Kategori: Genel

Tam olarak neye ait olduğunu bilmeyip, önemli olduğunu düşündüğüm konular.

Yazma adabı ve blog güncelleme sıklığı

İlkokulda bize birkaç ders boyunca mektup yazma öğretilmişti. Bugün belleklerimizde yitip gitmiş olsa da mektup yazma meselesi o kadar ciddi ve kurallı bir şeydi ki, giriş, gelişme, sonuç gibi bölümlere ayrılan, paragraf boşlukları, satır araları, hitap şekilleri ve tarih, imza gibi detaylar için belirlenmiş alanları vardı.

O yüzdendir ki insanların o dönemlerde yazdığı mektuplardan kitaplar çıkmış. Öyle mektuplar yazmışlar ki, bunlar edebi eserler haline gelmiş. 14 yıl kadar önce bunlardan yola çıkarak ‘son mektuplar’ diye bir kitap hazırlığına girişmiştim. İdam cezası almış mahkumların öldürülmeden önce yakınlarına yazdığı son mektupları topluyordum. Devlet başkanlarından serserilere kadar birçok mektup birikmişti. Notlarım hala duruyor ama nedense hevesim kaçtı. Bir gün el atarım yeniden.

Zaten konumuz da mektup değil…

(daha&helliip;)

Okumaya devam et

Dünyanın merkezini ancak keşfediyorum

Pazar günü evde işe gömülmüş çalışırken arkamdan gelen bir mızırdanma kulağıma çalınıyor.

Ali…

Dönüp kucaklıyorum; avcumun içini ancak dolduran bedenini kavrayıp havaya kaldırıyorum. Minicik ayakları koca göbeğimde pıt pıt ediyor. Dünyadaki pek çok keyiften henüz habersiz oğlumun yüzünü bana baktıkça koskoca bir gülümseme kaplıyor. Çevirip havaya kaldırıyorum; keyif ve bir türlü kuramadığı laflarla dolu ağzından salyalar akıyor.

Kafamı çeviriyorum; Zeynep bana başka kimsenin bakmadığı bir hayranlıkla bakıyor. Gözlerini kırpmadan ona söylediklerimi dinliyor, gülüyor. Söylediğimi değilse de onu ne çok sevdiğimi anlıyor.

Tenleri de nefesleri de mis gibi anne sütü kokuyor. Derin derin nefesler alıyorum.

Bu anları kaydetmek istiyoruz; keyfin sarhoşluğundan doğru dürüst fotoğraflarını bile çekemiyoruz.

Büyüyüp de kafa tutacakları, aksileşecekleri, iki çift lafı, bir gülümseyişi esirgeyecekleri günler gelmeden böyle sadece göz göze gelerek mutlu olabildiğimiz; başka her şeyi unuttuğumuz günler ne de kıymetli…

Dünyada evlattan daha önemli bir şey ya da bu anlardan daha büyük mutluluk var mı sahi?

Olmamalı.

[gallery type="slideshow" ids="322,323,324"] Okumaya devam et

Muji artık İstanbul’da

Uzun zamandır beklediğim Muji, İstanbul’da açıldı. Bu vesileyle birkaç satır yazayım dedim.

[caption id="attachment_207" align="aligncenter" width="600"]Muji / İstanbul - Nişantaşı Muji / İstanbul – Nişantaşı (Fotoğraf: Julien Aksoy)[/caption]

Japon tarzına aşina olmayanlar için Muji oldukça iyi bir başlangıç noktası. Sade, minimalist, doğaya saygılı, geri dönüştürülebilir ve markasız ürünler konusunda Japonya’dan çıkıp birçok ülkeye yayılmış bir tasarım şirketi. Markanın kökeni Japonca’da ‘markası olmayan’ anlamına gelen Mujirushi Ryōhin kelimelerinden geliyor.

Sitesinde de değindiği gibi moda için değil, marka olmak için değil, gerekli olduğu için ve yeterli olduğu kadarıyla üretiyor.

(daha&helliip;)

Okumaya devam et

Adın yazılacak mücevher taşa

[caption id="attachment_157" align="aligncenter" width="400" caption="Cumhuriyeti biz böyle kazandık"]Cumhuriyeti biz böyle kurduk[/caption]

28 Ekim Salı akşamı nicedir yapmayı planladığımız ama nedense bir türlü başlatamadığımız MYK eğlencesinin ilki olacaktı. Akşam 20:00 gibi ofiste bir yandan son kurgu ve upload işlemlerini tamamlıyor bir yandan da muhabbet çeviriyorduk.

Murat ile Emre sağolsun Cumhuriyet Bayramı bölümü için öyle bir şarkı seçmiş ki elim ayağım birbirine girdi. Sonra oturduk ne koymalıyız fon müziği olarak aranmaya başladık. O sırada sağolsun Mustafa filminden idmanlı olan Burak ‘kafa‘ Bayburtlu YouTube troll operasyonuyla yayındaki marşı buldu.

Dinlerken de bütün çocukluğumu, törenleri ve okuduğum kitapları hatırladım. Biz bugün ekonomik kriz, terör, sansür ile boğuşup dururken daha 85 yıl önceki olayları bile nasıl da göz ardı ediyoruz. Bu devlet nasıl belalı günlerde, nasıl yokluk içinde ve ne umutlarla kuruldu. Nasıl da unutuyoruz günlük telaşlar içinde.

Ben milliyetçi, ulusalcı falan değilim. Ama bu toprakları ve üstünde kurulu ülkeyi, insanlarının büyük bir kısmını seviyorum. Varlığı beni mutlu ediyor. Nankörlük de etmeden üstelik.

O marşı o günleri ve yaşananları hayal etmeye çalışarak okumak gerek:

İZMİR MARŞI

İzmir’in dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

İzmir dağlarına bomba koydular
Türk’ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

İzmir’in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

Peygamber kucağı şehitler yeri
Çalındı borular haydi ileri
Bozuldu çadırlar kalmayın geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah’ından utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Kaynak: VikiKaynak

Lafı geçmişken sevmediğim bir ticari kurnazlıkla Cumhuriyet Bayramı’nda gösterime giren Mustafa filmine dair bir kesitekleyeyim:

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…

NOT: Bizim bu marşı bulup eklemek için kullandığımız YouTube, aynı marşın kahramanına hakaret içeren videolardan dolayı Türkiye’de engelliydi. Bunu da yeri olmasa bile düşüncelerinize sunuyorum. Bizi bu hallere düşürenlerin hakkı neyse onu bulsunlar.

Okumaya devam et