HAYR 99: Aman doktor, derdime bir çare

Ölüm kaçınılmaz. Fakat “sağlıksız yaşamak” değil. Biraz özen, bir parça bilgi, bir nebze çaba ve elbette bu çabayı anlamlı hale getirecek “rehberler” istiyor.

Antik Yunan’da durmadan sorduğu sorularla Atinalı gençlerin kafalarını karıştırıp onları yoldan çıkarttığı için yargılanan Sokrates, savunmasının bir bölümünde ölümden korkmanın bilgelik olduğunu söyler. Her ne kadar korkuyor olsa da, idam fermanının ardından baldıran zehrini korkmadan içerek yaşamına son verir.

Aynı dönemin Stoacı filozofları Marcus Aurelius ve Seneca ise, öğrencilerine sürekli bir cümleyi hatırlatır: “Memento mori”. Yani “Ölümlü olduğunu hatırla”.

Haddini Aşan Yaşam Rehberi’nde sıkça andığım 19. yüzyıl düşünürü Martin Heidegger, insanın ölümün kaçınılmaz olduğunu bilen ayrıcalıklı bir varlık olduğunu hatırlatır. Önemli de bir ayrıntıya dikkat çeker. Hatırlanmak istenmese de “ölüm” mutlak bir sondur. Fakat o malum son, kişi için başkasının değil; kendisinin ölümü olacaktır. Yani birey ölecek fakat terk ettiği yaşam devam edecektir.

Haddini Aşan Yaşam Rehberi’nin bu bölümünde konuğum Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ile birlikte, “sağlıklı yaşam” adlı evrensel hasretimize farklı bir gözle bakmaya çalıştık.

(Podbee Media‘dan dinleyebilir ya da video olarak izleyebilirsiniz.)

Yeni içeriklerden anında haberdar olmak isterseniz aşağıya e-posta adresinizi yazabilirsiniz.

Diğer 5.451 aboneye katılın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 yanıt

  1. gürkan özsoy avatarı
    gürkan özsoy

    sağlıklı yaşasan da öleceksin. hatta sağlıklı yaşamak için yapacağın şeyler ölümünü daha da hızlanrıacak. mesela spor yapanlar. spor yapanlar daha çabuk ölüyor diyollar. 🙂 ha tabii bu götü göbeği salalım, her yerimiz yağ bağlasın demek değil. ama yine de “uzun ve sağlıklı yaşam” adı altında önerilen şeylerin insana katkısı olduğunu düşünmüyorum.

  2. ERTUGRUL YILMAZ avatarı
    ERTUGRUL YILMAZ

    Sayın Kuzuloğlu, öncelikle bu podcast ve paylaşım için çok teşekkür ederim.

    Podcasti baştan sona dinledim. “Rockefeller Tıbbı”nın uzmanları hep aynı şeyleri söylüyorlar. Biraz işin ticarete döndüğünü, Dünya Welness pazarının 6trilyon$ seviyesine ulaştığını itiraf etse de sonuçta o kesimin bir üyesi olarak “bize biattan başka çareniz yok” diyor özetle. Uzmanlara saygımız var tabii ancak sağlık konusu bu kadar ticarete dökülünce konu çığırından çıkıyor. Ve bu o kadar kanıksanmış ki kimse sorgulamıyor.

    Tr’de kanser ve Otizm ile ilgili bir örnekle konuyu biraz daha açmak isterim:

    Tr de Kanser TC Sağlık Bk’lığı rakamlarıyla 1965-1990 arasında ciddi düşme eğilimindeydi, diyabet dengeli ve OTİZM’in esamesi okunmuyordu.

    Ne olduysa 1995 den sonra oldu ve 95 den bugüne Kanser ve Diyabet 15’er kat çocuklarda OTİZM tam 50 kat arttı.

    1995 de gıda endüstrisi bir devrim (!) yaptı ve DOĞAL PANCAR ŞEKERİNİ terketti, ondan 200-300 kat daha ucuz ve tatlı olan NBŞ(Nişasta bazlı Şeker) namı diğer KANSEROJEN SUNİ FRUKTOZ‘a geçti. Tüm çikolata gofret, bisküviler meyve suları nutellalar, dondurmalar, kakaolu sütler vs bu zehirli şekerle üretilir oldu.

    Gıdacıların kârları patladı. Türkiye’de Kanser ve OTİZM de patladı.

    Bu zehir çocukların beynini adeta teslim alıyor. Onları hırçın mutsuz ve saldırgan yapıyor. Nasıl yapıyor bunu?Bu zehir çocuğun bağışıklık sistemindeki tüm yararlı unsurları (sodyum, bikarbonat gibi) baskılıyor adeta yiyip bitiriyor. Çocuğun beynin içinde olması gerektiği plazmada sodyum kalmıyor ve nöronlar haberleşemez hale geliyor. Bunun sonucunda çocuk algılama yeteneğini kaybediyor, sizi duymuyor ve DEHB, OTİZM böyle başlıyor. Bunu biz bizzat kendi çocuklarımızda tecrübe ettik.

