İçeriğe geç

Etiket: youtube

Kristal Elma 2014 notları

17-19 Eylül arasında gerçekleştirilen Kristal Elma Yaratıcılık Festivali sona erdi. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da The Hub adı verilen ana salonda birbirinden değerli konuşmacıların sıralandığı oturumları yönetme fırsatı yakaladım. Epey fikre kulak ve göz misafiri olmamı sağlayan bu fırsatın tek kötü yanı (aynen bizim dev salon gibi) büyük bir ilgiyle takip edilen paralel oturumların hiçbirine katılamamam oldu (bu yıl oturumlarda 120 konuşmacı ağırlandığını hatırlatayım).

2014 Kristal Elma Yaratıcılık Ödülü sahipleri.
2014 Kristal Elma Yaratıcılık Ödülü sahipleri.

Geçen seneye ait notlarımı derlediğim yazıda bu yılın da bir özetini geçeceğimi söylemiştim; öyle de yapıyorum. Buyrun aklımda kalanlara.

Yaratıcı Endüstrilerde Kadınlar

İlk günün ilk oturumu kadınların yaratıcı sektörlerdeki yeriyle ilgiliydi. YEKON Başkanı Yiğit Şardan‘ın yönetiminde gerçekleştirilen panelde Arzu Ünal, Bengi VargülDemet İkiler ve Sanem Oktar konuştu. Çarpıcı ayrıntılara gelirsek:

  • Türkiye’de kadınarın bilgisayar kullanım oranı %30.
  • Akademik alanda kadın varlığında son sıralardayız.
  • Sporda dahi teknik direktörlerin sadece %3’ü kadın.
  • 28 yaşın üstünde yönetime katılım daha da düşüyor.
  • Genel eğilimin aksine yaratıcı sektörde kadın varlığı yüksek. Özellikle medya planlama alanında oran %56’ya kadar çıkıyor. Demet İkiler’in paylaştığı bilgiye göre GroupM Türkiye’de kadın oranı %60.
  • Demet İkiler’in emsal hemcinslerine yönelik ilginiç bir tespitini aynen aktarayım: “Biz her şeyi başarabileceği fikriyle yetiştirilmiş kadınlardık. Bu sektörde de bize büyük fırsat yarattı”. Kesinlikle önemli bir ayrıntı.
  • Bireyin, ailenin ve toplumun kadınlara biçtiği rol yüzyıllardır sorunlu.
  • Yaratıcılık yetenek işidir. Kadın ya da erkekten öte yetenekli olanın yolu açıktır.
  • Toplumsal algıyı oluşturan medya, toplumsal dili de oluşturuyor. Zihnimizdeki pek çok kodlanmayı medyada maruz kaldığımız haber, film, yarışma ve dizilerden ediniyoruz (dolayısıyla senaristlere büyük görev ve sorumluluk düşüyor).
  • İkiler’den bir çarpıcı alıntı daha: “Atak, saldırgan, hırslı olmanın erkekle; özenli, uzlaşmacı olmanın kadınla özdeşleştirildiği bir ortamdayız. Oysa insanı insan yapan en önemli unsurlar kadınlara has“.

Matt Seiler: Otomasyonun hece yutumu

  • Yaratıcı sektörün otomasyona neden bu kadar dirençli olduğunu sorgulamamız gerekiyor.
  • Çalışma saatlerine yönelik bağımlılığımız var. Her şeyi ona göre ayarlamak istiyor, mutluluğu, verimliliği, karlılığı bununla ölçüyoruz. Belki de bu yüzden bir türlü müşterilerin bizi görmek istediği ve ihtiyaç duyduğu noktaya gelemedik.

Sansürlü sitelere erişmek

Dünyadaki sansürle ilgili gelişmeleri yıllarca gazete sayfalarımda, radyo ve TV programlarımda bas bas bağırdım. Bunların bir gün bize de geleceğinden adım gibi emindim. Ama o anın bu kadar çabuk geleceğini tahmin bile edemezdim.

Bu konuyu en son Ahmet Hakan Coşkun’un konuyla ilgili bir ‘Tarafsız Bölge’ programında tartışmıştık. Karşıda bu sansür yasasını hazırlayan komisyondan bir milletvekilinden “Biz de biliyoruz bunun saçma, işe yaramaz olduğunu, ama ne yapalım?” lafını duyunca tartışmaktan da vazgeçtim…

Bugün dünyaya nam salacak kadar cüretkar ve tescilli bir e-sansür devletiyiz. Ve ne mutlu ki bu e-sansürü aşmak henüz suç değil. Bunun için kırbaçlandığınız; hatta idam edildiğiniz ülkeler var zira.

O zaman bu boşluğu doldurmak gerek, değil mi? Buyrun size sansürlü sitelere erişmenin üç yolu:

  1. Hosts dosyasını değiştirerek,
  2. DNS adresini değiştirerek.
  3. Makattan girerek! (hak yolu engelliyse, elde sadece bok yolu kalıyor)

Arda Kutsal efsanesinin sonu!

Aramızda komik bir anı olarak kalabilirdi ama Arda olayı FriendFeed’e taşıyınca bir açıklama farz oldu 🙂 Öyle fazla heyecanlanacak bir şey yok, baştan söyleyeyim…

Bugün öğlen Arda Kutsal ile Kanyon Kitchenette’te bir öğle yemeği yedik. (tam şu anda farkettim ki blogumdaki girişlerin neredeyse tamamı benim yemeklerle ilgili. Niye bu kilolar diye soranlara cevabımdır). O kadar çok konudan, projeden bahsettik ve öyle hudutsuz dedikodu yaptık ki etrafımızdan iyice kopmuşuz.

Benden daha önce mekana gelen Arda sağolsun tuvaletin hemen yanındaki masayı seçerek pek isabetli karar vermiş. Bir ara Arda’nın kaşı gözü bir farklı oynamaya başladı. Anladım ki etrafımızda bir şeyler oluyor. Sonra farkettim ki yanımızdan HAKKI BULUT geçti. Meğer arkamızda yemek yiyormuş. Tek başına…

Yemin ediyorum ki aynen böyleydi kendisi. Şahitlerim var!
Yemin ediyorum ki aynen böyleydi kendisi. Şahitlerim var!

Hakkı Bulut her zamanki sadece Aksaray Yeraltı Çarşısı’nda bulunabilecek cinsten bir takım elbise giymişti ve metrelerce uzaktan göz alıyordu. Tuvalete yöneldi. Kendisi biliyorsunuz aynı zamanda bizim Yahoyt’un yazarlarından biri (mahlas sanatının fütur sınırı). O an bir kendisiyle bir fotoğraf çektirip ‘Yahoyt yazarları Kanyon’da buluştu’ tarzında bir haber yapayım dedim.

Hayran talebi geri çevrilmez

Kendisi tuvalette bayağı bir kalmış olmalı ki biz arada bir projenin ana hatlarını çizmiştik bile. Çıkınca hemen üstüne atlayıp “Hakkı Bey ben sizin büyük bir hayranınızım, birlikte bir fotoğraf çektirebilir miyiz?” dedim. Kitchenette ortamındaki kokoşların dönen kafalarıyla esen soğuk havaya aldırmadan telefonumu Arda’ya verdim. (bu arada güzel insan Hakkı Bey önce kendi telefonunu çıkardı! Hala gülüyorum)

Arda fotoğrafı çekti, Hakkı Abi gitti. Ben de heyecanla ekrana baktım. O da ne!!! YOK, ÇEKEMEMİŞ! Webrazzi diye web sitesi kurup sektöre ahkam kesen adam daha telefonla fotoğraf çekmeyi beceremiyor! Web Paparazzo efsanesi de böylece tuzla buz oldu. Konuştuğumuz bütün proje ve hedeflerin üstüne örtüyü serdim.

Gerçi sonradan “gidip arayalım, buralardadır” gibi fantastik projeler de ürettiyse de beyhude elbet. Hatta devamında aslında çekmeyi başardığını, flaşın bile patladığını iddia etti. O ortamda Hakkı Bulut fanboy durumuna düştüğüme mi yanayım, fotoğrafsız kalmama mı?