Tag Archives | televizyon

Mükemmel tostun sırrı

Seneler, seneler sonra Şubat tatili denen şey (ya da modern tabiriyle ‘sömestr tatili‘) hayatımıza yeniden girdi. Ali ve Zeynep Terör Örgütü, ilk yarıyıl tatillerini geçirmek üzere anneleriyle beraber büyükannesine; Eskişehir’e gitti. Bunun benim için anlamı ‘yalnızlık’. Ama öyle eski Yeşilçam figüranlarına has yalnızlıklar gibi değil asla. Arada yoklayan hasreti saymazsak keyifli bile sayılır (ev-ofis düzeninde 5 dakikada bir bölünerek çalışmanın zorluğunu ancak çeken bilir).

Yalnızlığın mecburiyeti kendi işini kendin görmek. Hayatta erinmem. En keyifli kısmıysa kahvaltı.

Kahvaltı konusunda senelerdir değişmeyen 3 seçenekli bir rutinim var. Her gün bir tanesinde karar kılmam gerekiyor:

  • 1 simit, birkaç dilim peynir (masada bulunca güzel de tek başımayken karşıdaki simitçiye gitmeye üşendiğimden bunu pek gerçekleştiremedim).
  • Sahanda (tereyağlı) 3 yumurta ve 1 dilim kara ekmek.
  • Büyük dilimli kara ekmekten 1 adet peynirli-sucuklu tost.

Ne bir eksik; ne bir fazla. Hepsi bu. Bazen canım çok çekerse (ki çok severim) yanına 3-4 tane de siyah zeytin. Mevsimlerden yazsa taze nane yapraklarının arasında, bol sızma zeytinyağı içine suyunu salmış söğüş domates. Ve elbette yaz-kış, her daim bir koca demlik bergamotlu çay (Çaya şeker koymayın ne olur. Şeker çayın tadını bastırır, hepsi birbirine benzer).

Bir de itiraf: kara pudding içermediği sürece denk gelirsem yılda bir-iki full monty‘ye de kapım her zaman açık ;)

domates

Aynen tatlı gibi ekmeği de sevemedim. Günde 1 dilimden fazla yediğim nadirdir. Bunda çocukluğumda mahkum kaldığımız o süngersi, lezzetsiz beyaz ekmeklerin payı olduğunu düşünüyorum. Ama yeni nesil buğdaylı, yulaflı, kepekli, çavdarlı, cevizli, zeytinli lezzetlerden gayet memnunum. Hatta bazen evde kendimiz yapıyoruz. Tadı hepsinden güzel oluyor.

Günde sadece 1 dilim yediğimiz bir şeye özenmek en doğal hakkımız.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Nihat Hatipoğlu tadında ekonomiye bakış

İnternetin bu kadar yaygın olmadığı dönemde televizyon daha büyük bir ortak paydamızdı. Bugün kaç kişi hatırlar ama Ayşe Özgün’ün sabah programları efsaneydi. En hayret verici bölümler Cuma gününe denk gelirdi. Nihat Hatipoğlu öncesi -ilk- İslami TV starımız Yaşar Nuri Öztürk Cuma günlerinin sabit konuğuydu. Her zamanki huysuz, aksi, sinirli haliyle stüdyodaki kadınların çileden çıkartan sorularına sınırlarda gezen bir sabırla cevap vermeye çalışırdı.

5820131409293012012_2

Beni şaşırtan kadınların akla hayale sığmayan soruları değil; iman edip kurallarına uymak zorunda hissettikleri dinin kitabını neredeyse hiçbirinin okumamış olmasıydı.

Belki çoğu hayatlarının sonuna kadar da okumayacaktı. Ve bu durum onları hiç rahatsız etmeyecekti.

Hayatımızın en az din kadar içinde olmasına rağmen hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz bir diğer konu ise ekonomi. Dünyanın en yüksek enflasyon oranıyla en uzun süre yaşamış ülkeyiz ama daha enflasyonun anlamını bile bilmiyoruz.

Her ‘enflasyon düştü’ açıklamasından sonra fırsatçı, zalim muhabirin eline mikrofonu alıp semt pazarındaki zavallı teyzeye “enflasyon düşmüş, hissettiniz mi?” diye sorması da bu yüzden.

Muhabir bile enflasyon düşünce fiyatların düşeceğini sanıyorsa vatandaş ne yapsın?

