Tag Archives | Medya

Haftanın Özeti: 22

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Muhtemelen hayatımın en yoğun ve yorucu haftalarından biriydi. Bir dizi toplantı, Ankara, Van, İstanbul ve Antalya’da 4 ayrı konuşma, üniversitede ders, havaalanları, oteller, taksiler ve sayısız aksilik…

Peki bunlar haftanın özeti için engel mi? Elbette değil! Ama bu haftayı atlamayı düşünmedim dersem yalan olur. Haydi başlayalım.

Genel Gündem

  • Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de medyaya özel bir rapor yayımladı. ‘Demokrasi Tehlikede’ başlıklı araştırmada medyaya yönelik baskıların 2007’den bugüne seyri yer alıyor.
  • Sınavlar, özel dersler, dershaneler meğer hep hikayeymiş. Memlekette torpilin yeterse Robert Kolej’e bile yazılabiliyormuşsun.
  • Türkiye’nin en çok tartışılan düzenlemelerinden birine dönüşen ‘İç Güvenlik Paketi‘ bir geceyarısı usulca yasalaştı.

meclis-kavga

  • Apple CEO’su Tim Cook (şu an için) 800 milyon dolar olduğu tahmin edilen servetini hayır kurumlarına bağışlayacağını açıkladı.
  • Çinli video sitesi Letv‘nin sahibi Jia Yueting, ülkesinin en popüler sosyal ağındaki profilinde Apple’ı Almanya’nın eski liderlerinden Adolf Hitler’e benzeten görseller paylaştı. ‘Özgürlük kibire karşı’ mottolu protestosunda Yueting Apple’ı kapalı sistemiyle inovasyonu kısıtlamakla suçladı.

apple-hitler

  • Dünyanın en büyük ve güvenilir (Alman) havayolu şirketlerinden Lufthansa’ya bağlı Germanwings‘e ait Barcelona-Düsseldorf seferini yapan uçak bu hafta Fransa’da Alp Dağları’na çakıldı. Yapılan araştırmada 150 kişiye mezar olan uçağın teknik sebeplerle değil, ağır depresyondaki Yardımıcı Pilot Andreas Lubit tarafından kasten düşürüldüğü ortaya çıktı. Kokpitte kimsenin hiçbir durumda yalnız kalmaması tartışmaları bir yana (şimdiye kadar her bahsi geçtiğinde pilot sendikaları tarafından bastırılan) bir konu yeniden gündeme geldi: robot pilotlar. Bir diğer tartışmaysa modern uçakların fazlasıyla otomatik olması sebebiyle pilotların yeteneklerinin körelmesi üstüne dönüyor.

robot_vintage_5

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 16

16 haftadır süren bu özetler bana kafayı taktığım konular için 1 haftanın ne kadar uzun bir zaman dilimi olduğunu gösterdi. Eski özetlere göz gezdirirken aklıma bağlantılı birkaç güzel fikir daha geldi. Umarım hayata geçirme fırsatı (yani zaman ve enerjiyi) bulabilirim.

Unutmadan; her hafta övgüyle bahseden, yapıcı eleştirilerini esirgemeyen, atladığım haberleri yorumlarla tamamlayan ve paylaşarak yaymaya çalışan herkese çok teşekkür ederim (İki hafta önce bir sosyal deney olarak usulca yan tarafa yerleştirdiğim bağış düğmesine ilgi gösterenlere de teşekkürü borç bilirim. O ayrı bir yazının konusu olacak).

Haydi başlıyoruz!

Genel Gündem

  • Gündemi videolu takip etmek istiyorsunuz. İngilizce biliyorsunuz ve iPhone sahibisiniz. Reuters’ın yeni hizmetine bir bakın derim.
  • Fast Company iyimser insanların 7 ortak özelliğini sıralamış: şükran ifade etmek, zaman ve enerjisini başkalarıyla paylaşmak, başkalarıyla ilgili olmak, çevresini olumlu insanlardan oluşturmak, her şeye itiraz eden kötümserlere kulaklarını tıkamak, bağışlamak ve gülümsemek. Detaylar şöyle.
  • Almanya’nın Nuremberg şehri geçen hafta dünyanın en büyük oyuncak fuarı olarak kabul edilen Spielwarenmesse‘ye ev sahipliği yaptı. Teknolojiyle bezeli binlerce yeni oyuncak arasında benim ilgimi en çok yeni LEGO setleri çekti. Özellikle Spaceport adlı uzay serisi. İzleyerek avunalım.

  • Bu hafta 57. Grammy Ödülleri sahiplerini buldu. Adaylar arasında internette kitle fonlama marifetiyle hayata geçmiş 7 başlık olduğunu gözden kaçırmayalım.
  • ABD’den bir haber daha verelim. Ülkede ihtiyaç sahiplerine en büyük maddi bağış yapan 50 kişilik listenin büyük bir bölümünü teknoloji girişimcileri oluşturuyor. Aralarındaki en taze zenginlerden biri de Whatsapp’ı Facebook’a 22 milyar dolara satan Jan Koum556 milyon dolar bağış yapmış. Bu yıl ne kadar olacak göreceğiz. Şimdi sorayım: siz yapar mıydınız?
  • Gençlik ve Spor eski Bakanı Suat Kılıç’ın Twitter hesabı hack edildi (Sayın Kılıç blogumu okusaydı bunlar olmazdı).

suat-kilic

  • Fransa da Charlie Hebdo saldırısı bahanesiyle internet sansürünü yasalaştırmaya çalışıyor. François Hollande terör ve çocuk pornografisi içeren sitelere 24 saat içinde erişim engelleme getirilmesini talep ediyor. (bu tip girişimlerde araya çocuk pornosu sokmadan olmaz. Çünkü o varken kimse itiraz edemez, ‘diğer esas mesele’ de arada kaynar).
  • Diğer yandan son dönemde özellikle Ukrayna politikası yüzünden Avrupa ve ABD’nin hedefine oturan Rusya, sosyalizm dönemi sonrası en büyük ekonomik krizini yaşıyor. Politik manevralar da cabası. Tam bu dönemde Pravda kaynaklı bir haber kesinlikle ilginç. Buna göre Rusya 2001 yılında ABD’de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları hakkında elindeki uydu görüntülerini de içeren delilleri paylaşacak. İddiaya göre bu belgeler saldırıların ABD istihbaratının bilgisi dahilinde ve kontrollü saldırılarla taşeron örgütlere yaptırılmış.
  • Benim gibi tekne meraklılarına müjde: Boat Show 2015, İstanbul CNR Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. Ziyaret için son gün 22 Şubat. Hepimizi heyecanlandıran motorun yaptığı dalga… Köpürtmesi… ANLAYAMAZSINIZ!

  • Geçen hafta Twitter en çok sansür talebi yapan ülkeleri sıralamıştı. Bu hafta da Facebook paylaştı. Neyse ki bu sefer listede Türkiye yok (şaka şaka).
  • Media Freedom, dünya sansür haritası oluşturdu.
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sınır tanımamakla suçladığı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ise dünyada medyaya yönelik baskıların küresel haritasını yayımladı (Meraklısına: Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada. En özgür Finlandiya birinci, en tutsak Eritre ise yüz sekseninci).
  • Bu hafta kabul edilen torba kanun uyarınca Başbakan ya da ilgili Bakanlar mahkeme kararı olmadan internette istediği içeriği Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı üstünden erişime kapatabilecek. Kişisel veri gizliliği konusunda da düzenlemeler yer alıyor.
  • 131 ülkedeki 5 bin 692 fotoğrafçının gözünden 97 bin 912 kare arasından seçilen 2014’ün en iyi haber fotoğrafları bu sene de sahiplerini buldu. Singles kategorisinin birincisi Berkin Elvan’ı anma eylemlerinden bir kareyle Fotoğrafçı Bülent Kılıç oldu. Tebrikler.
Halk için emniyet, adalet için hizmet.

Halk için emniyet, adalet için hizmet.

  • Dünyanın ikinci büyük bankası HSBC’nin İsviçre hesapları bir grup gazeteci tarafından deşifre edilince ülke liderlerinden uyuşturucu kaçakçılarına kadar pek çok kişinin de kirli çamaşırları ortalığa dökülüp saçıldı. Türkiye 3 bin 105 kişiye ait 3,5 milyar dolar içeren mevduatla dünya sıralamasında 23. oldu (elbette bu 2007 yılındaki ve sadece HSBC’de açılmış hesaplardaki tutar. Toplamını varın siz hesap edin).
  • Deep Web denen internetin karanlık sokaklarının en büyük batakhanesi olarak kabul edilen Silk Road‘un kurucusu olduğu iddia edilen Ross Ulbricht çıkarıldığı mahkemede kendisine yöneltilen bütün ithamlardan suçlu bulunmuştu. Şimdiki soru şu: Ulbricht’in kimliği nasıl açığa çıktı? İşte ‘hain’ teknolojiler! (İpucu: sebep teknolojiden çok sarsaklığı)
  • İngiliz istihbarat kurumlarından GCHQ‘nun 7 yıl boyunca yasadışı yöntemlerle milyonlarca kişiyi dinleyerek, dijital ortamda takip ederek fişlediği ortaya çıktı. Kullanılan yöntem ve araçlar mahkeme kararıyla yasaklandı. Karar kurumun sitesinde de yayımlandı.
  • ABD Gizli Servisi dünya liderlerinin psikolojik tahlillerini yapıp fişlemiş. Açığa çıkan belgelerdeki tabirler ilginç.
  • Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı 18 milyon 828 bin 721’e yükseldi.
  • Sürücüsüz araçlar İngiltere’de test sürüşlerine başladı.
  • Müzik ruhun gıdası derler ama yaşlılarda olay pek öyle değilmiş. Gençken ne dinlediyseniz yanınıza kar kalacak!
  • Dijitalleşen dünya bizi sarhoşa çevirdi ama analog tarafın keyfinde de eksilme yok. The Guardian oyuncaklardan plaklara fiziki objelerin dönüşüne yönelik güzel bir derleme yapmış (Bazı sunumlarımda da değindiğim gibi ‘artık sevdiğimiz çok az şeye dokunabiliyoruz’. Bu doğamıza aykırı!).

Continue Reading →

Bu yazıya 44 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 12

Dile kolay, 11 haftayı geride bırakmışız. Günde ortalama 8-10 bin kişi tarafından okunduğuna göre sizin tarafta da bir alışkanlık yaratmış diyebiliriz sanıyorum.

Uzunluk konusunda bazı eleştiriler geliyor. Unutmayın ki bu liste 7 günün özeti. Okuduğum, gezdiğim, keşfettiğim şeyler arasında hayli seçici davranmaya çalışıyorum. Hazmı kolaylaşıralım derken içeriği yavanlaşırmak da var. Bu en büyük korkum.

Ayrıca yazı işinin eğrisi-doğrusu da yok; her hafta deneye-yanıla öğreniyoruz. Ama her buluşmamızın biraz daha doyurucu olacağına garanti veriyorum (ve şu ana kadarki bütün yapıcı eleştirileriniz ve yüreklendirici yorumlarınız için de teşekkür ediyorum).

Lafı (yazıyı) daha fazla uzatmadan 12-18 Ocak 2015 arasındaki önemli gelişmelere geçelim:

Genel Yaşam

  • 2014, tarihin en sıcak yılı olmuş. Olayın ne boyutlara ulaştığını anlamak için şu animasyona bakmanızda fayda var.
  • 39 yaşındaki Jason Barnum, bir polis memurunu öldürmeye teşebbüsten Alaska’da mahkeme karşısına çıktı. Suratını da kaplayan dövmelerinden daha da garip bir ayrıntıya da sahipti. GÖZ DÖVMESİ!!! Meğer yaygın da bir şeymiş. Allahümme salli ala…

Göz Dövmesi

  • Teknolojinin altın çağında özgürlük ve hak mücadelesi zorlu bir yol ayrımında. Kullanıcılar özgürlük alanları, devletler ise sınırsız takip ve kontrol istiyor. Charlie Hebdo dergisine yönelik terör eyleminin ardından geçtiğimiz Pazar günü Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen -3,7 milyon kişinin katıldığı- özgürlük yürüyüşüne katılan Britanya Başbakanı David Cameron, Snapchat gibi kriptolu iletişim uygulamalarını yasaklamak istediğini ifade etti. Özgürlük dediğin hamilelik gibi; birazcık olmuyor (George Orwell’in anavatanı Britanya’nın dünyanın en büyük gözetim toplumu olduğunu hatırlayalım).
  • Charlie Hebdo’dan söz etmişken, saldırı sonrası son kapağında ‘Her şey affedildi’ mesajı bazılarının kafasını karıştırdı. NY Mag da onlardan biri ve soruyor: kim kimi affediyor?
  • Bu kadar bahsetmişken Fehim Taştekin’in konuyla ilgili bir yazısını da tavsiye ederim: Charlie’nin yaz dedikleri.
  • Netflix‘in efsane dizisi House of Cards’ın 3. sezonu gün sayıyor. Ben de öyle.

  • Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Kasım 2014 sonu itibariyle 18 milyon 767 bin 989’a ulaştı.
  • Birçok kişi sabit telefon hizmetini sadece Türk Telekom’un verdiğini düşünüyor. Oysa onlarca alternatifi var. Ben iletişim tarafını biliyordum ama evimize, işyerimize gelen elektriği de istediğimiz şirketten alabileceğimizi bilmiyordum. Onu da bu hafta tanıştığım Dinamo Elektrik’in Kurucusu Gönen Özuysal’dan öğrendim. Dinamo Elektrik internet çağının dinamiklerine uygun iddialı, ilginç hedeflere sahip. Blogumun okurlarına da bir güzellik yaptılar. Başvuru formundaki indirim kuponu kısmına MSERDARK yazarsanız 12 ay boyunca yüzde 3 ekstra indirimli (yani toplamda yüzde 11 indirimli) kullanım imkanı tanımladılar. Bir bakın derim (hassas bünyelere not: bu şirketle herhangi bir ilgim ve bu gelirden herhangi bir payım yok).

  • Ukrayna’nın #EUROMAIDAN olaylarını temel alarak Gezi Parkı’ndan IŞİD’e siber protesto ve propagandanın yeni dil, araç ve etkilerinin analizi (Uzun fakat önemli bir yazı. İlgilisi mutlaka okusun).
  • Pepsi’nin artırılmış gerçeklik (augmented reality) tabanlı, #FutbolNow etiketli reklam kampanyası 2 milyon 400 bin etkileşim yaratmış. 1 milyon 200 bin kişi uygulamayı kullanmış. AR konusunda bir rekor.

https://www.youtube.com/watch?v=KefIe0xwD6w

  • Çakalca başlıklar atıp çektiği kullanıcıya 10 satırlık haberi 25 karelik galerilerle işkence çektiren medya çoğunuza yabancı değildir (bu özetlerde bu yüzden Türk haber kaynaklarından pek link bulunmuyor). Burak Yiğit Kaya adlı bir ‘mağdur’, (Hürriyet gazetesine özel) galeri haberleri küçük bir betikle normalleştirmeyi başarmış (ben de başka bir derdin dermanını yazmıştım zamanında). Okurun medyayı düzeltmeye çalıştığı garip bir dönemdeyiz.
  • Başlık çakallığına çözüm de basit aslında: tıklamayın. Tıklamazsanız öğrenemiyor musunuz? Öğrenmeyin. Siz öğrenmemeyi seçince onlar da mecburen düzelmek zorunda kalacak. En garantili çözüm bu. Bir başka seçim de -yukarıda paylaştığım gibi- düzen bozucu hizmetleri kullanmak. Türkiye’deki kıpırdanmalar sahiplenilse güzel bir dönemin başlangıcı olabilir pekala.
  • Biz medyasıyla, okuruyla bunlarla boğuşurken birileri de dijital çağa uyumlu ve dirençli Süper Gazeteci üstüne kafa yoruyor.
  • Yeni medya baskısının sadece gazetecilere tehdit oluşturduğu sanılıyor ama çok daha fazla tehlikeli durumdaki bir alan radyoculuk. 5 sektör lideri bir araya gelip geleceğin aydınlık ve karanlık yüzünü tartışmış. Okunası.
  • ‘EN önemli’ etkinliklerden ‘Pantolonsuz Metro Günü’ bu hafta dünya çapında ‘kutlandı’. O rezil haberci klişesiyle özetleyecek olursak ‘renkli görüntülere sahne oldu’ da diyebiliriz. İşte o görüntüler geliyor şimdi ekranlarımıza.

