Auschwitz; insanın insana yapabileceklerine dair…

Dün Polonya’da dünyanın en büyük soykırımlarından birinin yaşandığı Auschwitz Toplama Kampı‘nı ziyaret ettim (resmi sitesi).

Birkenau ToplamaKampı girişi

Birkenau ToplamaKampı girişi

Nazi soykırımı konusunda onlarca kitap okudum, birçok film seyrettim. Dolayısıyla o toplama kampının kurulduğu topraklarda yürümenin, o insanların bir dönem yaşadığı, çalıştığı, zehirlenerek öldürüldüğü, kurşuna dizildiği, yakıldığı, topluca gömüldüğü yerleri bizzat görmenin beni çok fazla etkilemeyeceğini düşünmüştüm.

Yanılmışım…

Auschwitz, Hitler’in Avrupa’nın tam merkezinde yer alma, kolay gizlenebilme ve genişleyebilme özelliklerinden yola çıkarak yerini bizzat belirlediği bir alan. Kasabanın asıl ismi Oświęcim; ancak 1939’daki Alman işgalinden sonra ismi Almanlaştırılarak Auschwitz adını alır. Toplama kampına dönüştürüleceği için hemen etrafındaki halk boşaltılır, uzak bölgelere sürülür. Evler yıkılır, bir kısmı da subayların karargah ve evleri olarak korunur. Gaz odaları gelenleri öldürmeye yetmeyince onlar da aynı iş için kullanılacaktır.

Kampın ilk kurulma amacı savaş döneminde Alman güçlerine önemli stratejik üstünlük sağlayan başta I.G. Farben olmak üzere birçok fabrikanın ihtiyaç duyduğu 100 bin kişilik köle işçi ihtiyacını karşılamaktır. (1925 yılında kurulan I.G. Farben şirketi Basf, Bayer ve Agfa’nın da aralarında bulunduğu 5 Alman devinin ortak girişimi ve dünyanın o dönemdeki 4. büyük kuruluşudur)

Kampın girişinde meşhur ‘Arbeit Macht Frei’ (Çalışmak Özgür Kılar) yazısı yer almaktadır. 1800’lü yıllarda milliyetçi bir Alman yazarın roman başlığı olan bu söz sonrasında açılacak her kampın kapısında yer alacaktır.

Auschwitz kampı girişindeki yazı

Auschwitz kampı girişindeki yazı

20 bin hektar alana yayılan bu ilk kampın Komutanlığına 1940 yılında Rudolph Höss getirilir. Höss’ün 1946 yılında yakalanmasının ardından alınan ifadesineki bilgilere göre köle işçi toplamak için kurulan yapıda işlerin değişmesi  kuruluşundan bir yıl sonraya; yani 1941 yılına denk gelir.

O yıl Höss, Hitler’in bizzat kendisine iletilmek üzere verdiği emri almak üzere Berlin’e çağrılır ve savaş sonrasında dünyanın en büyük katili unvanını alacak Alman İçişleri Bakanı Heinrich Himmler ile görüşür. Himmler başta Yahudiler olmak üzere çingenelerin, eşcinsellerin ve Nazi muhaliflerinin ‘kesin bir sonuçla’ ortadan kaldırılmasını istemektedir. Bunun uygulayıcısı da Höss olacaktır. Yalnız Höss dahil hiçbir asker oralarda yaşananlarla ilgili hiç kimseye, hiçbir şey söylemeyecektir.

Avrupa’nın; hatta belki insanlık tarihinin en büyük ve sistematik soykırımı işte bu konuşmayla başlar.

Höss kampa dönünce çalışmalara başlar. Yeni sistem kabaca şöyle işler:

  • Avrupa’nın farklı ülkelerinden toplanan ‘uyumlu gruplar’ kampın içine kadar giren trenlerle getirilir. Burada ikiye ayrılırlar. Birinci grupta erkekler, ikinci grupta kadınlar, kız ve erkek çocuklar ve bebekler yer almaktadır.
  • Herkes çalışmaya geldiğini sandığı için yanlarında valizleri, kap kacakları, erzakları, yiyecek, içecekleri ve paraları yer almaktadır. Herkese bavullarının üstüne isimlerini ve nereden geldiklerini yazmaları istenir. Onlara bu eşyaların çalışma bitince geri verileceği söylenir. Oysa hiçbiri bir daha asla onları göremeyecektir bile. İsim yazılan bavullar trenin yanında (yine görevli mahkumlar tarafından) ayrıştırılmak üzere istiflenir.
  • Vagonların hemen önündeki ikili sıranın başında Alman doktorlar ve subaylar kısa bir sorgulama yapar. Yaşı, bir hastalığı olup olmadığı ve ne iş yaptığı sorulur. Prensip olarak 14 yaşından küçük ve çalışamayacak durumda görünen yaşlı erkek ve kadın Yahudiler sol tarafa ayrılır.
  • Kadın ve erkeklerin çalışabilecek durumda olanları sağ tarafa ayrılır.
  • Sol taraf genellikle trenden inenlerin yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Zaten hiç durmadan, yemek ve su görmeden geçen tren yolculuğundan dolayı birçoğu ölümün eşiğindedir. Bir yandan Yahudilerden oluşan küçük bir orkestra neşeli şarkılar çalmaktadır. Henüz hiçbirinin orada öleceğinden haberi yoktur.
  • Sol tarafa ayrılanlar 50 metre ötedeki bir yapının önünde bekletilir. Soyunmaları istenir. Söylenene göre yıkanıp, temizlenecek ve çalışmaya başlayacaklardır. Çırılçıplak kaldıktan sonra hiçbir penceresi olmayan loş bir odaya geçerler. Burası gaz odasıdır. Hepsi çığlıklar atarak 3 ile 15 dakika arasında Siklon-B gazını soluyarak ölecektir. Komutan Höss idam edilmeden önce alınan ifadesinde çığlıklar bittiğinde herkesin öldüğünü anlayarak cesetleri almak üzere kapıların açıldığını söylemiştir.
  • İçeri giren görevliler cesetleri hemen yanda bulunan yakma odalarına taşır. Ama öncesinde hepsinin saçları kumaş yapmak için kesilir, dişlerindeki altın ve gümüşler sökülür.
  • Yakma odasında görevli Yahudi mahkumlar cesetleri tek tek fırında yakar. Külleri sabun yapılır, bir kısmı da gübre olarak tarlalara gönderilecektir. Saçları da kumaş fabrikalarına yollanır (müzede bu saçlardan dokunmuş kumaşlar da sergileniyor). Bir fırın günde 4 bin kişiyi yakabilecek kapasitededir.
  • Ölsün ya da çalışmak için ayrılsın; herkesin bütün kıyafetleri, eşyaları, paraları Kanada Komandoları adı verilen görevlendirilmiş mahkumlar tarafından ayrıştırılır ve Almanya’ya yollanmak üzere paketlenir. (Kanada isminin öyküsü de ilginçtir. Kanada’ya göç eden birçok Polonyalı ülkesine kıymetli hediyeler yollamaktadır. Bu mahkumlardan gasp edilenlere de Nazi Almanyası o gözle bakmaktadır).
  • Tren sonrası ayrımda sağ tarafta kalanlar yine soyundurulur ve ‘sahiden’ yıkanarak sağ kollarının üstüne kalıcı dövme ile numaraları ve ‘kusurları’ kazınır (Yahudi, eşcinsel, çingene, vs). İsimleri kayıt defterine işlenir, 3 açıdan fotoğrafları çekilir. Kollarına kazınan numaraların özel bir sistemi vardır ve mahkumun bölgesi, mahkum olma sebebine ait kategorisi gibi bilgiler barındırır. Bunun otomasyon sistemine yönelik Almanların açtığı ihaleyi bugün hala faaliyette olan Amerikan IBM firması kazanır. Sonra mahkum elbisesi (çizgili bir pijama) giydirilerek koğuşlara götürülür. Mahkum elbiselerinde de sembollerle sınıflamalar vardır: Yahudi, Çingene, eşcinsel, politik muhalif, kaçak, vs…
  • Mahkum-işçi koğuşlarının her birinde 3 katlı ranzalarda 400 kişi kalmaktadır. Bunların büyük bir bölümü aslında her birinde 52 atın barınması için inşa edilmiş ahırlardır. Hastalık, açlık, dayak ve işkence yüzünden tamamına yakını 1 yılda ölür. Çok az bir kısmı birkaç yıl yaşayabilir.
  • Kadınların bir kısmıyla cüce ve ikiz bebeklerin tamamı kampın korkunç karakteri; ‘Azrail’ kod adlı Doktor Josef Mengele tarafından kısırlaştırmadan gen değiştirmeye kadar uzanan korkunç deneylerde kullanılır. Bu grupta bulunan 1500 ikizden sadece 200’ü hayatta kalır. Mengele, İkizlerin genetiğiyle oynayarak göz ve deri renklerini değiştirmeye çalışır. İkizlerden biri deneyde ölürse, diğeri de gaz odasına yollanarak öldürülür.
    Bunun dışında seçilen mahkumlara donma, sıtma, hardal gazı, çeşitli uyuşturucular, deniz suyu içirme, zehir denetttirme, yüksek irtifa tepkileri, x ışınlarına maruz bırakma gibi ürpertici deneyler yapılır.
  • Kampın içinde de vahşetin dereceleri vardır. Cezalandırma için kullanılan 13. koğuşta ayakta bekleme hücreleri bulunur. Burada mahkumlar 4-6 kişilik gruplarla hücreye sokulur ve gece boyu ayakta tutulur. Sabah olunca da normal mahkumlar gibi çalışmaya zorlanır. Birçok mahkum bu şekilde ölür.
    Bir diğer ceza aynı binanın giriş katındaki karanlık hücrelerdir. Burada çok küçük bir delik dışında hiçbir havalandırma bulunmaz. Hatta subaylar bazen odanın içinde bir mum yakarak oksijenin daha çabuk bitmesini sağlar. Mahkum havasızlıktan acı bir şekilde hayatını kaybeder.
    En vahşi yöntemse bodrum kattaki kıtlık odalarıdır. Mahkumlara su ve yemek vermeyerek açlıktan ölmeleri sağlanır. Genelde tercih edilen ceza budur.
  • Firar eden olduğunda, başarsın ya da başaramasın koğuşundan rastgele 10 kişi seçilerek kurşuna dizilir, asılır ya da işkenceyle öldürülür.
  • Kimi şanslı mahkumlar bir avluda bulunan kurşuna dizilme duvarında idam edilerek anında ölür.

Kampa getirilmeyenler için de durum her zaman parlak değildir. Onları da Alman Kimyager August Becker tarafından geliştirilen Gaz Otobüsleri beklemektedir. Yahudi ve çingeneler penceresi olmayan bu araçlara bindirilir. Araç ilerlemeye başladığında yolcu kabinine açılan egsozt yüzünden kısa süre içinde hepsi karbon monoksid zehirlenmesinden ölecektir…

Kampa girenlerin çoğunu bekleyen iki ora aşağıda resimlerini gördükleriniz olur. Birincisi gaz odası, ikincisi krematoryum; yani cesetlerin yakılıp kül edildiği fırınlar…

İnsanların toplu olarak gaz verilerek öldürüldüğü odalardan biri.

İnsanların toplu olarak gaz verilerek öldürüldüğü odalardan biri.

Cesetlerin yakıldığı fırınlar

Cesetlerin yakıldığı fırınlar

Kamp bu anlamda faaliyete geçtikten 1 yıl sonra civardaki halk, casuslar ve Londra’da sürgündeki Polonya Yönetimi, kaçmayı başaran birkaç kişiden duydukları sayesinde kampın varlığından ve içinde yapılanlardan haberdar olur. Ancak insanların topluca zehirlenip yakıldığına kimse inanmamaktadır. İstihbarat uçakları kampın üstünden geçerek fotoğraflar çeker ve ikna olur.

Auschwitz'e bağlı Birkenau Toplama Kampı'nın casus uçaklar tarafından çekilen hava görüntüsü. Yakılmaya götürülenler, mahkumlar, yakma odaları, her şey ortada...

Auschwitz’e bağlı Birkenau Toplama Kampı’nın casus uçaklar tarafından çekilen hava görüntüsü. Yakılmaya götürülenler, mahkumlar, yakma odaları, her şey ortada… Üstüne tıklayarak büyük halini inceleyebililrsiniz.

1941 ile müttefiklerin operasyonu sonucu içindeki son 7 bin mahkumla kurtarıldığı 1945 yılları arasında 1 milyon 100 bini Auschwitz’te, tamamına yakını Yahudi, büyük bir bölümü Macar Yahudisi olmak üzere toplam 2 milyon 700 bin kişi vahşetin bedeli olarak kurşuna dizilerek, asılarak, işkenceyle, aç bırakılarak, deneylerde ya da gazla zehirlenerek aramızdan ayrılır.

Nazilerin yargılandığı ünlü Nürnberg Mahkemeleri sonucunda Kampın Komutanı Rudolf Höss kampın bahçesinde asılarak idam edilir. İdamından hemen önce hücresinde yazdığı mektupta şöyle der:

Vicdanım bana bu açıklamayı yapmayı mecbur kılıyor. Hapishanedeki hücremin ıssızlığında insanlığa karşı ağır bir günah işlediğimi acı bir şekilde kabullendim. Auschwitz’in Komutanı olarak 3. Reich’ın insanlığı yoketme adına yaptığı vahşi planlardaki payımdan sorumluyor. Böylece insanlığa karşı korkunç yaralar açtım. Özellikle Polonya halkının dile getirilemez cefasına sebep oldum. Bunu hayatımla ödeyeceğim. Tanrı yaptıklarımdan dolayı beni affetsin.

Yaklaşık 1 günümü alan ziyarette o  zavallı insanların yürüdüğü yollarda, yattığı hücrelerde, ranzalarda, koğuşlarda dolaştım durdum.

Fotoğraflara bakarken en dayanılmazı çocuklardı. Çocuklar nasıl gaz odasına atılır? En azından birisi bunun mantığını, sebebini, hesabını bize vermeli. Küçücük, günahsız, tertemiz yüzlü çocuklar… Hiç büyüyemediler.

Bu fotoğraftakilerin hepsi kayıtlara göre gaz odalarında ölmüş. Çocuklar dahil. Çocuk nasıl öldürülür? Kimin günahını taşıdı onlar?

Bu fotoğraftakilerin hepsi kayıtlara göre gaz odalarında ölmüş. Çocuklar dahil. Çocuk nasıl öldürülür aklım almıyor. Elbiselerin üstünde gördüğünüz büyük sarı yıldızlar o kişilerin Yahudi olduğunu gösteriyor. Nazi kurallarına göre Yahudiler kıyafetlerinde bu işaretleri taşımaya mecburdu.

Otele geri döndüğümde şaşkınlıktan neredeyse hiç fotoğraf çekemediğimi farkettim. Çekebildiklerim ise aşağıda.

Fotoğraf demişken; bir örneğini yukarıda gördüğünüz kareler bizzat Nazi fotoğrafçıları tarafından çekilmiş ve tesadüfen bulunmuş; savaşın ardından yıllarca kamuoyuyla paylaşılmamış bir albümden. Mutlaka incelemelisiniz.

Bu kadar sistematik vahşeti yaratan şeyin insan zekası olduğuna ve bunca zulmün finansmanını sağlayan, yardımcı olan, göz yuman, el veren ve nasiplenen; bir kısmı günümüze kadar gelen firma ve ailelerin varlığına inanmak zor geliyor…

, , , , , , , , , , , , ,

36 Responses to Auschwitz; insanın insana yapabileceklerine dair…

  1. Kemal 07/09/2009 at 17:45 #

    Serdar bey,

    Kişisel görüşüm olarak yahudi propagandasına çok fazla kapıldığınızı düşünüyorum. Yazdıklarınızın tamamı doğru olsa bile hiçbir şey İsrail’in Filistin’de yaptıklarını haklı kılmaz.

    • MserdarK 08/09/2009 at 01:20 #

      Kemal Bey,

      Ben bir propagandaya kapılmadım, propaganda da yapmadım. Orada gözlerimle gördüklerimi yazdım. Üstelik hepsini bizzat Almanlar tek tek belgelemiş. Her öldürdüklerinin kayıtlarını, fotoğraflarını arşivlemişler. Burada propaganda yapacak bir şey yok.

      Öte yandan bunların Filistinlilere İsraillilerin yaptıklarını mazur gösterecek şeyler olduğunu asla iddia etmedim. Daha ötesi, bunca zulüm görmüş bir milletin nasıl emsal bir zulme önderlik ettiğine daha da hayretle bakar oldum.

  2. Elestirel Gunluk 07/09/2009 at 19:04 #

    Sandik ki bundan insanlik olarak ders cikardi. Ama ne yazikki (karsilastirma yapmak ayip gibi gelir bana ama) benzer seyler Sili’de Arjantin’de Guatemala,da, Diyarbakir’da yapildi ve yapanlar insanliklarindan da utanmadilar…

  3. Yavuz Selim ŞEN 07/09/2009 at 21:22 #

    Bende Japonların Çin’de yapmış olduğu Nanjing katliamının yerine gitmiştim, altı hafta da 300.000 kişi katledilmiş Japonlar tarafından. Katliam için yapılan anıtları gezerken çok etkilenmiştim, kemik odaları, savaştan kalmış evler ve Japon askerlerinin kim daha fazla kişinin kafasını kesecek diye yapmış olduğu yarışmalar. Düşünüyorsunuz insan bunu yapabilir mi ? bende çok etkilenmiştim. Ama bu katliam benim bahsettiğimin tam 9 katı, düşünemiyorum bile :(

  4. MaFiAMaX 07/09/2009 at 23:10 #

    Sanırım bu kamp Schindler List filminde de vardı. Valla ben olsam oralara giremezdim. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor.

  5. abt 08/09/2009 at 00:42 #

    Harika bir yazı olmuş, kaldırabilirmiyim bilmiyorum ama gezmek istiyorum sanırım.

  6. Yemliha İpek 08/09/2009 at 03:42 #

    Güzel bir yazı olmuş.Anlatılanların hepsini daha önce okumuştum ve insanoğlunun bunları nasıl yapabileceğini bende sizin gibi sorgulamıştım.İnsanlık tarihinin en büyük vahşetlerinden biri.Keşke…

  7. Ahmet 08/09/2009 at 11:09 #

    Sevgili Serdar Bey,

    Yazdıklaırnızı okudum, işaretledim ve Türkçe başvuru için önemlidir diye kaydettim. Basit bit ziyaretti diye de düşünebilisiniz ama öyle olmadığı kesin.
    Ne çekilmiş onlarca film ve en son ‘Okuyucu’ ve ‘Çizgili Pijamalı Çocuk’ bu insanlık dramını anlatmaya yeter ne de yazılıp çizilenler. Kendi payıma ” the United States Holocaust Memorial Museum: ABD Holokaust Anısı Müzesi’ni gezerken benzer duygulara gark olmuştum ( http://www.ushmm.org ). Ancak orada ağrıma giden minik birşey olmuştu yahudilerin “The Righteous Among the Nations” dedikleri ve holokaust’tan kaçanlara yardım edenlere (Oscar Schindler en ünlülerinde biridir) verdikleri nişan/sembolik ünvanı almış kişileri bildirdikleri duvarda Behiç Erkin, Necdet Kent, Selahattin Ülkümen ve Namık Kemal Yolga’ya yer verilmemesi ağrıma gitmişti. Selahattin Ülkümen Rodos’ta görevli bir Türk Diplomat olarak yüzlerce Rum asıllı Yahudiye Türk pasaportu vererek kurtarmıştı ve bedelini işgal sona ererken Nazi’lerin eşini ve çocuklarını katletmesiyle ödemişti…

  8. usame baba bize kıyak yapsana... 09/09/2009 at 14:17 #

    auschwitz’in giriş kapısındaki yazı her zaman dikkatimi çekmiştir,
    içerisinde inanılması güç bir ironi barındırır.
    “arbeit macht frei” yani nedir, “çalışmak özgürleştirir.”
    vaad edilen özgürlüğün, anlamı üzerine şimdiki durumu düşünerek yorum dahi yapamıyor insan,

  9. ayşegül yüksel 10/09/2009 at 17:23 #

    Serdar abi ben en çok televizyonlara kılım ya!! diyeceksin niye? ne alaka…
    Sizin şu girdiğiniz konuyu , triyonuncu popstar seçme ! milyar dağıtma! dizi bayıltma! pop ve zirzop hayatları gösterene kadar TV’ler de görse TV’lerde işleseler görseler bazı gerçekleri ve gösterseler
    insanın içindeki kötücüllüğün sonuçlarını GÖSTERSELER yani

    bunca eza, cefa, cinayet, vahşet artar mı ? olur mu ki bunları görmeden bilinir mi… bilgi teknolojileri dışına! vicdan veya insani yanlarımızı hatırlatan dokunan bir insan olduğunuz , farkındalık yarattığınız için walla kutlarım ,

    Şiir şu tabiki :

    DUA

    Ne hükümran kalır
    Ne zulüm ne de kin
    Öz değil dostlar
    Öz değil bu biçim
    Kulların kullara
    ettiğini etmiyor
    En zalim harı ateşim
    Bugün dua ettim
    Hepimiz için
    Yüce tanrı bizleri
    Affetsin
    Ne para ne pul
    Ne iktidar ne güç
    Bu değil gerçek
    Bu değil gerçek
    Bu kavga
    Hayırsız bir düş
    Uyanır neslim
    Uyanır elbet
    Bugün dua ettim
    Hepimiz için
    Yüce tanrı insanı
    Affetsin

    bazı belgeler benden :

    http://www.aysegulyuksel.com.tr/anne%20frank.htm

    http://www.aysegulyuksel.com.tr/filistin.htm

    ve hayır mubarek gün sezen aksudan bir dua

    http://www.dahii.org/sezen-aksu-dua

    da gelsin benden… :)
    selamlar

  10. tnesla 17/09/2009 at 04:36 #

    sayin serdar kardesim,

    yorumlara bakiyorum…senin de isin zor. uzaylilar beni almaya geldiginde rica edecegim seni de es gecmesinler.

    (genellikle bey’li hanim’li ve 1. cogulla hitab etmek prensibimdir fakat benligimi yutan bir empati tsunamisi etkisindeyim)

  11. ayşegül yüksel 21/09/2009 at 15:08 #

    tnesla bey! (nedemekse ?!, açık seçik bir isim değil de zaten)

    Benim açık seçik adım soyadım : Ayşegül Yüksel!!!

    Uzaydan yazıya bir odaklanında gayet “insani ” bir konu üzerinde yorum olduğunu okuyun (varsa okuma yazmanız!)

    Sonra “abi”, hitabından rahatsız olurken, Türkler arasında kullanılan “kardeşim” hitabınıda sizin kullandığınızı görün (alahın işi, aynı şeyi yaparak eleştirme çok komikmiş )

    ANA YAZIDAKİ “üstüste yığılmış kemikleri ” görmeyip böyle bir yorumla topa girdiğinize göre ZUZAY’dan size bir talep gelmez bu arada….çok beklemeyin :)

  12. Uzay Zuzayoğlu 29/09/2009 at 16:16 #

    Belki nikola teslanın amcaoğludur. Fazla akımdan olsa gerek pek bi zorlama cümleler kurmuş belleğimizin çevrimiçi celladı.

    Bu arada SerdarBeyAbi,
    “Yakılmaya götürülenler, mahkumlar, yakma odaları, her şey ortada” dediniz ama resimden bunları anlamak mümkün değil ki?
    Nasıl anladığınızı gerçekten merak ediyorum..
    Bu arada yazı çok güzel.

  13. ayşegül yüksel 02/10/2009 at 16:12 #

    Nikola tesla nın uzayzuzaylıoğlu!!! (nicklerle gelmeyin bana ,korkmayın açın yüzünüzü :) Site’mi ziyaretlerinizden ben zaten sizin ip nolarınızı aldım ve bulurum, istersem!!

    Dieyeceğim şu ki : Dilerim yukarıdaki kıyımı soylarınız tanımaz.Ana yazıdaki konuyu anlayacak kadar akıl fikir , izan, vicdan, tarih, bilgi birikiminiz olsa idi
    Parmağa değil gösterdiği yöne bakardınız.

    Nick yok zeka yok ne var acep?!!

  14. Uzay Zuzayoğlu 03/10/2009 at 11:35 #

    Ah kuzen İPayşegül,
    İp nolarını zuzalayıp, Sherlockiye holmesgül’e dönüşebilmen çok zekice..buna benzer bir zeka pırıltısını en son ginger da görmüştüm.

    Ama birde okuduklarını anlayabilsen…..

  15. ayşegül yüksel 04/10/2009 at 02:33 #

    Okuduklarımı anlamasam zeki olamazdım değil mi? ;)

  16. ayşegül yüksel 04/10/2009 at 03:29 #

    Böyle bir konunun üzerine MEDYA OKUR YAZARLIĞI Derslerine girmenizi öneririm.

    http://www.bilgisizler.net/haber-ve-guencel-olaylar-f59/yeni-kurulan-%C4%B0nternet-ve-bili%C5%9Fim-su%C3%A7lar%C4%B1-birim-t40097.html

  17. ayşegül yüksel 04/10/2009 at 04:36 #

    “Bilgisayarını yaksa yakalarız” bölümünü iyi okuyun. Üstelik birimleri de fazla yormadan ben IP No’sunu burdan kayıtlara geçmeden, saçmalamalarınıza son verin.

    BEY, ABİ, HEMŞERİM, ARKADAŞIM, EY İNSANOĞLU

  18. Fırat 15/10/2009 at 23:31 #

    izleyenler bilir bu konuda ki en mükemmel filmlerden biri schindler’s list’dir.

    http://www.google.com.tr/search?hl=tr&source=hp&q=schindler%27s+list&meta=&aq=0&oq=schind

  19. ayşegül yüksel 20/10/2009 at 21:42 #

    Bir TED videosu konuya ilişkin :

    http://www.utkukaynar.com/2009/08/24/james-nachtwey-savasin-yurek-burkan-fotograflari/

  20. Sedat Bayrak 12/11/2009 at 04:25 #

    Yazıyı bitirdikten sonra saatlerce aynı konu üzerinde dönen wikipedia yazılarında kaybolmuş buldum kendimi. Özellikle deneyler kısmı, deniz suyu testi mağdurlarının silinen yerleri yalama sahneleri gözlerimin önünden gitmiyor. Teşekkürler vesile olduğun için.

    Bu yazının da propaganda şeklinde yorumlanmasını hayretler içerisinde okudum. “Almanlar iyi yapmış, onlara müstahak” deyin de tam olsun.

  21. theodora 02/01/2010 at 15:37 #

    kısa bir sure once bende terezın nazı kampına gıtmıstım.oradakı vahsetı gordukten snra ınanın gunlerce uyuyamadım.gaz odaları,işkence hucrelerı kucucuk odalarda yuzlerce ınsanın sıkışmıs hallerde bulnması gozlermın onune geldı.kursuna dızme cezaları yuzunden duvarlar bıle delık deşikti ve butun bunlar yaşanırken duvarın hemen arkasında komutanların ve aılelerının mutlu mesut yasamaları (yuzme havuzu dahi vardı)kanımı dondurdu. yahudı propagandası falan değil bu sadece ınsanın ınsana yapabıleceklerını gorunce dusulen hayretın bır yansıması…

  22. Erman 15/01/2010 at 20:06 #

    İlk önce Serdar Beye bu güzel yazısı için teşekkür etmek istiyorum.
    Bende tarihle ilgilenmekten hoşlanan biri olarak bu yazıyla ve yorumlarıyla ilgili ufak bir not düşmek istedim.
    Ancak yazının yanlış anlaşılmaması için tamamını okumanızı ve kesinlikle bu katliamı kınadığımı bilmenizi isterim.

    Birçok yorumda bir insanın nasıl böyle bir vahşeti yapabileceğinin anlaşılmadığı ve bu durum karşısında şaşırıldığı dile getirilmiş. Ancak tarihi olaylara bakıldığında insanın doğasında vahşilik olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Yada her gün gazetelerimizin 3. sayfasında ve sabah programlarında görebiliriz. Elbette bazı kişilerin bireysel psikolojik sorunlarının dışında toplumsal bir vahşeti incelerken sadece kınamak yerine sebeplerini anlayarak bu olaylardan dersler çıkarılmasının kritik önem arz ettiğini düşünüyorum.
    Rönesans öncesi savaşlardaki uygulamaları atlayarak modern zamanımızın temelini oluşturan bir olayı ele alalım. Fransız devrimi tarihin en kanlı olaylarından biri olarak bilinmesine rağmen sebep ve içeriği bize yanlış anlatılmıştır. Milliyetçilik akımının başlamasına sebep olduğu öne sürülen olay gerçekte ilk toplumsal sınıf çatışmasıdır. Nasıl bir milliyetçi düşünce kendi soylularının kafasını sokaklarda kesmek ister ki diye düşündükten sonra bu vahşetin doğumunu hatırlayalım. Bazı söylentilere göre (”Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” – Marie Antoinette) sözü üzerine isyan başlamış ve tüm saray ve soylu sınıfı yakalanarak sokaklarda idam edilmiştir. Bazı Fransız yazarların tasviri ile kanın Paris sokaklarından kırmızı nehirler halinde aktığını okumuşuzdur. O söz söylensin yada söylenmesin önemli olan nokta o zamanda gerçekten de ekmeğin bulunamıyor olmasıdır. Bir insanın evladı, eşi yada sevdiği biri açlıktan kıvranırken elinden hiçbir şeyin gelmiyor olması psikolojisini düşünmeliyiz. Kollarında açlıktan ölen evladını tutan bir babanın bolluk içinde yaşayan soylulara bakan gözlerinde vahşeti görebiliriz.
    Dediğim gibi olayları izleyip kınamak yerine ders almayı da öğrenmeliyiz. 1. Dünya Savaşı sonrasında yapılan anlaşmada bu dersin alınmadığını görüyoruz. Galip devletlerin Almanyayı sömürgeleştirmek için dayattığı barış anlaşması Alman halkını kendi ülkelerinde köle haline getirmişti. Almanlar belli bir grup tarafından yönetilen sermaye altında çok kötü koşullarda şanslılarsa karın tokluğuna çalıştırılarak yaşıyorlardı. Böyle bir ortamda sözcükleri kullanmadaki dehası reddedilemez biri, insanların içinde büyüyen öfkeyi dile getirmiş ve Nazi Almanya’sı kurulmuştur. (Dahi demek her zaman övgü anlamı taşımaz…) Nitekim bu adam yanına aldığı en az kendisi kadar vahşi adamlarla 2. Dünya Savaşına ve tüm bu katliama imza atmıştır.

    Popüler bir söz ancak ”Güç, sorumluluk getirir.” lafını unutmamalıyız. Zenginin, fakire… Aydının cahile yardım etme sorumluluğu vardır. Vahşetten arınıp medeni olmanın yolu buradan geçer.

  23. çince kursları 03/01/2013 at 17:32 #

    Dieyeceğim şu ki : Dilerim yukarıdaki kıyımı soylarınız tanımaz.Ana yazıdaki konuyu anlayacak kadar akıl fikir , izan, vicdan, tarih, bilgi birikiminiz olsa idi
    Parmağa değil gösterdiği yöne bakardınız.

  24. esra 12/01/2013 at 15:57 #

    kampın açılış ve kapanış saati varmı acaba? bilgi verir misiniz?

  25. Serhat Soylu (@mutluazinlik) 26/05/2013 at 00:42 #

    Hamburg’da da bir toplama kampı var, geçen sene oturduğum yere 20 dakika kadar uzaklıkta, geçen yaz en sonunda ziyaret edebildim. Auschwitz kadar vahşi olmasa da orası da insanlık kavramının hiçbir şekilde uğramadığı bir yerdi, kurşuna dizilenler, işkenceden geçirilenler, ölünceye kadar çalıştırılıp dövülenler. İnsanın insana bunları yapabiliyor olması korku verici. Kampı dolaşırken kampın asıl amacının zamanında Hamburg’daki büyük inşaat projelerine tuğla sağlamak olduğunu öğrendim. O zamanlar oturduğum ev Nazi döneminde inşa edilmişti, Bizim içinde oturduğumuz da dahil olmak üzere aynı sıradaki 5-6 binanın tek kişiye ait olduğunu tahmin ediyorduk zira bütün binalar miras yönetimiyle uğraşan bir avukatın yönetimindeydi. Bina tamamen tuğladan yapılmış yığma bir binaydı. Kampa yakınlığı, tamamen tuğladan yapılı olması ve o zamanların büyük bir zengini tarafından yaptırılmış olmasıyla binada kullanılan tuğlaların o kamptan geldiğine neredeyse emin olduk. Ziyaretin ardından yaklaşık iki ay sonra o evden çıkana kadar her geçirdiğim dakikada sanki bende kamptakilere eziyet ediyormuşum gibi gelmişti.

  26. Alp Noyan Selenga 05/07/2013 at 21:51 #

    Ben şunu anlamıyorum Hitler her şeye rağmen çok yüksek bir oranla siyasal meşruiyetini almış…
    Bu kada canice işler dönerken Alman Toplumunda hiç kimsenin organize bir direnç oluşturmaması insanın direncini ve umudunu kırıyor..Bu anlamda malesef anlaşılan o ki benim ülkemde orada olup bitenlere itiraz etmemiş…İroni burada 1912 ile 1922 yılları arasında kafkasya ve balkanlarda 15.000.000 Türk katledildi (Bkz Justin Mc Charty Death And Exile) Bütün dünya sessiz kalsa bile benim ülkemin nazilere direnmesi gerekiyordu…Bunun mazereti olamaz utanç duyuyorum :(
    Ama şimdi bakıyorum etrafıma yıl 2013 ülkemin bilinç seviyesi içler acısı adalet algısı felaket nedenmi ? 1940-1945 arası işlenen katliamları 1960 sonrası kurulan kukla israil devletinin uygulamalarının misillemesi olarak görecek kadar kronolojik algıdan yoksun sığ ve gaz odalarında ölenlerin israilin politikasında en ufak payları olmadığını gözardı edecek kadar bağnaz bir toplumsal beyinle yaşamayı sürdürüyoruz(Bu bir mucize) :(

  27. dündenrazı 08/03/2015 at 02:33 #

    İzlenimlerinizi çok güzel aktarmışsınız, elinize sağlık. Yazınızı çok beğendim ve hatta (link vererek) yayımladım ( http://www.polonyadayiz.com/auschwitz-birkenau-nazi-toplama-kampi/ ).Haberiniz olsun istedim, teşekkürler.

  28. Hande 27/05/2016 at 22:51 #

    Serdar bey soykirimi anlatan okudugunuz kitaplardan onerebilir misiniz?

  29. Atilla 11/11/2016 at 22:21 #

    Harika bir yazı olmuş . Bende iki sene önce gitmiştim. . Ausschwitz de etkilenmemek elde değil . Hele o işkence odaları inanılmaz . 50×50 ebadındaki bir deliğe dört kişi birden sokuyorlar . Sabaha kadar o alanda ayakta dikilmek zorundasınız. İnsanlar , dolaşım sisteminin iflas etmesinden dolayı sabahı göremiyorlarmış . Birkenau bütün bu gördüklerinizin katlamalı yeri . Hayatınız , trenden indikten sonra bir parmak işaretine bağlı .

Trackbacks/Pingbacks

  1. Tarih, temsili demokrasi, halk iradesi ve boykot | M. Serdar Kuzuloğlu - 22/12/2011

    […] taşabilir. Devlet kimi zaman halkına toplu bir zulüm uygular, kimi zaman belirli bir grubu hedef seçer.Halkı korumak için örgütlenen resmi kurumlar (polis, asker, jandarma, vs) yeri gelir kendi […]

  2. Haftanın Özeti: 14 - M. Serdar Kuzuloğlu - 01/02/2015

    […] Toplama Kampı’nı ziyaret ettiğimde çok etkilenmiş ve burada izlenimlerimi paylaşmıştım. 70. yıl anma törenleri vesilesiyle The Guardian gazetesi insansız hava aracı (drone) […]

  3. - M. Serdar Kuzuloğlu - 22/04/2015

    […] karşısına çıktı. Suçu Macaristan’dan getirilen 400 binden fazla Yahudinin 300 bininin toplama kamplarında ölümüne alet olmak. Groening 21 yaşındayken görev aldığı kampta toplu ölümlere […]

  4. Haftanın Özeti: 26 - M. Serdar Kuzuloğlu - 26/04/2015

    […] karşısına çıktı. Suçu Macaristan’dan getirilen 400 binden fazla Yahudinin 300 bininin toplama kamplarında ölümüne alet olmak. Groening 21 yaşındayken görev aldığı kampta toplu ölümlere […]

  5. Haftanın Özeti: 26 - Dünya Halleri - 19/02/2016

    […] karşısına çıktı. Suçu Macaristan’dan getirilen 400 binden fazla Yahudinin 300 bininin toplama kamplarında ölümüne alet olmak. Groening 21 yaşındayken görev aldığı kampta toplu ölümlere […]

  6. Haftanın Özeti: 14 - Dünya Halleri - 19/02/2016

    […] Toplama Kampı’nı ziyaret ettiğimde çok etkilenmiş ve burada izlenimlerimi paylaşmıştım. 70. yıl anma törenleri vesilesiyle The Guardian gazetesi insansız hava aracı (drone) […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim