Nihat Hatipoğlu tadında ekonomiye bakış

İnternetin bu kadar yaygın olmadığı dönemde televizyon daha büyük bir ortak paydamızdı. Bugün kaç kişi hatırlar ama Ayşe Özgün’ün sabah programları efsaneydi. En hayret verici bölümler Cuma gününe denk gelirdi. Nihat Hatipoğlu öncesi -ilk- İslami TV starımız Yaşar Nuri Öztürk Cuma günlerinin sabit konuğuydu. Her zamanki huysuz, aksi, sinirli haliyle stüdyodaki kadınların çileden çıkartan sorularına sınırlarda gezen bir sabırla cevap vermeye çalışırdı.

5820131409293012012_2

Beni şaşırtan kadınların akla hayale sığmayan soruları değil; iman edip kurallarına uymak zorunda hissettikleri dinin kitabını neredeyse hiçbirinin okumamış olmasıydı.

Belki çoğu hayatlarının sonuna kadar da okumayacaktı. Ve bu durum onları hiç rahatsız etmeyecekti.

Hayatımızın en az din kadar içinde olmasına rağmen hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz bir diğer konu ise ekonomi. Dünyanın en yüksek enflasyon oranıyla en uzun süre yaşamış ülkeyiz ama daha enflasyonun anlamını bile bilmiyoruz.

Her ‘enflasyon düştü’ açıklamasından sonra fırsatçı, zalim muhabirin eline mikrofonu alıp semt pazarındaki zavallı teyzeye “enflasyon düşmüş, hissettiniz mi?” diye sorması da bu yüzden.

Muhabir bile enflasyon düşünce fiyatların düşeceğini sanıyorsa vatandaş ne yapsın?

Onun hesabı da ayrı mesele ya, neyse.

Zihni tembelliğimizin vicdani yükünü hep birilerine havale etmişiz.

Mazallah, Hatipoğlu amuda kalkıp 7 Fatiha okuduktan sonra abdest alıp uyumamızı salık verse hastanelerin kırık-çıkık servisleri akına uğrar. Falanca gazeteci, filanca siyasetçi, şu din adamı, lafına güvendiğimiz bu adam… Ne derlerse doğrumuz o.

Sadece din konusunda değil; ekonomi, siyaset, tarih, sağlık gibi her şeyde durum aşağı-yukarı aynı. Araştırmak, incelemek, sorgulamak yerine kabullenmeyi tercih ediyoruz. ‘Bilgi çağı’ terimi insanlık tarihinin en komik şakası. Her sorumuza milyon cevap döndüren Google, hepimizi birbirine bağlayan sosyal ağlar yok hükmünde. Ulemaya kulak ver, tatava yapma geç! (Ama insan olmak da bu değil be canım kardeşim).

Bugün Twitter’a göz gezdirirken Uğur Gürses sayesinde haberdar olduğum muhteşem bir Güven Sak yazısı okuduktan sonra hiç haddim olmayarak notlarımdan derlediğim birkaç ekonomik göstergeyi paylaşmak istedim. Hepsi basit internet aramalarıyla ulaşılabilir verilerden oluşuyor. Yaşadığımız ülke ve yakın geleceğimize yönelik bilgi vermesi ümidiyle paylaşıyorum.(umut verici olanları siyasilerin ağzından her gün, her fırsatta duyduğunuz için ben pek duymadıklarınıza yer vermek istiyorum).

  • (Haziran) 2013 ile kıyaslandığında dahilde alınan KDV %21,7 ithalde alınan vergi %19,4 ve kurumlar vergisinde %87,1 gerileme var.
  • 2013’ün ilk 6 ayında 3,1 milyar lira bütçe fazlası vardı. 2014’ün ilk 6 ayında bütçe 3,4 milyar lira ‘açık verdi’.
  • 2014’ün ilk 7 ayına ait nakit açığı 24 milyar 284 milyon lira (geçen sene bu rakam 15 milyar 34 milyon liraydı. Yani açığımız %61,52 oranında büyümüş).
  • Geçen ayki torba yasayla affedilen ödenmemiş vergi, sigorta ve prim tutarı 100 milyar lirayı geçiyor.
  • 2013 yılı kuruna göre son 11 yılda yıllık toplam milli gelirimiz 680 milyar dolar.
  • Aynı dönemde büyüme oranımız ortalama %5. Cari açığımız %5,3.
  • Özetle her yıl milli gelirimiz 34 milyar dolar atmış ama yine her yıl ortalama 36 milyar dolar cari açık vermişiz.

