Tag Archives | san fransisco

Umumi tuvaletler ve Kırık Camlar Teorisi

Tuvalet meselesi benim için önemli. Blogumun URL yapısını değiştirdiğim için sosyal medya paylaşım sayaçları sıfırlandı ama bu konuyla ilgili yazdığım son yazının gördüğü ilgiye bakınca bu önemin sadece benle kısıtlı kalmadığı ortada.

O yazıda da değindiğim bir konuyu baştan netleştirelim: hepimiz işeyip, sıçıyoruz. Çok büyük bir sağlık sorunu yoksa bunun istisnası yok. Üstelik hiç bahsetmesek bile bu çok keyif aldığımız bir şey. Hatta çocuklukta 2-4 yaş arasına denk gelen ve ‘anal dönem‘ olarak adlandırılan aralıkta çocuklar kakalarını tutarak ya da yaparak zevk alır. Kakayı tutmak da yapmak da büyük ilgi ve övgü toplar ve Freudyen teoriye göre süperego dediğimiz üstbenlik bu evrede şekillenir. Kararsızlık, cimrilik, titizlik, inatçılık, aşırı düzen gibi uç karakter özellikleri hep bu anal dönemde yerleşir.

Anadolu kültürü olarak tuvalet kültüründe bir noktaya kadar çağın ötesinde bir çizgiyi tutturmuşuz (Topkapı Sarayı’nda ecdadlarımızın def-i hacet ettiği kuburlara bakmanızı tavsiye ederim. Süleyman sadece haremde cariye bafillemiyor, aynı zamanda sıçıyordu! BİZİM ECDADIMIZ BU DEYİL!).

Avrupa sokaktaki idrar ve dışkılara ayığı bulaşmasın diye topuklu ayakkabıyı icat ederken biz tuvalet kullanan bir toplummuşuz. Ama ne yazık ki (pek çok diğer şey gibi) ilerlemenin geri kalanını diğer medeniyetlere bırakmışız. Bizim hakim tuvalet kullanım sistematiği bugün hala Osmanlı’nın o döneminden ileriye gidebilmiş değil.

Topkapı Sarayı Sultan helası.

Topkapı Sarayı Sultan helası.

Uzunca bir süredir belirli bazı obje ve kompozisyonların fotoğraflarını çekiyorum. Bunların başında da taharet boruları, alaturka tuvaletler ve sifonları geliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 25 yorum yapıldı.

San Francisco’dan yemek ve mekanlar

Dünyanın en popüler teknoloji girişimlerinin büyük bir bölümünü barındıran San Francisco mesleğim gereği sık gittiğim yerlerden biri. Bizim Silikon Vadisi dediğimiz bölge de yine bu şehirde bulunuyor (ki verdiğimiz isim aslında büyük bir çeviri faciası. İngilizce’deki ‘silicon’ bizim dilimizde ‘silisyum‘a denk geliyor. Bizim ‘silikon’ dediğimiz şeyin İngilizce’deki karşılığı ‘siliconE‘. Yani orası aslında Silikon değil; Silisyum Vadisi).

san_francisco_sehir_rehberi

İlk ziyaretimi turist olarak 1993’te yapmıştım ve beni gerçekten büyülemişti. Gençliğim boyu senelerce kaçırmadan izlediğim Karl Malden ve Michael Douglas’lı unutulmaz San Francisco Sokakları dizisinden aşina olduğum o dik tepeler, tramvay, iki-üç katlı evler ve muhteşem okyanus manzarası… Yıllar boyu izlediğim şeyleri dünya gözüyle görmek, gezmek, inanılmaz bir tecrübeydi.

Continue Reading →

Bu yazıya 18 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 3

Abdullah Gül ile beraber geçirdiğimiz 1 haftalık ABD ziyaretinin ardından San Fransisco – Ankara – İstanbul  rotasında 17 saati bulan yorucu ama keyifli bir yolculukla memlekete döndük. Seyahat boyunca yaşananları önceki yazılarımda özetlemiştim: 1, 2. Ziyaretle ilgili bu son yazımda hem son iki günü özetlemek hem de genel bir toparlama yapmak istiyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 2

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ABD teknoloji şirketlerine ziyaretlerimiz sürüyor. İlk kısmını önceki bir blog yazımda paylaşmıştım; bu yazıda Apple, Google, Facebook ve Microsoft ayaklarını aktaracağım.

Her şeyden önce bir ara bilgiyi sıkıştırmak istiyorum. Teoride (yani bize verilen brifingde) bu şirketlere yönelik ziyaretlerimizde benim de arasında bulunduğum küçük bir grup bütün toplantıları bizzat Sayın Gül ile takip edecekti. Ancak pratikte nedense (Microsoft haricindeki) şirketler sadece Cumhurbaşkanı ve yanındaki küçük bir gruba bu sunumları yapmayı tercih etti ve bizi dışarıda bıraktı. Biz toplantılar sırasında kampüs turuyla yetinmek zorunda kaldık (ve bolca sitemlerimizi ilettik hepsine ayrı ayrı).  Dolayısıyla aktaracağım bilgilerin bir kısmı dolaylı olarak edindiğim bilgilerdir.

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı seyahatinden notlar – 1

Geçen hafta duyurduğum gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ABD’deyim. Kendisi yine geçtiğimiz hafta Chicago’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından San Fransisco’daki Apple, Google, Facebook, Twitter ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerini ve Stanford Üniversitesi’ni kapsayan bir özel tur organize etmiş. Ben de bu ayağı takip ediyorum. Chicago’daki Zirve’nin son gününe denk geldiğimden işin o tarafına dair pek bir gözlemim olmadı. Ben vardığımda bütün liderler heyetleriyle beraber evlerine doğru yola koyulma sürecindeydi.

Bu benim bir Cumhurbaşkanı heyetiyle beraber ilk seyahatim. Dolayısıyla benim için her şey yeni ve ilginç. Eminim bu satırları okuyan çok az kişi bu tip bir etkinliğin parçası olmuştur; dolayısıyla sizler için de ilginç olabileceğini düşünerek ‘erken’ gözlemlerimi taze taze paylaşıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Cumhurbaşkanı heyetindeki yerimi alıyorum!

Birkaç gün önce Ankara’dan resmi bir davet aldım. NATO Zirvesi için ABD’nin Chicago şehrini ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağındaki heyette yer almak için!

Şöyle bir kareyle dönmezsem ne olayım :)

Bağlantıyı kuramayanlar için ziyaretin ikinci ayağını da aktarayım. Gül, bu Zirve’den sonra birkaç kabulün ardından San Fransisco’ya geçerek önce Stanford Üniversitesi’nde bir konuşma yapacak, ardından sırasıyla hafta boyunca Apple, Google, Facebook ve Twitter merkezlerini ziyaret ederek temaslarda bulunacak. Ayrıca bir grup internet yatırımcısıyla da görüşecek. Ben de seyahatin bu ikinci kısmına eşlik ve şahitlik edeceğim.

Continue Reading →

Bu yazıya 25 yorum yapıldı.

Londra mekanlarım

İngiltere’nin başkenti Londra, hem işim gereği en sık ziyaret ettiğim şehirlerden hem de her kişisel fırsatta Barcelona ve New York ile birlikte aklıma gelen ilk seçeneklerden.

Londra hayatınızı adamanız gereken şehirlerden. Aynen İstanbul, New York, Tokyo, Los Angeles, Paris gibi. Yaşayıp yaşayıp tüketemeyeceğiniz, sindiremeyeceğiniz türden. (Hayli keyifli, renkli, hayran bırakıcı olsa da örneğin San Fransisco, Amsterdam, Prag, Madrid ve Barcelona altından kalkabileceğiniz örneklerdendir)

Londra’ya dönersek aslında nereden başlamak gerektiğini bulmak bile mesele.

300’den fazla lisanın konuşulduğu bu şehirde İngilizce sadece bir avuç kalmış gerçek İngilizlerin anadili. Babil Kulesi’nde tanrıların gazabına uğramışların can simidinden öte bir işlevi yok. Hatta İngilizce’nin en garip hallerinin gözlenebileceği yer olarak da düşünülebilir. Mesela:

14 milyon nüfusuyla Avrupa Birliği’nin en kalabalık şehri unvanını taşıyan Londra, 40’tan fazla üniversite, 5 uluslararası havaalanı (bunlardan biri olan Heathrow gezegenin en işlek havaalanı), dünyanın en gelişmiş metro sistemlerinden biriyle sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor. Her ne kadar metrosuyla ünlü olsa da şehrin 24 saat çalışan meşhur kırmızı otobüslerinin 700 hat üstünde 8 bin araçla hizmet verdiğini ve sadece haftaiçi taşıdığı insan sayısının 6 milyonu geçtiğini de unutmayalım.

Ülkenin gelirinin yüzde 20’si bu şehrin vergilerinden geliyor. Avrupa’nın en büyük şirketlerinin 100’ünün genel merkezi burada. Yine AB’nin en yüksek gelir düzeyine sahip şehri.

Kentin kendi derdi, kalabalığı yetmez gibi bir de her sene ziyarete gelen 15 milyon turistin yükünü taşıyor (Paris’ten sonra dünyada en çok ziyaret edilen şehir Londra).

Müzelerini, müzikallerini, tiyatrolarını, publarını konu olan yüzlerce kitap olduğundan detaylara girmeyeceğim. Ama biraz kendi elimin altında not olarak bulunması, daha çok da sizin görme fırsatınız olursa beğeneceğinizi düşündüğüm yerleri paylaşma adına birkaç mekan / tüyo vermek isterim.

Continue Reading →

Bu yazıya 25 yorum yapıldı.