    Bakın daha ötesi bu nedenle hergün 15-16 yaşında yeni genç çocukların öldürülme haberleri duymaya devam ediyoruz.

    Bu konuda size sıradışı bir Sağlık Kitabı önermek istiyorum. İsmi “Sağlığın Saklı Teorisi”. Kişisel sağlık tecrübesinden yola çıkılarak sağlık alanında yürürlükteki kirli oyunu anlatan ve çözüm önerilerini de sunan bir mühendislik çalışması olan bu kitap 6-7 ay önce çıktı ve internetten temin edilebiliyor. Bu konuyu kamuoyu gündemine taşımak istiyoruz ancak siz daha iyi takdir edersiniz ki bunu tek başımıza yapmamız hemen hemen imkansız.

    Eğer kıymetli vaktinizden ayırırsanız kitabı imzalayarak bizzat size sunmaktan onur duyarım.

    Sağlık dileklerimle
    Ertuğrul Yılmaz

  3. Abdullah Demir avatarı
    Abdullah Demir

    Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz nasıl ölürseniz öyle dirileceksiniz.
    Ölüm mutlak son olabilir batılı cins kafalarca ama hakikatin başlangıcıdır der bir bilen

  4. ERTUGRUL YILMAZ avatarı
    ERTUGRUL YILMAZ

    Neden, ROCKEFELLER TIBBI ?

    Çünkü bu sistemi tüm dünya için ROCKEFELLER’lar ta 19 YY kurdu. Tıp fakültelerinin müfredatı sahibi oldukları İlaç Kartellerinin ellerine teslim edildi. Doktorlar da İlaç Kartellerinin ilaç mümesilleri olarak eğitilmeye başlandı ve bu günümüzde de aynen devam ediyor.

    ROCKEFELLER TIBBI emperyalizmin “BÖL ve YÖNET” prensibini sinsice ve en başarılı uygulayan, aynı zamanda kendisiyle birlikte Dünyayı yöneten birkaç bilinen aile için önemli bir kapital yaratma ve devletleri manipüle etme ARACI’dır.

    Sağlık sistemi ile ilgili bütün sıkıntıların altında yatan temel yanlışlık buradadır. Bu temel yanlışlık düzeltilmeden sağlık sorunlarının kalıcı çözümlenmesi neredeyse imkansızdır. Öte yandan bu temel yanlışlığı ya da diğer bir ifadeyle bu TEMEL OYUNU devletlerin bile düzeltmesi zordur. Çünkü devletler de DSÖ gibi uluslararası kuruluşlar aracılığı ile bu oyunun unsurları haline getirilmişlerdir. Bu OYUN ancak toplumsal bilinçlenme ve uyanış ile bozulabilir.

    “BÖL ve YÖNET”in temeli, milyarlarca mikrokozmoz kümenin bileşimi olan, kilometrelerce damar, sinir ve lenf ağlarıyla birbirine bağlı bir harmoni ve denge içinde mükemmel bir kesintisiz kimya tesisi gibi 7/24 sürekli çalışan ve muhteşem bir bütün olan insan bedenini, Dahiliye, Göğüs, Nefroloji, Gastroenteroloji, Onkoloji, Ortopedi gibi bölümlere ayırarak pazarı sürekli büyütme amacına hizmet eder hale getirmeye dayanır.

    Bu yapay bölümler vasıtasıyla, birbirleriyle bağlantılı ilahi bir denge içinde mükemmel çalışan tüm organlar ve dokular arasına “YAPAY DEMİR PERDE”ler çekilmekte, hastalıkların kök nedenlerini bulup çözmek yerine, uzman Dr’lar sorumluluk yüklenmeden birbirlerine sürekli pas atmaktadırlar. Böylece top her durumda taca atılmakta, yeni pazarlar ve hastalıklar yaratılmasının yolları özenle inşa edilmektedir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin temelinde de bu gerçek mi yatar acaba?

    Bir başka soru ile kapatalım: Bu böyle olmasaydı, hastaneler, ilaç ve takviyeler gerçekten işe yarasaydı 2000’den 2025’e TR’de Kanser, Diyabet ve Diyaliz hastalarının sayısı TC Sağlık Bakanlığı rakamlarıyla 15’er kat, OTİZM 50 kat artar mıydı? Bakın ne tesadüf aynı dönemde özel Hastane sayısı da Tr’de 15 kat artmıştır.

    Detaylar, kişisel ve toplumsal düzeyde teorisi ile birlikte çözüm önerileri için “Sağlığın Saklı Teorisi” isimli kitabı tavsiye ederiz. İnternetten temin edilebiliyor.
    Uyanış ve Sağlık dileklerimizle…

    İnstgrm:sagliginsakliteorisi

Yayın Tarihi:

Kategori: