Hayatımı değiştiren şeyler

Bu başlığı mümkün olulrsa aklıma gelen şeylerle güncellemeye çalışacağım.

Ama ilk satırı yazdığım bugün o kadar şiire boğuldum ki önce şiirden başlayayım dedim.

Nazım Hikmet ile ben ilkokulda tanıştım. Nedense beni en çok etkileyen şiirlerinden biri ‘Dünyanın en tuhaf mahluku’ olmuştu. Belki çocuk aklımla gözümde canlandırıp, somutlaştırabildiğim içindi; bilemiyorum. Elimde sözlükle, her gördüğüme sora sora bellemiştim bu şiiri o küçük aklımla.

Aklıma her geldiğinde bu şiiri okudum. Bugünkü hayatımda etkisi olmadığını söylemem imkansız. Sizinle de paylaşmak istedim:


 Eğer yukarıdaki videodan izleyemiyorsanız, sözleri de şöyle:

Dünyanın en tuhaf mahluku

Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama kabahatın çoğu senin,
canım kardeşim!

Nazım Hikmet’in hayatıma en çok sirayet eden bir diğer şiiriyse Salkım Söğüt. Dünyanın en iyi şiirlerini yazmasına rağmen Nazım Hikmet hiç iyi bir şiir ‘okuyucusu’ değildir. Yine de kendi sesinden dinlemek bir başka heyecanlandırıyor beni. Buyrun bakalım:

Salkımsöğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bir kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

1928

, , , , ,

9 Responses to Hayatımı değiştiren şeyler

  1. rss_ems 22/12/2008 at 01:59 #

    Süper olmuş.Eline,yüreğine sağlık.

  2. barış 22/12/2008 at 02:31 #

    güzel şeyler aktarmışsın, varol. sevdik bizde, devamı geleceğine de sevindik. ama her gün bu başlığı ziyaret mi edeceğiz yeni birşey var mı diye. RSS editlenenen gönderileri de yayıyor mu merak ettim şimdi.

  3. ayşegül yüksel 22/12/2008 at 13:27 #

    SERDAR BEY:)) ŞİİR SİZE YAKIŞMIŞ.. 1 TANE BEBEK Lİ NAZIM ŞİİRİ BENDEN

    masanın örtüsü mavi basma
    üstünde yalansız, güleryüzlü,
    cesur kitaplarımız durur.
    esirlikten dönmüşüm anacığım,
    kendi memleketimde düşman kalesinden.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    yanımda karım yatar,
    karım beş aylık gebeliğinde.
    etim etine değende,
    elimi karnına koyanda
    bebek kıpır kıpır kıpırdar.
    dalda yaprak, suda balık,
    rahimde insan yavrusu,
    yavrum…
    yavrumun pembe yünden zıbını,
    anası ördü.
    bedeni benim karışımla bir karış,
    kolları şu kadarcık.
    yavrum…
    kız olursa
    tepeden tırnağa anasına benzesin istiyorum,
    oğlan olursa boyu posu bana.
    kız olursa ela ela baksın,
    oğlan olursa maviş maviş.
    yavrum…
    yavrum öldürülmesin istiyorum yirmi yaşında.
    oğlan olursa cephelerde,
    kız olursa sığınaklarda geceyarıları.
    yavrum…
    kız olsun, oğlan olsun,
    kaç yaşında olursa olsun,
    yavrum düşmesin istiyorum hapislere,
    güzelden, haklıdan,
    barıştan yana diye…
    fakat malum, kızım yahut oğlum,
    gecikirse suların ışıması dövüşeceksin.
    ve hatta
    yani haylice müşkül zanaatmış bizde bugün
    babalıktan zaanatı da.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    belki yarım saat sonra,
    belki sabaha karşı.
    yine basılabilir evim,
    beni alıp götürürler,
    kitaplarımızla beraber.
    yanımda birinci şubeninkiler
    dönüp bakarım,
    durur kapıda karım
    eşiğin üzerinde.
    uçar entarisi sabah rüzgarında.
    yükü ağır karnında,
    bebek kıpır kıpır kıpırdar.

  4. ayşegül yüksel 22/12/2008 at 13:37 #

    bir de BERTOLT BRECHT ekleyeyim

    OKUMUŞ BİR İŞÇİ SORUYOR

    Yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
    Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
    Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

    Bir de babil varmış boyuna yıkılan,
    Kim yapmış babil’i her seferinde?
    Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
    Altında içinde yüzen limanın?

    Ne oldular dersin duvarcılar çin seddi bitince?

    Yüce roma’da zafer anıtı ne kadar çok?
    Kimlerdir acaba bu anıtları diken?

    Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
    Yok muydu saraylardan başka oturacak yer

    Dillere destan olmuş koca bizans’ta?
    Atlantid’de, o masallar diyarında bile,

    Boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,
    Bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.

    Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz iskender?
    Tek başına mı aldıydı orayı?
    Nasıl yendiydi galyalıları sezar?
    Bir ahçı olsun yok muydu yanında onun?

    İspanyalı filip ağladı derler
    Batınca tekmil filosu
    Ondan başkası acaba ağlamadı mı?

    Yedi yıl savaşını ikinci frederik kazanmış ha?
    Yok muydu ondan başka kazanan?

    Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
    Ama pişiren kimler zafer aşını?
    Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
    Ama ödeyen kimler harcanan paraları?
    İşte bir sürü olay sana.

    ve bir sürü soru….

  5. Gökçe Atlı Arıoğul 03/04/2010 at 22:22 #

    “Dünyanın en tuhaf mahluku” şiiri benim de ezberimdir ve kesinlikle bugune kadar okuduğum en muhteşem şiir.. Zeki ve Ahlaklı Türk Halkı’nın müthiş meziyetleri daha iyi nasıl yazılabilir ki..
    Genco Erkal yorumu ile daha da nefis olmuş: http://www.youtube.com/watch?v=paw9qrUw-k8

  6. SerdarA 17/07/2014 at 17:18 #

    Sevgili adaşım Serdar, yazıdaki video çökmüş eğer istersen bu şiir için hazırladığım animasyonu onun yerine koyabilirsin, çok mutlu olurum. https://vimeo.com/100579475

    • mserdark 17/07/2014 at 22:06 #

      Elinize sağlık ancak şiiri yorumlayış tarzınız çok da hoşuma gitmedi. Seksenli yıllarda şarkı sözünde neyden bahsediliyorsa oyuncuların onu yaptığı video kliplere benzemiş. Beğeneni de olur mutlaka ama müsadenizle ben tercihimi başka bir türevden yana kullanacağım.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Ana sütü gibi senin | M. Serdar Kuzuloğlu - 17/06/2009

    […] Şiiri severim. Hepsini değil ama. Romantik heveslerle hiç değil. Kelimelerin nasıl da kırbaca, ana kucağına ya da korkuya dönüşebildiğini gösterebildikleri için. Bir davası, kavgası, iddiası olan şiirleri severim. […]

  2. Hayatımı değiştiren mektup - M. Serdar Kuzuloğlu - 03/09/2016

    […] öfkeme kadar pek çok ihtimale ulaştım. Bugüne gelmemde okuduğum kitaplar, şiirler, izlediğim filmler, gördüğüm yerler; özetle gözümden, kulağımdan geçen her şey rol […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim