Tag Archives | konferans

Haftanın Özeti: 10

İşte geldik 2015’in ilk haftalık özetine. Yeni yılınızın hedeflerinize bir bir ulaştığınız, sağlık ve mutluluk içinde geçmesini dilerim. Çoğu zaman aklımıza bile gelmeyen sağılığın her konuda ne kadar belirleyici olduğunu çevremdeki acı örneklerle anlamaya başladım. Dolayısıyla önce sağlık. Gerisi geliyor bir şekilde. Gelelim yılın ilk haftasını da içeren 29 Aralık 2014 – 4 Ocak 2015 tarihleri arasında önümdeni geçenler arasından sizler için süzdüklerime.

Genel Yaşam

  • 2014 sonunda listelere, en iyilere doydunuz mu bilmiyorum. Buna isyan edenler de yok değil.
  • Şirketlerin marka değeri ve riskleri konulu REPMEN toplantısı 6 Mart 2015’te İstanbul Barbaros Point Hotel’de. Ayrıntılar sitesinde.
  • Memlekete -sanıyorum- seksenlerde gelen ve ‘Sabır Küpü’ olarak adlandırdığımız ‘Rubik’s Cube’ normalde 3 x 3’lük bir küpten ibaret. Hala masamda duruyor ve bir ara sırrına vakıf olmayı dahi başarmıştım. Sabır Küpü çılgınlığı ritmini hala ilginç bir şekilde koruyor. Fakat seviye epey yükselmiş durumda. Buyrun size 17 x 17’lik kübü çözen çılgın Kenneth Brandon. 7,5 saatlilk çilesinin hızlandırılmış videosunu izleyelim.

  • 2014’ün ilgi çekici girişimlerinden line.do geçtiğimiz yılın özetini çıkartmış. Bir bakın.
  • Havayolu şirketleri ıvır zıvır her şeye ekstra bedel çıkartmasıyla ünlüdür. Bu hafta öğrendim ki bu işten felaket para para kazanıyormuş. Kesinleşen 2013 verilerine göre 31 buçuk MİLYAR dolar kadar!
  • Problem Solver (Sorun Çözücü) adlı yeni bir bira. İddiası tadında değil, oranında. Zihnin en yaratıcı seviyede çalışabilmesi için en ideal alkol oranı olan yüzde 0,075’i aşmamanızı sağlıyor. Sırrı şişesinde.
  • Selfie 2013’te yılın kelimesi seçildiğinde hakkında bir şeyler yazmıştım. 2014 yılı için seçile kelime ise ‘vape‘ oldu. Vape (veyp okunur) elektronik sigara içmeye karşılık gelen fiil. Yani sigara için smoke, e-sigara içinse vape. Bunun altında e-sigaraların da sigara gibi lanetlenmesini engelleme çabası olduğunu düşünüyorum. Kelimeler zihinleri kodlar; önemlidir.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Kristal Elma 2014 notları

17-19 Eylül arasında gerçekleştirilen Kristal Elma Yaratıcılık Festivali sona erdi. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da The Hub adı verilen ana salonda birbirinden değerli konuşmacıların sıralandığı oturumları yönetme fırsatı yakaladım. Epey fikre kulak ve göz misafiri olmamı sağlayan bu fırsatın tek kötü yanı (aynen bizim dev salon gibi) büyük bir ilgiyle takip edilen paralel oturumların hiçbirine katılamamam oldu (bu yıl oturumlarda 120 konuşmacı ağırlandığını hatırlatayım).

2014 Kristal Elma Yaratıcılık Ödülü sahipleri.

2014 Kristal Elma Yaratıcılık Ödülü sahipleri.

Geçen seneye ait notlarımı derlediğim yazıda bu yılın da bir özetini geçeceğimi söylemiştim; öyle de yapıyorum. Buyrun aklımda kalanlara.

Yaratıcı Endüstrilerde Kadınlar

İlk günün ilk oturumu kadınların yaratıcı sektörlerdeki yeriyle ilgiliydi. YEKON Başkanı Yiğit Şardan‘ın yönetiminde gerçekleştirilen panelde Arzu Ünal, Bengi VargülDemet İkiler ve Sanem Oktar konuştu. Çarpıcı ayrıntılara gelirsek:

  • Türkiye’de kadınarın bilgisayar kullanım oranı %30.
  • Akademik alanda kadın varlığında son sıralardayız.
  • Sporda dahi teknik direktörlerin sadece %3’ü kadın.
  • 28 yaşın üstünde yönetime katılım daha da düşüyor.
  • Genel eğilimin aksine yaratıcı sektörde kadın varlığı yüksek. Özellikle medya planlama alanında oran %56’ya kadar çıkıyor. Demet İkiler’in paylaştığı bilgiye göre GroupM Türkiye’de kadın oranı %60.
  • Demet İkiler’in emsal hemcinslerine yönelik ilginiç bir tespitini aynen aktarayım: “Biz her şeyi başarabileceği fikriyle yetiştirilmiş kadınlardık. Bu sektörde de bize büyük fırsat yarattı”. Kesinlikle önemli bir ayrıntı.
  • Bireyin, ailenin ve toplumun kadınlara biçtiği rol yüzyıllardır sorunlu.
  • Yaratıcılık yetenek işidir. Kadın ya da erkekten öte yetenekli olanın yolu açıktır.
  • Toplumsal algıyı oluşturan medya, toplumsal dili de oluşturuyor. Zihnimizdeki pek çok kodlanmayı medyada maruz kaldığımız haber, film, yarışma ve dizilerden ediniyoruz (dolayısıyla senaristlere büyük görev ve sorumluluk düşüyor).
  • İkiler’den bir çarpıcı alıntı daha: “Atak, saldırgan, hırslı olmanın erkekle; özenli, uzlaşmacı olmanın kadınla özdeşleştirildiği bir ortamdayız. Oysa insanı insan yapan en önemli unsurlar kadınlara has“.

Matt Seiler: Otomasyonun hece yutumu

  • Yaratıcı sektörün otomasyona neden bu kadar dirençli olduğunu sorgulamamız gerekiyor.
  • Çalışma saatlerine yönelik bağımlılığımız var. Her şeyi ona göre ayarlamak istiyor, mutluluğu, verimliliği, karlılığı bununla ölçüyoruz. Belki de bu yüzden bir türlü müşterilerin bizi görmek istediği ve ihtiyaç duyduğu noktaya gelemedik.

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.

Dijital kafalar için yaratıcılık notları

Yarın Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden onlarca parlak zekanın yaratıcılık sırlarını ve başarı öykülerini paylaşacağı 3 günlük Kristal Elma Festivali başlıyor. Ben de -geçen sene olduğu gibi- The Hub adlı ana salondaki oturumları yöneteceğim. Benim gibi bilgi oburlarının isimlere bakınca heyecanlanmaması mümkün değil.

Etkinlik internetten canlı yayınlanmayacak ama geçen sene olduğu gibi fırsat buldukça hesaplarımdan ve blogumdan önemli başlıkları aktarmaya çalışacağım. Bu vesileyle geçen seneki bazı oturumlardan notlarıma aktardığım önemli başlıkları paylaşmak isterim.

