Podcast nedir, yapmak için ne gerekir?

Radyoyu oldum olası sevdim. Hala çalışma masamdan banyoma kadar her yerde radyom var. Yatarken de Tunein hesabımla internetten dinlemeye devam ediyorum. Radyodan müzik dinlemeyi oldum olası sevmedim. Benim meseles talk radio. Bu alanın alimleriyse ABD (NPR yayınları) ve İngiltere (BBC). Bağımsız örnekler de az değil.

Bıraktığı ilk izlenimin aksine talk radio birinin sürekli konuştuğu tarzı tanımlamıyor. Talk radio aslen bir moderatör sunucu eşliğinde isteyen herkesin bağlanıp fikrini söylediği (hani şu NTV Radyo’daki Halkın Sesi tarzı) yayınlara verilen isim. Birçok ülkede gün boyu bu şekilde yayın yapan radyolar var. Keşke bizde de olsaydı. Ama (konuşmaya bu kadar meraklı bir millet olmamıza rağmen) Türkiye’de nedense böyle bir radyo kurulamadı.

otr

Sohbet ağırlıklı radyolarda ilkokul çağlarımdan beri dinlemeyi bırakamadığım radyoysa beraber büyüdüğüm TRT Radyo 1. Ne var ki son dönemde neredeyse tamamen dini programlarla doldu ve heyecanını kaybetti. Yine de özellikle gündüz kuşağında gayet keyifli yapımlar devam ediyor. Kaçırdıkça podcast aralığıyla takip ediyorum.

Nedir bu podcast?

Podcast, isminin ortaya çıkışını dahi takip ettiğim bir mesele. iPod’un salgın gibi yayıldığı, pıtrak gibi taklitlerinin çıktığı, cep telefonlarınn henüz müzik dinleme konusunda çok iddialı olmadığı yıllarda iPod ve Broadcast (yayın) terimlerinin harmanından doğdu. MTV’nin en popüler VJ’lerinden Adam Curry‘nin fikrini Dave Winer‘ın RSS ortamına uyarlamasıyla o zamana kadar var olmayan, ilginç bir şekilde kimsenin aklına gelmemiş bir şey ortaya çıkmıştı.

Bu sayede aynen RSS ile bir sitenin içeriğine abone olur gibi (örneğin bu site) ses dosyası içeren RSS’lere abone olarak yayınlar takip edilebilecek, yeni bölümler eklendiğinde yine özel podcast uygulamalarıyla otomatik olarak indirilecek (download) ve istendiği an bilgisayar ya da herhangi bir cihazdan dinlenebilecekti.

Curry’nin o dönem çok ses getiren öncü yayınlarıyla podcast yayıncılığı epey popülerleşti. Geleneksel radyo programları dahi bu formatta destek vermeye başladı. Aynı dönemde Curry yayın yapmak isteyecek diğer kişilere yönelik bir web sitesi kurdu. Milyonlarca dolar yatırım alarak köşeyi döndü.

Ve sonunda iPod’un ağababası Apple olaya el attı ve iPod yazılımı içine Podcast kategorisi ekledi. iTunes’un podcast kategorisi (ABD, TR ve diğerleri) ve bir anda binlerce yayınla doldu. Aklınıza gelen HER konuda, dünyanın her yerinden, adını daha önce hiç duymadığınız kişiler harika yayınlar yapmaya başladı. Tek tıkla abone olup her sıkıldığınızda açıp dinleyebiliyordunuz. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Ben de o dönem bulabildiğim her fırsatta, her yerde bu akımı tanıtmaya çalışıyordum. Hatta 2005 yılında PodcastRehberi.com adresinde bir site açtım. Basit bir arayüz kodladım, ses dosyalarını barındıracak sunucu kiraladım, basit bir kayıt ve RSS sistemi kurdum, detaylı açıklamalar, teknik sorulara cevaplar kaleme aldım ve kendi yayınımla başladım. Gel gelelim insanlar sadece dinliyordu. Birkaç heves eden kişiyse ilk adımı atmaya cesaret edemiyordu. Birkaç sene direndikten sonra siteyi kapadım (zaten o zamanki bütçem de siteyi ayakta tutmaya yetmiyordu). Ama kendi yayınlarıma devam ettim.