2002-2013 arasını karşılaştıracak olursak:

Kriter 2002 2013
Resmi işsizlik 1.020 1.994
Yabancı sermaye girişi (milyar dolar) 1,1 12,5
Cari açık (milyar dolar) 1 65
İthalat (milyar dolar) 51,5 251,7
Kısa vadeli borçların rezerve oranı (%) 61 115
İhracatın ithalatı karşılama oranı (%) 699 63
Sürdürülebilir bütçe (milyar TL) -8,3 -31,8
Dış borç 129,6 327,7
Kişi başına milli gelir (dolar) 3.492 10.782
İhracat geliri (milyar dolar) 36,1 151,8
Turizm geliri (milyar dolar) 12,4 32
Merkez Bankası döviz rezervi (milyar dolar) 26 112,5
BM İnsani Gelişmişlik Endeksi sıralaması 85 69
Kişi başına dış borç (yani bu tablodan dolar bazında bize düşen pay) 1.963 5.105

Son günlerde sıkça tekrarlanan Merkez Bankası kasasındaki paraların da tamamının öyle tahmin ettiğimiz gibi harcanabilir para olmadığını; aksine borçlara yönelik teminat olarak tutulduğunu geçen gün öğrendim. Buna sanıyorum zorunlu karşılık (ya da Merkez Bankası’nın tercihiyle ‘disponsibilite‘) deniyor.

Emanet para da denebilir.

Borç yiğidin kamçısı mı, yuları mı?

Ekonomik göstergeleri okumak uzmanlık alanım değil ama mevcut durum bana nedense sırtını kredi kartına borcuna yaslamış çaresizleri hatırlatıyor. Sahte, geleceği belirsiz bir huzur.

İrili-ufaklı parçalarını oluşturduğumuz bu ülkenin daha umut veren bir yer olması için hepimizin yapması gereken şeyler vardır elbet.

782703-ced

Diyorum ki şu rakamları her merak ettiğimizde bize gösteren basit, temiz, tek sayfalık bir web sitesi olsa. Çünkü göz görmeyince gönül katlanıyor.

Aşkta dert değilse de ekonomide olmuyor.

, , , , , , ,

21 Responses to Nihat Hatipoğlu tadında ekonomiye bakış

  1. mustafa dokumacı 16/08/2014 at 12:31 #

    Merkez Bankası döviz rezervi (milyar dolar) 1125 rakamı doğru olamaz. 112.5 olabilir mi?

    • mserdark 16/08/2014 at 12:44 #

      Son hanedeki virgülü unutmuşum. Uyarı için teşekkürler.

  2. yunus 16/08/2014 at 12:34 #

    Mahfi Egilmez’in “kendime yazilar” blogunu tavsie ederim. Ekonomik gostergeleri en yalin dille yorumluyor. Babaanneye anlatir gibi.

  3. Ogün 16/08/2014 at 12:38 #

    Çok güzel bir yazı olmuş, zevkle okudum. Ellerine sağlık.

  4. fethi 16/08/2014 at 13:00 #

    Güzel bir konu. Güzel bir yazı.

  5. M.Rıdvan ÖZDEMİR 16/08/2014 at 13:02 #

    İktisat Fakültesi’nde ilk dersimiz İktisada Girişti ve hocamızın o gün verdiği ilk ders diğer bütün derslerden daha fazla yer etti aklımda. “İktisatta kullanılan istatistik en doğru şekilde yalan söyleme sanatıdır” demişti. Enflasyon için yaptığı basit tarif de aklımdadır: “Enflasyon yıllık veya dönemlik bazda fiyatların artış hızıdır evladım” demişti.

    Buradan hareketle rakamlarla istediğiniz gibi oynayabilirken, istediğiniz örtüp istediğinizi öne çıkarabilirken olumlu veya olumsuz anlamda bir kanı oluşturmak güçleşiyor.

    En çok istismar edilen kavram ise “borçlanma”. Hocamız “kandırılmak istemiyorsanız bu kavramı iyi dinleyin” deyip, bir haftanın tamamını bu kavrama ayırmıştı.

    Yatırım için borçlanmak gerekiyor malum fakat, yatırım dönüşümüne göre de kısa vadeli mi, uzun vadeli mi olması gerektiğine ayrıca karar vermek gerekiyor. Yatırım olmadığı takdirde ekonomi büyümeyecek, aynı zamanda borçlanma da artmayacaktır. Yatırım yapmayın, kimse size borçlu diyemesin.

    İkinci konu cari açık. Bu da istismara çok açık bir konu. Kimine göre cari açığın temel nedeni dış ticaret konusundaki dengesizlik, kimine göre de doğalgaz ve petrol konusunda dışa bağımlılığımız. Bir diğer teori de finansa yönelik sermaye birikim modelinde sabit kalıp (bir anlamda faiz lobisi), üretime yönelik sermaye birikim modeline geçmeyişimizdir. Hepsinin haklılık payı olmakla birlikte sizin niyetinize göre bunlardan birini öne çıkartıp diğerini geri plana iterek bir yorumda bulunabilirsiniz, ne kadar ahlaki olur orası tartışılmak kaydıyla… (Edward S. Herman ve Noam Chomsky’nin propaganda modeli)

    Ekonomide bazı kararlar cidden can sıkıcı olabilirken, aynı zamanda da elzem olabiliyor. Bunun en ilginç örneklerinden biri ise ekonomik durgunluk zamanı devletin öğrencilere hibe ettiği kredilerdir. Bu hibeden genellikle toplumun diğer kesimleri rahatsız olur. Öğrencinin desteklenmesinin temel nedeni; harcama eğilimi en yüksek olan sınıflardan birisi olmasıdır. Aynı destekleme bir çalışana yapılsa, ekonomik durgunluk nedeniyle aldığı parayı yastık altına koyacak ve ekonomiye kazandırmayacaktır. Öğrenci ise bir AVM’nin veya bir marketin yolunu tutarak parayı dönüşüme sokacaktır.

    Aslında ekonomik anlamda yorum yayınlayan ve hatta basitleştirerek anlatan birçok site var. Gönül rahatlığıyla ne kadar inanabiliyoruz, işte can alıcı kısmı burası…

    Hasılı kelam yorumumu yine hocamın bir sözü ve bir tavsiyesiyle sonlandırayım. “Bu kadar matematiğe dayandığı halde bu kadar subjektif başka bir ilim dalı yoktur” demişti değerli hocam ve mutlaka okuyun/okutun diyerek George Soule’un Herkes İçin Ekonomi kitabını tavsiye etmişti.

    • Ipek AG 16/08/2014 at 13:24 #

      Benim gibi düz insan da ekonomi branşında işte Hatipoğlu karşısındaki kitle gibi. Anlamıyorum. Gelirim 1 lira giderim 75 kuruş gibi yaşamaya çalışıyorum. Becerebilirsem.
      Bütün ülkenin bütçesi, verilen rakamlar arapça gibi bana. Sormak istediklerim var, utanıyorum.
      Tam olarak ne olup bitiyor anlamıyorum. Anlamasam da tezgah bir şekilde döndüğüne göre, “sıkıntı yok” deyip geçiyorum. Kalan 25 kuruşumla kredi kartımın minimumunu mu ödesem dye düşünmeye devam ediyorum.
      Ekonomiyi anlayan Hatipoğulları çoooooook hiper basit şekilde kişisel ekonomimizi kurmayı öğretebilirlerse memnun olacağım.
      İlk kural : paran yoksa alma.
      İki: kredi kartı kullanma.
      Üç: kenara para biriktir.

      Bu mu? Peki ne??

    • Bulent 17/08/2014 at 02:45 #

      Rıdvan Bey dedikleriniz teoride doğru ama Türkiye pratiğinde farklı. Mahfi Eğilmez gibi pek çok hocanın söylediği ortak sözler var.

      Örneğin faiz lobisi meselesi: http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/korikorodan.html http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/faiz-lobisi-hakl-ckt.html

      Veya enflasyon faiz ilişkisi: http://www.mahfiegilmez.com/2014/08/enflasyon-mu-faizden.html

      İktisat teorileri ile bilanço düzeltmeleri pembe dünyalar yaparsınız ama reel ekonomi gerçeği var.

      Büyüme nasıl bir büyüme. Bankalar veya finans kuruluşları işadamlarının yatırım yapacakları sektörleri belirlemiyor ki. Bu çok bilinmeyenli bir denklemde değil. Dış açık veriyorsan o sektörlere bakarsın ve o alanda teşvikler, girişimcilik desteği sağlarsın. Parayı dünyanın her yerinde genç nesil harcar. Ne kadar sürdürülebilir orası muamma. Sürekliliği olan başarı için üniversitelerin bilim üretiyor olması gerekir. Bu ortam oluşursa finans dünyası para kazanır yani dünyanın pek çok ülkesi böyle kalkındı. (bir de faiz artışı bankalara negatif etki verir maliyet artışıyla yani sanıldığı gibi değil. orada sorun fabrika açacağıma parayı bankaya koyayım diyen işadamında. ve inan bu adamların çoğuda elit,üni okumuş kesimden tiplerde değil.)

