İçeriğe geç

Etiket: nokia

Haftanın Özeti: 7

Haftaların özeti peşinde koşarken yavaş yavaş bir seneyi daha kapatıyoruz. Özetlerin yapısı ve sunumu konusunda her hafta yeni bir tecrübe, fikir daha katmaya çalışıyorum. Bu seferki denemem kategorilere ayırma oldu. Belki böylesi bazıları için daha kolay olabilir. Bence hepsine en azından bir göz gezdirin (bu özetlere yönelik bir hevese girdim ama ‘hayırlısı’ diyelim).

Gelelim 8-14 Aralık 2014 arasında ekranımdan geçen yüzlerce, binlerce şey arasından kenara not alıp paylaşmaya değer bulduklarıma.

Genel Yaşam

  • Bana en çok sorulan sorulardan biri “bu kadar farklı şeyi yapmaya, bakmaya, yetişmeye nasıl zaman buluyorsun?”. Kendime ait adını koymadığım bir düzen var, toparlayabilirsem mutlaka yazacağım. O zamana kadar Forbes’taki şu güzel makale aklınızda bulunsun (bunu galiba ilk yayınlandığında Twitter’da paylaşmıştım, bazılarınıza tekrar olabilir).
  • Ukrayna merkezli Kofta, insan bedenini kimi zaman taklit eden, kimi zaman tamamlayan ürünler tasarlıyor. Hayli enteresan. Biraz da ürpertici.
  • Seattle merkezli dijital ajans The Cut, 1910-2010 yılları arasındaki 100 yıl süresince kadın saçlarına yönelik akımları 1 dakikalık videoya sığdırdı. Bu sayede 15 milyonun üstünde izlenmeye ulaştı. Kişisel favorim 70’ler.

  • İnternette yanlış bilgi nasıl yayılıyor? Mehmet Atakan Foça yazmış.

Bu melodiyi bir yerlerden hatırladınız mı?

Dünyanın en popüler tınılarından biriyle başlayalım yazıya. Zira yazımız türevleriyle ilgili olacak.

Eski modellerinde Grande Valse olarak geçen bu melodi, Nokia’nın alametifarikalarından. 19. yüzyılın meşhur İspanyol gitaristlerinden Francisco Tarrega’nın 78 bestesinden biri. Orijinal ismi Gran Vals. Okumaya devam ederken arkadan çalsın biraz. Tamamını dinleme fırsatına çok az insanın eriştiği muhteşem bir beste çünkü.

İki devin sırat köprüsü: Nokia Lumia 920

Böyle bir yazıda Lumia’dan bahsetmeden önce Nokia ve Microsoft birlikteliğine dair söylenebilecek çok şey var (bir kısmına N9 incelememde de değinmiştim). Gel gelelim cep telefonu dünyasında yıllardır dikiş tutturamamış ama inadını koruyan Microsoft’un en kötü dönemini geçiren Nokia ile beraberliğinde bu konulara girmemek de olmuyor. Üstelik bence bütün resmi görmek için bu ayrıntılar gerekli.

[toggle title_open=”(Meraklısına) Nokia ve Microsoft birlikteliğinin özeti” title_closed=”(Meraklısına) Nokia ve Microsoft birlikteliğinin özeti” hide=”yes” border=”yes” style=”default” excerpt_length=”0″ read_more_text=”Read More” read_less_text=”Read Less” include_excerpt_html=”no”]Microsoft 12 yıldır cep telefonu dünyasında yer edinmeye çalışıyor. Bu süreçte birçok dev markayla girdiği işbirlikleri oldu. Aşağı yukarı hepsini de takip ettim, bir şeyler yazdım (Philips bile var listede). Ama PC dünyasındaki hakimiyetinin en güçlü olduğu dönemde bile Microsoft mobil cihazlarda ne doğru dürüst bir sistemle varlık gösterebildi ne de uygulama geliştiricileri ikna edip safını güçlendirebildi.

Bu cihazlara yönelik yepyeni arayüzlü işletim sistemi Windows Phone 7 ile kabuğunu kırmaya çalışan Microsoft, 29 Ekim’de tanıttığı Windows Phone 8 ile (poker tabiriyle) eli yükseltti. Nokia ile girdiği stratejik işbirliği bu denklemdeki en önemli belirleyici.

Bu fotoğrafın uzun bir öyküsü var.

Bu uğurda kendi çocuğu sayılabilecek Symbian işletim sistemini 2009 yılında Meego ile flörtüyle zayıflatan Nokia (ki bir ara Maemo da telafuz ediliyordu), Microsoft işbirliği sonucu elindeki en büyük koz Symbian’ı tamamen toprağa gömme ve yola sadece Windows ile devam etme kararı aldı.

Microsoft şimdi en azından Symbian’ın katli için Nokia’ya verdiği 1 milyar doları çıkarma derdinde. Aksi takdirde (eski Microsoft çalışanı) Nokia CEO’su Steven Elop‘un koltuğunda kalması kolay görünmüyor. Ballmer’ınsa Microsoft tarafında hala masaya sürecek fişleri var elbette (ki onlar da ayrı bir yazı konusu).

Bir yandan sürekli güçlenen Google’ın Android cephesi, diğer yandan klasik Uzakdoğulu azmiyle küçük küçük darbelerle duvarlarını iyice zayıflatan Samsung rekabeti Nokia’nın işini iyice zorlaştırıyor. Apple’dan bahsetmeye bile gerek yok sanırım. Son yıllarda umut bağladığı ucuz telefonlarda da Çin markalarıyla rekabeti becerebilmiş değil.

Microsoft’un da bu pazardaki sicili pek sağlam değil ne yazık ki. Aklıma nedense hep Apple iPhone ilk tanıtıldığı gün CEO Steve Ballmer’ın katıldığı bir TV programındaki şu sözleri geliyor (hareketlerine, mimiklerine, ses tonuna da dikkat):

500 dolara telefon mu? iPhone dünyanın en pahalı telefonu! İş dünyasında da tutunamaz çünkü klavyesi yok. İyi bir eposta cihazı olamaz. Biz şu an yılda milyonlarca telefon satıyoruz, Apple ise sıfır telefon satıyor.

İşte Nokia Lumia serisi bu enteresan detaylarla bezeli bir hikayenin yeni; belki de son sayfası. Tutarsa Nokia’nın ayakta kalmasını sağlayacak. Microsoft’unsa bunca zaman, kaynak ve umut ayırdığı mobil dünyadaki elini güçlendirecek. Ama tutmazsa her iki firma için de Fetret Devri‘ndeki en önemli kilometre taşı olarak tarihe geçecek; buna şüphe yok.

Ballmer (doğal olarak) Windows Phone 8’den oldukça umutlu (peki aynı umudu Gartner hala taşıyor mudur mesela?).

http://www.youtube.com/watch?v=OVR1UwmJasA

Nokia Lumia 920‘ye bütün bu bilgileri hazmederek bakmakta yarar var.[/toggle]

Gelelim yazının esas konusu olan incelemeye!

Tasarım: Neredeyse kusursuz

http://www.youtube.com/watch?v=V8_Z7_kJ3_g

Nokia’nın Lumia 920’de kullandığı çizgilere N9 serisinden aşinayız. Homojen, monoblok bir gövdeyle neredeyse kesintisiz birleşen (gorilla glass) cam yüzey elinizde telefon değil de taş sanatkarının elinden çıkmış bir eser taşıyormuşsunuz hissi veriyor (bu tasarıma dair -okumadıysanız- Nokia’nın kendi blogunda güzel bir derleme var).

Köprüden önceki son çıkış: Nokia N9

Cep telefonu pazarında uzun yıllar en sağlam kale sektörün lideri Nokia’nındı. Öncülük ettiği Symbian işletim sistemi platformu o dönemdeki bazı girişimleriyle neredeyse bugünkü Google Android gibi farklı markaların ortak platformu haline gelecekti. Ama markalar lideri daha da güçlendirmek istemedi, Nokia da liderlik kibriyle soğuk davrandı ve o tren kaçtı.