  • Böyle haberlerde izleyip geçiyoruz da kimse olayın aslını anlatmıyor. Pantolonsuz Metro Günü; ya da orijinal ismiyle No Pants Subway Ride, ilk olarak 2002 yılında Ocak ayında Improv Everywhere tarafından ABD / New York’ta 7 kişiyle bir şaka olarak gerçekleştirildi. Medyanın ilgisini çekince her sene dünyanın farklı ülkelerinde taklit edilmeye başlandı. Öyle bir fenomene dönüştü ki belgesellere bile konu oldu.

Continue Reading →

Bu yazıya 48 yorum yapıldı.

Kokuşmuş tuzla tazelik derdine düşmek

Şartları her geçen gün daha iyiye giden bir sektör var mı bilemiyorum. Medya onlardan biri değil. 1995 yılından beri hemen her alanında, pozisyonunda görev almış biri olarak bunun gayet iyi farkındayım.

mad

Mustafa Alp Dağıstanlı

Ahmet’in Twitter’daki bombardımanı sayesinde haberdar olup ön sipariş listeme eklediğim 5 Ne? 1 Kim? adlı kitap bugün elime geçti. Mustafa Alp Dağıstanlı imzalı bir kitap. Epey emek sarf edildiği belli. Başlığından da anlayacağınız gibi haberciliğin temel kodu olan 5N1K‘nın deformasyonunu işliyor.

Dağıstanlı ile yollarımız çok kısa bir süre için kesişti. O dönem NTV Yayınları’nın başındaydı. Grubun bilim / teknoloji odaklı bir dergi çıkartma projesi vardı (NTV Bilim). Yayın Yönetmenliğini NTV Radyo’da program yaptığım dönemdeki yöneticim Barbaros Devecioğlu üstlenecekti. Ben de Danışma Kurulu’ndaki isimlerden biriydim.

Elimizdeki imkanlar, hitap etmeyi düşündüğümüz kitle ve reklamverenlerin bakışı üçgeninde ne yapılabilir diye kafa patlattık (dergi önce editoryal bir iç krize girdi, reklam geliri de düşük seyredince çanları çalmaya başladı. Yanlış hatırlamıyorsam bir yılını dolduramadan kapandı).

O dönem Devecioğlu ve Dağıstanlı kalibresindekiler için kalan yaşam alanı bunlardı. Dünya tenis şampiyonuna kortta top toplatmak ya da obüs topuyla kuş avlamak misali. Ama şartlar öyleydi ve elimizden geleni yapmaya çalıştık. Hepimizin bakmak zorunda olduğu aileleri vardı. Devecioğlu da Dağıstanlı da İmrendirici Ultra-Huysuzlar Ligi’nin altın karmasındaydı.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.

Göz, gönül ve gündemden uzakta

Geçen hafta ailece tatile çıktık.

Bir ofis çalışanı olmadığım için tatil kavramı benim için daha çok rutinlerden kurtulma anlamı taşıyor (yerini yeni rutinlerle doldurmak şartıyla elbet). Bronzlaşma telaşı, yüzme, sabahlara kadar eğlenme -tatilde bile- yorucu geliyor.

Bu tatil için hedeflerimi Pocket ve Evernote defterlerime okumak için eklediğim yazıları eritme, yine Evernote içinde iyice karışmış notlarımı derleme ve bir türlü okumaya başlayamadığım 3 kitabı bitirme şeklinde koydum (ve başardım!). Hatta kalan zamanda telefonumdan Paulo Cohello‘nun Simyacı kitabının sesli sürümünü dinleme ve tam da üstüne yoğunlaştığım bir konuya ait notlar çıkarma fırsatı buldum (Simyacı bu açıdan tam bir bereket abidesi).

Tatil sırasında bir gün bu ‘yersiz’ çabamı gözlemleyen bir başka tatilciyle sohbete koyulduk. İzmir’den gelmiş. Tatilde neden bunlarla uğraştığımı sordu. Bana delicesine keyif veren şeyler ona zulüm geliyordu. Sonra “sen okumuş bir çocuğa benziyorsun” edasıyla Gezi Parkı eylemlerindeki son durumu sordu. Bu sayede şaşırtıcı bir şey fark ettim: tatile başladığımız andan itibaren güncel durum hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim!

Tatil kafası

Yazının başında sıraladığım hedefleri tutturmak için sosyal medyaya; özellikle de Twitter’a hiç bakmamaya, en fazla Instagram’a hoşuma giden birkaç fotoğraf yüklemeye ve epostaları da bir sabah, bir akşam olmak üzere günde sadece 2 kere kontrol etmeye karar vermiştim (bu basit taktikle verimim en az 4 kat arttı diyebilirim. Olayı bir ölüm orucuna çevirmeye gerek yokmuş meğer).

Televizyonu normalde sadece bilgisayarda çalışırken göz ucuyla açık küçük bir pencerede (nadiren) izliyorum. Tatile bilgisayar götürmediğim için hiç izleyememiştim. Böylece (güncel gelişmeler adına) sadece İstanbul ya da Türkiye ile değil; dünyayla da bağım kopmuştu.

140720130201138395311_4

Oysa bu süreçte ABD’de bir uçak havacılık tarihine geçecek bir şekilde düşmüş, merhum Ali İsmail Korkmaz’ı Antakya’da ananlara yapılan müdahalelerde şehir karışmış, Taksim / Talimhane’de Gezi Eylemleri’nden mağdur olduğunu iddia eden bir ‘bir grup esnaf’ (dertlerini çözecekmiş gibi) palaları, silahları kapıp sokaktakilere saldırmış (sonra Fas’a kaçmış), İstanbul’da Taksim Gezi Parkı tekrar açılmış, birkaç saat sonra (şaka gibi) tekrar kapanmış ve aynı alan TOMAlı polis barikatıyla ayrılan iki (tezat) iftar sofrasına sahne olmuştu. Aynı günün akşamı Taksim ve civarı eylemlerin ilk günündeki kadar şiddetli bir polis müdahalesi yaşamıştı. Bu arada iyice ‘ayakbağı’ haline gelen TMMOB‘a karşı TBMM’de bir hareketlenme olmuş, bir kısım esnaf da milis gücü olmaya soyunmuştu.

Kimbilir arada daha gözden kaçırdığım neler vardı…

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Sosyal Medya programına dair ara güncelleme

Sosyal Medya isimli televizyon programıyla tanışmam, konuk olarak çağrılmam sayesinde olmuştu. TRT Haber kanalında Nagehan Alçı’nın sunduğu programa ilk konuk olarak Mirgün Cabas ve ben davet edilmiştik. 13 hafta sonra sunucu koltuğuna oturacağımı tahmin etmezdim elbette.

Ama oldu işte.

‘Sosyal medya’ çok geniş bir kavram. Sosyal ağları kapsadığı gibi, yepyeni bir ekolü de temsil ediyor. Teknik kısmı belki en küçük ayrıntısı. Sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi, yansıması, kendine has karakterleri, mecralarıyla dev bir konu. Bir yanıyla teknik bir mesele, diğer yanıyla 1 milyara yakın kullanıcıyı kapsayan dev bir akım.

Nereden baktığınıza göre değişen; körün fili tarifi gibi bir şey.

Sosyal Medya öncesi televizyon dünyasındaki üç programdan oluşan kısa tecrübem bana birkaç şey öğretmişti:

  • Herkesi mutlu edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın memnun olmayacak birileri olacaktır.
  • İzleyicilerin tamamına yakın bir bölümü sözde şikayet ettiği program ve insanları özde çeşitli bahanelerle gayet büyük bir iştahla izler.
  • İnsanlar televizyon ekranında ünlü / tanınmış yüzler görmek istiyor. Ünlü yüzlere yönelik beklenti de tolerans da daha yüksek. Ve aynı şekilde tanınmamış yüzleri izlerken fazlasıyla sorgulayıcı ve tahammülsüzler.
  • İnsanların çoğu takdiri gizleyip eleştiriyi dillendirmeye daha meyillidirler.

Bu yazıyı yazarken bir yandan da Sosyal Medya’nın 82. bölümüne hazırlanıyoruz. Yani devraldığım 14. bölümden itibaren 68 bölümü geride bırakmışız. Büyük bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta yepyeni bir dekorla ekranınızda olacağız.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Yeni medyanın kazananı kim olacak?

Dün İsmail Hakkı Polat‘ın davetiyle Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğrencilerine kendi bakış açımla yeni medyayı ve yeni medyanın kullanıcı kitlesini anlattım. Bu ders sonrasında çok önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Bari burada kapatmış olayım.

Öncelikle yeni medyanın ‘yeni’ sıfatı altında bu yazıya sığdıramayacağım kadar uzun bir liste yer aldığını hatırlatmak isterim. Buradaki ‘yeni’ kavramını doğuran ayrıntı medyanın yeteneklerine yönelik yenilikler kadar mecra ve kaynakların çeşitliliğini de içeriyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Web sayfasında içeriğe ulaşma savaşı

Radyo ve televizyon jargonunda FTA denen bir tabir vardır. İngilizce ‘Free To Air‘ teriminin kısaltması. Yani herkese açık, şifrelenmemiş yayınlar. Frekansı ayarlayıp dinlemeye, izlemeye başlarsınız.

Peki kimi zaman milyonlarca liralık lisans, alıcı, verici, alet, edevat, personel, kira ve uzayıp giden masraf kalemleri beş kuruş para vermeden tükettiğimiz halde nereden çıkıyor? Tahmin ettiğiniz gibi (her göründüğünde çoğu kişinin tüylerini diken diken eden) reklamlar.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Bir gazeteciyle internet üstünden nasıl iletişim kurulur?

Gazetecilik uzaktan nasıl bir meslek gibi görünüyor bilmiyorum. Ben okuma yazmayı öğrendiğim 5 yaşımdan beri hep gazeteci olmak istedim. Yakın çevrem de bilir ki ağzımdan gazeteci olana kadar başka hiçbir meslek dalı çıkmadı. Ama bu kadar yakından ilgili ve hevesli olmama rağmen başladıktan sonra fark ettim ki ben gazetecilik nedir, gazeteyi kim, nasıl yapar, haberler nasıl ortaya çıkar bilmiyormuşum.

Gazeteciliği köşe yazarlığı, biraz da muhabirlik sanmışım. Ki bunlar işin küçük bir kısmıdır. Hatta köşe yazarı denilen ve bizde bol keseden savrulan kategorinin tamamına yakını hayatında gazete binasını bile görmemiştir. Haberciliği bilmez, temel meslek değerlerinden ya da kriterlerinden habersizdir. Uzmanlığını kendine ayrılan alana yansıtır.

Muhabirin temelde işi haber avlamaktır ama son 4-5 yıldır asgari maaştan biraz hallice maaş, tasarruf nedeniyle sınırlanan ulaştırma hizmeti ve medya merkezlerinin şehrin en dış sanayi bölgelerine kaydırılmış olmasından dolayı masa başına mahkumdur. Ajanstan haber derler ya da şahsen tanıdığı kaynaklardan bir şeyler toparlamaya çalışır.

Paylaştığım bu iki durumun istisnaları da vardır ama adı üstünde istisnadır.

Hiç değişmeyen şey ise gazeteciye ulaşma, hizmet, ürün ya da haber değeri taşıdığı düşünülen şey hakkında bilgilendirme isteğidir. Bunun için son dönemde sıkça başvurulan yöntemlerden biri e-posta. Duruma göre de Twitter, Facebook, LinkedIN gibi sosyal medya mecraları. Elbette haberci kullanıyorsa.

Kullandığını varsaysak bile bir şeyi yollamış olmanız onun hemen okunacağı anlamına gelmez. Hatta hiç okunmama ihtimali de vardır kimileri için.

Bir gazetecinin e-posta kutusunu görmek istemezsiniz…

Continue Reading →

Bu yazıya 11 yorum yapıldı.

Google’a Türkiye’den bir rakip daha!

Daha önce de bahsetmişimdir belki; 1995’te Posta gazetesini kurmak için toplanmış bir ekiptik. Her gazetede adet miydi hatırlamıyorum ama hedeflediğimiz profilin öncelik listesinde olmamasına rağmen Posta’da haftalık bir Bilim-Teknik sayfası vardı.

Çok eski bir zamandan bahsetmesem de o dönem bilgisayar sahipliği bugünküyle kıyas götürmezdi. Cep telefonundan interneti bırakın SMS atmak bile marifetten sayılıyordu. İnternet terimi en az Scrum kadar yabancıydı insanlara. O dönem takıldığımız IRC kanalında ‘Zurna’ nickli bir arkadaşın kendi adına açtığı kanalda laflar dururduk. “Oğlum herkes kanalda” dediğimiz zaman ‘herkes’ kavramının karşılığı 15 kişiydi…

Continue Reading →

Bu yazıya 31 yorum yapıldı.