Ama insan uyumaz bazen, düşünür

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
(Yaşamaya Dair / Nazım Hikmet / 1947)

Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım. Elimden geldiğince Ralph Waldo Emerson‘ın salık verdiği gibi yolun beni götürdüğü yerlerdense yolu olmayan ama izimi bırakabileceğim alanlara yöneldim. Bazılarına kibir gibi gelebilir ama bir meydan okuma bu aslında.

yollar

Sorgulamadım, yermedim ama bir takıma, partiye, ideolojiye, mekana, şehre, ülkeye, inanca ya da insana hayattaki diğer her şeyden çok (ve bazen kör eden bir tutkuyla) bağlananlar hep ilginç göründü gözüme.

Çok sevmeye meyilliyiz. Sevgiden boğmak, içini boşaltmak, tüketmek (ve hemen ardından çok sevecek başka bir şey bulmak) istiyoruz. Şahsen ulaşabileceklerimin sonsuz olmadığını anladığım an hoşuma giden şeyleri elimden geldiğince tüketmemeye çalıştım. Çok küçük ayrıntılarda olsa bile.

Güneş doğar, güneş batar…

Hayata dair bir diğer çabam rutini kırmak adına. Bu hepsinden daha zor.

Başarının disiplin ve rutinden beslendiğine dair çok şey okusam da -örneğin- yazmak meselesine bir Orhan Pamuk ya da Ernest Hemingway gibi katı bir disiplinle sarılamadım. Benim tarzım (niteliğim değil; tarzım) Charles Bukowski ya da Orhan Veli kafasında oldu daha çok.

Fark etmesek de hayatımızın büyük bölümü tekrarlardan ibaret. Aynı saatte yatıp-kalkıyor, aynı yollardan iş ve okullarımıza gidiyoruz. Birbirine yakıştırdığımız kıyafetler bile değişmiyor (kombin dedikleri hani). Saçımızı aynı şekilde kestirip tarıyor, etrafımızdakiler gibi olmaya çalışıyoruz. Bir şey yiyecekken bile aynı mekanlara gidip aşağı yukarı aynı şeyleri sipariş ediyoruz. Hayatımızın büyük kısmı bir dini ayin gibi aynı anda aynı şeyleri yaparak rahatladığımız bir süreçten ibaret.

Düşüncesi garip gelse de rutin bizi rahatlatıyor. Belirsizliğin endişelerinden uzaklaştırıyor. Bilmediğimizin çilesini göze almaktansa bildiğimizin acısına katlanıyoruz.

Ve ne yazık ki bu kolaycılık bizi küçük değişimlerin tetiklediği büyük aydınlanmalardan koparıyor. Çok büyük şeylerden bahsetmiyorum asla. Bir dahakine dişinizi diğer elinizle fırçalamayı denediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Öbür elinizin nasıl acemi, nasıl zavallı kaldığına şaşıracaksınız. Kemerinizi öbür taraftan başlayarak geçirin tokalara. Gömleğin düğmelerini alttan iliklemeye başlayın.

Ne kadar çabalasam da bu yazıya sığdıramayacağım değişimler işte böyle küçük, önemsiz görünen meydan okumalarla başlıyor.

Kendi adıma fark ettiğim son rutinim kuaförler oldu. Şu an yaşadığımız semte taşındığımızda eskisiyle vedalaşıp evimize yakın birini bellemiştim. Aynı dükkanın aynı kuaförüyle geçen senelerimiz soluk bir anıya dönüşmüştü. Şu an adını bile hatırlamıyorum eskisinin.

berber

Sonraları (biraz da sürekli seyahat halinde olmanın bahanesiyle) başka bir salona gitmek zorunda kaldım. Sonra ötekine, berikine… Ardından bir öncekine gitmemek için bilinçli bir bahaneye dönüştü bu tutum.

Hepsinin (kulak kabarttığınız sohbetlerden anlaşılan) daimi müşterileri vardı. Hatta müşterilerin bir kısmının kendine ait makas, havlu ve şampuanları olduğunu fark ettim. Bazıları seneler önce ayrı semtlere taşınmış olmasına rağmen büyük bir özveriyle yine onlara geliyordu. Bunlar berber esnafının gururuydu ve bir punduna getirilip benim gibi tazelerin kulağına mutlaka fısıldanıyordu.

Her seferinde başka bir kuaföre gidince ilk müşteriye yönelik ekstra özenin farkına vardım. Koltuğa ilk defa oturana (son defa olmasın diye olacak) ayrı bir ihtimam gösteriliyordu. Ve istisnasız hepsi kim olduğunu bilmediği bir önceki meslektaşına üslubunca dokunduruyordu (o iğnelemeler biraz da kendini o iş bilmezlere teslim eden bendenizeydi elbette).

“Yanlar orantısız kaldığı için kabarmış”, “yanlış kesilmiş ama birkaç kesimden sonra oturur”…

Benim gibi fıldır fıldır gözler ve iri kulaklar için koltuğuna kurulduğum her yeni kuaför müthiş bir beslenme kaynağına dönüştü zamanla.

Yangında öncelikli ‘ihmal edilecekler’

Hayat tespih tanesi gibi uç uca eklediğimiz bahanelerle geçip gidiyor. Muhasebesini yapmayı akıl ettiğimiz zaman genellikle çok geç oluyor. Başka bir berbere gitmek, ayakkabımıza hiç uymayan o çorabı giymek, (nedense) hayatta ağzımıza sürmeyeceğimizi iddia ettiğimiz o yemeği yemek ya da en basitinden eve başka bir yoldan dönmek bile nasıl da zor, gereksiz; hatta saçma geliyor, değil mi?

Oysa bunlardan gayrı her şeye nasıl da vaktimiz, enerjimiz, meylimiz var.

Bize verilen en büyük hediye olan yaşamayı ciddiye almak zorundayız. Hem de her engele ve koşula rağmen; her yerde ve her anda. Ama bize buyrulan, uygun görülen, anlatılan şekilde değil; imkanlarımızın elverdiğince kendi tarzımızda.

Bütün tezatlarına, zorluklarına rağmen.

, , , , , ,

36 Responses to Ama insan uyumaz bazen, düşünür

  1. kerem 05/04/2015 at 21:11 #

    Amirim, arada böyle yazılar yazmanı da özlemişiz hani. Teşekkürler.

  2. cemaltnts 05/04/2015 at 21:32 #

    “Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım”..Bence yazıdaki en vurucu cumle bu..
    Birseye baglanmak,tutulmak en zor ve en tehlikeli olanı..Aynı zamanda en insancıl olanı da..
    Baglanmak insani ve teme bir zaaf sanırım..

  3. Mehtap G. 05/04/2015 at 21:44 #

    Özledik amirim!
    Mehtap/ Alm.

  4. jack 05/04/2015 at 21:48 #

    sonunda sizden bir parça, keyif aldım.

  5. Serdar 05/04/2015 at 21:54 #

    Çok güzel… Pazar günleri gazete alma gibi bir rutin vardı, bunu senle bozduk örneğin ama berber işi kilit nokta, üzerinde düşünmeye devam. Teşekkürler.

  6. Ahmet 05/04/2015 at 22:00 #

    MFÖ – Bazen eşliğinde okuyunuz :)

    https://www.youtube.com/watch?v=TV8cANnEn2s

  7. yskiyak 05/04/2015 at 22:05 #

    “Bize verilen en büyük hediye olan yaşama” demişsiniz de, “verilen” kelimesini görünce merak ettim, kim verdi bu hediyeyi bize sahiden?

  8. Cengiz Koç 05/04/2015 at 22:35 #

    Amirim çok iyi geldi. Eline sağlık.

  9. Dewrêş 05/04/2015 at 22:39 #

    bir röportajınızda sigarayı banyodayken kokusundan ötürü bıraktığınızı söylemiştiniz diye aklımda kalmış.

  10. murats 05/04/2015 at 23:41 #

    Muthis bir yaziydi, arasıra devam ettirmeniz dileğiyle!