Blackberry, Apple, Android gibi rakipleriyle karşılaştırıldığında Symbian hala en yaygın işletim sistemi platformu ancak bu eriyen bir buzulun heybetinden öte bir şey değil.

Nokia girdiği bunalımda (hala kibrini koruyan) safraları döküp, tarihinde ilk defa Finlandiyalı olmayan birini başa getirdi. Uğruna çok çaba verdiği Symbian’ı ise sessizce ölüme terk etti. Ama bunu engellemek için hiçbir şey yapmadı dersek de yalan olur. Şimdiki ortağı Microsoft. Yani cep telefonu dünyasında senelerdir dikiş tutturamamış dev.

Yeni stratejilerinde Windows’un cep telefonu versiyonuyla Nokia’nın arayüz ve dış form tasarım yeteneğini birleştirerek Samsung, HTC ve Apple rekabetini göğüslemek, eski güzel günlere dönmek var.

İşleri kolay değil.

İki farklı firma, iki farklı kültür ve denenmemiş bir birliktelikte ortaya bir şeyler çıkartmak zorundalar. Çuvallama durumunda Nokia için tehlike çanları çalacak. Microsoft’un böbürlenecek başka şeyleri var nasıl olsa. Nokia’nın yok.

Son çeyrek raporuna göre Nokia akıllı telefon pazarında yüzde 38 satış düşüşü yaşadı. Gelirindeki kayıp yıl bazlı yüzde 13. Bunda ortalama (Nokia) telefon satış fiyatının 89 dolardan 70 dolara düşmesinin payını da unutmayalım. Dönem bilançosu markanın son üç ayda 68 milyon avro zarar ettiğini gösteriyor.

Diğer yandan uzun vadeli stratejide yine de ışık var. Kişisel gözlemime göre Windows Phone da oldukça vaatkar. Bir LG E-900 ile yaptığım uzun süreli deneme sürüşünden oldukça memnun kaldığımısöylemeliyim. Nokia etkisi çok daha cazip şeyler ortaya çıkaracaktır. Android’e geçseler sıradan bir marka olarak kalacaklardı oysa.

İşin bu taraflarıyla ilgili yazılabilecek çok şey var. Ama bu yazının konusu, başlıkta da gördüğünüz gibi başka. Konuya geçelim.

Paylaşım vergisi olur mu?

Türkiye’de kitap okuma konusuna ne kadar ilgisiz olduğumuz malum. Yine de biraz rakam vereyim, aklınızda biraz daha şekillensin:

  • Türkiye’de 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.
  • Japonya’da bir kişiye 25, Fransa’da 7 kitap düşüyor. Türkiye’de 12 bin kişiye 1 kitap düşüyor.
  • Brezilya’da yılda 13 bin kitap basılıyor, bizde 7 bin.
  • Azerbaycan’da kitaplar 100’er binlik dilimlerle baskı yapıyor. Bizdeki baskılar 1.000’erlik dilimlerin. Yani 5. baskı dediğimiz kitap aslında 5 bin basmış oluyor. Orhan Pamuk, Murathan Mungan gibi istisnalar var elbet. Onların baskı adetleri 10’ar binlik.
  • Norveçliler yılda kitaba 137 dolar veriyor. Güney Koreliler ise 45 dolar. Biz 0,45 dolar…
  • Nüfusun sadece yüzde 4’ü dergi okuyor.
  • Satın almasa da nüfusun yüzde 22’si bir şekilde gazete okuyor.
  • Televizyon izleyen nüfus oranı yüzde 94.
  • Öğretmenler arasında kitap okuma alışkanlığı olanların oranı yüzde 33.
  • İnsanlara ihtiyaçları sorulduğunda kitap 235. sırada yer alıyor.
  • Kadınlarımız günde ortalmaa 4,5 saat televizyon izliyor.
  • Genel anlamda eğitim düzeyinin düşük olduğu gruplarda televizyon izleme oranı ve süresi artıyor.
  • MESAM verilerine göre Türkiye’de müziğin yüzde 70’i korsan.
  • 5 yıl önce albümler için 60 milyon bandrol alınırken bu rakam bu sene 6 milyona ulaşamadı.
  • Türkçe hizmet veren ve kapatılan korsan müzik dağıtım site sayısı 160 bine ulaştı.
  • Müzik sektörünün iddia ettiği yıllık zarar 468 milyon dolar.
  • Korsan DVD ve VCD kullanımı müziğin de üstünde bir oranda devam ediyor.

Özetleyecek olursak kitap zaten okumuyoruz, gazete bulursak okuyoruz. Bolca televizyon izliyor, radyo dinliyoruz. Ama şarkı ve filmlere para vermiyoruz. Yapabiliyorsak internetten bedavaya çekiyoruz ya da ucuza korsan alıyoruz.

Peki bu tablo değişebilir mi? Şöyle bir düşünelim.

Yaratıcı geliştirme nimetleri

Google’ın mobil cihazlara doğru yolculuğunu anlamak mümkün. Elindeki kaynak ve hizmetlerin büyük bir bölümü zaten mobilde daha anlamlı hale geliyor. Bunu ilk farkedip Google’ın kapısını çalan Andy Rubin’e de ne kadar teşekkür etsek az…

Ben ilk Android tabanlı telefonu (HTC G1) Televidyon‘da Kafa Kafaya programından tanıdığınız Burak Bayburtlu sayesinde kurcalama fırsatı buldum (Kendi incelemesini de seyretmenizi tavsiye ederim). Form olarak çok heyecan verici değildi. Apple iPhone’un en hararetli günlerine denk gelmişti ve açıkçası teknoloji camiası dahil kimse pek odaklanamamıştı. Ben de dahil…

TA ya da Traffic Announcement

Küçüklüğüm evimizin altındaki taksi durağında, devasa Amerikan arabalarının içinde geçti. Taksimetre denen şeyin sağ tekerleğin üstüne doğru kaputun üstünde yer aldığı, analog rakamlardan oluştuğu yıllardı.

Aşağıdaki resimlere tıklayarak daha iyi görebilirsiniz.

[slideshow id=7]

Diğer bir ilgi alanım da elektrikli / elektronik eşyalardı. O zaman bu kategoriye giren sadece siyah-beyaz televizyon, Almanya’dan teyzemin yolladığı kaset teyp kaydedici ve dev dolaplı, pikap-radyo vardı.

Televizyonun içini açmama izin vermezlerdi. Ama radyo benim oyun alanımdı. Arkasındaki vidaları söker içindeki dev bobinlere, kondansatörlere, dirençlere bakar kurcalar dururdum. Elektrik çarpması denen şeyin ne olduğunu da o sayede öğrendim.

En büyük derdim yeni bir iş yarattı!

Ben kaybolurum. Hep.

Timur bunun efemine bir özellik olduğunu söyleyerek yaramı kaşıyıp durur ama ne yazık ki bu kontrol edilebilir, değiştirilebilir bir şey değil. Tam terimi nedir bilemiyorum ama ciddi bir yer/yön yerleştirme sıkıntım var. Üstelik çok da kötü bir şey…

Bir pasaja girerim. Çıktığımda sağa mı sola mı gideceğimi bilemem. Geldiğim yönü kestirmek benim için ciddi bir endişe olur. Tatil köyü gibi büyük bir mekana gideriz; kaldığımız yeri bulana kadar tatil biter. Sözlü tarifle bir yol bulamam, yazılıyla da belki…

Bundan dolayı GPS ve navigasyon konusu oldum olası ilgimi çekmiştir. Benim adıma bu yükü sırtlanan bir mucize. İlginç de bir tesadüfle bizim gibi en çok ihtiyaç duyulan bir ülkeye girişini de bayağı bekledik. Bunun sebeplerinden birinin sürekli değişen sokak isimleri ve tamamlanmamış yerleşimler olduğu biliyorum.

Ülkenin en eski ve en büyük şehirlerinden İstanbul bile her yıl ciddi anlamda değişiyor. Sokak isimleri bir yana, yeni yollar, viyadükler, yeni toplu taşıma rotaları, sürekli değişen trafik yönleri gibi ayrıntılarla elinizdeki haritalar bir yana, navigasyon haritaları bile anlamsızlaşıyor.