Tag Archives | nazım hikmet

Ama insan uyumaz bazen, düşünür

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
(Yaşamaya Dair / Nazım Hikmet / 1947)

Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım. Elimden geldiğince Ralph Waldo Emerson‘ın salık verdiği gibi yolun beni götürdüğü yerlerdense yolu olmayan ama izimi bırakabileceğim alanlara yöneldim. Bazılarına kibir gibi gelebilir ama bir meydan okuma bu aslında.

yollar

Sorgulamadım, yermedim ama bir takıma, partiye, ideolojiye, mekana, şehre, ülkeye, inanca ya da insana hayattaki diğer her şeyden çok (ve bazen kör eden bir tutkuyla) bağlananlar hep ilginç göründü gözüme.

Continue Reading →

Bu yazıya 36 yorum yapıldı.

En mühim mesele

Vakit buldukça eski yazılarıma bakıyorum. Politik görüşlerim satır aralarına fazla ‘bulaşmış’ gibi geliyor. Ben her zaman özgür iradeye inandım. İnsanların yeterince bilgiye ulaştıktan sonra önünde sonunda mutlaka mantıklı, anlamlı olana yöneleceğini düşündüm (ulaştığı bilgilerin farklı görüşleri kapsayacağını varsayarak elbette).

huzurveguvenicin

‘Lafın tamamı deliye söylenir’ şiarına tutunduğum için karşı tarafa bir düşünme, esneme payı bırakmayı da seviyorum. Çünkü aslen kim olduğumuzu o küçük hareket alanlarında gösteriyoruz. Bir hata yapanı görünce kimimizin nasihat verip kimimizin kakalak ezer gibi kafasına tekme gömmesi bu yüzden.

Eğriyi-doğruyu aşağı yukarı hepimiz bal gibi biliyoruz ama hepimizin kendi aklınca mantıklı üslubu ve bol bol ‘ama’ları var. İşte ne oluyorsa o ‘ama’lar arasında oluyor. Her kusuru, her kabahati sihirli bir tılsım gibi çözen bir ‘ama’ var.

Continue Reading →

Bu yazıya 11 yorum yapıldı.

Kadınlar… Öküzden sonra gelen.

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Nazım Hikmet (Kadınlarımız)

Bu yazıya 1 yorum yapıldı.

Hayatımı değiştiren şeyler

Bu başlığı mümkün olulrsa aklıma gelen şeylerle güncellemeye çalışacağım.

Ama ilk satırı yazdığım bugün o kadar şiire boğuldum ki önce şiirden başlayayım dedim.

Nazım Hikmet ile ben ilkokulda tanıştım. Nedense beni en çok etkileyen şiirlerinden biri ‘Dünyanın en tuhaf mahluku’ olmuştu. Belki çocuk aklımla gözümde canlandırıp, somutlaştırabildiğim içindi; bilemiyorum. Elimde sözlükle, her gördüğüme sora sora bellemiştim bu şiiri o küçük aklımla.

Aklıma her geldiğinde bu şiiri okudum. Bugünkü hayatımda etkisi olmadığını söylemem imkansız. Sizinle de paylaşmak istedim:


Continue Reading →

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.

Ben içeri düştüğümden beri…

Aslı ‘mahpus’tur ya bırakalım bir yol; mapusun gerçekten mapus olduğu yıllarda, türlü çeşit sebepten ama bir o kadar da hiç yoktan dama girmişsin. Ailenden, şehrinden; hepsi bir yana hayattan koparılmışsın. Üstelik ölçüsüz ve amansızca.

Sonra böylesine travmatik, öfkelendirici bir olayı şiir yapmışsın. Buna rağmen böylesine ölçülü ama iç burkan, kısa ama hançer gibi her dizesi içine saplanan bir şiire dönüşmüş yaşananlar.

Bir an için kim yazmış, niye yazmış, neden olmuş bu yazılanlar unutun da şu dizeleri mapus damına düşmüş birinin ağzından ve zihninden dinleyin. Her türlü önyargıdan, siyasi görüşten ve tarihten serbest bırakarak aklınızı ve vicdanınızı.

(NOT: Youtube’dan bir videodur. Eğer aşağıda bir video görmüyorsanız / ulaşamıyorsanız tıklayın)

Her dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.