Acil değil ama çabuk çabuk olmalı

Teknolojiyle haşır neşir olanın kendine has değer yargıları vardır. Din gibi, milliyet gibi dogmatiktir, tartışılmaz. Android ve iPhone cephesini düşünün mesela. Siyasi kutuplaşmalardan farkı sandığınızdan çok daha azdır. Hepsi kendi tarafının misyoneri, tebliğcisi. Ötekinin en öteki, en münafık, en kafir olduğu mücadele.

Sürekli yenilenen, güncellenen oyuncaklarına inat şaşırtıcı derecede tutucudurlar.

Değer yargıları gibi ölçekleri de kendine hastır. Örneğin bir antropolog ya da evrim biyoloğunun zaman ölçeği yıllar; hatta yüzyıllardır. Teknoloji tutkunu milisaniyelerle uğraşır. Gözünün, zihninin algılayamayacağı kadar küçük farklarla sevinir, hüzünlenir.

iphone-palo-alto-1811_lawrence_610x407

Daha geçen gün bir arkadaşım yeni telefonuyla fotoğraf çekmek için tıkladıktan sonra kaydetmesinin 2 saniye sürmesine galiz küfürlerle isyan ediyordu.

Oysa düşününce biz (fotoğraf tutkunu o arkadaşım dahil) filmli fotoğraf makineleriyle büyüdük. Çektiğimiz fotoğrafı görebilmek için içindeki filmi bitirip makarayı fotoğraf stüdyosuna götürmek, yıkatmak ve karta bastırmak şeklinde özetleyebileceğim en az 2-3 günlük bir süreç. Üstelik neredeyse iki yüz yıl süreç aşağı yukarı böyle işledi (Polaroid‘i kapsam dışı bırakayorum). Bugünkü çocuğa anlatsan anlamaz. Yine de -bence- bugünkü kuşağın fotoğraftan aldığı keyiften çok daha fazlası alınıyordu her karede.

Keyif ile çile arasındaki bağ

Çocukluğumda en büyük eğlencem mahalledeki apartmanları dolaşıp kapıya bırakılan okunmuş dergileri toplamaktı. Harçlıktan artanı da okunmuş yabancı dergi satan dükkanlara aktarıyordum. Kimi zaman seneler öncesinin, dilini bile anlamadığım dergileri için.

Continue reading →

Yeni yıl için teknolojik tavsiyeler

Yazının başlığı ‘şunu alın, bunu satın, buna yatırım yapın’ tarzı bir anlam ifade ediyor olabilir. Uyarayım: bu o türden bir yazı değil.

Pazartesi günleri göbek ve basenler için ne ifade ediyorsa hayatlarımız için de 1 Ocaklar aynı anlama geliyor. Başarıya ulaşmak için hedef, odaklanma, niyet, azim fazlasıyla yeterli. Gel gelelim bu hisler çoğumuzda Şubat’a kadar bile dayanamıyor. Bir de bahane bulma hastalığımız var. Dünü tekrar etmek hayatta yapabileceğimiz en rahatlatıcı teslimiyet.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Sabah gazetesi yeni yıla yönelik teknoloji odaklı tavsiyeler isteyince aklıma gelenleri sıraladım. Bir kopyası da burada bulunsun dedim (uzman ağızlardan diğer konulardaki tavsiyeler de ilginizi çekebilir belki):

  • Envanter çıkarın: Çoğumuz anlık heveslerle, biraz da maymun iştahıyla teknolojik cihaz ve aksesuarlara saldırıp duruyoruz. Fakat bunların ne kadar işimize yaradığı bir yana; neye sahip olduğumuzu bile çoğu zaman unutuyoruz. Yeni yıl bir ‘depo sayımı’ yapıp envanteri çıkartmak ve dramımızla yüzleşmek için iyi bir zaman olabilir. Kaç USB kablosuna ve telefon kılıfına sahip olduğunuzu fark edince eminim şaşıracaksınız. Çekmecedeki kutudan çıkan telefonu da annenize vermeyi unutmayın. Kiminin duası, kiminin telefonu. (Bu sayım 2015’teki harcamalarınızı düzenlemek için de iyi olabilir.)

Continue reading →

Haftanın Özeti: 7

Haftaların özeti peşinde koşarken yavaş yavaş bir seneyi daha kapatıyoruz. Özetlerin yapısı ve sunumu konusunda her hafta yeni bir tecrübe, fikir daha katmaya çalışıyorum. Bu seferki denemem kategorilere ayırma oldu. Belki böylesi bazıları için daha kolay olabilir. Bence hepsine en azından bir göz gezdirin (bu özetlere yönelik bir hevese girdim ama ‘hayırlısı’ diyelim).

Gelelim 8-14 Aralık 2014 arasında ekranımdan geçen yüzlerce, binlerce şey arasından kenara not alıp paylaşmaya değer bulduklarıma.

Genel Yaşam

  • Bana en çok sorulan sorulardan biri “bu kadar farklı şeyi yapmaya, bakmaya, yetişmeye nasıl zaman buluyorsun?”. Kendime ait adını koymadığım bir düzen var, toparlayabilirsem mutlaka yazacağım. O zamana kadar Forbes’taki şu güzel makale aklınızda bulunsun (bunu galiba ilk yayınlandığında Twitter’da paylaşmıştım, bazılarınıza tekrar olabilir).
  • Ukrayna merkezli Kofta, insan bedenini kimi zaman taklit eden, kimi zaman tamamlayan ürünler tasarlıyor. Hayli enteresan. Biraz da ürpertici.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

  • Seattle merkezli dijital ajans The Cut, 1910-2010 yılları arasındaki 100 yıl süresince kadın saçlarına yönelik akımları 1 dakikalık videoya sığdırdı. Bu sayede 15 milyonun üstünde izlenmeye ulaştı. Kişisel favorim 70’ler.

  • İnternette yanlış bilgi nasıl yayılıyor? Mehmet Atakan Foça yazmış.

Continue reading →

Anladık, beğeniyorsun. Ama ne kadar?

Next Akademi derslerimde neredeyse her hafta tekrar ettiğim bir kalıp var:

  • Günlük hayatımızda hemen her konuda çok fazla şeyle karşı karşıya kalıyoruz.
  • Bunların neredeyse hiçbirine dikkatimizi veremiyor, sonradan hatırlayamıyoruz.
  • Neyin önemli, neyin önemsiz olduğuna dair algı yeteneğimizi yitiriyoruz.
  • Bu kadar gürültü ve parazit içinde sesi duyurmak, aradan sıyrılmak ve hatırlanmak özen ve yaratıcılık istiyor.

Büyük şehirlerde yaşayan bir kişi günlük ortalama 300 reklama / duyuruya maruz kalıyor. Ve bunlardan en fazla 5 tanesini hatırlıyor. Bu makasın daha da açılacağını tahmin etmek zor değil. Yani her geçen gün daha fazla mesajla karşılaşıp çok daha azını hatırlayacağız. Peki bunun sebebi ne?

Önce beyhude çabaya bakalım.

Times Square

Eminim yukarıdaki görüntüye -en azından filmlerden- aşinasınızdır. ABD’nin New York şehrinin en meşhur meydanlarından Times Square. O kadar meşhur ki kendine has bir resmi sitesi bile var. Bir sözlükte ‘mesaj bombardımanı’ maddesi için en uygun görseli oluşturabilecek yukarıdaki fotoğrafına tıklayıp büyüttüğünüzde dahi değişmeyecek bir gerçek var: kakofoni. Ya da karmaşa, kaos, mesaj sarhoşluğu…

Bir benzeri Japonya’nın başkenti Tokyo’nun Shibuya Meydanı‘dır (Şibuya okunur). Şahsen onu Times Meydanı’ndan daha önce görmüştüm ama hala hangisi daha karmaşıktı bilemiyorum (beyin belirli bir dozdan fazlasındaki farkı algılamıyor demek ki). Shibuya’nın LED ekranlı tabelalarını bile gölgede bırakan insan faktöründen de bahsetmemek olmaz. Gece vaktini göstereyim, gündüzünü siz tahmin edin.

Bütün bu karmaşanın ortasında ilginç tezatlıklar da var. Sosyal medyanın basitliği gibi örneğin. Facebook’ta neden sadece beğen düğmesi olduğunu soranların sayısı her geçen gün artıyor (kronolojik olarak miladı Facebook’a bağlasalar dahi uygulama açısından benim de dahil olduğum küçük bir azınlık ‘beğen’ tuşunu çok daha önce bellemişti).

Neden sadece beğeniyoruz sahi? Başka bir fırsatımız olmadığı için denebilir.

evrim

İnternetten tanıdığım, arada yazıştığım ama gerçek anlamda hiç tanışmadığım bir ‘arkadaşım’ geçen ay intihar etti. Ben ‘gerçekten’ tanımadığım için hakkında bir tek harf bile bir şey yaz(a)madım. Anlamaya gayret etmedim, yorum yapma zorunluluğu da hissetmedim (olay bu tip hoyratlıklar için fazlasıyla hassas geldi bana). Ama bir dakika öncesine kadar varlığından dahi haberdar olmadıkları (ölmüş) biri hakkında yazan, konuşan hemen herkesi denk geldiğim her yerde inceledim.

Bu vakaya dair -benim adıma- en garip ayrıntılarından biri Facebook’taki vedasına gelen beğenilerdi. Bu satırları yazarken 3 bin 157 kişi o vedayı beğenmişti.

Continue reading →

Sosyal medyadan iş bulunur mu?

Uygarlık tarihinin toplamı boyunca son birkaç yıldaki kadar ‘sosyal’ kelimesi kullanılmamıştır eminim. Bunun ana sebebi olan ‘sosyal medya’ ve ‘sosyal ağ’ terimlerinin tam anlamı bile üstünde anlaşabildiğimiz türden değil. Fakat hepimiz gayet farkındayız ki başka türden, görülmedik internet araçlarımız var ve hepimizin hayatının kesitleri birileri için enteresan (ya da öyle olması için gayret gösteriyoruz).

sosyal alem

İnternetin bir alt kümesi olan sosyal medyanın çeperi öyle genişledi ki yüz milyonlarca kullanıcı için internetin ta kendisi haline geldi. İnternete giriyorum diyerek sabahtan akşama kadar Facebook’ta gezinenler işten bile değil artık (7 milyar doları geride bırakan gelir de Facebook için sürpriz değil dolayısıyla).

Hangi ara oldu, beratını kim verdi kaçırdım ama uzmanları bile var sosyal medyanın.

Sosyalleşmenin özünde birliktelik, beşerilik var. İnternet tarihinden ayrıştırılması çok zor bir kavram. Ve sanılanın aksine yeni nesil internet insanlardan çok makinaların sosyalleşmesi için çabalıyor.

Continue reading →