Plak nereden alınır?

Blogda yazdıklarıma zaman çizgisi ve konu dağılımı ekseninde bakarak hayatımın evrelerine dair pek çok ipucu toplamak mümkün gibime geliyor. Şu aralar kafamı taktığım şey de (malum) pikap ve plaklar. Rütbeli bir amatör olarak edindiğim parça pinçik bilgileri bir başka yazımda paylaşmıştım (daha fazlasına -ve doğrusuna- ulaşmak isterseniz o yazının yorumlarında yazarına rastlayacağınız Hakan Cezayirli‘nin yönetimindeki Stereo Mecmuası‘nı tavsiye ederim. İmrenilecek Türkçe içeriğe denk gelmeyeli epey olmuştu).

004

Pikap meselesi ilk başta kafa karıştırıcı gelebilir. Teknoloji (sözde) ilerledikçe geçmişe göre seçeneklerimiz artacağına aksine azaldı. Bugün sahibinden.com’da pikap almak istediğinizde karşınıza (Diğer kategorisi altındakileri saymazsak) tam 55 marka çıkıyor. Bu markaların her birinin de en az 2-3 modeli var. Daha da kafayı kıracaksanız bunun kafasını, iğnesini, amfisini, hoparlörünü değiştirerek ulaşacağınız neredeyse sonsuz kombinasyon bulunuyor. Bugün pek çok ürün kategorisnde bunca marka seçeneğine sahip değiliz. Hangisi iyi, karar sizin.

Yağmuru izlerken doluyu düşünmek

Pikap seçimi karmaşasıyla göz korkutabilir ama hiçbir detayına sizi ilk adımı atmaktan alıkoyacak kadar kafayı takmayın. Nasıl olsa ilk adımdı her şeye vakıf olarak atma şansınız yok. Üstelik bu işin doğru-yanlışı da yok. Zevk, tercih meselesi. Alın içinize sinen birini, koyun masaya, takın plağı dinlemeye başlayın. Sonra zamanla nasıl olsa durumunuza paralel olarak (gerekiyorsa) düzeltir, geliştirir, yükseltirsiniz.

Pikaba harcadığınız parayı da -ne olursa olsun- gözünüzde büyütmeyin. Çünkü -büyük ihtimalle- pikaba verdiğinizden ÇOK daha fazla parayı alacağınız plaklara harcayacaksınız. Kabul etmek istemeseler dahi kimileri için donanım medyanın (yani pikap plağın) önüne geçer. Benim için pikap sadece bir ‘araç’. Elbette ne kadar iyisi olursa o kadar iyi. Ama çok kötüsü olmadıkça hemen hepsi uzanıp müziğin keyfini çıkartmak için yeterli).

O zaman gelin şimdi bu uğurda parayı nerelere saçacağız; hedefleri belirleyelim. Tam bu noktada fiziki adreslerin yaşadığım şehir İstanbul’a ait olacağı konusunda bir uyarı yapayım. Diğer şehirlere ait paylaşacağınız yerler olursa lütfen yorumlarda ekleyin, orada rastladıkça ben de yazıya ekleyeyim.

Plak satın alabileceğiniz mekanlar, adresler

Önce internetteki kaynaklardan başlayalım:

  • Sahibinden.com plak kategorisi. Yerli / yabancı ayrımı olmaması biraz zorluyor ama dert de değil. Bu yazıyı yazarken 11 binden fazla plak alıcı bekliyordu. En azından bir 33 / 45’lik ayrımı olsa fena olmazdı hani.
  • GittiGidiyor.com plak kategorisi: Bu sitede -olması gerektiği gibi- 33 (Longplay), 45 (Single) ve 78 (Taşplak) devirler için ayrı kategoriler bulunuyor. Yazıyı yazarken 78 bin plak satıştaydı. Sitenin formatı gereği kimi ürünleri açık arttırma usulü tekliflerle de edinebiliyorsunuz ama genelde satıştaki plaklar sabit fiyatlı dükkan ürünleri.
  • Hepsiburada: Siparişleriniz neredeyse ertesi gün elinize geçiyor. Sıfır plaklar konusunda D&R ile beraber ilk tercihim. Fiyatlar da gayet makul.
  • eBay: Evet çoğu Türkiye’ye gönderim yapıyor. Hayır, genellikle gümrüğe takılmıyor. Evet gönderim ücretleri kimi zaman astarını yüzünden pahalıya getiriyor. Ve evet, bu sorunu aynı satıcıdan birkaç plak alarak hafifletebiliyorsunuz.
  • Discogs: Plak tutkunlarının toparlandığı güzel hizmetlerden biri Discogs’un bu özel bölümü elindeki arşivi satışa çıkaranlarla dolu. Uygun fiyata dünyanın dört bir yanından pek çok kayda buradan ulaşabilirsiniz. eBay için notlarımın tamamı burası için de geçerli.
  • Amazon: Dünyanın en büyük e-ticaret sitesi plaklar konusunda da en büyük. İkinci el satışlar da var. Üstelik plakları çok özel bir paketle gönderiyorlar.
  • Juno: İngiltere merkezli köklü ve dev arşivli, uygun fiyatlı bir plak satış sitesi.
  • HFTR: Bir başka İngiltere merkezli plak satış sitesi.
  • Recess: Hollanda merkezli bir başka plak satış sitesi. Gönderim hızı ve bedelleri gayet uygun.

Şimdi de elimizde tutup, gözümüzle görerek alabileceğimiz yerlere bakalım:

  • D&R mağazaları (ve web sitesi): Her mağazasının bir olmadığı muhakkak ama İstanbul Kanyon, Nişantaşı ve özellikle İsninyePark şubeleri plak seçeneği açısından oldukça zengin. İlginç bir şekilde bütün albümler webde satışta değil. Gidip taramanız gerekiyor. Web sitesinde yerli ve yabancı kategoriler altında da makul sayıda yeni plak seçeneği var (ama plakları filtrelemek için sol kolonun alt kısmına doğru ‘Media Cinsi’ yazan yerde Plak kategorisini işaretlemeniz gerekiyor). Sıfır oldukları düşünülünce kimilerinin fiyatları da gayet makul sayılır.
  • Sahaflar: İstanbul’un Beyoğlu ve Kadıköy semtlerinde yoğunlaşan sahaflarda plaklara da rastlamak mümkün. Ama genelde durumları pek fena oluyor. Önceliği (doğaları gereği) daha çok kitaba verdiklerinden olsa gerek. Yine de göz atmakta fayda var.
  • Bomonti Antika Pazarı: Burada 4-5 tezgah plak konusunda aradığınız pek çok şeyi barındırıyor. Yerli-yabancı fark etmez; cidden ilginç bir yığın var. Her hafta birkaçını sevindiriyorum 🙂 Ama fiyatlar ne yazık ki hiç de umduğunuz gibi ucuz değil. Birkaç ziyaret sonra fiyatlar yavaş yavaş makul seviyelere iniyor. Esnaf muhabbetini bilirsiniz. Burada üç tezgahı özellikle tavsiye ederim: aslen bir sahaf olan Seyit Kaya (Edebihayat Sahaf / 0533 311 9530) güzel (ve temiz kullanılmış) bir koleksiyona sahip. Diğeri Ali (0532 440 2435) ve sonuncusu Derya Erkal (0532 451 0898). Burası yeri değilse de pikap, amfi tamir işleri için burada da tezgahı bulunan Şenol Usta (Servis Elektronik / G 730 Eskidji Yenibosna / 0542 325 5425) iyidir.
  • Yurtdışına çıkma fırsatınız olursa 3 tavsiye: Barcelona’da WahWah Records (ve iki yanındaki adını unuttuğum plakçı), Londra’da BM Soho (kredi kartınızı otelde bırakın ve kısıtlı parayla gidin. Yoksa…), New York’ta Colony Music ve San Francisco’daki efsanevi, devasa, über-süper dükkan: Amoeba. Bunlar plak sevdasına düştükten sonra görme fırsatı bulduklarım. Elbette daha niceleri vardır.

Sahibinden ve GittiGidiyor tarzı siteler için bir uyarıyı yapmadan geçemeyeceğim. Daha ekonomik olması beklentisiyle yaklaştığımız internet kimi zaman kendi içinde en çok çelişen satış platformuna dönüşebiliyor. Örneğin yeni basılan, mağazada (hatta internet sitesinde) 40 liraya satılan bir şeyi burada 90 liraya bulabiliyorsunuz. Bu konuda dikkatli olun, iyice araştırın.

Bir diğer konu da internetten plak almanın biraz da kumar olması. Özellikle ikinci ellerde plağın durumunu kestirmek çok güç. Dünyanın en hassas medyalarından birinden söz ettiğimizi düşününce ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Küçük bir çizik bir şarkıyı hatta açı, boyut ve derinliğine göre bütün albümü dinlenemez hale getirebilir.

Deli deliyi tekkede, hacı hacıyı Mekke’de…

Meyve-sebzeyi süpermarketten almak mümkün. Üstelik çoğu zaman daha bile ucuz. Ama lezzet, tazelik ve uygunluk konusunda aynı şeylerden söz etmek elbette zor. Plak konusunda da plak için özelleşmiş mekanlar her zaman tercih edilesi. Burada İstanbullular için birkaç güzel seçenek var. Buna özel bir Google haritam da var. Keşfettikçe güncellemeye çalışıyorum (eksik bıraktıklarımı yorum olarak yollayabilirsiniz, eklerim).

Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Plak Dükkanları

Plak dükkanları konusunda (aslında tüm fiziki ticarethanelerde) kriterlerim öncelik sırasına göre aşağıdaki gibi:

  1. Sahibi: Gani Müjde’nin meşhur lafıdır. Gülmeyi bilmeyen dükkan açmasın. Dükkanın varsa, paranı müşterinden kazanıyorsan güleceksin. Bunun için mutlu olacaksın. Mutlu olmak içinse işini seveceksin. Esnaflığın özü aşağı yukarı bundan ibarettir. Beş karış suratlı esnafın koyayım götüne. İlgisiz, asık suratlı adamı bir de üste para verip ödüllendirecek değiliz.
  2. Koleksiyonu: Plak dükkanında kategorik olarak ayrılmış, yeni gelenlerin ayrıca listelendiği ve tercihen alfabetik olarak sıralanmış iyi durumda plaklar bulmayı beklersiniz.
  3. Fiyatları: Akıllı bir plak esnafı bilir ki müşterisiyle çok uzun yıllara dayanan bir bağ kurma ihtimali çok yüksek. Çünkü pazar küçük ve seçenek az. O zaman makul fiyat politikasından şaşmaması lazım. Yoksa yeni başlayan bir meraklı her an “bu kadar para vereceğime gider MP3’ünü çeker öyle dinlerim” diyerek defteri açmamak üzere kapayabilir. Amaç mevcut pazarı sömürerek değil, büyüterek kazanmak olmalı.
  4. Mekanı: Rahatça hareket edebileceğiniz bir ortama kimse hayır demez.

Yukarıdaki kriterler ışığında haritamdaki iki mekanı özellikle tavsiye ediyorum: Plakhane ve Kontraplak. Burası işini ve plakları seven, her şeyin ötesinde oturup sohbet edebileceğiniz, arkadaşınız olsa yüzünüzü ekşitmeyecek kişiler tarafından işletiliyor. Aklınızda bulunsun.

Kontraplak'tan bir kare.
Kontraplak’tan bir kare.

Paralar, paralar, bozulmasın aralar

Yazının sonuna gelirken fark ettim ki fiyatlardan hiç bahsetmedim. Link verdiğim sitelerde fiyatlar ortada. Genellikle klasik müzik eserlerini 5-50, eski ve yani genel popüler albümleri 15-120, özel (nadir) albümleriyse 200-2.500 (Plakhane’de bu etiketle bir yerli albüm var mesela) lira arasında bulabilirsiniz. (Bulacağınız bazı yeni baskı plaklar dijital master’dan aktarıldığı için pek keyif vermeyebilir. Bu önemli ayrıntıya belki bir başka zaman değiniriz).

Merak ederseniz benim mütevazı plak koleksiyonumun (birkaç tanesi hariç) listesi burada. Zamanla gelişir, zenginleşir elbet. Yardımcı olmak isterseniz kapım küçük sürprizlere her zaman açık 😉

Plak toplama meselesine dair göz atmanız gereken güzel bir yazı dizisi de Hakan Cezayirli’nin blogunda sizi bekliyor. Bu meseleye dair yazmayı planladığım son yazı da ‘neden plak?’ olacak. Bu kadar zahmet ve bütçenin karşılığında ne aldığımız da önemlidir herhalde!

Peki bu kadar zaman ve para harcayacağız, plak koleksiyonu yapacağız da ne olacak? Cevabını dünyanın en büyük plak tutkunu Paul Mawhinney’den dinleyelim. Hobisini işe çeviren ve kimi dünyada sadece kendisinde bulunan kopyalardan oluşan milyonlarca plaklık arşivin sahibi Mawhinney, kendisi adına çekilen The Archive adlı meşhur belgeselde bize hüzünlü bir hikaye anlatıyor.

(Bu yazıyı yazarken bugün Bomonti Antika Pazarı’ndan aldığım 4 plağı dinledim. Bu sırada 1 termos – yani 1,5 litre- çay, 1 duble orta Türk kahvesi ve yarım litre su tükettim. Yazması 2 saate yakın sürmüş. Buna rağmen nasıl geçtiğini anlamadım bile. Gerçi böyle düşününce maliyeti epey yüksek bir yazı olmuş. Sağlık olsun 😉