İçeriğe geç

Etiket: televidyon

‘Boş-beleş’ bir hayattan kesitler

Bu yazının ilham kaynağı yukarıdaki Twitter mesajım. Uzun bir metin olacağını tahmin ediyorum. Konu nihayetinde yukarıdaki 3-4 satıra bağlanacak. Neredeyse tamamı basit bir Google aramasıyla -hatta bu siteyi ziyaret ederek dahi- ortaya dökülecek hayatım (kim olduğum, ne yaptığım, ne ürettiğim) denk geldiğim bazı eleştirilerde karşıma o kadar sık çıkıyor ki, en azından kendi sitemde bir cevabı olsun istedim.

Laf sokmak, haset etmek, nefret kusmak için değil, samimi olarak merak eden birine denk gelirsem “Bak yazdım canım kardeşim, lütfen aç oku.” diye yollarım belki.

Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım

Bu yazının yer aldığı kategorinin adı ‘Kişisel’. Ailemi ilgilendiren kısmı haricinde (sosyal mecraları kullanmayı bilene) hayli şeffaf bir hayatım olmakla birlikte yine de bazı şeylerin burada altını biraz daha çizmek, eşelemek istiyorum.

Hayatım fazlasıyla yoğun, malum. İş denen illet, bir habis gibi hayatımın her tarafına saçılmış durumda. Sebepsiz yere de değil aslında. Çalışarak bir şeyi başarmanın, ortaya çıkarmanın hazzı başka çok az şeyde var. Sıfırdan bir şeyleri var edebilmek, onu kabul ettirmek, geliştirmek insanın yaşadığı zaman dilimindeki tek avuntu kaynağı. Üstelik sonu da yok; iş asla bitmez.

Benim hep yoğun bir hayatım oldu. Boşlukta kalmaktan korktum. Miskinliklerim okulda teneffüs aralığında içilen kaçamak sigaraların tedirginliğinde geçti. Ki sanılanın aksine aslında çalışmayı sevmeyen; hatta özünde tembel bir insanım. Tek farkım geleneksel tembeller gibi yan gelip yatmak, ertelemek yerine inadına çalışıyor olmam.

Üstelik yakın dönemde hayatımdaki bütün parametreleri altüst eden bir gelişme oldu: baba oldum.

Ali ve Zeynep doğduğu sırada Doğan TV Holding’te taze bir heves ve geniş yetkilerle; belki de hayatımda plaza kariyeri adına edinebileceğim en üst düzey pozisyonda çalışıyor; bir yandan da Radikal gazetesindeki sayfamı hazırlamaya devam ediyordum.

MYK’nın ilk yatırım ortaklığı

Birkaç haftadır gündemimi meşgul eden bir konuyu paylaşma için sabırsızlanıyordum, ondan da bahsedip seneyi kapatayım.

MYK olarak kurulduğumuz ilk günden bu yene hep karlı, aysonunu artıda ay kapatan, hiçbir borcu olmayan, hiçbir gün 11 çalışanının maaşını bir gün geciktirmemiş, 1 sene gibi kısa bir sürede 3 tane kendi kulvarında iddialı markayı hayata geçirmiş (televidyon, yahoyt, kaybolduk.biz), ve daha fazlasını da hazırlayıp erketede bekleten bir firma olduk. Bu Türkiye’de bir web girişimi için hiç de kolay bir şey değil.

MYK’nın ilk site alımının hikayesi

MYK‘dan çok söz ediyor olabilirim ama hayatımın büyük bir bölümünü de bu firma oluşturduğu için doğal olarak böyle bir sonuç çıkıyor. Bu seferki meseleyse paylaşmak için birkaç gündür sabırsızlandığım bir konuyla ilgili. Çok uzun yazmak istediğim bu konuda çok kısa bir paylaşım yapmak zorundayım şimdilik (ne yazık ki).

Video ile ilgili olduğumuz için işimiz gücümüz internetteki benzer kaynakları takip etmek. Bunların birçoğu birbirinin aynısı ve açıkçası YouTube, Vimeo ve Google Video, izlesene varken gerisine temelde ne gerek var bilemiyorum. Diğerlerinde tüketici olarak eksikliğini hissettiğim bir şeye rastlamıyorum.

Bu pazarda ciddi bir sıradanlık söz konusu. Hep aynı videolar, aynı tasarımlar, aynı hizmetler…

Ama Türkiye özelinde bir farkla…

En büyük derdim yeni bir iş yarattı!

Ben kaybolurum. Hep.

Timur bunun efemine bir özellik olduğunu söyleyerek yaramı kaşıyıp durur ama ne yazık ki bu kontrol edilebilir, değiştirilebilir bir şey değil. Tam terimi nedir bilemiyorum ama ciddi bir yer/yön yerleştirme sıkıntım var. Üstelik çok da kötü bir şey…

Bir pasaja girerim. Çıktığımda sağa mı sola mı gideceğimi bilemem. Geldiğim yönü kestirmek benim için ciddi bir endişe olur. Tatil köyü gibi büyük bir mekana gideriz; kaldığımız yeri bulana kadar tatil biter. Sözlü tarifle bir yol bulamam, yazılıyla da belki…

Bundan dolayı GPS ve navigasyon konusu oldum olası ilgimi çekmiştir. Benim adıma bu yükü sırtlanan bir mucize. İlginç de bir tesadüfle bizim gibi en çok ihtiyaç duyulan bir ülkeye girişini de bayağı bekledik. Bunun sebeplerinden birinin sürekli değişen sokak isimleri ve tamamlanmamış yerleşimler olduğu biliyorum.

Ülkenin en eski ve en büyük şehirlerinden İstanbul bile her yıl ciddi anlamda değişiyor. Sokak isimleri bir yana, yeni yollar, viyadükler, yeni toplu taşıma rotaları, sürekli değişen trafik yönleri gibi ayrıntılarla elinizdeki haritalar bir yana, navigasyon haritaları bile anlamsızlaşıyor.

Dev ekranda Televidyon keyfi

Bir gün burada televidyon‘un hikayesini sizlerle baştan sona paylaşmayı çok isterim. Niyet neydi, ne oldu akıbet meselesinin hafızamdaki en belirgin örneği. Teknosohbet macerasından doğup  senesi bile dolmadan aldığı yola bakınca çektiğimiz emekleri helal ediyorum.

Uzun süredir aklımda yayınları web dışındaki ortamlara da aktarabilmek vardı. Böylece insanlar televidyon yayınlarını web sitesine uğramadan da tüketebilecekti. Bunun da yolu RSS beslememizi MRSS‘e çevirmekti. Bu sayede beslemenin içinde genel bir formatta (biz mp4 formatını tercih ettik) bölümlerin kendi dosyaları da olacaktı. Ama kafamı kurcalayan, bizim stratejimizi bozacak birçok konu da vardı. Sıralamak gerekirse

[email protected] ve stop-motion denemeleri

Özgür Poyrazoğlu ile zamanında danışmanlığını yaptığım Tikle‘den tanışıyoruz. O dönem Tikle’ye bağlı Yeni Renk şirketinin başındaydı. Sonra kurduğu SodaMedya ile kendi yolunda ilerlemeye başladı. Beraberinde sinema.com gibi önemli bir adresi ve veri kaynağını da alarak…

Senelerce görüşmediğimiz Özgür ile Webrazzi’nin TechCrunch Meetup etkinliğinde karşılaştık. (hatta videoda önlü arkalı oturduğumuz görünüyor) Laf lafı açtı ve televidyona geldi. Ben deli gibi sinema programı istiyordum, onlar da meğer yapmak istiyormuş. Konuştuk, heveslendik, sonra unuttuk gitti…