Tag Archives | yaşam

Ama insan uyumaz bazen, düşünür

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
(Yaşamaya Dair / Nazım Hikmet / 1947)

Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım. Elimden geldiğince Ralph Waldo Emerson‘ın salık verdiği gibi yolun beni götürdüğü yerlerdense yolu olmayan ama izimi bırakabileceğim alanlara yöneldim. Bazılarına kibir gibi gelebilir ama bir meydan okuma bu aslında.

yollar

Sorgulamadım, yermedim ama bir takıma, partiye, ideolojiye, mekana, şehre, ülkeye, inanca ya da insana hayattaki diğer her şeyden çok (ve bazen kör eden bir tutkuyla) bağlananlar hep ilginç göründü gözüme.

Continue Reading →

Bu yazıya 36 yorum yapıldı.

Biz ne zaman yaşayacağız?

Geçtiğimiz haftasonu bir konuşma yapmak için Arkas Holding’in davetlisi olarak İzmir’deydim. Toplantı mekanı olarak LA Şarapçılık’ın Torbalı’da tamamlanan yeni tesisindeki konferans salonu seçilmişti.

Çılgınca yağan yağmurun bulanıklaştırdığı ufukta dünyanın en eski bağlarından birine -yüzyıllar sonra yeniden- ev sahipliği yapan o vadide rüzgarın burnuma serptiği üzüm kokusundan derin nefesler çektim. Güzel şeyler yedim-içtim; güzel insanlarla tanıştım.

image

Ardından Alaçatı Turizm Derneği’nin davet ettiği Alaçatı Forumu’ndaki konuşmamı yapmak için tekrar yola koyuldum. O etkinlik de birbirinden kıymetli kişilerle tanışmama vesile oldu. Otel sahipleri, esnaflar, yatırımcılar, kasaba sakinleri… Herkes hikaye doluydu; bir sürü yeni şey öğrendim.

Doyurucu, keyifli sohbet meftunu

Bu seyahatin benim adıma asıl heyecanlandırıcı tarafı -forumda yer almam için de önayak olan- sohbetinden en keyif aldığım; yaşam tarzına, prensiplerine, hırsına, inadına her daim imrendiğim ‘adam’ Salim Kadıbeşegil‘i ziyaret etmekti.

Bir süre önce temelli yerleştiği Alaçatı’daki ilk buluşmamız olacaktı bu.

Continue Reading →

Bu yazıya 36 yorum yapıldı.

Mükemmel tostun sırrı

Seneler, seneler sonra Şubat tatili denen şey (ya da modern tabiriyle ‘sömestr tatili‘) hayatımıza yeniden girdi. Ali ve Zeynep Terör Örgütü, ilk yarıyıl tatillerini geçirmek üzere anneleriyle beraber büyükannesine; Eskişehir’e gitti. Bunun benim için anlamı ‘yalnızlık’. Ama öyle eski Yeşilçam figüranlarına has yalnızlıklar gibi değil asla. Arada yoklayan hasreti saymazsak keyifli bile sayılır (ev-ofis düzeninde 5 dakikada bir bölünerek çalışmanın zorluğunu ancak çeken bilir).

Yalnızlığın mecburiyeti kendi işini kendin görmek. Hayatta erinmem. En keyifli kısmıysa kahvaltı.

Kahvaltı konusunda senelerdir değişmeyen 3 seçenekli bir rutinim var. Her gün bir tanesinde karar kılmam gerekiyor:

  • 1 simit, birkaç dilim peynir (masada bulunca güzel de tek başımayken karşıdaki simitçiye gitmeye üşendiğimden bunu pek gerçekleştiremedim).
  • Sahanda (tereyağlı) 3 yumurta ve 1 dilim kara ekmek.
  • Büyük dilimli kara ekmekten 1 adet peynirli-sucuklu tost.

Ne bir eksik; ne bir fazla. Hepsi bu. Bazen canım çok çekerse (ki çok severim) yanına 3-4 tane de siyah zeytin. Mevsimlerden yazsa taze nane yapraklarının arasında, bol sızma zeytinyağı içine suyunu salmış söğüş domates. Ve elbette yaz-kış, her daim bir koca demlik bergamotlu çay (Çaya şeker koymayın ne olur. Şeker çayın tadını bastırır, hepsi birbirine benzer).

Bir de itiraf: kara pudding içermediği sürece denk gelirsem yılda bir-iki full monty‘ye de kapım her zaman açık ;)

domates

Aynen tatlı gibi ekmeği de sevemedim. Günde 1 dilimden fazla yediğim nadirdir. Bunda çocukluğumda mahkum kaldığımız o süngersi, lezzetsiz beyaz ekmeklerin payı olduğunu düşünüyorum. Ama yeni nesil buğdaylı, yulaflı, kepekli, çavdarlı, cevizli, zeytinli lezzetlerden gayet memnunum. Hatta bazen evde kendimiz yapıyoruz. Tadı hepsinden güzel oluyor.

Günde sadece 1 dilim yediğimiz bir şeye özenmek en doğal hakkımız.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Bahaneler bulmaya çalışsan da bu hayat ‘senin’

Bilgisayarımda duran bazı fotoğraf ve illüstrasyonlar var. Arada açıp baktığım şeyler. Mesela neredeyse yazacağım her gazete / dergi yazısı öncesinde aşağıdaki resmi açıp bir süre bakar, kafamı boşaltırım. Bu yaptığım kafa boşaltmak mı yoksa başka bir alana yoğunlaştırmak mı bilemiyorum.

Bu yazıyı yazana dek kökenini bilmediğim bu eserin izini Facebook’ta Aykut Alp Ersoy sayesinde buldum. (Tıklayarak büyütebililrsiniz)

Bu kategorideki illüstrasyonlardan biri de daha çok ‘Holstee Manifestosu’ olarak bilinen metin. Ama önce biraz Holstee’den bahsedelim.

ABD’nin San Fransisco şehrinde yaşayan Fabian PfortmüllerMichael Radparvar ve Dave Radparvar hayatlarından fazlasıyla sıkıldıklarını fark eder ve yeni bir arayışa girerler. Meşhur Union Square parkında oturup yeni hayatlarına dair akıllarından geçenleri o ana kadar yaşadıkları tecrübelerle birleştirip kağıda dökmeye başlarlar.

Continue Reading →

Bu yazıya 19 yorum yapıldı.