maxresdefault

Disruption, innovation and future of advertising: Rob Norman

  • İnternet artık PC’ye dayalı ya da Avrupa ve ABD’ye bağlı bir hizmet değil; hepimize ait. Hatta Latin Amerika ve Afrika’da çok daha kıymetli. Birkaç yıl sonra güncel ekonominin içindeki herkese ulaşmış olacak.
  • Şu an internete erişen kişi sayısı banka hesabı olanlardan fazla.
  • İçeriğin atomlaşması sürecini yaşıyoruz. Yayıncılık ve reklamcılık atomize oluşunu izliyoruz. Bu bölünmenin kalbinde inovasyon yatıyor.
  • Moore’un kanununa hepiniz aşinasınızdır. 2 yılda bir ikiye katlanacağını söyler. Bugün bu hızın da ötesine geçtik. Metcalfe yasası da benzer şekilde bir ağın kullanıcı sayısının etkisiyle oranından söz eder. Örneğin tek bir faks makinası varken bunun kimse için bir anlamı yoktur. Çoğaldıkça önemi de artar. Sosyal ağ ve Web hizmetlerinde de bunun izlerini görüyoruz.
  • Artık sayfaları parmakla çevirmiyoruz, televizyona kumanda tutmuyoruz. Davranışlarımız değişiyor.
  • Her şey ışık hızında ilerleyen bir stream / akış içinde bir iletişim kurabilmek, takip edebilmek ve sürdürebilmek üzerine kurulu.
  • 1950’de Coca-Cola kendi şişesi için bir tasarım arayışına girdi. Sebebi o dönemler sandıkta satılıyor olmasıydı. Elini daldırdığında bakmadan hangi şişenin Coca-Cola olduğunu bilmesini sağlamak istiyorlardı. Hatta öyle ki yere düşüp kırıldığında bile şişenin bir CC’ye ait olduğu biliniyordu. İletişimi böyle kurgulamak gerekir.
  • Tescilli marka, yer, zaman, telif hakkı gibi konular bizi hapsediyor. Yaratıcılık özgürlükten beslenir.
  • Ürünler hizmetlere, hizmetler ürünlere dönüşmeli.
  • Tüketiciler 3 boyutlu ve X ışınlı hale geldi. Hiçbir şeyi saklayamıyor, gizleyemiyorsunuz.
  • Eski düşüncelerimizin aksine, küçücük ekranlar bile insanları mutlu etmek için fazlasıyla yeterli hale geldi.
  • Google Glass mimiklerimizle yönetebildiğimiz ve tüketebildiğimiz bir veri katmanıya bizi tanıştırıyor. İnsanlar ve markaları birbirine bağlamak için yeni bir seçenek haline geliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.

Dijital dünyadan fikir kırıntıları

Digital Age Summit geçtiğimiz hafta sekizinci defa düzenlendi. Etkinliğin yönetimi bana emanet edilmişti. Doğası gereği salondaki katılımcılar dahi kısmen takip ettiğini bildiğim için her oturumun ardından aldığım notları sahnede paylaşma kararı almıştım. (İzleyici olarak katıldığınız zaman her fırsatta sigara içmek, sık sık tuvalete gitmek, dışarıda sektörden kilit isimlerle sohbet edip iş bağlamak, salondaki bedava interneti sömürmek gibi birçok ek sorumluluğunuz olduğundan takip daha da zorlaşıyor).

Tamamını izlemek gibi olmaz elbet ama madem bloguma vakit ayırıyorsunuz, bunlardan faydalanmak da hakkınız ;)

Jeff Jarvis

DLD_Jeff_Jarvis

  • Kitapların bugünkü formunu alması 50 yıl aldı. Matbaanın gerçek etkisini göstermesi ise 100 yıl sürdü. İnternet henüz çok taze. Sabırlı olun.
  • Büyük veri yerine küçük veriye odaklanmalıyız. Muhatabımız hakkındaki kritik 3-4 parça bilgi bile 20 kat fark yaratabilir.
  • Çoğu sosyal medya kullanıcısı hiç okumadığı şeyleri beğeniyor ve paylaşıyor. Daha garibi, paylaşımlar sayesinde haberdar olanların da çoğu  okumuyor (ama paylaşıyor!).
  • 1999 yılında yazılan Clue Train Manifesto‘yu yeniden incelemekte fayda var.
  • Veriyi sadece kendimize değil, kullanıcılarımıza da faydalı olacak şekilde kullanıp değerlendirmeliyiz.
  • Medya şirketleri içerik değil, hizmet sektöründedir.
  • Çalışmalarımızı bizden istenen, beklenen hizmetleri daha iyi sunabilmek için yapmalıyız.
  • Do what you do the best, link the rest. (en iyi olduğunu yap / yaz, gerisine link ver!)
  • İnternet izin almadan inovasyon yapılabildiği için bu kadar gelişti. Kısıtlamalar, engeller işe yaramadığı gibi ruhuna da aykırıdır.
  • Unutulma hakkı internetteki hürriyetleri kısıtlayıcı bir girişimdir.

