu’nun koyduğu ilginç bir kural var: “Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz.”

    Kaynağı da şurada: http://j.mp/oiUtfN (En sondaki alt başlık, “Kesme İşareti”)

    Kızmaca yok; dilinizde benim kadar dikkatli olduğunuzu söylemeseydiniz bu düzeltmeyi yapmak istemeyecektim :).

  11. cem 09/09/2011 at 16:56 #

    Serdar Bey, öncelikle geçmiş olsun. biz sizi sosyal medya dünyası ve bilişim teknolojisinde ilham olmanız dolayısıyla tanıdık, takip ediyoruz. içinde siyaset ve birilerinin düşünsel/yaşamsal boyutta takip ettiği konuları barındıran içeriklere girmemenizi acizane tavsiye ediyorum.

  12. Fatih Gökler 09/09/2011 at 19:25 #

    Serdar Bey merhabalar. Bilgiyi şeffafça paylaşabilen nadir kişilerden birisiniz. Hastalık, acı, ıstırap “resimleri” yanında kitap ve bilgi, ilginç ve güzel bir kompozisyon oluşturuyor. Sizi keyifle takip etmeye devam edeceğiz. Acil şifalar dileklerimle.

  13. mahmut 15/09/2011 at 03:12 #

    saol paylaşım için

  14. neme lazım 18/09/2011 at 19:39 #

    yani o kadar kitap okumuşunuzki amirim başım döndü,bir japonun bir yılda ortalama 15 kitap okuduğu gezegenyusumuzda,fewkaladenin fevkinde bir sayı.İyileşim demiyorum,diğer ayağınızda tez vakitte kırılaa!! :=)

  15. purosever 09/11/2011 at 00:57 #

    Öncelikle büyük geçmiş olsun!
    Tesadüfen rastladığım sayfanızda puro ve puro kültürüne ilgi duyduğunuz anlaşılıyor; belki aramızda yer almak istersiniz diye mesaj bırakmak istedim.
    purosever.com

  16. Mehmet 01/12/2013 at 17:17 #

    Jaron Lanier‘in ‘You are not a gadget‘ kitabının çevirisi yapıldı mı acaba? 15 gün sonra bir seminerimiz var ve bu kitaptan bazı bölümleri okumamız gerekiyor. Türkçe çevirisinden okursam çok daha faydalı olucak ta…:)

Trackbacks/Pingbacks

  1. İyileşirken dinlediklerim | M. Serdar Kuzuloğlu - 09/09/2011

    […] yazma sebebim malum. Motor kazası yüzünden 1 aydır vaktimin çoğunu evde geçiriyorum. Okuduklarım ve izlediklerimin bir kısmını paylaşmıştım. Şimdi dinlediklerime geçelim:Little Prince / […]

  2. İyileşirken izlediklerim | M. Serdar Kuzuloğlu - 09/09/2011

    […] dinlemeye ve öğrenmeye fırsat bulduğum şeyleri paylaşmaya devam ediyorum.Dinlediklerimi ve okuduklarımı paylaşmıştım, şimdi sıra izlediklerimde… Zeitgeist: Moving Forward2007 yılında […]

  3. Ben bir “cihaz” değilim; makine veya robot hiç değil! | Blogger's Base | Blogger's Base - 29/09/2011

    […] editörlüğünü Serdar Hocam yapıyormuş ve yakında Türkçe olarak da basılacakmış. (Bkz: İyileşirken Okuduklarım) […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim