İçeriğe geç

M. Serdar Kuzuloğlu Yazılar

Sosyal ağın ekşidiği anlar

Sanılanın aksine Facebook’a nadiren giriyorum. Haftada bir ya da daha seyrek. Mesaj kutum dolmuş taşmış. Benimle iletişim kurmak için ne kötü bir seçenek.

Mesajların birinde laf dönüp dolaşıp şuraya geliyor:

Şu anda tam sevilecek zamanları olan Zeynep ve Ali’nin gelecekleri için size çok özel bir teklifim var.

Koç Allianz olarak Zeynep ve Ali’ye BÜYÜYEN ÇOCUK sigortası yapmanızı şiddetle tavsiye etmekteyim. Böylelikle Zeynep ve Ali 18 yaşına geldiğinde hayata atılacakları zaman onlara en büyük yardımı yapmış olacaksınız. Şu anda yapacak olduğunuz küçük birikimler onların geleceğini oluşturacak. Zeynep ve Ali’nin de bu fırsatlardan yaralanmalarını istiyorum.

Sizinle daha ayrıntılı olarak ,yüzyüze görüşmek isterim.

Şimdiden teşekürler.

Ufaklıkların eklediğim fotoğrafları meğer herkese açıkmış; buna hiç dikkat etmemişim. Bir sigortacı takipçim de fırsat bilmiş, olan bu.

Ayşen Gruda’dan edindiğim bir ders

Bir zamanlar ben de sigortacılık yaptım. (yaptığım diğer işler arasında işportacılık, barlarda bağlama ve gitar çalıp şarkı söylemek gibi şeyler de var). O dönemde biz de aynen böyle bulduğumuz her telefona saldırır randevu koparmaya çalışırdık.

Kariyer mahrumu Ekber Amca

Bizim küçük güzel dükkanımız Taksim Sıraselviler Caddesi’ni kesen bir sokakta. Dolayısıyla her sabah/akşam bayağı şenlikli bir güzergah kullanıyorum. Burada bazı sabit insanlar var. O hengamenin içinde ancak birkaç sefer sonra gözünüze ilişiyor tutarlılıkları.

Bunlardan biri de Ekber Amca. Kendisi Sıraselviler’de hamburgercilerin devamındaki Namlı Süpermarket’in hemen bitişiğindeki boşlukta sahte parfüm satıyor. Parfümler o kadar sahte ki üstündeki bazı markalar bile yanlış yazılmış. Bir kısmının zaten gerçekte karşılığı yok. Taklit sektörünün favorileri. Müşterileri de çok hassas değil neyse ki bu konuda.

Benim asıl dikkatimi çeken ayrıntı kendine yarattığı ortamı. Önce bir bakalım:

Atatürk’e yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır

Atatürk’ü sevmeyen bir kesim olduğu malum. Zararı da yok. Yani kavrama, anlamına ve etkisine zararı yok ama bazen heykellerine, büstlerine zararı olduğu oluyor. Bu yüzden midir nedir bilmiyorum ama benim gözlemlediğim kadarıyla hayli uzun bir süredir Taksim’deki meşhur anıta yaklaşmak yasak.

Etrafındaki 4 giriş polis barikatıyla kapanmış durumda. Yetmezmiş gibi her birinde nöbetçi polisler var. hatta bir tane de araç bekliyor kordonun içinde.

Oysa ki çoğu İstanbullu’nun yanından defalarca geçtiği o anıt Cumhuriyet adına çok önemli bir eser. İçinde bir sürü sembol ve anlam yüklü (bu yazıyı sabredip okumanızı tavsiye ederim).

Vikipedi’den alıntı yaparsak:

Anıtın kuzey yönünde Mustafa Kemal, yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak , halk ve iki rus generali Kliment Vefremoviç Voroşilov ile Mihail Vesilyeviç Frunze betimlenmiştir. Anıtın yan yüzlerinde birer asker üstlerindeki madalyonlarda ise iki kadın figürü görülmektedir. Anıtın dar yüzleri altında mermerden yalaklar bulunur. Bunlar çeşme olarak düşünülmüş daha sonra eklenmemiştir.

Arda Kutsal efsanesinin sonu!

