Tag Archives | myk medya

Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım

Bu yazının yer aldığı kategorinin adı ‘Kişisel’. Ailemi ilgilendiren kısmı haricinde (sosyal mecraları kullanmayı bilene) hayli şeffaf bir hayatım olmakla birlikte yine de bazı şeylerin burada altını biraz daha çizmek, eşelemek istiyorum.

Hayatım fazlasıyla yoğun, malum. İş denen illet, bir habis gibi hayatımın her tarafına saçılmış durumda. Sebepsiz yere de değil aslında. Çalışarak bir şeyi başarmanın, ortaya çıkarmanın hazzı başka çok az şeyde var. Sıfırdan bir şeyleri var edebilmek, onu kabul ettirmek, geliştirmek insanın yaşadığı zaman dilimindeki tek avuntu kaynağı. Üstelik sonu da yok; iş asla bitmez.

Benim hep yoğun bir hayatım oldu. Boşlukta kalmaktan korktum. Miskinliklerim okulda teneffüs aralığında içilen kaçamak sigaraların tedirginliğinde geçti. Ki sanılanın aksine aslında çalışmayı sevmeyen; hatta özünde tembel bir insanım. Tek farkım geleneksel tembeller gibi yan gelip yatmak, ertelemek yerine inadına çalışıyor olmam.

Üstelik yakın dönemde hayatımdaki bütün parametreleri altüst eden bir gelişme oldu: baba oldum.

Continue Reading →

Bu yazıya 32 yorum yapıldı.

Günler nasıl geçiyor diye soranlara

Beni dışardan takip edenler, uzaktan tanıyanların en çok sorduğu soru: ‘bu kadar şeye nasıl yetişiyorsun?’.

İşin özünde hiçbir şeye yetişmek istemiyorum. Hayatımda görmek istediğim manzara şu fotoğraftaki kadar basit ve net:

Gel gelelim hayatın bana sunduğu pek böyle bir şey değil…

Çok şey mi yapıyorum emin değilim ama çok iyi bildiğim bir şey var. Ben bebekken de, çocukken de, şimdi de hep ‘meşgul’ bir insandım. Hep uğraşacak, merak edecek, öğrenecek, karıştıracak, bozacak, yapacak bir şeylerim vardı. Büyüdükçe; aklım, fikrim, algılama, sahip olma ve yorumlama gücüm arttıkça bunların sayısı da arttı.

Bu yazının amacı hem kendime ait bir çetele tutmak, hem de sorana ‘al işte’ demek. Siz de okuyorsanız o gözle okuyun.

Buyrun, başlıyoruz!

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

İcraatın İçinden

MYK Medya olarak bir video blog açma fikri epeydir aklımızdaydı. Elimize bir sürü komik videolar geçiyor, kendi stüdyomuza bir sürü ilginç video arkası görüntüler oluyor, sağda solda çektiklerimiz de cabası.

Hem isminden hem de ilk bölüm olmasından dolayı aşağıdaki gibi bir fikir aklıma geldi. Sonra iki üç dakikada bir şeyler karaladım, kamera karşısına geçip okudum. Bu ikinci denemenin sonucudur. Fazla da yapaylaştırmadan paylaşalım dedik.

Bağlaçlar, terimler ve genel yaklaşım için Başbakan Erdoğan’ın Aralık 2008 tarihli ulusa sesleniş konuşmasını kurcaladım.Videonun genel yapısınıysa Turgut Özal’ın İcraatın İçinden kayıtlarından birine dayandırdık. Efektleri de o tatta yapmaya çalıştık.

İşte de metni (bir kısmını çekim sırasında prompter’dan okurken aklıma gelen şeylerle değiştirdim):

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

MYK’nın ilk yatırım ortaklığı

Birkaç haftadır gündemimi meşgul eden bir konuyu paylaşma için sabırsızlanıyordum, ondan da bahsedip seneyi kapatayım.

MYK olarak kurulduğumuz ilk günden bu yene hep karlı, aysonunu artıda ay kapatan, hiçbir borcu olmayan, hiçbir gün 11 çalışanının maaşını bir gün geciktirmemiş, 1 sene gibi kısa bir sürede 3 tane kendi kulvarında iddialı markayı hayata geçirmiş (televidyon, yahoyt, kaybolduk.biz), ve daha fazlasını da hazırlayıp erketede bekleten bir firma olduk. Bu Türkiye’de bir web girişimi için hiç de kolay bir şey değil.

Continue Reading →

Bu yazıya 24 yorum yapıldı.

Devlet halkından korkunca

Mutfakta çalışan yardımcı ve şişmanlatıcı kadınımız babasının emekli maaşını almaya devam edebilmek için sigortasız çalışmak istediğini söyledi. Ben de sigortasız kimse çalıştırmak istemediğim için reddettim ve ayrılmaya karar verdi. Böylece MYK Medya‘nın acayipliklerle dolu kısa tarihine sigortalı çalıştığı için ayrılan biri de eklenmiş oldu!

Bu yüzden bir süredir yemekleri dışarda yiyoruz ve fena halde mutsuzuz.

Geçenlerde yine bir şeyler atıştırmak ve bu fırsatla yeni bir ofis bakınmak için Hasan ve Mustafa ile İstiklal’e çıktık. Ofisimize 20 adım mesafede olmasına rağmen İstiklal Caddesine şu ana kadar (2 yıldır neredeyse) ancak üçüncü defa çıktığımı dehşetle farkettim.

Soğukta yürürken önce karşımıza çıkan insanlar bir anda arttı. Sonra bu karşı akıntı organize bir hale geldi. Uzaktan uzun tahta bacaklı, renkli kostümlü göstericiler belirdi. Gürültü, patırtı derken bir karnavalın ortasına düştük. Bu arada farkettim ki bu gösteri ‘atık pilleri toplama’ eylemiymiş! Boş pilleri çöpe atmayın, özel bir poşete koyun diyorlar. Gayet mantıklı; kabul.

Bakınırken farkettim ki bu eğlenceli gösteriyi sırf benim gözümle seçebildiğim 8-10 sivil polis (kimbilir toplamda kaç kişilerdi) en az 20 üniformalı polis, ikisi sivil olmak üzere 4 polis aracı takip ediyor.

Atık pil ile ilgili bir gösteride ne bekleniyor olabilir? Ve biz neden böylesine tepki-fobik bir toplum olduk? Artık bizde eylem, gösteri denince akla gelen aşağıdaki gibi kareler akla geliyor.

1 Mayıs gösterilerinden bir muharebe...

1 Mayıs gösterilerinden bir muharebe…

Oysa her toplumun protesto hakkı vardır, bağırır, çağırır, dağılır… Yoksa böyle her höt diyenin kafasına indirmeye başladın mı, bir tutar, iki tutar…

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.

MYK’nın ilk site alımının hikayesi

MYK‘dan çok söz ediyor olabilirim ama hayatımın büyük bir bölümünü de bu firma oluşturduğu için doğal olarak böyle bir sonuç çıkıyor. Bu seferki meseleyse paylaşmak için birkaç gündür sabırsızlandığım bir konuyla ilgili. Çok uzun yazmak istediğim bu konuda çok kısa bir paylaşım yapmak zorundayım şimdilik (ne yazık ki).

Video ile ilgili olduğumuz için işimiz gücümüz internetteki benzer kaynakları takip etmek. Bunların birçoğu birbirinin aynısı ve açıkçası YouTube, Vimeo ve Google Video, izlesene varken gerisine temelde ne gerek var bilemiyorum. Diğerlerinde tüketici olarak eksikliğini hissettiğim bir şeye rastlamıyorum.

Bu pazarda ciddi bir sıradanlık söz konusu. Hep aynı videolar, aynı tasarımlar, aynı hizmetler…

Ama Türkiye özelinde bir farkla…

Continue Reading →

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

En büyük derdim yeni bir iş yarattı!

Beni bilen bilir; ben kaybolurum. Timur bunun efemine bir özellik olduğunu söyleyerek yaramı kaşıyıp durur ama ne yazık ki bu kontrol edilebilir, değiştirilebilir bir şey değil. Tam terimi nedir bilemiyorum ama ciddi bir yer/yön yerleştirme sıkıntım var. Üstelik çok da kötü bir şey…

Bir pasaja girerim. Çıktığımda sağa mı sola mı gideceğimi bilemem. Geldiğim yönü kestirmek benim için ciddi bir endişe olur. Tatil köyü gibi büyük bir mekana gideriz; kaldığımız yeri bulana kadar tatil biter. Sözlü tarifle bir yol bulamam, yazılıyla da belki…

Bundan dolayı GPS ve navigasyon konusu oldum olası ilgimi çekmiştir. Benim adıma bu yükü sırtlanan bir mucize. İlginç de bir tesadüfle bizim gibi en çok ihtiyaç duyulan bir ülkeye girişini de bayağı bekledik. Bunun sebeplerinden birinin sürekli değişen sokak isimleri ve tamamlanmamış yerleşimler olduğu biliyorum.

Ülkenin en eski ve en büyük şehirlerinden İstanbul bile her yıl ciddi anlamda değişiyor. Sokak isimleri bir yana, yeni yollar, viyadükler, yeni toplu taşıma rotaları, sürekli değişen trafik yönleri gibi ayrıntılarla elinizdeki haritalar bir yana, navigasyon haritaları bile anlamsızlaşıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

[email protected] ve stop-motion denemeleri

Özgür Poyrazoğlu ile zamanında danışmanlığını yaptığım Tikle‘den tanışıyoruz. O dönem Tikle’ye bağlı Yeni Renk şirketinin başındaydı. Sonra kurduğu SodaMedya ile kendi yolunda ilerlemeye başladı. Beraberinde sinema.com gibi önemli bir adresi ve veri kaynağını da alarak…

Senelerce görüşmediğimiz Özgür ile Webrazzi’nin TechCrunch Meetup etkinliğinde karşılaştık. (hatta videoda önlü arkalı oturduğumuz görünüyor) Laf lafı açtı ve televidyona geldi. Ben deli gibi sinema programı istiyordum, onlar da meğer yapmak istiyormuş. Konuştuk, heveslendik, sonra unuttuk gitti…

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.