Seneler sonra hevesim yeniden depreşince tekrar işe koyulup eski yayını iTunes’da hortlattım, bu sitede özel bir kategori açtım ve yayına başladım. İşin zahmetini ve kendi yoğunluğumu bildiğimden daha ilk yayında bunun sürekli olmayabileceği, uzun boşluklar oluşabileceği konusunda uyarımı yaptım. Şimdi bakınca korktuğum aynen başıma gelmiş. Sezyum Efendi‘nin konuk olduğu son bölüm Şubat 2011 tarihini taşıyor. Buna ara bile denmez!

Arada bazı web radyosu yayınlarım oldu ama onları da podcast formatında yapmadığımdan buhar olup gitti (Öyle olmasını ben istedim. Arşivlenmeye değer şeyler değillerdi).

Orkestrayı toplamak

Belki garip gelecek ama en büyük sorunlarımdan biri mikrofonumun doğru dürüst bir ayağı olmamasıydı. Yeniden kaşınmaya başladığım bir anda (birkaç hafta önce) DealExtreme’den (evet, yine DX!) verdiğim siparişle en büyük sorunumu çözmeye koyuldum. Bir mikrofon ayağı (40TL), özel bir tutucu (17TL) ve sesteki patlamaları önlemek için bir siperlikten (27TL) oluşan sepet bahanelerimi tamamen ortadan kaldıracaktı. Ve bugün vuslata erdim. Montaj tamamlandığında şöyle görünüyordu (tıklayıp büyütebilirsiniz):

IMAG0647

Olaya adım atmaya hevesli olabilecekler için kullandığım diğer bileşenleri de sıralayayım:

  • Mikrofon olarak 2011’de HepsiBurada’dan (o dönem KDV dahil 440TL) aldığım USB çıkışlı MXL USB 007 kullanıyorum ve gayet memnunum.
  • Sesleri kaydedip efektler eklemek, derleyip toparlamak içinse bu konudaki en basit çözümlerden Garage Band‘i tercih ediyorum. Ama Audacity gibi ücretsiz, açık kaynaklı alternatifler de aynı işi yapmaya muktedir.
  • Müzik ağırlıklı bir yayın yapacaksanız ve sonradan prodüksiyonla fazla uğraşmak istemiyorsanız harici mixerler de işe yarar. Bunu isterseniz yazılımlarla da yapabilirsiniz. Nicecast bana fazlasıyla yetiyor örneğin.
  • RSS konusu kafa karıştırıcı olabilir. Bu konuda FeedBurner anahtar teslim çözüm sunuyor. Eğer bir WordPress blogu kullanıyorsanız sırtınızdan büyük yük kaldıracak Powerpress eklentisini kesinlikle tavsiye ederim (ücretsiz). Detaylı raporlama da sunuyor (bu site de Podcast başlığı altında onu kullanıyor).
  • WordPress sitesinde de derli toplu bir kaynak mevcut.
  • Podcast’inizi her yerde yayınlamanız mümkün. Ama iTunes’a kaydını yapmayı ihmal etmeyin. Sizi dinleyenlerin yüzde 90’ı sizi oradan bulacak ve takip edecek.
  • Podcast yayınlarını sadece dinlemek isterseniz (ki kesinlikle daha zevkli) iTunes en iyi seçenek gibi duruyor. Başka birçok seçenek de var elbette.

Elbette bir podcast için bunca yatırım yapmanıza gerek yok. Anlattığınız, aktardığınız şeyler iyiyse kimse sesinin kalitesine ya da başka bir şeyine takılmaz (en azından tahammül edebilir). Yani bilgisayarınızın yerleşik mikrofonu bile size fazlasıyla yeter. Mesele nicelik değil, nitelik.

Podcast meselesi aşağı yukarı böyle. Ayrıntılarına belki yine gireriz. Ama şimdi eski yayınların şablon dosyalarını bulmam, yeni bir akış düşünmem ve yeniden merhaba için ilk program akışını düşünmem gerekiyor.

Dinlemeye devam edin!