Aramızda komik bir anı olarak kalabilirdi ama Arda olayı FriendFeed’e taşıyınca bir açıklama farz oldu 🙂 Öyle fazla heyecanlanacak bir şey yok, baştan söyleyeyim…

Bugün öğlen Arda Kutsal ile Kanyon Kitchenette’te bir öğle yemeği yedik. (tam şu anda farkettim ki blogumdaki girişlerin neredeyse tamamı benim yemeklerle ilgili. Niye bu kilolar diye soranlara cevabımdır). O kadar çok konudan, projeden bahsettik ve öyle hudutsuz dedikodu yaptık ki etrafımızdan iyice kopmuşuz.

Benden daha önce mekana gelen Arda sağolsun tuvaletin hemen yanındaki masayı seçerek pek isabetli karar vermiş. Bir ara Arda’nın kaşı gözü bir farklı oynamaya başladı. Anladım ki etrafımızda bir şeyler oluyor. Sonra farkettim ki yanımızdan HAKKI BULUT geçti. Meğer arkamızda yemek yiyormuş. Tek başına…

Yemin ediyorum ki aynen böyleydi kendisi. Şahitlerim var!
Yemin ediyorum ki aynen böyleydi kendisi. Şahitlerim var!

Hakkı Bulut her zamanki sadece Aksaray Yeraltı Çarşısı’nda bulunabilecek cinsten bir takım elbise giymişti ve metrelerce uzaktan göz alıyordu. Tuvalete yöneldi. Kendisi biliyorsunuz aynı zamanda bizim Yahoyt’un yazarlarından biri (mahlas sanatının fütur sınırı). O an bir kendisiyle bir fotoğraf çektirip ‘Yahoyt yazarları Kanyon’da buluştu’ tarzında bir haber yapayım dedim.

Hayran talebi geri çevrilmez

Kendisi tuvalette bayağı bir kalmış olmalı ki biz arada bir projenin ana hatlarını çizmiştik bile. Çıkınca hemen üstüne atlayıp “Hakkı Bey ben sizin büyük bir hayranınızım, birlikte bir fotoğraf çektirebilir miyiz?” dedim. Kitchenette ortamındaki kokoşların dönen kafalarıyla esen soğuk havaya aldırmadan telefonumu Arda’ya verdim. (bu arada güzel insan Hakkı Bey önce kendi telefonunu çıkardı! Hala gülüyorum)

Arda fotoğrafı çekti, Hakkı Abi gitti. Ben de heyecanla ekrana baktım. O da ne!!! YOK, ÇEKEMEMİŞ! Webrazzi diye web sitesi kurup sektöre ahkam kesen adam daha telefonla fotoğraf çekmeyi beceremiyor! Web Paparazzo efsanesi de böylece tuzla buz oldu. Konuştuğumuz bütün proje ve hedeflerin üstüne örtüyü serdim.

Gerçi sonradan “gidip arayalım, buralardadır” gibi fantastik projeler de ürettiyse de beyhude elbet. Hatta devamında aslında çekmeyi başardığını, flaşın bile patladığını iddia etti. O ortamda Hakkı Bulut fanboy durumuna düştüğüme mi yanayım, fotoğrafsız kalmama mı?

Çalışma ortamına dair

Uzun yıllar bir kesimin ‘plaza hayatı’ dediği ortamda dirsek çürüttüm. Hayatımın en verimli ve güzel yılları o binalarda geçti. Şimdiki kendi gemimi yürütme maceramda yaşadığım en büyük sıkıntı ‘her işi kendim yapmak’ meselesi.

Öğlen pişecek yemekten, ağ kablosunun yenilenmesine, dosya sunucusunun samba ayarlarından web sunucusunun bilmemne güncellemesine kadar (hatta tuvaletteki kağıt havlu stoklarının takibi de dahil olmak üzere) HER ŞEYLE kendim ilgilenmek zorundayım.

Oysa plaza hayatında bina hizmetleri diye bir güzellik vardı. Dahili telefondan birini arardınız ve gelir her türlü işinizi çözerdi. Meğer ne büyük nimetmiş; işi sallıyorlar diye hayıflanırdık bir de.