Onun hesabı da ayrı mesele ya, neyse.

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Sosyal Medya programının ardından

TRT Haber’de (dile kolay) 138 hafta boyunca ekranlarınıza taşıdığımız Sosyal Medya benim için her anlamda ilginç bir süreç oldu. Yayın hayatına Nagehan Alçı ile başlayan bu programın ilk konuğu Mirgün Cabas ve bendim. 13. bölümün ardından sunuculuğunu üstlenme teklifi geldiğinde şaşırmadım desem yalan olur. Benim için her açıdan zor, çetrefilli, yeni ama heyecan verici bir süreç olacağını tahmin ediyordum. Duyurusunu bu blogda yazarkenki ruh halimi bile dün gibi hatırlıyorum.

923222_633486756680003_1897574303_n

Şöyle demişim o yazıda:

Çok samimi olmam gerekirse, korkuyorum. Benim için hayati önem taşıyan bu fırsatı değerlendirebilmek için elimden geleni yapacağım. Umarım etrafımda bunu başarmamı isteyenler düşmemi isteyenlerden fazla olur; yol gösterir, el verir, yardım eder de alnımın akıyla bir işi daha kotarmış olmanın mutluluğunu yaşayabilirim. Kendimi anne-babasının yanında harikalar yaratırken misafirlikte utanıp arka odaya kaçma planı yapan çocuklar gibi hissediyorum.

Sosyal Medya’nın yaz tatiline gireceği (Erdal Kaplanseren, Özgür Alaz ve Banu Saatçi’nin konuk olacağı) 139. bölümü Gezi Parkı eylemleri sürecinde maruz kaldığım biber gazından dolayı yapamamıştık. Haftalık dahi olsa TV programının stresini, derdini ancak yapan bilir. Ülkenin karışık gündemine rağmen tatil hepimize (ama sanıyorum en çok da bana) iyi gelmişti.

Yeni bölümlere ne zaman başlayacağımızı, içerikte neler değiştirebileceğimizi konuştuğumuz sıralarda TRT Haber yönetimi yeni yayın döneminde programın devam etmeyeceğini bildirdi. Böylelikle televizyon dünyasının o sıradan süreci Sosyal Medya için de işlemiş oldu. Bir program yayın hayatına geçtiği anda bitmeye doğru geri sayım da başlar. Hepsi bir gün, bir sebeple biter. Başka bir şeye vesile olur; en olmadı kattığı sayısız tecrübe ve anıyla hafızadaki yerini alır.

Programla ilgili ilk blog yazımda şunu söylemişim:

İnsanların beklentilerinde bir sınır yok ancak 1 saatlik bir televizyon programına her şeyi sığdırmak mümkün değil. Benden beklentiler de hiç azımsanacak boyutta değil.

Geçen zamanın ardından en isabetli öngörümün bu olduğunu anladım. Ulusal bir haber kanalında RTÜK başta olmak üzere birçok dengeyi gözeterek (ama genellikle sınırları epey zorlayarak) yaptığımız yayınlarda 600’den fazla konuk ağırladık. Televizyonlarda; hatta kimi örneklerinde bence dünyada ilk defa gündeme getirilen (örneğin dijitalleşmenin teolojik etkileri, peygamberlerin bugün yaşasaydı tebliğ için sosyal medyayı kullanıp kullanmayacağı gibi) konulara yer verdik.

Bu yazıda nihayete eren programımız ardından neler yaptığımızı, hangi konulara değindiğimizi özetle aktarmak istiyorum. Bütün bölümleri tek tek sayıp-dökmek gibi bir niyetim (imkanım) elbette yok.

Continue Reading →

Bu yazıya 32 yorum yapıldı.

Kadın Programları Fokus Grubu

Devletin en çetinceviz kurumlarından biriyle devam eden bir mahkeme süreci yüzünden günüm kayınca planlarım şaştı. Katılamadığım toplantımın boşluğu bahanem oldu. Uzun zamandır doğru dürüst bakamadığım televizyonu açıp kanallar arasında turlamaya başladım. Hiç de yabancı olmadığım, kanıksadığım ve neredeyse denk geldiğimde sevindiğim bildik yapımlar önümden aktı geçti. Kızına tecavüz etmiş babalar, oğluna işkence etmiş analar, kolundaki altınlarla uyuşturucu alabilmek için anneannesinin bileğini kesen torunlar, fakirlikten ‘satıldığı’ kocanın zulmünden kaçıp daha beter bir grubun eline düşerek heba olan kadınlar…

“Neler var bak halimize şükredelim” kafası. Boş yere isyan etmeyelim Allah’ın gücüne gider.

Continue Reading →

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.

Televizyonun ‘yeni’ mecraları

Türkiye’de internet kullanımı kelimenin tam anlamıyla ‘başdöndürücü’ bir hızla artıyorsa da araştırmalara göre ‘aptal kutusu’ diye yerden yere vurduğumuz televizyon hala öncelikli mecra (2 yıldır düzenli televizyon programı yapan biri olarak buna bizzat şahidim. Televizyon gibi kitlesel bir mecra YOK).

Bu ilginin kökeni elbette televizyon tarafında içeriğin hala çok daha düzenli ve zengin oluşu. Mobil cihazların artması, daha yetenekli hale gelmesi ve mobil erişim seçeneklerinin yaygınlaşmasıyla televizyon izleme alışkanlıklarının mobil cihazlara ve diğer ekranlara sıçraması da kaçınılmaz.

Bu alanda sunulan 3 hizmeti duyrulduğu ilk günden beri kullanıyorum: TTNET tivibu, Turkcell TV+ ve Digiturk Play. Bana da sıkça sorulan sorulardan olduğu için burada genel bir bilgilendirme ve karşılaştırma yapmak istedim.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Sosyal Medya programına dair ara güncelleme

Sosyal Medya isimli televizyon programıyla tanışmam, konuk olarak çağrılmam sayesinde olmuştu. TRT Haber kanalında Nagehan Alçı’nın sunduğu programa ilk konuk olarak Mirgün Cabas ve ben davet edilmiştik. 13 hafta sonra sunucu koltuğuna oturacağımı tahmin etmezdim elbette.

Ama oldu işte.

‘Sosyal medya’ çok geniş bir kavram. Sosyal ağları kapsadığı gibi, yepyeni bir ekolü de temsil ediyor. Teknik kısmı belki en küçük ayrıntısı. Sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi, yansıması, kendine has karakterleri, mecralarıyla dev bir konu. Bir yanıyla teknik bir mesele, diğer yanıyla 1 milyara yakın kullanıcıyı kapsayan dev bir akım.

Nereden baktığınıza göre değişen; körün fili tarifi gibi bir şey.

Sosyal Medya öncesi televizyon dünyasındaki üç programdan oluşan kısa tecrübem bana birkaç şey öğretmişti:

  • Herkesi mutlu edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın memnun olmayacak birileri olacaktır.
  • İzleyicilerin tamamına yakın bir bölümü sözde şikayet ettiği program ve insanları özde çeşitli bahanelerle gayet büyük bir iştahla izler.
  • İnsanlar televizyon ekranında ünlü / tanınmış yüzler görmek istiyor. Ünlü yüzlere yönelik beklenti de tolerans da daha yüksek. Ve aynı şekilde tanınmamış yüzleri izlerken fazlasıyla sorgulayıcı ve tahammülsüzler.
  • İnsanların çoğu takdiri gizleyip eleştiriyi dillendirmeye daha meyillidirler.

Bu yazıyı yazarken bir yandan da Sosyal Medya’nın 82. bölümüne hazırlanıyoruz. Yani devraldığım 14. bölümden itibaren 68 bölümü geride bırakmışız. Büyük bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta yepyeni bir dekorla ekranınızda olacağız.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Yeni medyanın kazananı kim olacak?

Dün İsmail Hakkı Polat‘ın davetiyle Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğrencilerine kendi bakış açımla yeni medyayı ve yeni medyanın kullanıcı kitlesini anlattım. Bu ders sonrasında çok önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Bari burada kapatmış olayım.

Öncelikle yeni medyanın ‘yeni’ sıfatı altında bu yazıya sığdıramayacağım kadar uzun bir liste yer aldığını hatırlatmak isterim. Buradaki ‘yeni’ kavramını doğuran ayrıntı medyanın yeteneklerine yönelik yenilikler kadar mecra ve kaynakların çeşitliliğini de içeriyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Sosyal Medya’da üçüncü dönem fikirleri

Geçen sene Kasım ayında gelen bir teklifle hayatıma giren Sosyal Medya programında ilk 13 bölümlük paketi tamamladık. (Televizyon dünyasına yabancı olanlar için dizi ve benzeri bütün periyodik yapımlar seneyi 52 hafta kabul eden düzende 4 sezona ayrılır ve 13 bölümlük dilimler halinde ekrana gelir. Her yapım en fazla 13 haftalık anlaşır, tutarsa devam eder; tutmazsa biter. Hiç tutmazsa 13 haftanın bitmesi bile beklenmez)

Bu 13 bölüm süresinde kendi çapımda bir hayli tecrübe kazandım. En başta bu serüvene adım atarken bahsettiğim ‘konuklu program stresi’nin ne kadar yerinde olduğunu anladım. Ben konuklar konuşabilir mi, konuşamazsa ne olur derdindeyken anladım ki mesele konuğu oraya getirebilmek. Getirdikten sonrası bir şekilde yürüyor.

İnsanların yan yana gelmek istemediği ne kadar çok insan varmış ve insanoğlu kapris yapmaya ne denli meyilliymiş fazlasıyla anladım. Üstelik bir arkadaşımla samimiyetim de bir koordinasyon kopukluğu yüzünden zedelendi. Arkadaşlıklarım zedeleneceğine programın ortadan kalkmasını tercih ederim oysa.

Daha önce farklı örnekleriyle denenip dikiş tutamamış bu formatta istisnasız her bölümde sosyal medyada o akşamın en çok konuşulan gündemini oluşturduk. Sanatçısından yazarına, belediye başkanından sıradan kullanıcısına kadar onlarca konuk ağırladık (daha ne bomba isimler yolda). Yeni medyayı geleneksel medyayla bağlamaya çalıştık. Birçok kişi TRT Haber diye bir kanalla bizim sayemizde tanıştı (kendi sözleri) ve yine birçok kişiye bu yeni medyayı tanıtma fırsatı yakaladık. Çok az televizyon programına nasip olacak kadar yoğun mesaj trafiğiyle beslendik, öğrendik, geliştik.

Önce gelin bakalım programda şu ana kadar kimleri konuk etmişiz:

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Televizyon dünyasına ilk ‘gerçek’ adımım

Neyden bahsetmem, nasıl anlatmam gerektiği konusunda bir türlü kafamı toparlayamadığım bir konu olduğu için aklıma gelen sırada akacak, ‘hücum kayıt’ bir yazı olacak bu.

Aslında böyle olsun istemezdim. Zira belki de hayatımdaki en önemli evrelerden birinden bahsedeceğim.

Bu blogu okuyanlara yabancı değildir; ben 15 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bunun 14 yılını tamamen teknolojiye odaklanarak yaşadım. Posta gazetesinde başladım, Radikal’de devam ediyorum. Bu süreçte birçok sitede, dergide, radyoda ve televizyonda teknolojiyle ilgili bir şeyleri insanlara aktardım.

Eğer bana “sadece bir tek iş yap” deselerdi kesinlikle gazeteciliği tercih ederdim. Ama itiraf edeyim, radyoyu da çok sevdim. Radyo tarifsiz bir keyif benim için. Televizyondaysa (ekran önünde) iki program yapma şansı buldum. Biri artık çoktan tarih olan Technology Channel kanalındaki TechnoSohbet (ki Televidyon’daki emsalinin de ilham kaynağı olmuştu), diğeriyse yine (sanıyorum) yayınına son veren Business Channel’daki ‘Bilişime Yön Verenler’ adlı yapımlardı.

TechnoSohbet format olarak 3 teknoloji editörünün gündemi yorumlaması üstüne kuruluydu. Diğeriyse çağrılan konuklarla söyleşiyi temel alıyordu. Birincisi ne kadar kolaysa; ikincisi o kadar zordu. Çünkü konuklu programda çizgiyi belirleyen siz değil, konuğunuz oluyor. Eğer işlediğiniz konuya (ÇOK) uzak değilseniz bir şekilde işler yürüyor. En olmadı arka tarafta anlayan birileri elinize konuklar hakkında kısa birkaç bilgi ve yönelteceğiniz soruları verir; siz de rolünüzü oynarsınız (benim şimdiye dek bu tip desteklere ihtiyacım olmadı).

Continue Reading →

Bu yazıya 49 yorum yapıldı.