Tag Archives | girişimcilik

Haftanın Özeti: 35

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • Türkiye ile pek ilgisi yok ama bahsetmemek imkansız: ABD bu hafta eşcinsel evliliği anayasal hak olarak kabul eden ülkeler arasına katıldı. Evet (Twitter’ın yorumuyla ‘sevgi kazandı‘). Emsalleri arasında epey geç kaldığı söylenebilir ancak ABD’nin hristiyan dünyasının en muhafazakar ülkelerinden biri olduğunu hatırlatmış olalım. Başkanlık Ofisi Beyaz Saray dış cephesini  eşcinselliği temsil eden gökkuşağı renkleriyle ışıklandırdı ve profil görsellerini de aynı şekilde güncelledi. Sosyal medya hesaplarından gelişmeyi ‘Amerika çok gurur duyuyor olmalı‘ şeklinde duyurdu. Rüzgarı kaçırmak istemeyen VISA’dan Google’a kadar geniş yelpazedeki markalarda dahi yansımaları oldu. ABD Başkanı Barack Obama’nın konuşması konuyu çok güzel şekilde özetliyor. Tam bu noktada bir an durup düşünelim: birbirini evlenecek kadar seven insanları engelleme hırs ve cüreti garip değil mi?  Herkesin sadece kendinden sorumlu olduğunu ve hepimizin sadece kendi tercihlerimizden sorumlu tutulacağını unutuyoruz. Birbirini diri diri kesecek kadar nefret dolanlardansa sevgiye ve aşka inananlara sığınırım.

  • Pek bilgili olduğum bir konu değil ama merak edince öğrendim ki şu meşhur LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transeksüel) gökkuşağı bayrağı Vietnam Gazisi bir striptiz dansçısı (ve gay) Gilbert Baker tarafından 1978 yılında tasarlanmış.

OrdinanceAgainstRainbowFlagDraftedinLouisianna070713

  • İlgili olarak: Amerika kıtasında aynı cinsiyetle evlilik konusuna en sıcak bakan ülke yüzde 71,1 ile Kanada, en soğuk bakansa yüzde 5,1 destekle Jamaika. Buyrun detaylara.

Continue Reading →

Bu yazıya 26 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 6

Aralık ayının ilk özetiyle karşınızdayım. 1-6 Aralık 2014 arasında denk geldiğim şeyler arasında ‘dur şunu dostlara aktarayım’ dediğim ayrıntılar şöyle sıralanıyor:

  • Olimpiyat, Dünya Kupası gibi şeyler az gelişmiş, itilip-kakılmış ülkelerin en büyük heveslerinden. O süre boyunca gündeme gelmek bile onlar için büyük önem taşıyor. Bu etkinin ömür boyu süreceğini sanıyorlar. Biz de fazlasıyla aşinayız bu hallere. Katar da Olimpiyatlar konusunda hevesli. Stadının temelini 1976’da atmış düşünün. Şimdi bu kapsamda stadyumunu tamamlıyor. 2022’deki Dünya Kupası hevesiyle. Her şey bir yana içerdikleri ve teknolojisi saygıyı hak ediyor (bir ara size Atina Olimpiyatları anılarımı yazayım da işin pek bilmediğiniz yüzünden haberdar olun).

  • Global Web Index araştırması e-kitap satın alan ülkelerde öyle bir sıralama ortaya çıkarmış ki hayret etmemek mümkün değil (görsele tıklayıp büyütebilirsiniz). PwC ise Türkiye’de e-kitabın 2017’de 8 milyar dolarlık pazar yaratacağını iddia ediyor. Umarım öyle olur. Okuma alışkanlığı edinen kitleler devasa bir ekosisteme can veriyor.

Dünya e-kitap pazarı

  • Global Web Index’in bir başka araştırmasına göre gençlerin %50’si Facebook’tan sıkılmış. Temel endişeleri sitenin güvenli ve yeterince mahrem olmadığı. Facebook’un enteresan bir dönemine şahitlik ediyoruz. Facebook’u var eden üyeleri olabilir ama ayakta tutan markalar. Kar baskısı yüzünden Facebook markaları her şey için para vermeye zorlarken ilgiyi diri tutmak için sürekli kendi içinde parçalanıyor ve yeni alımlarla yeni ilgi alanları yaratma deneyleri yapıyor. Ben ise 20 yıldır interneti gözlemleyen bir gazeteci olarak gaz kaçırmaya başlayan bir balonu gayet iyi seçebiliyorum.
  • Star Wars ilk çekildiği 70’li yıllarda ilginçti, şimdi bana anca komik geliyor (aynı şekilde Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter ve zombi / vampir filmleri de. Mutlu etmeyen gerçekliğin kaçış yolları diyelim). Sevelim ya da sevmeyelim bir gerçek var ki Star Wars gösterime girdiği günden bu yana epey değişimi tetikledi. Yeni bölümü gösterime girmeye hazırlanırken neleri değiştirmiş bakalım.
  • Yeni Star Wars‘a karşı öyle bir beklenti oluşmuş durumda ki Allah kelamı çıksa bile kimseyi kesmeyecek. Bir fanatik olaya daha fragmandan başlamış.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 2

Hafta boyu ekranımdan geçenler arasında aklımda kalanlara dair bir özet:

  • The Silent Age: Adventure tarzı oyunlara meraklı olanlar için Prince of Persia tadında bir nostalji. Android, iOS; hatta Kindle Fire uyumlu. İlk bölümü ücretsiz.

internet-arcade

  • The Internet Arcade: Jetonlu oyun makinalarının (Atari Salonu mu desek yoksa?) arşivi. Üreticisi, kategorisi, konusu, ekran görüntüleri… Dahası isterseniz tıklayıp web üstünden oynamak da mümkün! Çok keyifli ve saygıyı hak eden bir derleme (“geçiyim mi abi?” meselesi aklıma geldi).
  • Yiğidin Bitmeyen Kamçısı: Üstünden 100 yıl geçmiş olmasına rağmen hala 1. Dünya Savaşı’na bağlı borçlarını ödeyen ülkeler var. Günde 6 bin askerin öldüğü savaştaın ardından Britanya 2 milyar paund borcunun 218 milyon paundunu ödemeyi kabul etmiş. Bugüne kadar uzayan ödeme süreci sonucunda Britanya’nın 218 milyon paund borcu 3,25 milyar paunda ulaşmış. Hala da ödüyor. Detayları makalede.
  • Çerçevesiz LG: Cep telefonunda bitmeyen beklentilere yönelik geçici bir sus payı.
  • Argüman: Konuşan Türkiye’den yazışan Türkiye’ye; internet tadında tartışmalara yönelik yeni bir içerik sitesi. Çalışma mekaniği çok hoşuma gitti. Göz atın derim.
  • Malum Steve Jobs Apple’ı ailesinin garajında kurmuştu. Montajını de aynı yerde gerçekleştiriyordu. O dönemde bizzat kendisinin 600 dolara sattığı Apple-1 bilgisayarlardan biri Aralık ayında açık arttırmayla satılacak. Belirlenen açılış fiyatı 600 bin dolar! Satışa Steve Jobs tarafından imzalanan çekler de dahil.
  • Outernet: İnternet her yanı sardı sanıyoruz ama istatistiklere göre dünya nüfusunun %60’ı hala temel bilgi kaynaklarına erişemiyor. Outernet projesi uzayda dolanan uyduları kullanarak bilgiyi dünyanın her noktasına özel alıcı cihazlarla bedava dağıtmayı amaçlıyor. Daha detaylı bilgi için hazırladıkları infografiğe bakabilirsiniz.
  • Web geliştiricilere özel: Teknoloji devleri tarafından açık kaynaklı olarak kullanıma sunulan 10 ücretsiz araç.
  • Medium Türkiye: Meşhur içerik ağının Türkçe sürümü. Nitelikli fikirlerin, okunabilir bir arayüzle sunumu (benim yazılara katlanabiliyorsanız, kaçırmayın :).
  • HTC’nin yeni şarj adaptörleri cihazarı %40 daha hızlı şarj edecek.
  • Buraların dutluk olduğu yılları hatırlıyor musunuz? Gizmodo unutanlara hatırlatıyor.
  • Facebook devletlerden kendisine gelen talepleri içeren şeffaflık raporunu yayımladı. Türkiye en çok içerik kısıtlaması isteyen 2. ülke.
  • Dünyanın en büyük vakumunda, dünyanın en eski merakının deneyi: hava içermeyen bir ortamda yukarıdan kuş tüyü ile bowling topunu bıraktığınızda hangisi daha önce düşer? İzleyelim:

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Türk Silikon Vadisi martavalları

Gazetecilik hayatım boyunca ‘Türkiye’de Silikon Vadisi kuruluyor’ tarzı heves, girişim ya da haberin eksik olduğu hiçbir zaman dilimi geçirmedim. Duyduğum ilk andan beri bende alerjik reaksiyon yaratan bu konuyu yazılarımda, konuşmalarımda elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Burada da özetle toparlamak isterim.

Tepelerden Silikon Vadisi.

  • Her şeyden önce -biraz teknik ayrıntıya maruz kalmayı göze alarak- idealize ettiğimiz vizyonun ismini öğrenelim. ABD’nin San Francisco şehrindeki Silicon Valley’nin Türkçe karşılığı ‘silikon’ değil SİLİSYUM Vadisi. Bizim çevirdiğimiz şekliyle silikon (orijinal karşılığıyla Silicone. Sonunda bir ‘e’ harfi var) daha çok meme, dudak, kalça protezlerinden aşina olduğumuz malzeme. Teknolojide de birçok alanda kullanılıyor ancak o meşhur vadiye ismini veren madde (periyodik tablonun 14. elementi) Silisyum (orijinal ismiyle Silicon). Silisyum bütün bilgisayar ve türevi cihazın temel yapıtaşı sayılan çip ve mikro-işlemcilerdeki yarı iletken yapının kalbi. Özetle ismin esprisi Vadideki şirketlerin varlığını büyük ölçüde silisyum denen bu kimyasalın varlığına borçlu olması (bizdeki nice anlı-şanlı kaynaklar hala silikon ve silisyumu aynı kefede anlatıyor, o da ayrı).
  • Bu malumatfüruşluk ardından ‘galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evladır’ diyerek yazıya Silikon Vadisi olarak devam edelim.
  • Silikon Vadisi’nin kökleri 1891 yılında bölgede kurulan meşhur Stanford Üniversitesi ile atılır. Bugün hala dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan bu kurumun o dönemki ilk mezunları civarında kurmaya başladığı şirketlerle Vadi’nin temelini atar. Ben 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiğimiz ziyarette o üniversiteyi görme, gözlemleme fırsatı buldum. Stanford olmadan Silikon Vadisi olurdu sanan büyük resmi kaçırır (Ben öyle bir eğitimin hayalini bile kuramadım ama çocuklarımın oradan beslenebilmesi için her şeyi yapabilirim).
  • Silikon Vadisi’ni oluşturan ruh, bizzat teknolojiyi geliştiren ekibin ürünü. Yazılımıyla, donanımıyla, hizmetiyle bilişim sektörünün her bileşeni o küçücük alanda can bulup dünyaya serpildi, serpiliyor.
  • Silikon Vadisi hayali ABD dışında hiçbir yerde gerçeğe dönüşemedi. Nice ülkeler denedi, olmadı. Daha da garibi ABD bile ikinci bir Silikon Vadisi yaratamadı. Onca girişim, girişimci, yatırımcı ve teşviğe rağmen New York dahi bir Doğu yakası seçeneğine dönüşemedi.
  • Tam bu noktada e-Tohum Antalya etkinliğindeki konuşmamdan ilgili bölüme birkaç dakika ayıralım.

Continue Reading →

Bu yazıya 58 yorum yapıldı.

Zenginlerin başarı sırları

Her gün Vimeo ve Youtube’dan bir – iki belgesel izlemeye çalışıyorum. Hatta bunun için özel bir listem dahi var. Çoğu zaman denk geldiklerim yüzünden o listeye bakmaya fırsat bile kalmıyor gerçi.

Bugün denk geldiğim BBC belgeseli (bir dönem bizde de yayınlanan) girişimci – yatırımcı temalı ünlü şov programı Dragon’s Den‘in Birleşik Krallık sürümünden Peter Jones‘un imzasını taşıyordu. Jones, tam bir mavi kanlı İngiliz zengini. Yani bizim ‘Sakıp Ağa‘ formatından çok farklı. Belgesel ülkenin yeni nesil zenginlerinin başarı sırlarına odaklanıyor. Daha özetle köşeyi nasıl dönüp, kefeni nasıl yırttıklarına bakıyor.

Yapıma konu olan Richard Reed ve Michelle Mone orta halli ailelerden, sıkıntılı şartlardan ve neredeyse yok denecek kadar az sermayeden bugünlere gelmiş. Fakat birbirleriyle taban tabana zıt iki kişilik.

Richard Reed

Richard Reed

Reed, kısa sürede Birleşik Krallık’ın taze sıkılmış meyve suyu pazarının yüzde 75’ini ele geçiren, 165 milyon paund cirolu Innocent adlı bir içecek şirketinin kurucusu. Mone ise Ultimo adlı bir kadın iç çamaşır markasının yaratıcısı.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Türkiye’de internet girişimcisi olmak

Türk internet girişimcilerinin hepsinin kulağına en az bir kere çalınan eTohum oluşumunun bendeki yeri ayrıdır. (O zamanlar kendisi de startup dönemini yaşayan) MYK Medya adlı küçük şirketimin mutfağında, Kurucusu Burak Büyükdemir‘in ağzından heyecanla anlatışı hafızamda hala diri. Gün oldu devran döndü, eTohum filiz verdi, yaprak, çiçek açtı; gübresini bile buldu.

Burak’ın bu konuda ne çok emek verdiğini az/çok biliyorum. Ben de gururla, yakından takip ettim. Arada sağolsun birkaç etkinliğine davet etti, görüşlerimi paylaşma fırsatı da buldum. Ancak konuşmacı ajansımın şartları gereği hiçbirini kaydedip internetten paylaşamadık (bu herkesten çok beni üzdü. Bir fikir paylaşırken mümkün olan en fazla sayıda kişinin duymasını istiyorsunuz çünkü).

20 Şubat 2014 tarihli Startup Turkey etkinliği ise bu konuda bir istisna oldu. Aşağıda tamamını izleyebileceğiniz ‘Çok çeken bir hekimden notlar’ başlıklı sunumumda Türkiye ve dünyadaki girişimcilik öyküleri adına yeterince değinilmediğini düşündüğüm ayrıntıları derlemeye çalıştım (kendimi o salonda birbirini çok yakından tanıyan, halinden anlayan bir aile ortamında hissettiğim için üslubum zaman zaman fazla samimi kaçmış olabilir. Affola).

Sunumda değindiğim bağlantılar şöyle:

Eğer ilginizi çektiyse blogda bu konularla örtüşen iki yazım daha olduğunu hatırlatayım:

Bütün girişimci ruhlara yürekten başarılar!

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Yeni bir web tecrübesi: Gozimo!

Bu yazı bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta herkesin kullanımına açacağımız bir girişimi konu alacak. Ama öncesinde girişimcilik meselesiyle söylemek istediğim bir şeyler var. Onları okumak isterseniz aşağıdaki linke tıklayın. Yoksa aynen devam!

Girişimcilik meselesine dair

Kimilerinin artık duymaya bile tahammül edemediği girişimcilik tenceresinin altının her dem kaynaması boşuna değil. Nüfusun bu kadar kalabalık, gençlerin bu kadar fazla, üniversitelerin bu kadar yetersiz ve işsizliğin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede gayet normal bir sonuç bu.

Yıllık ücretleri el yakan özel anaokulların bile özel yetenek sınavıyla öğrenci kabul ettiği bir dönemde girişimcilik de şekil değiştiriyor. Doğu ve Batı’nın müreffeh (refah içindeki) girişimcilerinin yola çıkarken önceliği ‘dünyayı değiştirme‘, ‘hayallerini gerçekleştirme‘ gibi ideallerdir. Bizdeyse sürekli sırtta patlayan ‘başarmak zorundasın!’ kırbacının yeşerttiği bir umuttur girişimcilik.

En iyi okullarda okudun ve büyük bir şans eseri bir iş buldun diyelim. Başladığın işte üniversiteye hazırlık kursunun aylık taksidi kadar maaş alırlsan öp başına koy. Bu çağın profilinden sabır beklemek yeni bir dünya kurmak kadar güç. Dişini sıkanın kazanacağına ikna etmek çok zor. Girişimcilik kaçma ve yırtma planlarının sihirli değneği gibi görünüyor bu yüzden.

Her gün internette bir şeyler yapmak için kolları sıvayan en az birkaç gençle konuşuyor, yazışıyorum. Sohbetin genelinde esas hayallerinin köşeyi dönmek olduğu ortaya çıkıyor. Çok para kazanacak, çok yatırım alacak fikirler peşindeler. Şirketlere yapılan yatırım haberleriyle heyecanlanıyorlar. Yorumlarda en güzel yatırımı kendilerinin hak ettiğini söyleyip, alanların beş para etmez girişimler olduğundan dert yanıyorlar. İdolleri etrafa en çok para saçanlar (ve kapanlardan) oluşuyor. Onların masalarına oturacakları günün hayalini kuruyorlar. Ama o paraların karşılığında nelerin verildiğine, hangi potansiyellerin kaçırıldığına kafa yoran yok. Girişimcilik bir nefes tutma yarışıdır oysa.

Bu açıdan bakınca BAZI web girişimcileri hiçbir hayrı olmayacak üç-beş kuruş uğruna bayram boyu kapı kapı dolaşıp palavradan el öpen çocuklara benziyor.

Bir girişimin başarısını aldığı yatırımla ölçen bir zihniyet var. Öyle olsaydı ‘risk sermayesi’ diye bir terim olmazdı. Yatırım kumardır. Çoğunlukla para batar, buhar olur. Ama arada kazanır, acısını çıkarırsın. Amerikan yatırım fonlarının bilançolarını incelerseniz bunun rakamsal açıklamalarını da görürsünüz.

Girişimcilik kaybetmek de dahil her şeyi göze alarak yola çıkmaktır. Hiçbir halta yaramasa da denemiş olursun. Hep daha parlak bir hedef vardır. Bir dahakine daha iyi yenilirsin!

gozimoGozimo, ortaklarım Devrim Altaylı ve Ercan Balcı ile 2012’nin ilk çeyreğinden bu yana üstünde kafa yorduğumuz bir proje. Teknik anlamda bu kadar zaman alacak bir şey değildi ama hepimizin yoğun ve farklı işleri olması, aklımıza sürekli sisteme ekleyecek yeni bir şeyler gelmesi ve (belki de en önemlisi) hayatımızın Gozimo’ya bağlı olmaması gibi gerekçelerle gecikti.

Tam açalım dediğimizde patlayan Gezi Parkı olayları yüzünden tekrar uykuya yattı. Ama neredeyse her gün aklımıza gelen yeni bir fikir sayesinde biraz daha gelişti, güçlendi.

Ama artık hepimiz bu bitmeyen geliştirme sürecinden sıkıldık ve açmaya karar verdik.

Gozimo nedir?: Gozimo üyelik gerektirmeyen, ücretsiz bir web tarayıcı eklentisi. Chrome, Firefox, Internet Explorer ve Safari’de çalışacak. Tıklayıp yükledikten sonra yapmanız gereken ekstra bir şey yok.

Gozimo  aradığınız şeylere yönelik en uygun kaynakları, tamamlayıcı içerikleri, hatta satın almak istediğiniz bir ürünün en uygun fiyatlı olduğu siteyi size söyleyecek. Daha da keyiflisi popüler birçok sitede eksikliğini duyduğunuz özellikleri otomatik olarak kullanımınıza açacak.

Üstelik bunun için ziyaret ettiğiniz sitenin Gozimo ile anlaşmalı olması gerekmiyor. Web tarayıcınızın içinde açılan bütün siteler, bütün sayfalar Gozimo tarafından zenginleştirilebilir durumda olacak. Kimseye bağlı değiliz. Ne siz, ne biz. Hiçbir kişiye, kuruma eyvallahımız yok. Doğrusu, dürüstü, en iyisi, faydalısı neyse; neredeyse biz de oradayız! Özetle bütün internet Gozimo’nun bir mecrası olacak. Ve sitelerin Gozimo’yu engellemesi, müdahale etmesi de mümkün değil.

Bunları yaparken sizi asla rahatsız etmeyecek, hangi sitelere girdiğiniz / girmediğinizle ilgilenmeyecek, üyelik şartı koşmayacak, size dair bir kayıt tutmayacak.

Fiyat karşılaştırmasına yönelik bir örneğe bakalım mesela (tam ekran seyretmek daha iyi fikir verebilir).

Continue Reading →

Bu yazıya 44 yorum yapıldı.

Ben ne iş yapıyorum?

Ne iş yaptığıma dair nispeten ayrıntılı bir yazıyı blogu açtığım ilk gün yazmıştım. Üyesi olduğum her sosyal ağda da insanlar kimim, neyim, bilsin diye profil sayfamda linkini veriyorum. Ama sürekli artan sayıda kişinin ‘ne iş yaptığımı’ sorması ve sorgulaması bunun yeterli olmadığını gösteriyor.

Bunda elbet benim payım da vardır. Prensip olarak (elimde birçok fırsat ve mecra olmasına rağmen) kendi işlerimden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Muhtemelen aşağıdaki satırları okuyan pek çok kişi, bahsi geçen şeylerden ilk defa haberdar olacaktır. (Yani bunları paylaşma sebebim soranlara ‘buyur, oku’ diyebilmek içindir. Böbürlenme, caka satma gibi algılamayın lütfen).

Continue Reading →

Bu yazıya 35 yorum yapıldı.

Melek yatırımcıya vergi muafiyeti geliyor

Devletin özel sektörle ilişkisinin sadece vergi toplamayla sınırlı olduğu zaman çok da uzak bir geçmişe dayanmıyor. Ancak dünyanın 16. büyük ekonomisi olan ve 100. kuruluş yıldönümüne denk gelen 2023’te (yani 11 sene sonra) dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma hedefine sahip Türkiye’de devletin özellikle teknoloji, yenilikçilik (inovasyon) ve ARGE (araştırma-geliştirme) alanında seyirci kalması pek de akıllıca değil.

Bu konuda bir süredir KOSGEB‘den TÜBİTAK‘a kadar farklı kurumlarda yürütülen destek, kredi ve hibe çalışmaları çok daha yapıcı ve heyecan verici bir dönemece doğru ilerliyor.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün

Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyareti kapsamında heyette bulunan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile sohbetimizden aldığım bazı notlar sanıyorum özellikle teknoloji alanında faaliyet gösteren, fikri olan ve umut taşıyan herkes için ilgi çekici olacaktır:

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Türk web girişimcisinin açmazı

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları’nın Berlin’de ilk ayağını gerçekleştirdiği SocialTrippin’ etkinliğine davetliydim. O konu hakkında ayrıca bir derleme yazacağım. Fakat merak edenler için şöyle özetleyeyim; amaç Türk ve yabancı sosyal mecra kullanıcılarını bir araya getirip fikir alışverişinde bulunmak, sosyal mecranın öncü isimlerinden tecrübe ve tespitleri paylaşmaktı.

Singapur’dan ABD’ye kadar geniş bir coğrafyadan konukları ağırladı bu etkinlik. Yemek sırasında yan yana oturduğum Alman dijital pazarlama uzmanı ve yatırım danışmanı Andre Alpar ile internet sektöründen lafladık. Ki kendisi Türkiye’deki kimi alım-satımlarda da rol almış; Türk web girişimcilerinin birkaçıyla şahsen tanışmış bir isim.

En çok merak ettiğim konu Alman kullanıcıların popüler yabancı (daha çok ABD kökenli ve İngilizce) girişimlere olan ilgisiydi. Bizde malum, Facebook, LinkedIN, FriendFeed, Twitter gibi ağlar bir anda patlıyor ve kimse bunların yerlileriyle ilgilenmediği gibi, es kaza daha önce açılan benzer yerli örnekler bir anda yerle bir oluyor. Birisi bunların benzerini yapar yapmaz binbir türlü yaftayla aşağılanıyor, eleştiriliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.