İçeriğe geç

Etiket: çin

#CoronaVirus hakkında birkaç faydalı bilgi

Bu yazıda birkaç ay içinde dünyanın her yerinde gündemin ilk sırasına oturan; dolayısıyla çok konuşulan ancak gözlemlediğim kadarıyla birçok bilgi eksikliği veya tutarsızlığına da sahne olan salgın hastalık COVID-19 hakkında öğrendiklerimi derleyeceğim. Bunu yaparken mümkün olduğunca (güvenilir olduğunu düşündüğüm) kaynaklarımı da bağlantılarda paylaşacağım. Kolayca tahmin edeceğiniz sebeplerden ötürü bu kaynakların büyük bölümü Türkçe olMAyacak. Şahsen yapabileceğim o yazılardan kesitler, anafikirler sunmakla kısıtlı. Aynen de öyle yapacağım.

https://www.youtube.com/watch?v=seyE11IpIjw

Ben de pek çoğunuz gibi bu konularda herhangi bir uzmanlığa sahip değilim. Ancak hayatımı() bu kadar etkileyen bir konuda kendimi bilgiye her zamankinden daha aç hissediyor ve doyamıyorum.

Uzun lafın kısası: Bu yazının bir iddiası yok. Bir bilgi paylaşımı olarak okuyun lütfen.

CoronaVirus, COVID-19, Corona…

Öncelikle terimleri kafamızda yerli yerine oturtalım:

‘Corona’, Latincede ‘taç’ anlamına geliyor. Hani şu kralların, kraliçelerin taktıklarından. Ancak daha çok Güneş ve benzeri yıldızların etrafındaki ışık huzmelerini (hareleri) tanımlamak için kullanılıyor. Hristiyan sanatında İsa Peygamber ve havarilerinin başlarının üstünde resmedilen çemberler de ‘corona’ olarak anılıyor.

Ağaç sinek yapar, bitki böcek toplar

Ceyda Torun imzalı Kedi adlı bir belgesel var. Birçok ödüle layık görüldü, ilklere imza attı. Tanımlamak kolay değil. ‘İstanbul belgeseli’ de denebilir ‘kedi belgeseli’ de. ‘İstanbul Kedileri’ ya da ‘Kedilerin İstanbul’u’ da olabilir. Beni üzen tek yanı, şehrin en yoğun kedi nüfusunu barındıran Maçka Sanat Parkı‘nı içermiyor oluşu (detaylar Foursquare yorumlarında).

İstanbul’da doğmuş ve büyümüş biri olarak bu İstanbul ve kedi kadar birbirine geçmiş başka iki kavram var mıdır bilemiyorum. Devlet erkanımız her İstanbul görselleştirmesinde araya bir Ayasofya, Boğaziçi Köprüsü ve saire sıkıştırma derdinde ama bunlar çok küçük bir azınlığın hayatında var (Örneğin bir araştırmada İstanbul’da yaşayıp denizi HİÇ görmemiş yüzbinler olduğu ortaya çıkınca kamu kurumları ve STK’lar ücretsiz Boğaziçi turları düzenlemişti. Topkapı Sarayı’nı ya da Ayasofya’yı gören kaç İstanbullu vardır bilmek bile istemiyorum).

Yani diyeceğim o ki ne köprüdür ne kule, ne saraydır ne boğaz; İstanbul’un sembolü kedidir, KEDİ! Hangi taşı kaldırsanız, hangi dama baksanız, kafanızı nereye çevirirseniz karşınıza bir kedi çıkar. Üstelik öyle böyle değil; dünyanın en güzellerinden. Yaşlısından gencine, pahalı muhitinden fakirine, sahilinden tepesine; her yere ve herkesin hayatına sızmıştır.

Kısa bir Çin seyahatinden akılda kalanlar

Çin, çok istememe rağmen bir sürü nedenden (aksilikten) dolayı bir türlü ziyaret edemediğim bir ülkeydi. 5-9 Eylül tarihleri arasında şeytanın bacağını kırdım. Bu -uzaması pek muhtemel- yazı, seyahatin hazırlıkları ve süreciyle başlayıp araya biraz teknoloji sokacak; ardından yine seyahat not ve tavsiyeleriyle bitecek (size hangi kısmı faydalı gelirse ona odaklanın).

Hasretle beklediğim bu seyahatin bu kadar kısa olmasının sebeplerinin başında Çin’in vize prosedürü ve araya giren kurban bayramı geliyor. Çin, vize için Türklerden epey bir belge istiyor. Aralarında (başka hiçbir ülkenin vize başvurularında karşıma çıkmayan) antetli kağıda yazılı ve noter tasdikli şirket mektubu dahi var. Üstelik hepsinin harfiyen karşılanmasını istiyor. Örneğin e-devlet sitesinden aldığım bir belge QR kodsuz versiyon olduğu için kabul edilmedi. Şirket belgesi de noter onaylı olmadığı için geri döndü. Vizenin bedeli 58 Dolar’dan başlayıp niyetinize göre (süre, giriş-çıkış sayısı, vs) yükseliyor (Küçük bir bilgi olarak ekleyeyim: konsolosluklar hem kendilerinin hem de bulundukları ülkenin milli bayramlarında izin yapıyor. Başvurularındaki zamanlama açısından aklınızda olsun).

Memleket tamam da ‘senin’ halin ne olacak?

Şafak Altun ile Radikal’de senelerce birlikte çalıştık. Televizyon ‘cephesine’ geçince koptuk. Yıllar sonra Doğan TV’de yöneticilik yapmaya başladığımda yolumuz yeniden kesişti (kendisinin neredeyse ‘bana özel’ kitaplar yazdığını keşfetmem de o zamana denk geliyor). Deniz Bayramoğlu ile de aynı dönemde tanıştık. Deniz de okuyan, araştıran, bilgisi, gustosu olan; kanımın kaynadığı, denk geldikçe sohbetinden keyif aldığım bir avuç insandan biriydi.

Sonra ben kendi içerik ajansımı kurmak için ayrıldım.

Seneler sonra Şafak’ın beni CNN Türk’te bir televizyon yayına davet etmesiyle bu iki sevdiğim insanın bir program yapmakta olduklarını öğrendim. Bu çağrı aynı zamanda dualarımın sonunda kabul olduğunun da işaretiydi. Çünkü konumuz (doğrudan) teknoloji değildi!

Haftanın Özeti: 33

[box type=”info”]Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.[/box]

[nextpage title=”Genel Gündem” ]

Genel Gündem

  • Futbolda şiddeti engellemek adına Brezilya rakip takım taraftarlarını yanyana oturtma kararı aldı. İşyerinde, okulda, hastanede bir arada olabiliyorlarsa tribünde neden olamasınlar?

brezilya

  • NASA, küresel ısınmanın gidişatına bakarak 2100 yılında dünyanın falına baktı. 21 iklim modelini kapsayan öngörüde atmosferde biriken sera gazının sonuçları gözler önüne seriliyor.

Haritadaki renklerin anlamını sanıyorum açıklamama gerek yok.
Haritadaki renklerin anlamını sanıyorum açıklamama gerek yok.

  • ABD’nin Virgina eyaletinde üniversite eğitimi gören 17 yaşındaki Ali Şükrü Amin Twitter hesabından terör örgütü IŞİD için Bitcoin cinsinden para yardımı toplanması için bir sistem kurduğu ve buna yönelik propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Amin’in 15 yıl hapsi isteniyor.

Haftanın Özeti: 27

[box type=”info”]Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.[/box]

[nextpage title=”Genel Gündem” ]

Genel Gündem

  • Baltimore şehrinde gözaltında omuriliğinde oluşan ağır hasarlar sebebiyle hayatını kaybeden Freddie Gray için başlayan protestolar ABD’de sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı, asker müdahalesi gibi pek de alışık olunmayan bir dizi önlemi hayata geçirdi. Fotoğraflar olayın boyutlarını göstermek adına yardımcı olabilir.

eylemler

  • Bu ‘ana yüreği’ denen şey dünyanın her yerinde aynı. Baltimore olayları bize bunu bir kere daha gösterdi. Eylemleri televizyondan izlerken oğlunu gören bir anne olay yerine giderek evladını kelimenin tam anlamıyla evire-çevire, döve-döve evine götürdü. Buna Türkçe dublaj yapmak hiç zor olmazdı mesela.

  • Aynı olaylar bize bir şeyi daha hatırlattı. Sosyal medya yanlış / sahte bilgi yayılması için rakipsiz derecede kusursuz bir ortam. Bununla baş etmeyi öğrenene kadar çok canlar yanacak.

Haftanın Özeti: 24

[box type=”info”]Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.[/box]

[nextpage title=”Genel Gündem” ]

Başlığa yazarken fark ettim ki bu özet macerasında 6 ayı devirmişiz! Benim için kesinlikle gurur verici. Her gün ulaştığı trafiğe bakınca hiç ummadığım kadar fazla kişinin de ilgisini çektiğini, fayda yarattığını görerek daha da keyifleniyorum.

Biraz filmlerdeki gibi olacak ama siz bu satırları okurken ben bir uçakta İngiltere’ye doğru yol alıyor olacağım. Dolayısıyla yorumlarınızın onaylanması ve cevaplanmasında bazı gecikmeler yaşanabilir; şimdiden özür.

Genel Gündem

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından hazırlanan infografik fikstürde son durumu özetliyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından hazırlanan infografik fikstürde son durumu özetliyor.

  • Vatandaşlarına internette nefes aldırmamaya yönelik çabalarıyla dünyaya nam salan Çin ise yepyeni ve çok daha güçlü bir silahla ülkenin tüm elektronik trafiğini kontrol etmeyi başardığını iddia ediyor. ‘The Great Cannon’ adlı bu yeni araç içeriği denetleyip sansürlemekle kalmıyor; içine zararlı kod ekleyerek dilediği (yani çökertmek istediği) bir siteye de DDOS saldırısı olarak yönlendirebiliyor.

2012’nin (teknolojik) özeti, 2013’e bakış

[box]Bu yazı 26 Aralık 2012’de Radikal’de yayımlanan köşe yazımın genişletilmiş sürümüdür.[/box]

Dijital trendlerin değişim hızı ve yayıldığı satıh ‘artık’ hepimizin malumu. İnternete bağlı sistemler sarmaşık gibi yayılmaya devam ediyor. Birbirine bağlı cihaz sayısı, birbirine bağlı insan sayısını 4 yıl önce geçmişti. Dünyanın geride kalan üçte ikilik kısmını dijital aleme bağlamak artık sosyal ağların görevi.

Bu süreçte mobil cihazların kilit rol oynayacağı ortada. Henüz sadece 1 milyar kullanıcıya sahip olsa da akıllı telefon ekranları yüz milyonlarca kişinin internetle tanıştığı ilk ortam. Ve bu kitle interneti mobil hizmetler ve uygulamalar üstünden kullanmaya devam edecek. Çoğunun belki hiçbir zaman bir bilgisayarı olmayacak.

Lafı fazla uzatmadan birkaç ana başlık ekseninde 2012’nin bize gösterdiklerine bakalım.

Uzakdoğu mutfağına giriş ve suşi

1992 yılında yarı resmi bir görev için Japonya’ya gittim ve uzun denilebilecek bir süre orada bulunma fırsatını yakaladım. Üstelik otelde de kalmadım, iki farklı Japon ailesinin yanında geçirdim o süreyi.

Gitmeden önce kafama en çok takılan şey anca filmlerde gördüğüm o çubuklarla yenilen yemeklerdi (Çince: kuai-zi, Japonca: haşi, İngilizce: chopstick, Türkçe: çubuk. Bizde nedense İngilizcesini tercih ediyorlar. Çubuk demek çok mu zor, az mı havalı?). Japonlarla Çinlilerin böcek yediklerini duymuştum o zamanlar bir yerlerden; ‘ben ne yaparım oralarda ne yerim’ diye hayıflanıp duruyordum.

O zamanlar İstanbul’da (benim bildiğim) hiç Japon restoranı yoktu. Taksim Gümüşsuyu’nda şimdi kapanan tek bir Çin restoranı vardı. Ama o dönemler benim gelirimle asla deneyemeyeceğim kadar pahalı olduğu için tadamamıştım.

Japon restoranında bir sergi
Japon restoranında bir sergi

Japonya’ya vardığım İlk gün acaip bir olay yaşayınca yemekle ilgili iyice soğudum (başka bir zaman o anıları topluca anlatırım; cidden komik şeyler yaşadım). Ama iki üç hafta sonra direncimi kırıp denemeye başladım. Hayatıma hala hakim olan Uzakdoğu mutfağı kavramını da böylece tanımış oldum.

Aradan geçen 16 yıl boyunca bu konuda epey piştim. Japon mutfağı başta olmak üzere, Çin’in dört farklı bölgesini, Kore ve Tayland mutfağını gerek Türkiye’de gerekse kendi topraklarında deneme fırsatı buldum.

Köpek eti, at eti, domuz kanı, tavuk bacağı, kara böcekleri, deniz böcekleri, hayvan cinsel organları (al işte bir öykü daha) dahil olmak üzere birçoğunun duyunca bile tüylerini diken şeyler denedim. Az lezzetli olan ve bir daha yemek için can atmayacağım iki şey köpek eti ve maymun beyniydi. Ama lezzetsiz de değillerdi.

Konuyla ilgili bilgisi olmayanlar için Türkçe neredeyse hiçbir kaynağın olmadığını gördüm. Belki de bir yazıyla bir katkı da ben yapabilirim dedim. Amacım züppelik, caka satmak değil yani; baştan söyleyeyim.

İşte başlıyoruz…