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.

South by Southwest’ten ‘uzak’ kesitler

South by Southwest ya da daha tercih edilen yazım şekliyle SXSW her yıl ABD’de düzenlenen dünyanın en büyük etkinliklerinden biri. 1987 yılında bir müzik festivali olarak başlamasına rağmen zaman içinde film ve dijital sektörü de kapsayarak dev bir yapıya dönüştü.

Bu festivalin dünyaya en popüler hediyelerinden biri de Twitter. Bu hizmetin tanınması ve kitlelere yayılması 2007 yılındaki SXSW etkinliğinde olmuştu.

Texas eyaletinin başkenti Austin‘de gerçekleştirilen ve 9 gün süren etkinliğe dair bilgi vermesi için geçen seneden arta kalan birkaç resmi veri paylaşayım (2012 özeti etkinlik henüz bitmediği için yayınlanmadı):

  • 92 sahnede 2 bin 98 müzik gösterisi.
  • Yer almak için başvuran müzik grubu sayısı: 10 bin 915.
  • Müzik etkinliklerini izleyen sayısı: 45 bin.
  • Dijital konulu sunum ve panellere katılım: 63 ülkeden toplam 19 bin 364 kişi.
  • Dijital konulu sunum sayısı: 935.
  • Film konulu 105 oturumda izlenen 140 uzun metrajlı ve 153 kısa metrajlı film.
  • Film festivaline katılan kişi sayısı: 66 bin 842.
  • Etkinliğin fuar alanına katılım: 65 bin 200 kişi.
  • SXSW’in Austin ekonomisine katkısı: 168 milyon dolar (bu yıl da -ABD’nin içinde bulunduğu ekonomik krize rağmen- yaklaşık bu miktarda bir katkı sağlandığı söyleniyor).

TV programım yüzünden bu sene çok istememe rağmen SXSW’e katılamadım. Bir grup arkadaşım gitti, gidenlerin bir kısmı gözlemlerini paylaştı (biraz tembel çıktılar gerçi).

Binlerce oturum / etkinlik arasında titiz bir program yapmanız gereken bir festival olduğundan ben de öncesinde epey zaman ayırıp kendimce bir seçki yapmıştım. (Festivalin planlama için harika bir sitesi var)

Continue Reading →

Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

GDOL Digital Talkfest’e doğru

Hayatımın hatırı sayılır bir bölümü konferanslarda geçiyor. Kimini düzenliyorum, kimini izliyorum, kiminde konuşmacı olarak yer alıyorum.

Gözlemlerime dayalı kişisel fikrim, şirketlerin kendi ihtiyaçları için düzenlediği özel (dışarı kapalı) örnekler dışında herkese açık, ücretli / ücretsiz etkinliklerin sıradanlaşması. Aynı kişiler, aynı kitleye, aynı cümlelerle, aynı konuşmaları yapıyor ve (üzgünüm) Türkiye’de çok az kişi sahnede konuşma yeteneğine sahip. Ve bu özellik bir konferansın ‘iyi’ olarak değerlendirilmesinin olmazsa olmaz, ilk, temel şartı. (Bu konudaki bazı mütevazı tecrübelerimi paylaşmıştım. Blogun en çok okunan ikinci yazısı olduğuna göre ilgilisi de varmış)

Katılımcılar konusunda da konuşulacak çok şey var elbet. Zira yine azımsanmayacak bir katılımcı grubu için konferanslar işten kaytarma, aralarda bir iki kişiyle tanışıp kendine bir iş / fırsat çıkartma bahanesi. Hazır yazılmışı olduğu için ben detaylarına girmeyeceğim.

Yeni bir şeylerin arayışındayken ortaya güzel bir fırsat çıktı: GDOL Digital Talkfest (GDOL-DT diyelim).

Continue Reading →

Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

TEDxReset 2011 konuşmam

10 Şubat 2011’de Boğaziçi Üniversitesi’nin Robert Long Hall adlı o muhteşem mabedinde, hayatımda gördüğüm en ilgili, beğeni eşiği yüksek kitlesinin karşısında yaptığım konuşmamı paylaşıyorum. Umarım sosyal ağlardan, epostalardan soran herkese ulaşır.

Bilen bilir ama yine de bir hatırlatma yapayım; TED konuşmaları en fazla 18 dakika olmak zorunda. Bu kısıtlama beni çok zorladı. Seyredeceğiniz sunumun hakkı normalde 30-35 dakika. Bu yüzden normal tempomdan daha hızlı konuşmak ve konuları kabaca geçmek zorunda kaldım. (Ayrıca hayatımın EN şiddetli baş ağrısı konuşmadan birkaç saat önce beynime saplandı. Sahneye çıkarken kusmamak için kendimi zor tutuyordum.)

Başka bir yazımda da yazdığım gibi, ne kadar hazırlanırsanız hazırlanın, beklenmeyen bir şeyler her zaman olur.

(Sunumdaki karelere SlideShare’den ulaşabilirsiniz.)

Ben kendimi asla seyredemediğim için sizin yorumlara göre işin rengini çıkaracağım ;)

Başka bir konferansta görüşmek üzere…

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

TEDxReset’e katılacak 40 kişi arıyoruz!

Bilen bilir, TED konferansları ve içindeki sunumlar en büyük keyif ve bilgilenme kaynaklarımdan. Elimden geldiği kadar da hoşuma gidenleri paylaşmaya çalışıyorum.

Technology, Entertainment ve Design kelimelerinin baş harflerinden oluşan bu özel konferans ilk olarak 1984 yılında düzenlenmiş. 1990 yılından itibarense yıllık düzenli olarak gerçekleştirilmeye başlanmış. 2006 yılından bu yana da web sitesinden tamamı ücretsiz olarak herkesin kullanımına açılmış durumda. Türkiye’den benim de arasında bulunduğum binlerce kayıtlı takipçisi var.

Dünyanın önde gelen fikir insanları, öncüleri, hikaye sahipleri binlerce katılımcı önünde 18 dakikayı geçmeyen sunumlar yapıyor. Kendine has, sıkı kuralları var ve herkesin buna uyması gerekiyor. Canlı olarak izleyecek kısıtlı kitle arasına girebilmek için erken davranmak ve kişi başı 7 bin 500 dolar ödemeniz gerekiyor. İnternetten bedava yayınlanan ve paylaşılan bir şeye neden bu kadar para veriliyor derseniz 3 sebebi var:

Continue Reading →

Bu yazıya 2 yorum yapıldı.

Kış dertlerinin yaz yansımaları

Hayır demeyi tam beceremeyenlerdenim. Bu konuda epey ilerleme kaydettim ama yine de bazı konularda kafadan ‘hayır’ diyemiyorum.

Örneğin birkaç hafta önce Burak Büyükdemir “Ankara’da bir eTohum toplantısı yapacağız Ersan Özer ile senin konuşmacı olmanı istiyorum” dediğinde İstanbul’dan kalkıp Ankara’ya hepi topu 2 saatlik konuşma için gitmeyi, bunun için bütün bir iş gününü heba etmeyi gözümün önüne getirip ‘hayır’ demeleliydim.

Ama ben o yolun keyifli geçebileceğini, orada yeni insanlarla tanışacabileceğimi ve hatta nicedir internetten tanışıp gerçek anlamda tanışamadığım insanları görebileceğimi; hepsi bir yana konuşmam sayesinde belki birkaç insana bir faydamın dokunabileceğini düşünerek ‘evet’ dedim… Üstelik yabancı bir şehri keşfetmek de zevkli çoğu zaman.

Ne şans ki aynen de hayal ettiğim gibi güzel geçti Ankara ziyaretim; iyi ki de gitmişim.

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.