  11. dll 05/04/2015 at 23:53 #

    Bağlanma ve yazma disiplini konusunda hemen hemen aynı gibiyiz. Ancak ben genç denilebilecek bi yaşta olduğum için daha radikal adımlar attım. Bir çok kişinin mumla aradığı bir işi bıraktım. Bir sene boyunca kendimi, ülkemi,dünyayı tanımak ve anlamak için okumalar yapıp düşünme etkinliğiyle dolu :) uykusuz geceler geçirdim. Manevi açıdan (iç huzur vb.), düşünme kabiliyeti ve fikir üretimi açısından verimli oldu. Fakat maddi manada sıfırı tükettim.Bakıldıdığında sosyal çevre açısından da şu an sıfıra yakın sayılırım. Ama dediğim gibi mutluyum. Tek sorun para gibi ama değil. Şu an ki sorunum tekrar para kazanmaya başladığımda bu iç huzurumun ne hallere gireceği düşüncesi. Bu arada ben en az 3 senedir aynı berbere ard arda 2 kere hiç gitmedim. Bunun sebebi rutine bağlanma korkum değildi. Her gittiğimde acemi ellere denk geldim. :)

    • rhnmtn 11/04/2015 at 15:35 #

      Çok cesur bir karar almışsınız. Benzer kaygılarda olan birine rastlamak, anlamlı bir hayat ihtiyacını maddi kaygıların ve başkalarının kendisine biçtiği rollerin, dayattığı hedeflerin önüne koyabilmen birini görmek çok güzel. Tecrübenizi paylaşmanızı rica ediyorum, eminim benzer durumdaki bir çok kişi için ilham verici ve cesaretlendirici olacaktır.

  12. Buğra 05/04/2015 at 23:55 #

    Hocam yaş kaçtı? ;)

  13. sürtünme kuvveti 06/04/2015 at 00:14 #

    haftanın özetleri başladığından beri bu tarz yazılarınıza hasret kalmıştık. elinize sağlık . bu tarz yazılarınızı bu kadar özletmemeniz dileğiyle ..

  14. ertugrul 06/04/2015 at 09:32 #

    Bende sizin gibiyim,

    Bir şeylere bağlanamıyorum, ne takım tutarım, nede okuduğum üniversitelere karşı bir aidiyet hissediyorum, ne de benzer şeyler. Neden böyleyiz ?

  15. mmm 06/04/2015 at 10:07 #

    klasik olacak ama ..

    ölüm var hacı..

    yaşamın değişmeyen, en büyük gerçeği ölüm..

  16. gursunas 06/04/2015 at 12:52 #

    güzel yazı.. hep böyle etkileniyorum yazılarından ama yaşantıma lanse edemiyorum yine sosyal medyaya hapis işe güçe mahküm yaşıyor hiç bir şeye zaman ayıramıyorum (belkide farkında değilimdir ayırmıyorumdur) şu kabuğu bi kırabilsem..

  17. Gulsah Esuntimur 06/04/2015 at 12:56 #

    Serdar bey yazılarınızı çok büyük bir zevkle , hevesle okuyorum , kaleminize emeğinize sağlık . Gerek gündem gerek yaşamla ilgili tespitleriniz çok güzel ve yol gösterici .

  18. Hülya 06/04/2015 at 13:15 #

    “Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım”… Bize buyrulan uygun görülen anlatılan şekilde değil imkanlarımız dahilinde kendi tarzımızca…

  19. Gerekliyse olur 06/04/2015 at 13:24 #

    yazi basligi mail kutuma dusunce bi tirsmadim degil. onceki gece, gecen yil nihayete erdirdigim universite hayatimda karsima cikan kotu insanlar kafama takildi ve ne yaptiysam bir turlu uyuyamadim. boyle zamanlarda eskisi gibi inancli biri olabilmeyi cok istiyorum. bu tarz yasanmisliklarda alinan darbelerin hesabini baska alemlere birakmanin verdigi rahatlik hissine gercekten paha bicilemezdi. kapatilmamis hesaplar yorabiliyor insani. adaletini kendin saglamak zorundasin. uzun bir sure sonra uyumusum, canim nasil sikildiysa artik, bir-iki saat sonra durduk yere tekrar uyandim. tiksindirici. neyse her seye ragmen motivasyonu sarsmak yok, once o is bulunacak, o para kazanilacak, sonra buralardan gidilecek :)

  20. atilla oğuzhan Durgun 06/04/2015 at 15:46 #

    Serdar Ağabey,
    Berber fotoğrafındaki soldaki, takkeli yaşlı amca traşa gelmemiş oraya. İki laflamaya gelmiş belli. Muhtemelen berberin çcoukluk, gençlikten arkadaşı, askere bile beraber gitmişlerdir belki. Duruşu çok mahzun, üstü başı da tertemiz. Etkileyici bir fotoğraf. Çocukluğumda dedemin beni götürdüğü yaşlı berberin dükkanını hatırlattı. Tam karşıda oturan esmer şahız da %99 düğün davulcusu.
    Yazınız çok güzeldi. Ben alacağımı aldım. Hiç tanımadığın insanlar için ölürcesine yaşamak dileğiyle.

  21. Orçun 06/04/2015 at 20:39 #

    Harika bir yazı , tebrikler. Artık bir TV veya online yayınla da bu tür konulardan bahsetmenizin zamanı gelmedi mi ? Oldukça ilgiyle takip edilecektir.

  22. Halil 06/04/2015 at 21:28 #

    Yazınız dokunuyor yüreğe be amirim. Sağolun.

  23. omer 07/04/2015 at 08:24 #

    İçeride müşteriden çok muhabbete gelen adamın olduğu yerdir mahalle berberi.

  24. Sedat Coşkun 07/04/2015 at 10:02 #

    Serdar abi! Yazın gayet hoş olmuş. Tebrikler. Sanki duygularınızda ve hislerinizde yaşamaya dair bir tamamlanmamışlık var. Oturmamış bir duygusallık sezdim.

    Bu biraz yaşamaya, sadece ölüme kadar bir pay biçtiğimiz için olabilir mi? Ölümle biteceğine inandığımız bir yaşam, bizi nasıl tatmin etsin?

    65 kere izlediğim ”bi kafalar” röportajında ”bir tane hayat yaşıyoruz” demiştin. Sence dünya dünyadan mı ibaret?

    Miğdemizdeki açlık duygusu, organizmamızın dışında var olan yiyeceklerin var olduğunu ispatlarken, neden ebedileşme ve sevdiklerimizle sürekli yaşama isteğimiz dünyadan sonra ki bir hayatın ispatı olmasın?

    Sevgilerimle

  25. burakmartonalti 07/04/2015 at 10:03 #

    Hocam harika yazmışsınız gerçekten! Fakat berber muhabbeti için farklı düşüncelerim var; bence berberler Türkiye’de yaptıkları işte standartlarını koruyan hatta saygınlık ve güven gösterildiğinde daha da kendini geliştiren nadir alan. Fakat herşey şans/denk gelme, size sanırım denk gelmemiş :) Yazınız inanılmaz..! İyiki varsınız!

  26. sinand 07/04/2015 at 12:29 #

    her şey bir yana, ara ara aklıma takılan “ulan bi insan her seferinde başka berbere gider mi, kesin sorunlusun sen” derdim kendime :) demek ki o kadar da sorunlu bi durum değilmiş bunu farkettim, çok teşekkürler.

  27. Hikmet 07/04/2015 at 12:40 #

    Hiçbir şeye tutulmama sevdasına tutulmuşluğuna ne demeli?

  28. Halil 07/04/2015 at 19:46 #

    Steve Jobs bir konuşmasında “ölüm hayataki en iyi icattır” demişti.
    Nihai noktada, insan olmaya alışma ve kendimizi insanmış gibi bilmeye yönelik kökleşmiş, kalıplaşmış ve kemikleşmiş bir inanç kalıbını miras alıp yaşatıyor, güçlendiriyor ve bizden sonraki nesillere devrediyoruz.

    Metafizik ve ruhsal anlatımlar (yollar ve yöntemler) bizlere gerçeğin bundan ibaret olmadığını söyler durur. Ve bu sınırların dışına adım atmanın metaforik olarak ölümle eşdeğer olduğundan bahsederler. Mevlana’nın meşhur “ölmeden ölünüz” deyişi de buna işaret eden bir hakikati ifade eder.

    İşte ölüm bu anlamda özgürleştiricidir. Ölüm, tutunmanı engelleyen tek etkendir. Belki de bizlere gerçekliğin ne olduğunu sorgulama aralığı yaratması adına bir etkendir. Alışmışlıkların dışına çıkmak her zaman belli bir düzeyde rahatsızlık yaratır. Bırakmak ise ölmektir, yeni bir şeye doğmak üzere…

    İnsanın en büyük potansiyeli bizleri bilinmezliğin alanında beklemekte sanki. Oraya adım atmak ise kelebek olmak üzere kabuğunu kıran ve geride bırakan tırtıl misali bizlerin içine kodlanmış bir hakikat…çok azımızın cesaret edip kulak verdiği.

    Yazınız ve içtenliğiniz için teşekkürler.

  29. ibrahim 07/04/2015 at 21:32 #

    İnsan şartlı reflekslere sahip bir yaşam sürer. Bazen bazıları birden bire farkına varır yaşamın. Fakat kısa sürer bu. Yeniden rutin bir hayat sürer. Kısır bir döngü sarar bizi. Evet en çok da kendini ihmal eder insan. Çünkü hep başkalarını sevmelidir. Başkaları için çaba göstermelidir. Kendi yoktur insanın. Başkaları var. Oysa sağ eli kadar Sol elini de tanımalı insan. Kendi bedenimize bile bu kadar uzakken ruhumuzu benliğimizi keşfetmek kolay değil. Güzel bir yazıydı kaleminize sağlıK.

  30. Selam 08/04/2015 at 00:11 #

    Amirim özlemişiz bu tarz yazılarınızı vallahi
    Haftanın Özeti yazılarından daha çok bu tarz yazılar yazmanız çok daha iyi olur bence.
    Ben bu yazılardan çok daha ilham, feyz alıyorum.
    Haftanın Özeti yazılarında ilgimi çekmeyen, daha önce hayatımda rastlamadığım ve dolayısıyla okuyunca da önemsizmiş gibi gelen bir çok satır var.(Diğer okuyucular içinde böyle olacağını zann-ediyorum)
    Bence bu minval; en iyi minval (Y).

  31. Mahir 08/04/2015 at 08:59 #

    Küçük bir application yazdım her pazar saat 10.00-11:00 arası haftanın özeti yazısını kontrol ettirip,kendime mail atıyorum. :)

  32. Murat Tekmen 08/04/2015 at 11:35 #

    Bu tarz yazılarınızı çok özlemiştik, büyük bir keyifle okudum, ellerinize sağlık. :)

  33. tufan 10/04/2015 at 19:07 #

    Serdar Bey selamlar,
    Dün cnbc-e kanalında izlediğim “Alcatraz Kuşçusu” adlı filmde hayatın bize verilmiş en güzel hediye olduğu söyleniyordu filmin kahramanı tarafından. Sizin de bu yazınızın sonunda aynı sözü görünce söylemek istedim. Ömrü hapishanede geçmiş bir insanın yaşama sevincini görünce kendimden utandım. Hayatımızın, sağlığımızın ve özgürlüğümüzün kıymetini bilmediğimiz gibi bize verilen bu nimetleri verimli kullanamıyoruz. Ömrümüz heba olup gidiyor.

    Ayrıca sayenizde birçok siteyle tanışıyorum. Benim de size bir tavsiyem olacak. testyourvocab.com
    adlı site tahmini olarak İngilizce sözcük dağarcığınızı hesaplıyor. Teşekkürlerimle…

  34. uygunuks 12/04/2015 at 13:51 #

    ilk maddede kimilerinin gözünden verdiğiniz eksik otopsi raporuna ek olarak olayın gerçekleştirme nedenini atlamışsınız. Çök üzükdük

  35. Okulsayfam 26/04/2015 at 02:53 #

    Yaşamak bir ipin ucunda, bazen ip atlarsın bazen ipe atlarsın.

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim