İçeriğe geç

Etiket: istatistik

Tek kelimeyle memleket, okul, iş ve hayat

Birkaç gündür sosyal medya, oyunlaştırma ve veri toplama üstüne kafa yoruyorum. Basit araç ve yöntemler kullanarak nelere ulaşabiliriz diye bakınıyorum. Bu arayışta ilk denemeyi uzun zamandır merak ettiğim bir konuyla hayata geçirdim: tek kelimelik çağrışımlar.

Sosyal medyanın çenesi en düşük platformu Twitter’da kullanıcıların çoğu 140 karakterin hiçbir şeye yetmemesinden yakınıyor. Kimileriyse yeni iletişimin daha da kısa yapılardan oluşacağını söylüyor. Zira ortalama tweet mesajları çok nadir 140 karakteri zorluyor (bu konuyu da içeren sevdiğim bir rapor var).

140 karakterden daha zor olan şey ise ‘tek kelime’. Örneğin annenizi tek kelimeyle anlatabilir misiniz? Ya tatili? Bulgur pilavını? İnterneti? Deneyin bakalım. Zordur.

Bugün sabaha karşı hepimizin en genel kavramları üstüne tek kelimelik çağrışımları denemek istedim. Katılımcılara yaşadıkları ülkelerin, okuyorlarsa okullarının, çalışıyorsa işlerinin onlara tek kelimeyle ne çağrıştırdığını sordum.

[toggle title_open=”Kullandığım Yöntem:” title_closed=”Kullandığım Yöntem:” hide=”yes” border=”no” style=”default” excerpt_length=”0″ read_more_text=”Read More” read_less_text=”Read Less” include_excerpt_html=”no”]

Öncelikle Google Belgeler hizmetinden faydalanarak bir form oluşturdum. Sorularsa şöyleydi:

  • Türkiye’de mi yaşıyorsunuz? (Evet / Hayır)
  • Yaşadığınız ülkeyi tek kelime ile tanımlayınız.
  • Çalışıyor musunuz? (Evet / Hayır)
  • (Evet yanıtı verenlere) İşinizi tek kelimeyle tanımlayınız.
  • Öğrenci misiniz? (Evet / Hayır)
  • (Evet yanıtı verenlere) Okulunuzu tek kelimeyle tanımlayınız.
  • (Bütün katılımcılara) Hayatınızı tek kelimeyle tanımlayınız.

Ardından gün içinde Twitter hesabımdan 3 defa, Facebook sayfamdan 1 defa katılım çağrısı yaptım. Anketin ardından katılımcıların cevaplarını satır satır gözden geçirip gerekli düzenlemeleri yaptım (herhangi bir yanıtta birden fazla kelime kullananların 41 girişi sildim, imla hatalarını düzelttim, kabaca yuvarlamalar yaptım -örneğin vatanım ile vatan kelimelerini birleştirdim- ve sonuçları gruplayarak ücretsiz bir web hizmeti ile görselleştirdim)

Yukarıda özetlemeye çalıştığım düzenlemeler yeterince yorduğu için semantik gruplamaları yap(a)madım. Bazı kelime öbekleri eşanlamlı olmasına rağmen gruplanamayarak ayrı kaldı (yazının sonunda kullandığım verileri paylaşacağım. Dilerseniz bunu siz yapabilirsiniz).

[/toggle]

Katılımcı profili ve sonuçlar

Öncelikle bu arayışımı duyurmak için yardımcı olan ve doldurarak katılan herkese teşekkür ediyorum. Özetleyecek olursak:

  • Katılımcı sayısı: 2.309
  • Türkiye’de yaşayanların oranı: %95
  • Türkiye dışında yaşayanların oranı: %5
  • Bir işte çalışıyor olanların oranı: %69
  • Bir kurumda eğitim alıyor olanların oranı: %39

İşin esas keyfi elbette verileri görselleştirince ortaya çıktı. İşte algılarımız ve ruh halimizin resmi:

İnternette kitap daha ucuz. Ama nerede?

[box type=”info”]ÖN BİLGİ: Bu yazı 26 Eyül tarihli Radikal köşe yazımda yer verdiğim bir karşılaştırma haberini temel alıyor. Haberde yer veremediğim site izlenimleri ve sipariş süreçlerini de kapsadığı için bir derleme / toparlama olarak da düşünülebilir.[/box]

Kitaplarını senelerdir internetten alıyorum. Kitapçıya gitmeye üşenmek bir yana aynı ürünü hiç de yabana atılmayacak oranda ucuza almanın, kapına kadar teslim ettirmenin avantajı kaçınılmaz.

Böyle mabed gibi kitapçılara girince paçayı kurtarmanız zor. O yüzden yine en iyisi web siteleri.

Kitaba epey yatırım yapan biri olarak kitapçıya gitmenin bir de ‘riski’ var: o renkli ortam içinde sanki okumaya çok vaktim varmış gibi hiç aklımda olmayan kitapları da görüp alıyorum. Masrafından öte okuyamamanın getirdiği vicdan azabı gerçekten büyük bir yük oluyor sırtımda.

İnternet sansürüne başka bir açıdan bakış

Sansür konusundaki kişisel duruşum belli. Bazı arkadaşlarıma göre bu konuya fazlasıyla liberal bakıyorum. Olabililr.

Ama en hafifletilmiş haliyle yaşadığı ülkede kendini temsil edip yönetecek milletvekili ve Başbakan’ı seçme hakkı tanınan kişilerin hangi web sayfasını görüp göremeyeceğine devletin karar veremeyeceğini düşünüyorum. Bir insanın Başbakan seçmeye zekası yetiyorsa webde dolaşmaya da ehliyeti olmalı. Bazı şeylerin azı/çoğu olmuyor. Ya var oluyor ya yok.

Bu konudaki fikirlerimi biraz daha netleştirmek adına bu blogdan iki linki paylaşmak isterim. Dileyene Radikal gazetesindeki arşivimde çok daha fazla örneği var (bu yazının altındaki ilgili yazılar başlığında da diğer blog yazılarımı görebilirsiniz. Sanıyorum hakkında en çok yazıp çizdiğim konu bu):

Kimi zaman yanlış anlaşılma kurbanı olsam da takip edenlerin bu konudaki fikirlerim konusunda kafasının net olduğuna eminim.

Gazetelerin sonu geliyor mu?

(Uzun ama dolu bir yazı olacak; lütfen sabrınızı zorlayın)

İnternetin yaygınlaşma sürecine birebir şahitlik ettim. Ve ne mutlu ki bu sürecin tamamını medyanın içinde hem de en büyük grubunda yaşadım. Daha da sevindirici olanı ilk düzenli güncellenen gazete sitelerini bizzat başında yöneticilik yaparak hayata geçirdim. Elimden yirmiye yakın dev ölçekli gazete, dergi, televizyon, radyo sitesi geldi geçti.

Bu sürecin çok kısa bir özetini başka bir yazıda yapmıştım; tekrarlamayacağım. İlgilenen okuyabilir.

Biz bu yazıdan önce şu noktaları aklımızda tutalım:

  • Medya, rekabetçi doğası gereği kimi zaman hız, kimi zaman da kar optimizasyonu (aslında maksimizasyonu) için teknolojiyi her zaman en yakından takip eden sektör olmuştur.
  • Hem Türkiye hem dünyada medya internete erken giriş yaptı ancak uzunca bir süre ciddiye almadı.
  • Erken dönemde internette ücretli bir içerik yoktu, marjinal bir kullanıcı kesimine hitap ediyordu ve ücret tahsilatı için seçenekler yok denecek kadar azdı. Medya da içeriğini ücretsiz sundu. Niyeti yaygınlığı arttırmak, ulaşamadığı kitleye ulaşmak ve (belki) reklam geliriyle gideri karşılamaktı.
  • Web reklam gelirlerinin artması, online okuyucunun düzenli olarak artarken basılı yayınların tirajlarının düşmesiyle geleneksel hakim yöneticiler tarafından tepki gördü. Bu süreçte kimi ücretli hizmeti denedi (olmadı), kimileri online içeriğini kıstı (tirajları etkilemedi) kimileriyse hiç yer almamayı tercih etti (gündem oluşturamadı ve ciddi bir online reklam gelir kaybı yaşadı).
  • Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını anlayınca dünyanın da gidişatına paralel olarak dijitale yönelik farklı stratejiler çizilmeye başlandı.
  • En büyük sorun ortak ve uygun bir ödeme ve içerik dağıtım sisteminin yokluğuydu. 2010 yılında yeni bir çağ başladı ve hayatımıza Apple’ın tableti iPad girdi. Taşınabilir, cazip tasarımlı, nispeten kabul edilebilir fiyatlı ve en önemlisi güçlü bir içerik dağıtım altyapısıyla kısa sürede medyanın ümidi oldu. Çünkü bu yepyeni bir başlangıçtı ve hayatında içeriğe, oyuna, uygulamaya beş kuruş para vermemiş milyonlarca kullanıcı küçük küçük bedeller ödemeye başlamıştı. Medya da istisna değildi.
  • iPad ve sonradan pıtrak gibi çoğalan Android temelli emsalleri geniş bir potansiyel okuyucu tabanı yarattı. Amazon’un e-okuyucusu Kindle ise sitenin ana politikasına göbekten bağlı olduğu için küreselleşemedi (ama yine de benzer bir platform olarak kökeni 1971’e kadar dayanan e-yayın alanında büyük bir başarı sağladı).

Bugün hemen herkesin kulağına çalınan bir tartışma var: internet gazeteleri (ve aslında hiç adı geçmeyen ama uzun zamandır komada olan ‘dergileri’) bitirecek mi?

Aslında bunun basit bir cevabı var:

İnternet (diğer pek çok şeyde olduğu gibi) kendisinin dönüştürme gücünü fark edip rüzgarını arkasına almayan bütün gazete, dergi, televizyon ve radyo markasını bitirecek, tarihe gömecek.

Hürriyet yazarlarının Facebook karnesi

Söyleyeceklerimi desteklemesi açısından çok kısa bir yakın dönem kariyer özeti yapacağım.

Gazetecilik hayatımın büyük bir bölümünde teknoloji yazarlığının yanısıra medya kuruluşlarının web sitelerini kurdum ve yönettim. Milliyet ve Fanatik’i hayata geçirme döneminde başlayan web maceram Radikal, Finansal Forum, CNN Türk, Kanal D, Star gibi örneklerle sürdü gitti.

Böbürlenmek için demiyorum ama aralarında en çok emeğim geçen Radikal örneğinde yazılımdan sunucu yönetimine, veritabanından tasarımına kadar haberleri girme dışında her şeyi tek başıma yaptım. (Şu an hiçbir yayın kuruluşunun web sitesini yönetmiyorum)

Dolayısıyla bu medya yayıncılığı denen şey hakkında Türkiye’de konuşacak bir şeylerim var. İşin en başından bugününe en yoğun trafiği çeken sitelerinde piştim. Okurun, medyanın ne isteyip istemediğini; ne yaparken ne amaçladığını az çok bilirim.

Yabancı örnekleri ve trendleri bu topraklardaki pek çok kişiden daha yakın takip ediyorum ve yeni medya diye tanımladığımız elektronik mecranın ormanından cebime epey tohum doldurdum.

Şimdi esas meselemize geçelim.