Günler nasıl geçiyor diye soranlara

Beni dışardan takip edenler, uzaktan tanıyanların en çok sorduğu soru: ‘bu kadar şeye nasıl yetişiyorsun?’.

İşin özünde hiçbir şeye yetişmek istemiyorum. Hayatımda görmek istediğim manzara şu fotoğraftaki kadar basit ve net:

Gel gelelim hayatın bana sunduğu pek böyle bir şey değil…

Çok şey mi yapıyorum emin değilim ama çok iyi bildiğim bir şey var. Ben bebekken de, çocukken de, şimdi de hep ‘meşgul’ bir insandım. Hep uğraşacak, merak edecek, öğrenecek, karıştıracak, bozacak, yapacak bir şeylerim vardı. Büyüdükçe; aklım, fikrim, algılama, sahip olma ve yorumlama gücüm arttıkça bunların sayısı da arttı.

Bu yazının amacı hem kendime ait bir çetele tutmak, hem de sorana ‘al işte’ demek. Siz de okuyorsanız o gözle okuyun.

Buyrun, başlıyoruz!

Pazartesi-Cuma arası genellikle şöyle geçiyor:

  • Epostalar: Tahmin edeceğiniz gibi hergün birçok farklı konuda yüzlerce mektup alıyorum. Genellikle geç de olsa hepsini yanıtlıyorum. (bazılarının yanıtlanması 2 ay sonrasını bile bulabiliyor) Burada şöyle bir sistem uyguluyorum:
    • Eğer mektubu yollayan iş yaptığım ve para kazandığım biriyse aynı gün içinde; hatta çoğu zaman 2 saat içinde yanıtlıyorum.
    • Okur mektuplarını 1 hafta içinde yanıtlıyorum.
    • İşbirliği teklifleri gibi konularda bir umut veriyorsa 1 hafta içinde, değilse kafamda belirlediğim önem sırasına göre 2 hafta içinde cevap veriyorum.
    • Konferans / panel davetlerini olumlu / olumsuz 1 hafta içinde yanıtlıyorum.
    • Teknik konulardaki sorulara genellikle olumsuz yanıt veriyorum (vakitsizlikten). Eğer çok kısa bir cevabı varsa hemen, yoksa asla.
    • Tanışmak isteyenlere 1 ay içinde bir tarihe mutlaka randevu veriyorum. Bu konuda hiçbir filtrem yok. Cidden tanışmak için de geliyorlar, iş yapmak için de… Tanışmak iyidir.
    • Eposta abonelikleri: Bilgilenme amaçlı gelen düzenli abonelik mektuplarımı mümkün olduğunca aynı gün okumaya gayret ediyorum. Bu kategoride günde 15 kadar mektup geliyor.
    • Marka takibi adına MYK Medya altındaki sitelerimize yönelik bloglarda, forumlarda, sosyal mecralarda, vs geçen yazışmalardan oluşan 10-12 adetlik günlük eposta bildirimini de mutlaka o gün okuyorum.
  • Sosyal mecralar. Tahmin edeceğiniz ya da bildiğiniz gibi bu alanı epey yoğun kullanıyorum. Oradaki rutinim de şöyle:
    • FriendFeed’de takip ettiklerim ne paylaşmış? Bu gününe göre epey vakit alabiliyor. Ama az / öz takip neticesinde bayağı besleyici bir zaman dilimi olduğunu söylemem gerek.
    • Twitter’daki listemde durum ne?
    • LinkedIN‘den gelen bağlantı istekleri (gününe göre 5-6 istek geliyor. Yine de çok biriktirmemeye çalışıyorum) ve mesajlar. Bir şekilde insanlar o platformdan da günde en az 10 tane mesaj yazıyor. Pek tercih ettiğim bir seçenek değil gerçi.
    • Facebook sayfamın kontrolü (ne yorumlar gelmiş, eklenecek bir şeyler var mı, vs)
    • Facebook profilime gelen arkadaşlık isteklerini topluca reddetmek (ailem ve okul arkadaşlarım dışında kimseyi eklememeye çalışıyorum. Nasıl olsa genel paylaşımlar için sayfam var?)
    • Last.FM‘deki arkadaşlık talepleri ve mesajları okuma. Buradaki mesajların çoğu bir cevap aramıyor oluyor. En sevdiğim yanı da bu!
    • Soru / cevap sitelerindeki birikimi eritmek: Önce Formspring ile başlayan maceram Qhub ile sürdü, şimdilik son durak Onioning. Burası cidden çok vakit alabiliyor. En basitinden şöyle söyleyeyim. Formspring sitesi bilmediğim ve açıklamadığı bir sebeple soru / cevaplarımı uçurmadan önce 1048 soru sorulmuştu bana! Oradan hesap edin.
  • Okuma seansı. Tahmin edeceğiniz gibi birçok şeyi takip ediyorum ve en çok zamanımı da bu kısım alıyor. Kırılımı şöyle:
    • Gazeteler (ben gazeteyi basılı halde seviyorum. Bir gazetenin web sitesine girmeyeli seneler oluyor. Bazen birileri bir link yollayınca bakıyorum, hepsi bu). Her gün 4-5 gazeteye bakmaya çalışıyorum en az.
    • Teknohoji haberleri: Her hafta gazetede koca bir sayfanın editörlüğünü tek başıma yapıyorum. Bunun için hafta boyu gelişmeleri sürekli takip etmek gerek. Teknoloji başlığı altında 35 siteyi RSS üstünden takip ediyorum. Günümün yaklaşık 1-2 saati buradaki günlük trafiği okuyup ayıklamak, notlar almakla geçiyor
    • Dergiler: Yakın zamana kadar aylık 20’ye yakın dergi alıyordum. Dolayısıyla her gün en az 1 dergi okumak gibi bir görevim vardı. Bunu yakın zamanda 4’e indirdim (Wired, Monocle, Harvard Business Review ve Fast Company). Dolayısıyla yüküm nispeten hafifledi.  sayılır. Ama iPad üstünde hala Popular Science, Popular Mechanics, Mac User, PC Magazine, MacWorld ve WebUser dergilerini okuyorum.
    • Çizgi Romanlar: Yine iPad’de her gün en az 3+4 fasikül (genelde her biri 24 sayfa oluyor) çizgi roman okuyorum. Çizgi romanlarımı Demonoid‘den çekiyorum.
  • Öğlen yemekleri: Genellikle haftanın her günü öğlen iş yemekleriyle geçiyor. Bu hem mideyi hem de zihni besleyici oluyor. İş yemeklerinin önemini unutmayın derim. Oradan çok iş çıkar. Toplantılar her zaman verimsizdir.
  • Toplantılar: Lafı geçmişken! Hayatımda en üzüldüğüm zamanlar toplantılara gidenler. Günde en az 2 saatimi toplantılar alıyor. Genellikle bir bitiş saati koysam da mutlaka sarkıyor, uzuyor. Sinirlenmemek için bu bölümü kısaca kapatıyorum.
  • MYK Medya içerik takibi: Her gün televidyon’da yayına giren bölümleri, Yahoyt’ta giren haberleri ve Alkışlarla Yaşıyorum‘da yayına alınan içerikleri takip ediyorum. Bu da tahmin edeceğiniz gibi HAYLİ vakit alıyor. Televidyon’da bazen atladığım şeyler oluyor; itiraf edeyim. Ama genelde hepsini izlemeye çalışıyorum.
  • İş geliştirme ve yönetim: MYK Medya’da mevcut sitelerin performans takibi, raporlaması, yeni hedeflerin belirlenmesi, günlük işlerin akışı, muhasebe detayları, personel işleri, dış firmalara sunduğumuz ajans hizmetleri gibi konular da yine benim üstümde. Özellikle ajans hizmetlerinin ön süreçleri çok yorucu, sıkıcı oluyor. Beni en çok bunaltan da bu.
  • Basın toplantıları: Vakitsizlikten dolayı çok seçici olmakla birlikte her hafta 2-3 basın toplantısına katılmaya çalışıyorum.

Hafta içi böyle geçerken sizlerin genelde iple çektiği Cumartesi-Pazar da bende şöyle geçiyor:

  • Çocuklarla geçirilen zaman: Cumartesi 09:00 ile 12:30 arası çocuklarımın. Birlikte çıkıp Nişantaşı’nda turluyoruz. Parka gidiyoruz, kahve içiyoruz, kahvaltı yapıyoruz. Sıradışı bir şey yok anlayacağınız.
  • Ardından 12:30 ile 18:30 benim tatilim. bu aralıkta ne yaparsam yapıyorum. Ama bunun da bir kısmı yine çocuklarla geçiyor.
  • 19:00 veya 20:00 gibi masaya oturup hafta boyu çıkardığım haberleri yeniden incelemeye başlıyorum. Bunları eliyorum, sayfa planına yerleştiriyorum, fotoğraflarını bulup yazmaya başlıyorum. Bu iş genellikle Pazar sabahı 04:00 gibi bitiyor.
  • Pazar günü 6 saat kadar uyuyup (ki çoğu günlere nazaran en uzun uykum bu) 10:00’da kalkıyorum ve sayfanın kalan kısmını yazmaya devam ediyorum. Bu da genellikle 17:00 gibi bitiyor.
  • Saat 20:00 gibi eğer mecalim kalmışsa biraz dışarı çıkıp hava alıyorum. Ama genellikle yorgunluk onu da gözüm kesmiyor.
  • Ve gelsin Pazartesi!

Mutlaka arada unuttuğum şeyler vardır. Hatırlarsam eklerim. Ama işte aşağı yukarı haftam böyle geçiyor. Yazarken ben bile kendimden utandım. Bu yaşam tarzında kesinlikle bir terslik var. Düzelmesi gerek.

Şunları da eklemeli elbet:

  • Haftada 1-2 gün üyesi olduğum Spa’ya gidip 1 saat havuz, sauna, buhar banyosu, masaj gibi şeylere vakit ayırmaya çalışıyorum.
  • Genellikle gece 03:00 gibi yatıp 09:00 gibi kalkıyorum.
  • İşe 11:00 ile 12:00 arası geliyorum ve genellikle 20:00-21:00 gibi çıkıyorum. Uyandığım süreyle işe geliş aralığını çocuklara ayırıyorum.

Benimle ilgili merak edebileceğiniz diğer konuların ilgili sayfada olduğunu hatırlatırım. Yeni sorular sorup kalan zamanımı da tırtıklamayın ;)

Bilginize…

, , , , , ,

20 Responses to Günler nasıl geçiyor diye soranlara

  1. Mustafa Öztürk 27/05/2010 at 21:31 #

    Hayatı planlama / düzenleme açısından çok faydalı bir yazı olmuş. Teşekkürler.

  2. Hakan 28/05/2010 at 09:23 #

    Bence başka işlerden feragat edip çocuklarınıza daha fazla vakit ayırmalısınız.

  3. Ertugrul 28/05/2010 at 09:24 #

    vay be, demekki daha çok çalışmak gerekiyor

  4. barış 28/05/2010 at 14:46 #

    bence bir asistana ihtiyacınız var.

  5. Emre 28/05/2010 at 17:48 #

    Serdar abi çözümü bilmiyorum ama bu hayat biçimi bi sorun mudur ondan da emin değilim. MIB (Man In Black) benim en sevdiğim filmlerdendir. Ordaki üsde hayat 24 değil 37 saatti sanırım. Belkide buna kendinizi adapte etmeniz lazım ve bu konudada ritüellerin dışına çıkmanız lazım. Süper hayatmış ama :) (Yurt dışı gezilerinizin bu programdaki yerinede değinin efenim)

  6. fatih çeliker 28/05/2010 at 21:45 #

    Hocam kolaylıklar :)))

  7. Uğur 30/05/2010 at 02:29 #

    Okurken yoruldum, sizi düşünemiyorum :)

  8. Soner 30/05/2010 at 13:56 #

    Serdar bey cidden planlı programlı güzel.
    Ben yorucu olsada katlanabilir olarak görüyorum. Çünkü sevdiğiniz işi yapıyorsunuz. Ayrıca televidyon projesi gerçekten çok çok güzel bir proje başarılarınızın devamını diliyorum.

  9. denetci 31/05/2010 at 17:42 #

    http://bit.ly/b7kqCI

    okumanızı öneririm (Prof. Dr. E. Murat Tuzcu Kalbimizi Dinleyelim)

  10. can 24/06/2010 at 12:01 #

    ”Teknoloji başlığı altında 35 siteyi RSS üstünden takip ediyorum.”

    bu sitelerin hangileri olduğu konusunda bilgi verebilir misiniz acaba? (balık tutmayı öğretmek gibi olacak.)

  11. yalaz 06/08/2010 at 14:32 #

    sıkıcı bir hayatınız varmış…..

  12. Vallahi okudum ve keyip aldım. Her zamanki gibi çok içten cevapladığını düşünüyorum serdar abi. Ben seni çok örnek alıyorum yaptıklarınla.

  13. sumeyye 11/04/2011 at 01:17 #

    tek elestiri, foto icin..
    I prefer , fotoya tikladigimda ceken kisinin kim olduguna ulasabilmek, similar foto ornekleri gorebilmek:))….
    yaziniz gets inspire (ilham verici)

  14. Lutfullah DUMAN 25/03/2013 at 12:19 #

    Serdar bey, öncelikle bu yoğun iş temponuzu bile adım adım yazıya dökmede gösterdiğiniz itina ve “kültürü” takdir ediyorum. Günlük planlamanızı okurken açıkçası kendime daha fazla görev çıkarttım.

    Bir taraftan da şunu düşündüm: “Çok çalışmak kesinlikle şart.” Bir taraftan da şunu düşündüm: “Geri kalmamak için çok çalışmalıyız. Fakat buna rağmen yeterli olmuyor. Peki bu yoğun tempoda ne kaybediyoruz?”

    Açıkçası “başarılı” ya da “faydalı” olmak için çok çalışırken sanki makineleşiyoruz…
    Bu durum biraz korkutucu bir yaşam şekli gibi geliyor bana.

    Bir de şu şekilde düşünmek lazım mı? “Gücümüz kuvvetimiz yerindeyken makine gibi çalışıp, sağlığımızı kaybedince insan gibi yaşamaya çalışıyoruz!”

  15. Metin 01/03/2014 at 22:47 #

    Nişantaşı’nı eklemeden olmuyor tabi.. :)

  16. black dockers 27/03/2014 at 17:56 #

    Esinize ayirdiginiz zaman dilimini merak ettim ben..

Trackbacks/Pingbacks

  1. M. Serdar Kuzuloğlu » Blog Archive » Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım - 21/07/2010

    […] fazlasıyla yoğun, malum. İş denen illet, bir habis gibi hayatımın her tarafına saçılmış durumda. Sebepsiz yere de […]

  2. Hep daha parlak bir hedef vardır | M. Serdar Kuzuloğlu - 02/01/2011

    […] bilemem ama 2010 benim için epey çalkantılıydı. Nefes bile almaya zor zaman bulduğum günlerden usanıp yeni bir hayat kurma kararı maddi ve manevi olarak çok sancılı bir süreç oldu. Fakat […]

  3. Hep daha parlak bir hedef vardır - M. Serdar Kuzuloğlu - 16/07/2014

    […] bilemem ama 2010 benim için epey çalkantılıydı. Nefes bile almaya zor zaman bulduğum günlerden usanıp yeni bir hayat kurma kararı maddi ve manevi olarak çok sancılı bir süreç oldu. Fakat […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim