Cumhurbaşkanı heyetindeki yerimi alıyorum!

Birkaç gün önce Ankara’dan resmi bir davet aldım. NATO Zirvesi için ABD’nin Chicago şehrini ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağındaki heyette yer almak için!

Şöyle bir kareyle dönmezsem ne olayım 🙂

Bağlantıyı kuramayanlar için ziyaretin ikinci ayağını da aktarayım. Gül, bu Zirve’den sonra birkaç kabulün ardından San Fransisco’ya geçerek önce Stanford Üniversitesi’nde bir konuşma yapacak, ardından sırasıyla hafta boyunca Apple, Google, Facebook ve Twitter merkezlerini ziyaret ederek temaslarda bulunacak. Ayrıca bir grup internet yatırımcısıyla da görüşecek. Ben de seyahatin bu ikinci kısmına eşlik ve şahitlik edeceğim.

Geçmişte bu konuda iki kere kalem oynatmışlığım var. 2005’teki bir köşe yazımda ABD’nin Çankaya Köşkü olarak adlandırabileceğimiz Beyaz Saray’a blog yazarlarının davet edilmeye başlanmasının ardından bizde böyle bir şey olup olmayacağını sorgulamıştım. Elbette olacak iş değildi. (hele ki o yazıyı yazdığım dönemdeki Cumhurbaşkanlığı web sitesini gördükten sonra. Neyse ki şimdiki haliyle yüreğe su serpiyor).

Cumhur’a yaklaşabilen Başkan olmak

2006’daki konuyla ilgili diğer yazım yine ABD’den esinlenmişti. Turistik bir etkinlik olarak gezdirilen Beyaz Saray’a rağmen halkına yedi kat yabancı bizim Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne aitti merakım (o dönem bırakın kapısından girmeyi, yakınından bile geçemediğiniz bir yerdi. Bugünse ziyaretçi akınına uğrayan bir mekan). O yazıda şöyle yazmışım:

Ey Seda Sayan’ın düşürdüğü cenini, İbrahim Tatlıses’in dansözünü, Kaya Çilingiroğlu’nun yeni aşkını ve bunun gibi milyon tane gereksiz şeyi merak eden okur (Güler Kömürcü taktiği); hiç merak etmez misiniz başbakanlar, cumhurbaşkanları ne yapar, ne yer, ne içer, ne giyer, nerede yaşar, günü nasıl geçer?

Pembe Köşk, Başbakanlık Konutu dedikleri ve biz sıradan fanilerin kafasında bir isimden başka bir şey ifade etmeyen o binaların içini düşünmez misiniz? Benim böyle bir takıntım var nedense. Üstelik bu basit bilgilerin bizimle neden paylaşılmadığını da merak eder dururum.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer sabah akşam heyet kabul edip, kanun, yasa teklifleri inceleyip veto ve itiraz avcılığı yapıyor olamaz, değil mi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da gece gündüz fındık fiyatları, AB uyum süreci ya da İsrail vahşetini düşündüğünü de sanmıyorum. Onların da bir hayatı olduğunu öğrenebilseydik belki onları çok daha farklı yorumlayacak daha insani kriterlerle değerlendirecektik. Öyle magazinleştirmek de değil söylediğim; yanlış anlaşılmasın.

Huber ve Çankaya köşkleriyle ilgili merakımda en iştah kabartıcı bilgilere Google’dan ulaştım. Uydu haritaları üstünde Huber’in 64 dönümlük dev arazisini, Çankaya’nın bina ve bahçelerini tepeden gezinip durdum. İstediğimi yine alamadım ama hiç yoktan iyidir.

Bugün geldiğimiz noktayla kıyaslama açısından o yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Gün oldu, devran döndü, senelerce imrenerek baktığım ve ilginç bir hikayesi olan Huber Köşkü‘ne 2011 yılında davet edildim. Bana özel, gayrıresmi bir davet! Kıyafet zorunluluğu, kasvet, resmi gündem falan yok;  tam benlik anlayacağınız.

Atladım Vecihi‘ye ulaştım kapısına.

Huber Köşkü bahçesinden Boğaz.

Bu ziyarette dev alanın içinde yeni yapılan binalara ek olarak lojman olarak kullanılan mini villaları ama (benim için) en önemlisi Süleyman Demirel zamanından beri kullanılmayıp kapalı duran, sizin de muhtemelen yoldan geçerken gözünüze çalınan o dev arazi içindeki asıl Huber Köşkü’nü gezdirdiler. İçeride zaman durmuş gibiydi. (bu blogu yazarken orada çektiğim fotoğrafları hiç paylaşmadığım aklıma geldi. Açıklamalarımla ekliyorum. Yalnız yanımda profesyonel bir makinam yoktu, hepsi bir iPhone4 ile çekildi bu yüzden kaliteler vasat. Ama fikir verir. İlk resme tıklayıp klavyenizin ok işaretleriyle gezinebilirsiniz)

 

Ardından daha da ilginç bir şey oldu ve Ankara’daki Çankaya Köşkü’nü ziyaret etme fırsatı yakaladım. Bu yerleşke deniz manzarasından yoksun olmasına rağmen çok daha etkileyiciydi. Onu da ilk defa buradan paylaşmış olayım:

 

Önümüzdeki hafta katılacağım ABD davetinin beni en çok sevindiren tarafı Radikal Gazetesi Köşe Yazarı  değil; etkin bir sosyal medya kullanıcısı kimliğimle çağrılmış olmam. Tarzım olmayan bir cüretle söyleyeyim, bu bakış açısıyla Türkiye’den benden başka biri çağrılsaydı gerçekten içime otururdu.

Bugün mangalda kül bırakmayan gazeteci, televizyoncular daha telefon kullanmayı bilmez, interneti mecburen kullanırken ben bu ormanda avlanıyordum dostlar 🙂 Gerçi şimdi de Twitter’dan gayrı bildikleri bir şey yok ama neyse; farkı gören görmüş…

Bu seyahat nelere gebe?

Cumhurbaşkanlığı ziyaretlerimde birçok bilgi edindim ama benim ana konumun dışında kaldığı için paylaşamadım. Benim esas konuma ait kısımları da durduk yere paylaşmaktan çekindim. Bir anda Yavuz Donat tarzı etiketlenmek de var zira. Sırf bu endişelerden dolayı Cumhurbaşkanı’nı bugüne dek Twitter’da bile takip etmediğimi fark ettim.

Sevelim, sevmeyelim Abdullah Gül bugün dünyanın interneti en iyi ve etkin kullanan birkaç liderinden biri. Altında bu stratejiyi sahiplenen ekiple de bizzat tanışmış biri olarak çok daha iyi şeylerin yolda olduğunu söyleyebilirim.

Bahsi geçmişken hoşuma giden birkaç e-hizmeti de paylaşayım:

Bu seyahatte hem Cumhurbaşkanı Gül ile bu konuları doğrudan konuşabilme hem de onun görüşlerini sakin ve rahat bir gündemde (umarım) dinleyebilme fırsatına kavuşacağım. Ayrıca Apple, Google, Facebook ve Twitter gibi şirketlerin en üst düzey yöneticileriyle bir masada ortak olarak dünyayı ve Türkiye’yi bu yeni dünya ekseninde ele alabileceğiz. Büyük yatırım gruplarının Türkiye’ye bakış açılarına bakacak belki gelecek stratejilerine şekil vereceğiz.

Daha da güzeli 26 Mayıs 2012 Cumartesi günkü Sosyal Medya programını (bir kere daha) San Fransisco’dan canlı yapacağım. Konuğumun kim olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?

Yeni heyet, yeni medya

Bütün bunlar olurken eski tüfek gazetecilerin el-pençe-divan hallerini, zaaflarını, hırslarını ve hallerini kaydedeceğim. Hepsini de paylaşacağım, hiç merakınız olmasın.

O heyette yer almak için taklalar atan meslektaşlarımdan değilim. Bilen bilir. Ama benim dilime ve ilgi alanlarıma bu kadar yakın bir Cumhurbaşkanı ile ABD seyahati fırsatını da kaçıracak değilim 🙂 Torunlarıma anlatacağım…

Bu seyahati takip etmek isterseniz hesapları hatırlatayım: anlık gelişmeleri Twitter ve FriendFeed‘den, gezdiğimiz yerleri Foursquare‘den, yiyip içtiklerimizi Foodspotting‘den, fotoğrafları Google+ Picasa’dan, videoları Youtube‘dan, genel derlemeleriyse bu blog ve haftaya Çarşamba Radikal gazetesindeki sayfamdan aktaracağım. Belki bir Storify derlemesi de yapabilirim; emin değilim. Yeni medya araçlarıyla heyet takibi nasıl oluyormuş görelim hep beraber.

Buraya kadar okuduysanız sizden de bir ricam olacak. Yaklaşık 1 hafta zaman geçireceğim Cumhurbaşkanı’na hangi mesajı aktarmamı, ne sormamı istersiniz? Bunları yorum bölümünde paylaşırken sizin de yüz yüzeyken sorabileceğiniz tarzda şeyler olmasına özen gösterin lütfen. Emek israfı olmasın boşuna.