      Yılın başında orta gelir tuzağını konuştu ekonomistler hatta bakanlar. Bu da işte ünilerin bilim üretmemesi global markalarımıızn olmaması (yüksek teknoloji ihracatı) vs den kaynaklanıyor.

      Dünya 2008 krizinden beri para ponpalanmasıyla 5 yılı güzel geçirdi. Hatta daha önce görülmemiş bolluk dönemiydi. Bu da bizim gibi gelişmekte olan ülkelere çok yaradı. Eğer bu dönemde 2000-2001 de yaptığımız bankacılık reformu gibi bir reform yapsaydık şu anda kafamız rahat olurdu. Ama biz o dönem ülkemize gelen parayı harcadık. Tasarruflarda dünyanın en düşük ülkelerinden biriyiz, gelişmekte olan ülkelerde en düşük. (Tamamda faiz olmazsa tasarruf nasıl artar. En temel bilgi. Tasarrufları arttırmak istiyorsan faizi arttır.) Bunların tamamını ben demiyorum bakanlarımız hatta başbakanımız bile defalarca kere söyledi. Özellliklede bu yıl atılan adımlarda böyle.

      Asıl 22 Mayıs 2013 haftası fed parayı kısınca bizdede sorunlar başladı: http://www.mahfiegilmez.com/2014/02/scak-para.html
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/son-bir-ylda-yasanan-olaylarn.html
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/08/turkiye-ekonomisinin-son-12-yl-ve-brics.html

      Sonuç olarak reel sektörün düzelmesi, işsizliğin düşmesi için yapısal reform şart: http://www.mahfiegilmez.com/2014/03/yapsal-reformlar-rehberi.html

      Ek olarak: http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/fiyat-faiz-kur-derken-asl-meseleyi.html
      http://www.mahfiegilmez.com/2012/12/orta-gelir-tuzag-ve-turkiye.html

  6. sinan 16/08/2014 at 16:30 #

    ekonominin nihat’ı da yaşar’ı da kişinin cebidir, istediğiniz kadar yalın anlatın istediğiniz kadar objektif anlatın, inanın kimse gene dinlemez zira gerçek olan şu ki; her kes kendi cebine bakar, kendi cebi sıcaksa ekonomi iyidir, değilse kötüdür. (bunu aşağılama olarak değil tespit olarak okuyun, çünkü bana göre dünyanın en büyük sorunu olan bencillik kimilerine göre hayatta kalmak için önşarttır)

    vergi affı denen şeyin de afla falan ilgisi yok, önce ödemediğiniz vergi borçlarından takibe düşen kısmın o güne kadar hesaplanan faizi siliniyor, sonra yeni belirlenen oran üzerinden yeniden faiz hesaplanıyor ve peşin mi taksitli mi ödeyeceğiniz soruluyor, peşin öderseniz bu yeni oranla hesaplanan faizle birlikte borcunuzu ödüyorsunuz, taksit yapmak isterseniz talep ettiğiniz taksit sayısına göre ek bir faiz daha hesaplanıp taksit tutarı belirleniyor, ödemeye başlıyorsunuz, taksitler 2 ayda bir ödeniyor (aradaki aylarda yeni borçları ödeyebilin diye) 1 yıl içinde 2 taksit aksatırsanız bu ihya (kendi terminolojileri) iptal ediliyor, borcunuz hiç aftan yararlanmamış gibi yeniden faiziyle birlikte hesaplanıyor ve sizin ödediğiniz taksitler mahsup ediliyor, eski duruma dönüyorsunuz.

    özetle af diye sunulan şeyin afla alakası yok, özel bankaların kredi müşterilerine yaptıkları rutin uygulamalar benzeri bir uygulama. öyle bir reklamla sunuluyor ki sanırsınız vergi borçlarımız paşa tek kalemde silmiş. son olarak af henüz çıkmış değil, 1 ekimde meclis tatilden döndüğünde torba yasa aynı haliyle çıkarsa af çıkacak.

  7. mustafa iren 16/08/2014 at 17:06 #

    “… iman edip kurallarına uymak zorunda hissettikleri dinin kitabını neredeyse hiçbirinin okumamış olmasıydı….” bu kısmına katılıyorum. Uzun zamandır gözlemlediğim bir davranış türü ve evet “…Sadece din konusunda değil; ekonomi, siyaset, tarih, sağlık gibi her şeyde durum aşağı-yukarı aynı. Araştırmak, incelemek, sorgulamak yerine kabullenmeyi tercih ediyoruz…..”

  8. Cüneyd ÖZEN 17/08/2014 at 00:36 #

    O rakamların kısa basit anlaşılabilir ve pratik yaşamdaki yansılarını anlatacak şekilde yalın verilmemesinin nedeni Nihat Hatipoğlunun varolma nedeniye aynı; durumun vehametini ve rezaletini anlamayalım diye bize herşey harika gidiyor diyebilsinler biz de “he” diyip mışıl mışıl bir uykuya geçelim diye :)

  9. M.Rıdvan ÖZDEMİR 17/08/2014 at 11:23 #

    Bülent üstad zaten bu yazının konusu da tam da şu anda söylediğiniz şeydir. Aynı konular hakkında koca koca hocalar ekstrem düzeyde farklı şeyler söyleyebiliyor. Durum bu olunca da subjektiflik ortaya çıkıyor, biri batıyoruz diyebilirken diğeri uçuyoruz diyebiliyor. Ben böyle bir yorum görünce işin içinde ekonomik gerçekler haricinde başka şeyler var diye üstünü çiziyorum. Çünkü keyifle okuduğum ekonomi hocaları vardı, zira ülkemizin girdiği son virajda her biri ekonomi ilmini siyasete feda ettiler. Okunmuyorlar ne yazık ki.

    Reel ekonomi gerçeği mutlaka var, içerisinde de yaşıyoruz. Eğer insanlar reel ekonominin gerçekten farkında olsalar bu kadar manipülasyon zaten yapılamazdı, asıl sorunlarımızdan birisi de bu.

    Mahfi Hoca güzel bir noktaya işaret etmiş: enflasyon sebep midir, sonuç mudur? Zaten bu konuda bir uzlaşı çıksa sorunun çözümünde de bir ortak yol bulunabilecek, ama her konuda olduğu gibi ortak yol bulmaktan ziyade kendi borusunu üflemenin derdin.

    Yatırım konusunda durum keşke söylediğiniz kadar kolay olsaydı. Dışa açık verdiğimiz kalemlerden sadece üçü otomotiv, tüketici elektroniği, enerji… Bu konuların hangilerinde yerli yatırım yapılıyor?

    Faiz artışına gelirsek. Faiz arttığında bankaların mevduat toplama maliyetlerinin arttığı bir gerçek, ama bankaların o mevduatları artan faiz üzerine birkaç puan daha ekleyerek yatırımcıya kullandırdığı da bir gerçek. Bankalar mevduatı bir mal gibi sabit tutmadığı için bu maliyet artışı onların aleyhine değil, lehinedir. Öyle olmasa bankalar her bir çeyrekte kar üstüne kar açıklamazlardı. Bir kaç örnek:

    * Garanti yılın ilk yarısında 1 milyar 571 milyon TL net kar elde etti.

    * İş Bankası’ndan yılın ilk yarısında 1 milyar 645 milyon TL net kâr

    * Denizbank’tan 506 milyon lira kâr

    Bizde işin ortası olmadığından ya düşman ya da mabet ilan ediyoruz. Bankalar öcü veya düşman değildir, sadece ekonominin aktörlerinden birisidir.

    Yatırım ve faiz ilişkisinde haklısınız fakat, faiz öyle bir seviyede olmalı ki, belirli bir düzeyde mevduat sahibini tasarrufa yöneltirken, bu tasarrufları kullanarak yatırım yapacak yatırımcıyı da ezdirmeyecek bir düzeyde tutulmalıdır. Zira faiz aşırı yüksek olduğunda tasarruflar da yatırıma dönüşmemekte, finansal sistem içinde paradan para kazanma yoluna gidilmektedir. Burada da yine çözüm ekonominin en sevdiğim kavramlarından birinde: Optimum düzey. Hem şişi hem kebabı yakmayacak bir optimum faiz düzeyi belirlendiğinde hem mevduat sahibi, hem yatırımcı, hem de ülke kazanmaktadır ve bu tip faize hiç kimse karşı çıkmayacaktır.

    Fakat söz konusu olan şey maddi kazanç olunca iş adamı/banka kâr maksimizasyonu, ülke ve yatırımcı maliyet optimizasyonu, vatandaş da yine kar maksimizasyonu peşinde olmaktadır. Banka ve bireyin karı maksimize edildiğinde, yatırımcı ve ülkenin maliyeti yükselmektedir. Para uçmaz doğurmaz, eğer biri kazanıyorsa bir diğeri kaybediyor demektir. Sonuç olarak demek istiyorum ki; hayat optimumda güzel :)

  10. Çaputcu Ferdi Tayfur 17/08/2014 at 16:41 #

    Ula 12 senedir Turkiye ekonomisi battiii diye pagirirsus, Ispanya batti, Italya batti, Portekiz batti, Irlanda batti, Yunanistan batti, Kibris batti.. Bizimci hala ayakta. Pirazda “Turkiye cikiyooo” diye pagirunci basun hapu meret, siz da kurilun, biz da!!

  11. Mehmet Can 17/08/2014 at 19:37 #

    Amirim falanca imam falanca ekonomist vesaireleri araştırmadan kabul etmemizi Robert cialdini’nin bahsettiği otomatik itaat etkisi “klik-pırr” ve toplumsal kanıt ilkesi ile bi açıklık getirebilir miyiz? Insanoğlu olarak düşünmekten kaçtığımız için en basitinden pahalı=iyi gibi stereotiplere başvuruyoruz. Insanlar emin olmadıklarında nasıl davranacaklarına başkalarının davranışlarına ve özellikle kendine benzeyenlere bakıyorlar. Aynı zamanda kişilerin toplumdaki statüsü üstümüzde bi otorite sağladığından düşünmekten kaçtığımız için uyguluyoruz.

  12. Berke 18/08/2014 at 03:38 #

    Nüfus artışı ekonomimizi çok büyük ölçüde etkiliyor. Tabloya baktığımızda kimi değerlerde gerilemişiz kimi değerlerde ise ilerlemişiz. Gönül isterdi ki tamamıyla ilerleyen bir Türkiye olsun ancak günümüzün şartlarında hiçbir devlet için böyle bir şey mümkün değil. Mustafa Kemal’i çok özlüyoruz gerçekten…

  13. batuhan altınsoy 20/08/2014 at 10:44 #

    İhracatın ithalatı karşılama oranı (%) 699 63 yerine
    İhracatın ithalatı karşılama oranı (%) 69 63 olacak yanlış bir yazım söz konusu

  14. akin 21/08/2014 at 00:30 #

    Bilgiyi nereden aliyoruz siradan insanlar olarak biz? Bilgiyi kim uretiyor? Rakamlar da kelimeler gibidir, kesin degildir,analiz gerektirir,suphe de. Ekonomi okuyan insanlar, prof.da olsalar, sadece ingilizlerin yazdigi seyleri bilim diye okurlar ve piyasadaki herkes 100 senedir boyledir.
    Ekonomi basittir, 4 islemlidir, aktif pasif hesabidir. Diger hersey, akademik unvan icin veya sos olarak yapilir.
    Merkez bankasinin ozel banka ve kisilerce kuruldugunu bilmiyor insanlar ya da paranin nasil yaratildigini ya da petrolu sadece dolarla alip satabileceginizi.. Maas yuksekse sorun yok diyor herkes

  15. Ramiz TAYFUR 23/08/2014 at 10:25 #

    Gelişen Türkiye deniyor adına ne yazık ki. İnsanlar yeni Türkiye gördüğünü sanıyor ancak oluşacak herhangi bir sorunda yapılan onca şeyin yer ile yeksan olacağının farkında bile değiller. Güzel bir yazı olmuş amirim teşekkürler.

  16. İbrahim 25/08/2014 at 02:24 #

    Halkımızı göz göre göre uyutuyorlar yazık.

  17. Furkan 26/08/2014 at 14:20 #

    Sürekli güncellenen hali : http://www.mahfiegilmez.com/p/gostergeler.html

Trackbacks/Pingbacks

  1. Bu zenginler size ne etti? - M. Serdar Kuzuloğlu - 31/10/2014

    […] bir şeyin olmayacağını hepimiz biliyoruz. Avunmak isteyen yığınlar var ve rakamlar bu konuda çok işe yarıyor (son iki cümlenin ayrıntıları ayrı bir yazı konusu olabilir; ben dağıtmadan ana […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim