Sosyal medya adabı

Sosyal Medya terimini duymaktan kusmak üzere olduğum halde yine de epeydir kafamda birikenleri yazmak istedim. Bir ön uyarı: aklıma gelenleri ekleyip yanlış yazdıklarımı çıkararak bu listeyi güncelleyeceğim. Dolayısıyla ilk günler biraz ‘kararsız’ görünebilir. Üstelik uzun bir yazı olacak gibi. Ama eğleneceğiz.

Başlıyorum.

Özetinde sosyal medya insanlar tarafından yaratılan içerik kaynaklarını anlatıyor. Şimdiye dek hayvanlar mı hazırlıyordu; elbette hayır. Ama burada bahsettiğimiz üreticiler klasik medya zümresi (gazeteciler, dergiciler, radyocular, televizyoncular, internet haber siteleri, ajanslar, vs) değil bizzat şimdiye dek ‘tüketici’ koltuğunda oturanlar.

Bunun üç yansıması var:

  • Hukuki ve sektör içi yazılı olmayan kurallara eyvallahları yok: Bu yüzden bazen gece yarısı kapıları polis tarafından çalınıyor, savcı tarafından sorgulanıp dam kokusu alıyorlar. Şimdilik çok seyrek ama otorite gözünü ana içerikten yorumlara çevirdiğinde sarpa saracağı kesin. Öte yandan medyada kemikleşmiş ‘üstad’ hiyerarşisine de sahip olmadıklarından bazen olaylara yaklaşımlar ‘koy götüne rahvan gitsin’ modeline dönebiliyor.
  • Daha samimiler: Geleneksel medya kafayı kendi kumuna gömmüşken sosyal medya eline geçen yeni nesil yazılım ve donanımla ‘haberdar etme’ fonksiyonunu pekala yerine getirebiliyor. Kötüye kullanım, eline yüzüne bulaştırma bence olağan ve istisnai. (Farklara dair daha derli toplu bir özet)
  • Dünyayı kendilerinden ibaret sanıyorlar: Ben de bu grubun bir parçası olduğumdan rahatlıkla söyleyebiliyorum bunu. Sosyal medyanın zihindeki yapısı şudur: 10 tane kanaat önderi vardır, bunlar 10 bin kişiyi etkiler ve kartopu büyür. Bizde 100 tane kanaat önderi var, 100’ü de birbirini takip edip etkiliyor, çingen çalıyor, kürt oynuyor. Yine de bulandırmayalım suları. Güzeliz, hamdolsun.

Ama sanılmasın ki bu yeni mecraların kendine has kuralları yok. Aksine çok daha hızlı oluşturulmuş gizli yazıtlara, durumlara ve insan tiplerine sahipler. İşte benim aklıma gelenler.

Av kim, avcı kim?

  • Karışılıklılık ilkesi:(Türkçe ne garip; kaç tane lık yazdım demin?) Bu en belirgin açmaz. Sosyal medyada işin raconu gereği kimin kimi takip ettiği, kimin kimle arkadaş olduğu ortada olduğu için basit bir arkadaş olma meselesi bile bir kızın bekaretini sunmasına dönüşebilir. Kimin kimi takip ettiğine yönelik çok bilinmeyenli, karmaşık algoritmalar vardır. Örneğin:
    • O kişi kimdir? Arkadaşları kim, benim arkadaşlarla arkadaş mı? Benim arkadaş olmak istediğimle arkadaş mı? Ne iş yapıyor? Popüler mi? Benim işime yarar mı? Benim işleri köpürtür mü?
    • O da beni takip eder mi? Bu ortamlarda asıl amaç sanki birisinin ne yaptığını takip etmek değil de onunla evlenmek, koyun koyuna uyumak, kırlarda coşmaktır. İnsan ister ki ben onu sevdim o da beni sevsin. Oysa ne güzel demiş Nazım: “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekmez ki?” Bu yüzden birbirine düşen arkadaşlarım oldu. (bana gönül koyanları geçtim) O onu arkadaş listesine eklemiş, o eklememiş. Sanki bir çok uluslu diplomasi turu! O eklemiş, o sonra silmiş ona hile yapmış! Cep telefonunda çaldırıp kapatma gibi bu ortamlarda da sürekli arkadaşlığı / takibi iptal edip yenileme vardır. Türkçesi: “Hşşt! Eklesene beni artık, kör müsün!” Ben de bunu geç öğrendim.
    • Kim önde? Ben mi çok tutmuşum onu, o mu beni çok tutmuş? Kim önde, kim beride?
  • Tarikatlar: Sosyal medya alanı doğası gereği PR (halkla ilişkiler), reklamcılık ve pazarlama odaklı insanlarla doludur. Bunlar aslında masonik türden yapılanmalardır. Üstleri, astları, kastları vardır. Herkesi içine almaz, herkese bulaşmazlar. Ama birçok işin merkezinde yer aldıklarından çevrelerindeki hare de hiç daralmaz. Sosyal medyada işler biraz değişir ama. Orada hem birbirleriyle iletişim kurmaları gerekir hem de muhtaç oldukları kitleyle. Kimi zaman sapla saman karışır. Bir hırgürle taşlar yeniden yerine oturur.
  • Rütbeler: Sosyal medyada olay kaç kişinin sizi takip ettiğidir. Bunun maddi karşılığını bulmak güçtür ama örneğin benim de bu ortamlarda takip ettiğim Jason Calacanis en popüler sosyal ağlardan Twitter‘ın her yeni üyesinin karşısına çıkan ‘takip etmek için tavsiye edilen kullanıcılar’ listesinde yer alabilmek için 250.000 dolar teklif etti! Peki bizde durum ne? Twitter’ın Türkiye Top100 listesi sistemin ne kadar istismar edilebileceğine dair güzel bir örnek. Nispeten  daha kontrollü bir ortam olan FriendFeed içinse bir Türk girişimi olan FFholic var. (burada ben de üst sıralarda yer alıyorum) Buradaki listede göreceğimiz gibi takip edilenler genellikle dijital dünyadaki varlıklarından dolayı tercih ediliyor. Ama bunun da bir başka tarikat olduğunu kabul edelim. Ne derin hesapları vardır o sıralamanın kimbilir ;)
  • Yalan aşklar: Sosyal ağ dediğinizi insan oluşturuyor ama insan dediğin de türlü çeşit. Üstelik bu ağların çoğunluğunda insanlar gerçek ismiyle yer alıyor. İsmini yazmasa bile paylaştığı içerikten kim olduğu anlaşılıyor. Ama bir yandan da uyuz oluyorlar birilerine? Ne yapacaklar? Doğru tahmin! Hemen bir sahte hesap; hatta vakit varsa bir iki de yalandan içerik ekleme. Sonra gelsin geçirmece! Ama ne geçirmece :) Ben bu gruptan nasibini ziyadesiyle alanlardanım ama ilk örnekten sonra umursamayı bıraktım çünkü bu grubun derdi tartışmak ya da sizi eleştirmek değil, sizi sinirlendirip yerden yere vurmak. Bir gün başınıza gelirse, gülümseyerek izleyin ve bunun da bir sosyal medya madalyası olduğunu sakın unutmayın. Herkes için girmezler bu eziyete!
  • Ezeli aşklar: Bu da önemli bir alt kültürdür. Bunlar kantinde ‘tostundan bi ıssırabilir miyim?’ kıvamına gelmiş siber arkadaşlardır. Gaz çıkartsa sever, takdir ederler. İki taraf da buna o kadar alışmıştır ki ödü kopar ‘tarzım dışı bir şey paylaşırım da insanlar muallakta kalır’ diye. Dert midir peki? Elbet değil. Didişseler daha mı hoş? Var mı sevmek gibisi…

Bütün bunlar bir yana eğer hala girmediyseniz bu ortamlara, girdiğinizde ilginç bir şekilde kimsenin aslında fikir tartışması, münazara yapmadığını göreceksiniz. Arada çıkan tartışmaların çoğunda yüzlerce mesaj bile yazılmış olsa ilk noktadan bir adım öteye gidilmediğini, insanların köprüde karşılaşan iki inatçı keçi gibi inadım inat, kıçım iki kanat hallerini göreceksiniz.

Önce binlerce kişiyi takip edip sonra çoğuna küsüp, üstüne üstlük “buralar bozuldu mirim” şekilleri elbette buralarda da var.

Bir de varlığını kendini bu ortamlarda takip eden sayısına endeksleyenler var ki o ruh halini bir başka ‘MserdarK hasta yatağından blogluyor’ gününe saklıyorum.

Bu konularla ilgili FriendFeed’de de bazı tespit çalışmalarım olmuştu (1, 2). Vaktiniz olursa bakarsınız bir ara.

Ha; bu kadar tespit yaptık sıyırdık mı kendimizi cendereden? Elbet hayır! Nasıl birikti sanıyorsunuz bunca not :) Çoğu zaman beni göreceksiniz yukarda saydığım bu insani zaaflarda. Baştan dedik, insanız; bunlar da en basit açıklamasıyla: insanlık hali :) Hepimiz böyle böyle öğreneceğiz işte.

Önemli olan iyileştirmek için gayret etmek. Ve de ne yapıyorsak, keyif için yapmak.

Gönlünüz kimi istiyorsa takip edin, kimi sevmiyorsa terkedin. Ortamın keyfini sürün. Ama yeter ki ‘like ME’ dostlarım!

, , , , , ,

23 Responses to Sosyal medya adabı

  1. Ahmet Durmusoglu 18/03/2009 at 12:02 #

    Hocam,ağzınıza sağlık çok güzel yazı olmuş

  2. Mehmet ALP 18/03/2009 at 14:51 #

    Sanırım bizim Türk kullanıcısı genelde şu kitleye giriyor;
    Ezeli aşklar:)
    Özellikle son zamanlarda Friendfeed’de çok karşılaşıyorum bu durumla.Kadın saçma sapan birşey söylüyor onu her zaman haklı bulan adamda tebrikelr,helal olsun muthiş fikir gibisinden saçmalıyor:))

  3. Önder 18/03/2009 at 17:50 #

    güzel açıklamışsın serdar abi.

  4. Volkan Çelik 19/03/2009 at 15:55 #

    Super olmus hocam, devamli takip edelim bu yaziyi…

  5. Eğitişim Kariyer Enstitüsü 23/03/2009 at 17:34 #

    Mükemmel olmuş açıklama. Tebrikler Serdar.

  6. adeep 24/03/2009 at 03:35 #

    Konuyla pek alakalı değil ama, ben “Karışılıklılık” kelmesine takıldım, bu kelime TDK’da da yer almıyor ve kelime kökü “karışılık” ise o da manasız bir kelime eğer yanlış yazılmış ve “karşılıklılık” ya da “karışıklılık” ise o zaman başka tabi :). Tabi bu, yazının güzelliğine etki etmez.

  7. Okan Yüksel 26/03/2009 at 04:46 #

    Öncesinde WordPress, sonrasında Blogspot ve şimdi de Bloggum! Türkiye sansüre devam ediyor. Dün, ilk defa kendi blogumda “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.” ibaresini gördüm ve işte o zaman anladım daha öncesinde arkadaşlarımın canının ne kadar acıdığını. Canım gerçekten acıyor, bu haksızlık insanın canını gerçekten acıtıyor!

    21. yüzyıldayız, muasır medeniyet seviyesi temel hedefimiz, demokratikleşiyoruz, özgürleşiyoruz diyoruz ama hepsi lafta kalıyor. Bugün Türkiye sansüre devam ediyor! Bugün Türkiye’de basın özgürlüğü yok! Bugün Türkiye’de söz söyleme hakkımız yok! Bugün Türkiye’de binlerce blog yok, biz yokuz! Ama sizler varsınız dostlar, WordPress var, Blogspot var, Blogcu var.. Bizim yokluğumuzda lütfen varlığınızı gösterin ve Bloggum sansürünü yazın! Türkiye’nin artık daha özgür olması gerektiğini yazın. Basının engellenemeyeceğini, sesinin kısılamayacağını yazın. Muasır medeniyet seviyesine giden yolun sansürden geçmediğini yazın! Sansürün bir suç olduğunu yazın! Biz yazamıyoruz, lütfen sizler yazın.

    Okan Yüksel

  8. Altuğ Gürkaynak 26/03/2009 at 11:36 #

    Çok eğlenceli bir yazı olmuş. Üslubunuzu çok sevdim, gayet akıcı gidiyor okurken :) elinize sağlık.

  9. Silik10 31/03/2009 at 12:54 #

    Dedikleriniz güzel tespitler.Bir Dünya kurulmuş ve bu dünya sadece 10-15 kişiden ibaret olarak lanse ediliyor.Yakın zamanda Blogkume isminde bir zımbırtı çıktı.Adamlar kendi sitelerini ekleyip birde Blogdestek’ten tema yaptıranların(temalar 1500tl’den başlıyormuş) sitelerini eklediler.Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.

  10. ayşegül yüksel 07/04/2009 at 15:20 #

    “Gönlünüz kimi istiyorsa takip edin, kimi sevmiyorsa terkedin. Ortamın keyfini sürün. Ama yeter ki beni like edin dostlarım!”

    Bu kısmını çok beğendim. İnternet Dünyasının çok yerde görülebilinen ama : en samimi, karşılıksız (lık tek tikkat :) en çocuk ruhu ile takip edilip like edilmeyi bekleyen Sayın Serdar Kuzuloğlu’nun en kendi gibi, arka bahçesi burası

    Malum herkes “dağarcığı kadar” bilgi belge video eklemesi yapıyor internete ama Savcıları allah kimseye göstermesin, blogların bloglanmasını da,
    Tabi : malum konular dışında ki bunlar tez temizlensin dilerim (Atatürk’e hakaret ve bebek tecavüzü, nasıl cinayet işlesem anketleri… vb.)

    Blogunuzu, arada sırada uğrayıp okuyorum. Ancak ; internet derya deniz:) Hem Zeki Müren bizi görüyor hem zeki müreni biz.. :)

    Uğradım like ettim.

    Hoş etkileşimlere… selamlar.

  11. ayşegül yüksel 07/04/2009 at 15:22 #

    Televizyonun “interaktive’ lisidir :)

  12. eylos 26/04/2009 at 21:37 #

    Güzel ve yeride bir tespit.

  13. Tunahan E. Bilgin 26/05/2009 at 21:02 #

    MSerdarK hocam klavyenize sağlık.Okurken çok eğlendim ve keyif aldım.Çok güzel ve doğru tespitler.Güncelleştirmenizi ilgiyle takip edeceğim.

  14. Htc 25/09/2010 at 18:25 #

    Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim devrinden, bana followerini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim devrine geçilmiştir, heralde galiba sanırsam…

  15. sosyal medya 26/11/2010 at 17:33 #

    Bence çok güzel bir yazı olmuş. Ayrıntılı açıklamalar için teşekkürler serdar bey.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Bırak sosyali medyayı kaç kız tavladın onu söyle | Blog Wolkanca - 23/03/2009

    […] bu neredeyse böğ ettirip bizi kusturabilecek kadar fazla duyduğumuz şu tek dişi kalmış “Sosyal Medya” dedikleri zıkkım ne iş […]

  2. Şirket Rehberi: Ortak Kullanım —Creates Social Brands Sosiale - 14/02/2010

    […] Strateji: Kullandığınız sosyal ağlarda çapraz pazarlama yapabilmeniz için uygulamanız gereken birkaç şey var. Size üç […]

  3. Şirket Rehberi:Marka tutarlığını sağlamak —Creates Social Brands Sosiale - 18/02/2010

    […] Düzey Strateji: Çok sayıda sosyal ağ olduğunu düşününce işler biraz karmaşıklaşır ve hangilerinin popülerleşip hangilerinin […]

  4. Şirket Rehberi: Ortak Kullanım | Sosiale - 23/02/2010

    […] Strateji: Kullandığınız sosyal ağlarda çapraz pazarlama yapabilmeniz için uygulamanız gereken birkaç şey var. Size üç […]

  5. M.Serdar Kuzuloğlu ile Röportaj-1 | Gelecex - 19/02/2011

    […] Biz sizi takip etmeye başladık, ama siz bizi takip etmiyorsunuz. Ben de gidiyorum..”  Hatta “Sosyal Medya Adabı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Nazım Hikmet’in şiirindeki gibi Yani sen elmayı […]

  6. Yeni Medya Yeni Fırsatlar: Seminer Programı - Medya Derneği - 01/08/2011

    […] “Sosyal medya adabı” – Serdar Kuzuloğlu […]

  7. Paylaşma ve sahiplenme arasındaki ince çizgi - M. Serdar Kuzuloğlu - 12/09/2012

    […] oldu.Daha önce başka bir fırsatta değindiğim gibi benim sosyal medyadaki edep / adap eksenim farklı.Fakat bu sürecin özellikle Erol Köse tarafından büyük bir rahatlık ve hoyratlıkla idaresi, […]

  8. Paylaşma ve sahiplenme arasındaki ince çizgiM. Serdar Kuzuloğlu - 11/04/2014

    […] Daha önce başka bir fırsatta değindiğim gibi benim sosyal medyadaki edep / adap eksenim farklı. […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim