Paylaşma ve sahiplenme arasındaki ince çizgi

Bu yazıyı yazmadan iki saat önce Apple uzun süredir beklenen iPhone’un beşinci serisini tanıttı. Teknoloji editörlüğünün kaçınılmaz yansıması olarak (hele ki aynı gün gazete köşemde o kadar ahkam kesmişken) lansman sırasındaki gelişmeleri sosyal medyadan paylaşmak istedim. ABD’deki etkinliğe katılamadığım için tanıtımın yapıldığı salonda muhabirleri bulunan web sitelerinden takip etmek zorunda kaldım (milyonlarca diğer meraklı gibi).

Apple bu tip tanıtım etkinliklerinde webden canlı yayını istisnasız yasaklıyor. Dolayısıyla web sayfalarına yansıyan fotoğraf kareleri ve özet bilgiler dışında kimsenin bir kaynağı yok. Birçok site bu veriler üstüne kurdu bütün yayınını. Ben de bu kaynaklardan derlediğim bilgileri Türkçeleştirerek Twitter’da kendi ilgili hesaplarım üstünden paylaşmaya başladım.

Tam bu sırada bir takipçim Erol Köse‘nin benim mesajlarımı ‘kopyaladığını’ söyledi (o ‘çalmak’ olarak nitelendirdiyse de o kadar ileri gitmeme taraftarıyım). Kendisini takip etmediğim için bunu bilmeme imkan yoktu. İşin garibi aslında o da beni takip etmiyordu. Benim mesajları retweet eden takipçilerinden haberdar olmuştur diye düşündüm. Profiline girip mesajlarına baktığımda yazdığım şeyleri hiçbir ithafta bulunmadan aynen, noktası-virgülüne yazdığın gördüm.

Tıklayarak büyütebilirsiniz

Daha önce böyle bir şey yaşandı mı; Erol Köse benim bir mesajımı böyle kullandı mı bilmiyorum ama ilk gördüğümde cidden komik geldi. Bir espriyi haketmişti çoktan (ama Erol Köse bunu alıntılamadı nedense)

Tam burada olası yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için bir şeyin altını çizeyim. Ben internette paylaşımdan yana olan, bilginin yayılmasının internete anlam kazandırdığını düşünenlerdenim.

Dolayısıyla yaptığım paylaşımlara dair bir sahiplenme içinde olmadım hiçbir zaman (ki yukarıda yazdığım gibi bu örnekte ben de bana ait bir bilgiyi paylaşmıyor, başka kaynaklardan derliyordum. Ama en azından kendime özgü cümlelerle, en azından bir çeviri emeği vererek sunuyordum. Kimseden aynen bir şey kopyalamadım. Bunu bir acizlik olarak görürüm en başta).

Tam bu sırada bir başka takipçi uyarısından olayın bir başka boyutuyla daha tanıştım. Zaman Gazetesi ekonomi sayfası webde yine benim mesajlarımı aynı yöntem ve üslupla harfine bile dokunmadan haber yapmıştı. (Gazetede Twitter için yazılmış metinlerin çok sakil durduğunu bir gazeteci olarak yazmam gerek). Elbette onlarda da bir kaynak yoktu.

Tıklayarak büyütebilirsiniz.

Zaman Gazetesi bu metinleri benden gördüyse ilginç; ama Erol Köse’den gördüyse daha da ilginç. Erol Köse’den iPhone gelişmeleri takip etmek?

Zaman Gazetesi bu haberi ben yazıyı yazarken sitesinden sildi. Var oluşu gibi yok oluşunun da sebebini tam olarak bilmiyorum. Dolayısıyla o tarafı daha fazla eşelemeyeceğim.

EKLEME: Bu yazıyı yazdıktan sonra Zaman Gazetesi’nden Kerim Gün Twitter’dan şu açıklamayı yaptı:

“Serdar bey konu özetle su ki, iPhone haberinizi bizim arkadaslar sizden alıntılayan ve kaynak belirtmeyen bir siteden almış ve bundan dolayısıyla ki sizi kaynak gösterememişler. Akabinde bizim özgün metnimiz gelince icerigi değiştirdik. Amacımız sizin içeriğinizi kaynak göstermeksizin (ç)almak asla olamaz. Bu mesajlari hakkimizdaki tweete bir cevap hakkı olarak değerlendirirseniz çok sevinirim.”

Bu açıklamadan dolayı ben de teşekkür etmiş olayım kendilerine.

Hedefe ulaşıldı

İlginç bir ayrıntı olarak takipçi sayısı benden misliyle fazla olduğu için Erol Köse’nin benden aldığı mesajlar benim kendi hesaplarımdan daha fazla kişiye ulaşmış ve yayılmıştı (bu işin güzel tarafı). Zaten amacım o bilgilerin yayılmasıydı, Köse ve Zaman Gazetesi sayesinde tam da öyle oldu.

Daha önce başka bir fırsatta değindiğim gibi benim sosyal medyadaki edep / adap eksenim farklı.

Fakat bu sürecin özellikle Erol Köse tarafından büyük bir rahatlık ve hoyratlıkla idaresi, bunu neden yaptığını soran takipçilerine hiçbir cevap vermemesi bize bir mesai veriyor.

Burada bir iyi niyet yok. Aynı duygularda değiliz. Hepsinin ötesinde yapılanın tercümesi sömürü, istismar; hatta popüler tabirle bir ‘çakallık’. İşin bu yanı sahiden üzücü (ve bir yandan da korkutucu).

Ben sosyal medyada yayılmasını istediğim şeyleri paylaşmaya çalışıyorum. Bu yüzden hangi yöntemle olursa olsun yayılması bana mutluluk veriyor. Ama bir başkası için yazdığı şeyler kendine özel olabilir ve buna sonuna kadar saygı duymak zorundayız. Bunu yaymak isteyen birisinin (mecrasına göre) beğenme, retweet etme, yeniden paylaşma gibi birçok seçeneği olmasına rağmen kullandığı yöntem düşündürücü. Bu ‘apartma’ yönteminin (bana gelen mesajlara göre) bir huy haline gelmesiyse ayrıca incelenmesi gereken bir durum.

İnternet kendi kurallarını, ahlakını ve şablonlarını kullanıcıların eğilimleri doğrultusunda kendiliğinden oluşturacak. O zamana kadar edeple adapla ilgili ahkam kesmek havanda su dövmeye denk geliyor olabilir.

Ahkam demişken; kralını yine Kral kesti. Onu da paylaşmış olalım.

Her şeye rağmen unutmayalım: paylaşmak güzeldir.

, , , ,

19 Responses to Paylaşma ve sahiplenme arasındaki ince çizgi

  1. gorkem unel 12/09/2012 at 22:29 #

    Serdar abi, Erol Köse ile ilgili yoruma gerek yok ama ulusal bir gazetenin kaynağını bilmeden iPhone 5 lansmanı yapması garip olmuş. Ne diyorlardı “taklitler gerçeklerini yaşatır” ?

    Kötü olan konu meslektaşların hakkında bence. Haberci mesleğine sahip olanların daha hassas davranması gerekirdi.

  2. mre 12/09/2012 at 22:33 #

    Serdar Bey keşke bir fake tweet atıp (mesela iPhone 5’in getirdiği en büyük yenilik müslüman ülkelerde ezan saatlerinde ezan okuyacak gibi) olayı daha eğlenceli hale getirseydiniz. O zaman da takipçileri yanlış yönlendirmiş gibi olabilirdiniz ama anlayışla karşılardık emin olun.

  3. nazım 12/09/2012 at 22:42 #

    Ayponlarınız bitarafınza girsin

    • Rising Sun 13/09/2012 at 01:10 #

      Bu ne yaaa, bu kadar etik öğe içeren bir yazının akabinde, böyle iğrenç bir yorum? Yukarıda anlatılanlardan da mı hiç feyz almadın?… Kuvvetle muhtemel bir Köse hayranı takipçisi…

  4. murat 13/09/2012 at 02:06 #

    Zaman gazetesinin samimiyetinden supheliyim, madem baska bir siteden alinti yapmislar da neden o siteden alintiladiklarina dair bir ibare koymamislar?

  5. Berna 13/09/2012 at 02:52 #

    Siz, salonda muhabirleri bulunan web sitelerinden takip etmek zorunda kaldım demişsiniz ama kaynak belirtmemişsiniz. Türkçeye çevirince kaynak nasıl siz oluyorsunuz?
    Kaynak belirtmeden alıntı yapma üstüne bir de şikayet yazısı yazıyorsunuz. Sizin gibilere “ezogelin” diyoruz biz :)

    • MserdarK 13/09/2012 at 09:50 #

      Berna Hanım, Hiçbir yerde kaynak olduğumu iddia etmedim ki zaten? Aynen şöyle yazmışım, tekrar alıntılıyorum yazıdan:

      “Ben de bana ait bir bilgiyi paylaşmıyor, başka kaynaklardan derliyordum. Ama en azından kendime özgü cümlelerle, bir çeviri emeği vererek sunuyordum. Kimseden aynen bir şey kopyalamadım.”

      Yani bir şeyi alıp okuyup, derleyip, tercüme edip, kendinize göre yorumlayarak paylaşmakla bunu yapan birisinden aynen alıp kopyalamak arasında fark var.

      Bu yazının ana fikri de bu.

      • Berna 14/09/2012 at 07:36 #

        Paylaşımlarınız için teşekkürler, sizi twitırdan da izliyoruz ;)

    • Emre YILMAZ 13/09/2012 at 12:17 #

      Berna’cım , hadsizlik etmişsin. Sizin gibilere de ‘Kezban’ diyoruz biz… Serdar Kuzuloğlu’na karşı haddinizi takının, telif, hak hukuk vs konusunda sizden kat kat daha ileri de olan bir kişi için böyle ithamlarda bulunamazsınız !

  6. Hakan Ceylan 14/09/2012 at 13:07 #

    Serdar bey, WWDC etkinliğine yerinde hiç katıldınız mı? Katılmak için gereken şartlar neler biliyor musunuz? Yanılıyorsam düzeltiniz lütfen, hatırladığım kadarıyla daha önce ki WWDC etkinlikleri esnasında twitter ‘da paylaşımda bulunmamıştınız? Bu sefer kapsamlı bir paylaşımda bulunmanızın nedeni iPhone5 midir?

    • MserdarK 14/09/2012 at 19:33 #

      WWDC’ye katılma fırsatı buldum.

      Özellikle basın kimliğiyle katılmak için mutlaka firma tarafından davet edilmiş olmak gerekiyor. Apple her katılımcıyı bizzat kendi seçiyor. ABD’de bile birçok teknoloji editörü ambargolu (muhalif yazıları yüzünden).

      Yani düzenli olarak katılmam pek mümkün değil (ne yazık ki).

  7. Creative Commons 15/09/2012 at 12:51 #

    “Creative Commons (kısaca CC) kâr amacı gütmeyen, telif hakları alanında esneklik ve paylaşımı yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuş bir düşünce hareketi ve organizasyonudur.(…) Creative Commons amacına ulaşmak için sanatçılara ve genel olarak tüm eser sahiplerine, yasanın kendilerine tanıdığı kimi hakları kamuyla paylaşabilmelerine imkân verecek, özel olarak hazırlanmış telif lisansı sözleşmeleri önermektedir.” (wikipedia.org)

  8. Zafer Zent 16/09/2012 at 11:53 #

    Hocam bu kopyalama olayı yüzünden herkes mağdur(tweetlerden tutun da blog yazıları, makaleler, haberler vs vs.) maalesef. Konu Erol Köse’ye gelirse bu onun yaptığı iş zaten çok fazla söz etmeye gerek yok. Türkiye’de bu konuya istinaden ne bir çalışma ne de bir kesin çözüm var. Şuanlık çözümleri ise ya avukat tutup haklarımızı aralamak var ya da uçuk fiyatlarla belirli sistemlerle telif haklarımızı aramak var. (Bizim için önemli olan ancak bu işin içinde tamamiyle olmayan çoğu insan için önemsiz bir konu olduğu için çok fazla üzerine gidilmiyor.) Sistemler ne kadar güvenilir o ayrı bir konu. Avukat meselesine gelince geçenlerde telif hakları konusu ile ilgili bir avukatla görüşmüştüm. Aldığım cevap telif hakları alınmak istenen her ne olursa olsun onunla ilgili güçlü kanıtların olması gerekiyor ancak bu da o kadar kolay bir şey değil yaptığımız yayınladığım her şey anında bir tuşla elimizden çıkıyor. Konuyu dağıttım ancak iş kopyalama olunca dağıtmamak elde değil. Kısacası maalesef bilişim hukuku dünya’da daha net olarak çözülmemiş bir sorun tabi Türkiye’de çok büyük bir sorun.

  9. Süleyman Sönmez 18/09/2012 at 11:41 #

    Yukarıda bir arkadaş Creative Commons’u anlatarak herhalde bilgi vermek istemiş ama bu haliyle bu bilgi ciddi anlamda eksik.

    Creative Commons “babanın malı gibi kullan” demek değildir. :)

    Türleri vardır. Hepsinin ortak özelliği “kullanan kişinin, kaynağı mutlaka söylemesi” gerekmesidir.

    Sonra ayrıldığı türlerde
    a) Ticari olarak kullanılmama / Para ile satılamayan
    b) Ticari olarak kullanılma / Para ile satışa izin verilen
    c) Aynen hiç değiştirmeden kullanılabilen (elbette kaynak vererek)
    d) Değiştirerek yeni bir şey üretip kullanılabilen.

    gibi gibi.

    Hatta size bir kolaylık
    http://creativecommons.org/choose/

    şu sayfaya girin.
    Soldan seçin size işaretleri oluştursun. Bu elbiselerdeki 30 derecede yıkayabilirsin ütü yapabilirsin gibi bir şeydir :)

    Gelelim kopya olayına cidden bu konuda dilim çok yandı ve şu yazıyı yazdım. http://www.gunesintamicinde.com/calintilama-sanatinda-zen/ 100 bin insan okumuştu en son baktığımda istatistiklerde. Peki bu kadar kişi okudu da fayda etti mi? Evet bir kısım azaldı. Ama görünen o ki daha çoook okunması lazım.

  10. Eylos 18/09/2012 at 22:39 #

    Maalesef internet çakallar ile dolu!

Trackbacks/Pingbacks

  1. Gazetelerin internetle sınavı - 03/10/2012

    […] link vermek varken fütursuzca kopyalanan bir içeriği kim, nasıl, ne adına savunabilir? (ki sosyal medyada dahi nice örneklerini […]

  2. Gazetelerin internetle sınavı - 07/11/2013

    […] link vermek varken fütursuzca kopyalanan bir içeriği kim, nasıl, ne adına savunabilir? (ki sosyal medyada dahi nice örneklerini […]

  3. Haftanın Özeti: 17 - M. Serdar Kuzuloğlu - 22/02/2015

    […] inceleme yazısı çıkartmış. Sonuç: Twitter’ı okuyoruz ama tıklamıyoruz! (benim de şöyle bir yorumum vardı zamanında). Yazıya konu olan mesajı da gerçekten ilginçmiş (SAKIN […]

  4. Haftanın Özeti: 17 - Dünya Halleri - 06/08/2015

    […] inceleme yazısı çıkartmış. Sonuç: Twitter’ı okuyoruz ama tıklamıyoruz! (benim de şöyle bir yorumum vardı zamanında). Yazıya konu olan mesajı da gerçekten ilginçmiş (SAKIN […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim