iPhone yenileyecekler için en zor zaman

Eski zamanlarda zenginlik, gündelik iş ve sorumlulukları sizin adınıza yürüten kişilerle belirlenirmiş. Tarih, ‘hizmet’ anlayışının ‘kölelik’ sınırları arasında gidip geldiği enteresan örneklerle bezeli bir sarkaca benziyor.

Örneğin eski Roma’da soyluların (zenginlerin) tuvalet sonrası kıçını silmek dahi birileri için ‘meslek’ haline gelmişti. Öyle ki bugün daha çok varlıklı kesimin dertleri olan fit olmak, tatile gidip bronzlaşmak da fakirlik göstergesiydi. Zengin çalışmaz, çalıştırırdı. Bu yüzden zenginlik ile şişmanlık arasında doğal bir ilişki vardı. Fit olmak, daha çok tarlada çalışarak, yükünü taşıyarak, temizlik yaprak, hatta bedenini sunarak zenginlere hizmet edenlerin vasfıydı (bugünse sanılanın aksine şişmanlık ve ona bağlı hastalıklar ‘zorunlu yanlış beslenme‘ yüzünden daha çok dar gelirli kesimin sorunu).

Benzer şekilde bugün (tatil yapabilenleri temsil ettiği için) bir statü sembolüne dönüşen bronzluk da o dönem soylu sınıf için tahammül edilemez bir ayıptı. Evinde hizmetlilerin pervane olduğu bir soylunun dışarı çıkıp, halka karışıp, güneşe maruz kalarak tenini kavurması asla düşünülemezdi.

Soyluların kişisel bir araca sahip olmama denklemini bozan ilk ürün ‘kol saatleri’ oldu (bu arada Türkçeye ‘kol saati’ ile geçtiyse de orijinalindeki gibi ‘bilek saati’ terimi bence çok daha doğru bir karşılık gibime gelmiştir hep). Kol saatleri pahalı bir ayrıcalık olarak zenginlerin radarına girmişti. Ancak zamanı dert etmesi düşünülemeyecek bu kalburüstü grup yine de uzun süre burun kıvırmıştı. Öyle ya da böyle 1900’lü yılların başlarında (dönemin gazetelerinin bile hayret ettiği bir süreçte) hızla bir statü sembolü, bir ayrıcalık olarak hayata katılmıştı.

Kaslı bedenin, bronz tenin hikayesinin genele yayılması, biraz da kol saatiyle başlayan bu ‘kişisel cihaz ve araçlar’ sayesinde oldu. Bugüne gelindiğindeyse hem işlevsellik hem de statü sembolü olarak küresel çapta ‘cep telefonu’ dışında bir cihazı akla getirmek kolay değil sanıyorum.

Milyarlarca insanın milyarlarca sebep ve motivasyonla kullandığı cep telefonları kiminin işi, kiminin eğlencesi, kiminin varlık sebebi haline gelmiş durumda. Ve bu süreçte (bir önceki yazımda da değindiğim gibi) Apple en belirleyici marka olarak sıyrılmayı başardı.

Her kişinin en kişisel varlığı: cep telefonu

Apple ekosistemindeki -neredeyse- her cihazın günlük hayatımda bir yeri var. iPhone da bir istisna değil. En çok faydalandığım ürünüyse sunum uygulaması Keynote. Senede ortalama 80-90 sunum yapıyorum ve hepsinde bu uygulamayla hazırladığım içeriği iPad’imden teknik masaya bağlıyor, iPhone’umla da (uzaktan) kontrol ediyorum. Hayatını ağırlıklı olarak konuşmalardan kazanan biri olarak bu düzenin sağladığı konfora yaklaşan herhangi bir şeye denk gelmedim. Dolayısıyla başka bir cihaz test ediyor olsam da cebimde, çantamda mutlaka bir iPhone ve iPad var.

Görsel kaynağı: The Verge.

Bir süre önce iPhone 6S’ten Apple’ın test için verdiği iPhone 8’e geçmiştim. Bana verilen iPhone 8 Plus (benim için) boyut anlamında büyük geldiği için rica ederek onun yerine bir iPhone 8 tercih ettiğimi belirtmiştim. Ancak onu getiren kurye Plus’ı teslim almadığı için ikisi de bende kalmıştı. Yaşadığım talihsiz bir meseleden dolayı telefonum ‘elimden gidince’ mecburen Plus’a dönüş yaptım. Ne var ki bu zorunlu değişimin  karşılığında sunduğu iPhone 8’i bana kısa sürede unutturdu.

iPhone 8 Plus çift arka kamerası sayesinde (iPhone 7 Plus’ta da yer alan) ‘portre modu’ adlı bir seçenek sunuyor. Ve bu özellik tek başına içinde yaşadığımız ‘kamera çağı’nda vazgeçmesi zor bir ayrıcalığa dönüşüyor (Kamera Çağı ile ne kast ettiğimi merak edenler aşağıdaki linke bakabilir, yoksa devam).

Kamera Çağı

Cep telefonları kendi -kısa- tarihleri sürecinde mümkün olan her işlevi yutabilmek için benzersiz bir yarışa girdi. En ilkel örnekler saat, ve alarm sayesinde önce kolumuzdaki, sonra başucumuzdaki saatleri yok etti. Ardından sırasıyla hesap makinesi, (dijital) bas-çek fotoğraf makinesi ve navigasyon cihazı gibi bir dizi ürünü hayatımızdan bir daha dönmemek üzere çıkardılar. Büyüyen ekranları ve internet bağlantısının uygulamalarla birleşmesi ile de masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar hızla anlamsızlaşmaya başladı ve tam bir ‘mobil çağ’ başladı.

Bugün internet hizmetlerinden faydalananarın neredeyse dörtte üçü bunu cep telefonları üstünden yapıyor. Bilgisayarlar giderek daha az şey için kullanılır halde.

Ancak bu dönemde önemli dönüşümlerden biri yeniden kamera kisvesiyle gündeme geliyor. Selfie çağının mahsülü Instagram, Snapchat ile başlayan süreç, Periscope, Youtube, Facebook, YouNow gibi canlı video yayın araçları, artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) uygulamaları, tam ölüm ilanı verilecekken Snapchat ve WeChat gibi uygulamalarla hortlayan QR kodlar (karekod da denebilir), yüz / göz tanımasıyla kimlik doğrulayan mobil bankacılık uygulamaları gibi bir dizi kullanım alanıyla kamera birçok beklentinin kilit bileşenine dönüştü.

Bugünün telefonlarında kamera ve (onun doğal bileşeni) ekranlar en büyük belirleyici. Bu yüzden yaşadığımız dönemi cep telefonu tarihi içinde ‘kamera çağı’ olarak adlandırmak yanlış olmaz.

Zor tercihlerin arefesinde

Önceki yazımda da kısaca değindiğim gibi bugün tercihini iPhone satın almaktan yana kullanacakların karşısında (şimdilik ‘bedel’ detayını göz ardı edersek) zorlu seçenekler var. Zira Apple ‘kırk katır, kırk satır’ kabilinden bir ürün gamıyla karşımızda: iPhone 8, iPhone 8 Plus ve iPhone X.

Bu yazımda 8 ile 8 Plus arasındaki ayrımlara bakacağım. Bir sonraki yazımda da iPhone X (‘iks’ değil,‘on’) detaylarına bakmayı planlıyorum. Önce 8 serisi (7 serisine kıyasla) yeni ne sunuyor görelim (Dikkat: Plus değil; standart modeli karşılaştırıyorum).

  • Boyutlardaki birkaç milimetrelik fark algılayabileceğiniz türden değil. Dolayısıyla her iki seriyi ‘aynı kasa’ olarak tanımlayabiliriz.
  • 8 serisi 10 gram daha ağır. Ancak bunu da kuyumcu terazisi dışında algılayabilecek el tanımıyorum.
  • Kamera her iki seride de aynı (ön kamera 7 MP, arka kameraysa 12 MP).
  • Ekranın boyutu, teknolojisi, renk derinliği, boyutu ve keskinliği (DPI) aynı. Ancak 8 serisi ‘true tone’ adlı bir özelliğe sahip. Böylece ekranın renkleri ve parlaklığı bulunduğunuz ortamın ışık değerleriyle uyumlu olarak dönüşüyor. Dolayısıyla 8 serisinin ekranında her şey çok daha ‘gerçekçi’ ve doğal görünüyor.
  • 8 serisinin hem ana işlemcisi hem de grafik işlemcisi daha güçlü.
  • 8 serisinin pili miliamper cinsinden 7 serisine kıyasla daha düşük. Ancak yeni nesil işlemciyle aynı seviyede kullanım ömrü sunuyor (benim gibi yoğun bir kullanımda dahi ‘uzun’ bir günü şarj derdine düşmeden tamamlayabiliyorsunuz).

Esas fark iPhone 8 ile iPhone 8 Plus arasında. Bakalım.

  iPhone 8 iPhone 8 Plus
Kasa (mm) 138,4 x 67,3 x 7,3 158,4 x 78,1 x 7,5
Ağırlık (gram) 148 202
Ekran (inç) 4,7 5,5
Çözünürlük 750 x 1334 1080 x 1920
Yoğunluk (PPI) 326 401
Kamera (ön / arka, MP) 7 / 12 7 / 12 + 12
    2X optik, 10X dijital yaklaşım
Bellek (GB) 2 3
Pil (mAh) 1821 2691
Konuşma süresi (saat) 14 21

Yukarıdaki tablonun Türkçesi şöyle: iPhone 8 Plus, daha büyük (ve daha bol PPI değerli / yani daha net, keskin görünümlü) ekranı sebebiyle iPhone 8’e kıyasla daha ağır. Ancak bunun karşılığında pil ömründe çok daha uzun süreli kullanım sunuyor. En büyük fark kamerada (her iki modelde de titreşimlere karşı görüntü sabitleme, karanlık ortamlarda daha doğal aydınlatma sunan [True Tone] flaş ve HDR desteği yer aldığını hatırlatayım).

Portre Modu: varlığı dert, yokluğu yara

iPhone 8’in arkasındaki tek kameraya karşılık, Plus’ın arkasında biri 1.8 (geniş açı), diğeri 2.8 (telefoto) diyafram değerine sahip ve her ikisi de 12 megapiksellik 2 kamera bulunuyor. Bu yapı optik olarak 2 kat, dijital olaraksa 10 kat yakınlaştırma (zoom) imkanı sunuyor. Bu çift lensin birleşiminin hediyesiyse ‘portre modu’ ve ‘portre ışığı’.

Portre modunu kelimelerle anlatmak elbette imkansız. Dolayısıyla bu yazıyı yazdığım akşam saatlerinde (yani gün ışığından mahrum kalmış), çalışma odamda canım Vincent van Gogh’umu konu mankeni olarak kullanarak göstermenin daha doğru olacağını düşündüm.

Önce geleneksel fotoğraf modunu görelim.

iPhone 8 Plus’ın normal fotoğraf moduyla bir deneme. Dosya boyutu 2,6 MB. Orijinalini incelemek için üstüne tıklayabilirsiniz.

Şimdi aynı objeyi bir de Portre Modu ile çekelim (bu mod mercekleri ve yaklaşım oranını farklı bir algoritmayla kullandığı için aynı açıyı yakalamak neredeyse imkansız hale geliyor. Ama fikir verecektir)

iPhone 8 Plus’ın Portre Modu ile bir deneme. Dosya boyutu 1,8 MB. Orijinalini incelemek için üstüne tıklayabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi portre modu esas objeyi ön planda tespit edip bir katman (layer) olarak ayrıştırıyor, arka plandaki her şeyi bulanıklaştırıp (odaktan çıkarıp) profesyonel kameralardakine benzer dramatik bir boyut etkisi sunuyor. Adından da anlaşılacağı gibi bu özellikle yakın yüz çekimlerinde çok etkileyici sonuçlar çıkartıyor (Gelsin layklarrrrr 😛).

Meraklısı için iki kare arasındaki teknik farklar da şöyle:

Sağdaki geleneksel fotoğraf modu, soldaki Portre Modu’na ait.

En güzel ayrıntılardan biri de bu modda çektiğiniz fotoğrafları sonradan albümünüzden açıp farklı portre modlarına dönüştürebilmeniz. Bunu da kısa bir demo videosuyla göstermek isterim (kaydı iOS11 ile gelen kayıt aracıyla yaptığım için çözünürlüğü epey düşük [480p]. Yönteme dair fikir edinmek için izleyin).

Burada birkaç tıklamayla, zahmetsizce yaptığımız şeyleri daha bundan birkaç sene önce Photoshop’ta epey çile çekme pahasına yaptığımızı hatırlamak ilginç. Kamera çağında işlemcilere (daha ötesinde o işlemcilerde çalışacak algoritmalara) kesinlikle epey iş düşüyor. iPhone 8 Plus bu konuda gelinen noktanın etkileyici bir göstergesi.

Peki neden arabaşlığım ‘varlığı bir dert, yokluğu yara’? Çünkü yukarıda da değindiğim gibi Portre Modu iki kameranın kesişimini kullanıyor. Ve 8 Plus’ın sadece arkasında çift kamera var. Yani portre modunu sadece arka kamerada kullanabiliyorsunuz! Selfie çağında isyan başlatmak için gayet yeterli bir sıkıntı. Yani 3 seçeneğimiz var:

  • Sadece arkadaşlarımızı sevindireceğiz.
  • Ön yüzde kamera olmadığı dönemlerdeki gibi kör çekim yaparcasına kendimizi arka kamerada çekeceğiz.
  • Sosyal medya fenomenleri gibi yanımızda bizi sürekli çekecek birilerini ‘taşıyacağız’.

Anlamsızlığandan dolayı sonuncu maddeyi eliyorum. İkinci madde kulağa hoş gelse de portre modunda çekim yapmak için ekrandaki yönlendirmeleri takip ederek bir açı ve mesafe yakalamanız gerekiyor. Dolayısıyla ana ekrana bakmadan çekim pek olacak iş değil. Demek ki ya sadece arkadaşları sevindireceğiz (sahilde, ateş başında gitar çalarak herkese ortam yapan ve eve sap dönen gençler, merhaba!) ya da etraftakilere “bi de beni tek çek” adlı Instagram türküsünü seslendireceğiz.

Bu sonuncu olmayacak iş değil. Denedim, yüzde 100 çalışıyor.

Bir son dakika haberi veriyorum!

Bu açmazın eşliğinde iPhone 8 Plus’ımla fotoğraf albümümü denemelerle dolduruken bugün iPhone X ile tanıştım. Ve sürpriz!!! Evet, iPhone X’da ön kamera(lar) sayesinde Portre Modu çekmek mümkün. İŞTE O MOD!

iPhone X ile ön kameradan Portre Modu denemesi.

Dahası, ‘ayf-10’un tasarımı ve kullanımı sandığımdan daha da etkileyici çıktı. Henüz kullanmaya başlayalı birkaç saat olduğu için detaylı bir izlenim aktarmak imkansız. Fakat şurası kesin: Bu dönem, telefonunu bir iPhone ile değiştirmek isteyenler için kesinlikle zor bir zaman. iPhone 8 form ve işlev olarak gayet yeterli. iPhone 8 Plus özellikle pil ömrü ve fotoğraf konusunda yeni bir kulvar (büyük ekranı ve klavyesi yüzünden iPad’lerini bırakan arkadaşlarım da var). iPhone X ise işlevlerinin ötesinde yepyeni bir tasarım ve kullanım formuyla eşsiz bir deneyim sunuyor.

Önümüzdeki günlerde iPhone X ile tecrübelerimi de burada paylaşmaya çalışacağım (Aslında 8 Plus ile ‘artırılmış gerçeklik’ konusuna da girmek istiyordum ama yazı yine etli ekmek gibi uzamış. Burada kesiyorum).

Görüş, yorum ve kişisel tecrübelerinizi aşağıdaki yorumlarda beklerim.

Not: Bu yazıda bahsi geçen 3 telefonu da deneyip izlenimlerimi yazmam için Apple Türkiye bedelsiz (ve süreli) olarak verdi.

, , , , , , , , , , ,

21 Responses to iPhone yenileyecekler için en zor zaman

  1. nblackco 24/11/2017 at 23:12 #

    Bir yazı girişi ancak bu kadar güzel olabilirdi, edinilen bilginin kullanılması gereken yeri buluvermesi ne kadar güzel bir bilginlik seviyesinin göstergesidir. Tebrikler.

  2. Erdem 25/11/2017 at 00:47 #

    Kaleminize ( klavyenize ) sağlık çok detaylı açıklamalarla ufkumuzu açtınız maliyeti nedeniyle X serisini bir iki yıl sonra ancak kullanabiliriz sanırım

  3. Yiğit Kırca 25/11/2017 at 01:30 #

    Apple Türkiye burayı okur mu, okusa anlattıklarını California’ya iletir mi, iletse onları dinlerler mi bilmiyorum.

    Ben her sene yeni modeli ile iPhone’umu yükseltiyordum. Ama Tim’in rapor okumaları ve ince hesaplara girdiğinden olacak ki iPhone 6S’ten sonra yerlerinde saydılar. Apple tüketicisini aptal yerine koyma (belki ABD’de mümkün) gafletine düştüklerinden beri de bir üst modele geçmiyorum. Hatta bu tavrım kızgınlığa dönüştü ve yine hatta Samsung Galaxy Note 8 almayı düşünüyorum. Özellikle birçok farklı markanın Android’ini test telefonu olarak kullanmış ve sevmemiş biri olmama rağmen.

    iPhone X (10)’un ön paneli kesinlikle Ive’ın tasarım anlayışının uzağında. Zamanında Steve’in “ama aslında çok da akıllı değiller” diyerek dalga geçtiği ve “o tuşlar isteniz de istemeseniz de oradalar ve onların fonksiyonlarını değiştirmek mümkün değil” diyerek eleştrdiği o üst bölme de netin nesidir? Yenilik üretmeyip eski tasarımı modifiye ederek rakiplerine benzediği için farklılık unsuru olarak mı konumlandırıldı? Şu an iflas etmiş Vertu’dan bir esinti mi? Gerçekten sinir bozucu.

    Tim’i VR’ye değil de AR’ye yatırım yapmasını çok akıllıca bulmuştum. Ama muhtemelen patent alıp piyasayı süründüremeyeceği için o teknolojiler de piyasada değil. Üstelik Sony’nin yeni çıkan telefonunda 3D cisim taraması yapabilen kamerayı kullanıma sokmasına karşın, X’deki aynı teknolojinin bu özellikleri hala gizleniyor. Muhtemelen bu mevcut teknoloji bir sonraki lansmanın makyajı olacaktır.

    Aslında iflas etmiş, hatta dileyenler Steve’in büyük teknoloji firmalarının kendini yenileyemerek kaybolmasıyla ilgili röportajı izleyebilirler, inovatif liderliğini kaybetmesi bir yana artık teknoloji de üretemeyen, arabasını gizli proje olarak yürüten bir yapı var. Yapı diyorum çünkü onu ayakta tutan Steve’in mirası o yapı. Rakamlar zaten herşeyi söylüyor. Kimse var olan iki şeyi Steve gibi sentezleyip sunamıyor.

    Not: Zamanlı eskitmeden ve yazılımsal truvadan dolayı iPhone 6S’imin şarj ve hız sorunu var. Tüm Apple ekosistemine ve son güncellemelere sahibim. Aynısı iPad Pro 9,7’de de var. Macbook Pro hariç hiçbirini yenilemeyeceğim, hakkımda hayırlısı.

  4. Sinan 25/11/2017 at 02:14 #

    Bir iPhone 7 Plus kullanıcısı olarak portre moduyla fotoğraf çekmekten ne kadar zevk aldığımı anlatamam. Günlük hayatımızda sürekli ileri düzey fotoğraf makinesi taşımak artık mantıklı değil. Hele ki böyle mobil cihazlar varken. Yazınızı zevkle okudum, teşekkür eder iyi geceler dilerim.

  5. Ayhan 25/11/2017 at 02:36 #

    (‘iks’ değil,‘on’) değil (‘iks’ değil,‘ten’) :)

    • M. Serdar Kuzuloglu 25/11/2017 at 03:19 #

      Hayır, ‘ten’ değil ‘on’. Apple Türkiye sitesindeki kullanımdan teyit edebilirsiniz.

      • Serkan 25/11/2017 at 09:38 #

        Caaaanim yazıya “on değil ten o ten…” diye yorum yazmak…

  6. irfan boztaş 25/11/2017 at 08:33 #

    Ayfon On geldiğine göre, eskisi boşa çıkmış demektir. Bir yazınızda, test ve tanıtım amacıyla size gönderilen cihazları işi bittikten sonra hediye ettiğinizi okuduğumu hatırlıyorum. Bu durumda boşa çıkan Ayfon’a talibim. O kadar ballandırarak anlattınız ki; canım çekti. [email protected] adresinden temas kurabilirsiniz. Şimdiden teşekkürler (gönderseniz de, göndermeseniz de)

    Niye mi, İPhone yerine Ayfon yazdım. İşte bu yüzden….
    http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2017/11/turkce-tarihi-1-ingilizce-sozcuklerin.html

  7. Ali Şan 25/11/2017 at 09:22 #

    Polisin el koyduğu bilgisini verdiğiniz o telefonunuzu siz şifre bileğisini vermedi iseniz nasıl açıp inceleyebilecekler?

  8. Fatih Çeliker 25/11/2017 at 12:17 #

    Sondaki “ön kamera portre iphone 10 da var” diye bitirmende “keşke tüm yazıyı okumasaydım da içime dert olmasaydı” dedirtti :)

  9. GÖKALP KOPARAN 25/11/2017 at 14:06 #

    Merhaba Serdar Abi,
    ufak bir yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için, bence bu cümlede küçük bir düzenlemeye gidebilirsin.

    ” Plus’ın arkasında biri 1.8 (geniş açı), diğeri 2.8 (telefoto) diyafram değerine sahip ve her ikisi de 12 megapiksellik 2 kamera bulunuyor”

    1.8′ in parantezine geniş açı yazman sanki açık diyafram değerinin geniş açıymış gibi algılanmasına sebep olabilir. Örneğin 15mm( geniş açı) ve 135mm ( telefoto ) olabilir ama diyafram değerinin yanında hata gibi görünüyor.

    İlk aklıma geleni yazıyorum ” Plus’ın arkasında, biri 1.8 diyafram açıklığına sahip geniş açı, bir diğeri ise 2.8 diyafram açıklığında telefoto…”

    Büyük ilgiyle, yıllardır takip ederim seni. Çok fazla ortak ilgi alanımız olması, yazılarını büyük bir iştahla okumamın sebebi. Bu yazında da tam ihtiyacım olan çıkmazda aydınlatıcı oldu. Eksik olma. Seni seviyorum :)

  10. Orkun 25/11/2017 at 15:36 #

    iPhone ‘on’ doğru kullanış şekli olsa da dilimizin fonetiğine uygun olmaması yüzünden insanı zorluyor. Bu da benim bakış açım.

  11. Not Defteri 25/11/2017 at 15:38 #

    Usta henüz “On”u incelememişsin :) lakin ben klasik soruyu sorucam. Note 8 mi iPhone iks mi?

  12. Yasin 25/11/2017 at 16:28 #

    Amirim, Ayarlar > Pil Kullanımı’nın ekran görüntüsünü genişletilmiş olarak da paylaşmanız mümkün müdür? Hangi uygulama, ne sıklıkta ne kadar sürede pil tüketmiş, bir kıyaslama olabilir belki bizler için.

  13. Taner 25/11/2017 at 22:05 #

    Farklı bakış açısı ile güzel bir tanıtım olmuş. Ancak benim takıldığım nokta şöyle ki; bahsettiğiniz gerek sunum erişimleri özellikleri gerekse kamera özellikleri Samsung tarafından (çift kamera olmadan) 2 seri önceden beri “zaten” yapılıyor olması. Sanırım arka planda görüldüğü gibi markethink farkethink kitabının kalınlığında öğrenilmesi gereken çok şey var merhum Jobs abimizden… Selamlar.

  14. Ege Tütüncü 27/11/2017 at 16:11 #

    hocam çok güzel bir yazı olmuş. Ben de X ve 8 arasında kararsız kalmış biri olarak ekranın büyüklüğünden dolayı ve Plus bir model kullanmak istediğim için 8 Plus aldım. Tabi bugünlerde önümüzdeki sene X Plus’ın çıkacağı haberleri çıkınca bir üzülmedim değil fakat en kötü seneye kadar kullanacağım bunu :) çünkü X Plus denildiği gibi piyasaya çıkarsa pek çok kişinin ona geçiş yapacağı kanaatindeyim.

    https://egetutuncu.com/2017/11/27/iphone-8-plus-alinir-mi-ilk-izlenim/ bende naçizhane şurada ufaktan deneyimimi yazdım.

  15. Jale 27/11/2017 at 23:45 #

    Serdar Bey iyi geceler. Şahsen sadece portre modunun ve sadece stüdyo ışığı seçeneği için Plus istesem de boyutundan dolayı kullanamayacağım için alamayacağım. Bu noktada sadece stüdyo ışığı modu için istediğimden, acaba normal 8 alıp çekerken ekrana tek dokunarak objeye odaklayarak / fokuslayarak çekim yapmak yeterli olur mu? Yoksa yok hiç olmaz o etki mi diyorsunuz? :( Çok teşekkürler..

    • M. Serdar Kuzuloglu 28/11/2017 at 17:51 #

      Portre Modu ile sunulan şey yazılım ve donanım birleşiminden çıkıyor. Dolayısıyla bahsettiğiniz şekilde aynı sonuca ulaşmak mümkün değil. Çekilen fotoğrafları Photoshop gibi farklı uygulamalar kullanarak düzenlemek bir çözüm olabilir. Ancak pek pratik olmayacağı da kesin.

  16. Can Acar 04/12/2017 at 01:38 #

    Sizin de önceden sordugunuz bir soruyu tekrar sormak isterim: 3 iPhone’dan hangisi insan hayatindaki büyük bir eksikligi gideriyor? iPhone 5s kullanan birisi olarak neden iPhone X almaliyim?

Trackbacks/Pingbacks

  1. Teknolojinin kaderi ekosistemler nimet mi, külfet mi? - M. Serdar Kuzuloğlu - 25/11/2017

    […] Aslında yazıya başlarken niyetim de tam olarak bunu yapmaktı ama giriş yapacağım derken bakın yazı nerelere geldi! (Benim lafa doğrudan girdiğim nerde görülmüş?) Siz bunu bir altlık olarak kabul edin. iPhone 8 ve 8 Plus izlenimlerimi yarın, ayrıca aktarayım 🤪 [aktardım] […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim