Litresi 10 kuruşa benzin mümkün mü?

Kimileri doğal kaynakların ele geçirilmesi adına olduğunu şiddetle reddetse de en basitinden ‘Kara Elmas’ın keşfinden bu yana Ortadoğu’nun çektikleri malum. Üstelik yaygın kanının aksine petroün keşfi yakın geçmişe dayanmıyor.

Sabrınız varsa birkaç paragrafta iki yüz yıllık bir tarihi özetlemeye çalışacağım.

4 bin yıl öncesinde Heredot metinlerinde Babil’in duvar ve kulelerinde (yarı-katı bir petrol formu olan) asfalt kullanıldığı, şehrin her tarafında petrol kuyuları olduğundan bahsedilir. 9. yüzyılda Bağdat yolları asfalttan mamuldur. Bilinen en eski petrol kuyusu Çin’dedir ve milattan önce 350 yılına aittir. Bugün Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deki petrol yatakları Marco Polo’nun anılarında dahi bolluğu, bereketiyle anılır.

Gel gelelim o dönemler kimse asfalt ve duvar yapımında kullanılan bu doğal kaynak için şeytani planlar kurmaz.

Ta ki 19. yüzyıla kadar.

Rus kökenli Dubinin kardeşler 1823’te fabrikalarında petrolden gazyağı üretmeyi başarır. 1854’te ABD’nin Yale Üniversitesi’nden Profesör Benjamin Silliman petrolü damıtmanın yöntemini bulur ve bir anda dünyanın dört bir tarafında petrol bambaşka kullanım alanlarına kavuşur. 1859’da ABD topraklarında petrol kuyuları açılır. O dönemki ABD petrol kapasitesi yıllık 2 bin varildir (bugün 2 milyar varilin üstünde). 1861’de o dönem dünyanın petrol ihtiyacının yüzde 90’ını karşılayan (ve bugün dahi Azerbaycan’ın dönüşümünde rol oynayan) Bakü’de Ruslar ilk modern petrol rafinerisini kurar ve damıtma işlemine başlar.

Petrolün petrol olması…

Petrolün stratejik öneme sahip olması 20. yüzyılda gerçekleşir. 1939-1945 yılları arasındaki 2. Dünya Savaşı’nın  en önemli bileşenlerinden biri haline gelir. Bombardımanlarda bile öncelikli hedefler rafineriler ve petrol kuyularıdır.

Osmanlı’nın parçalanışı, bugünkü Ortadoğu’nun nice irili-ufaklı muharebe ve savaşla şekillenmesi ve sonrasında yaşanan olaylar birazcık tarih okumuş herkesin malumu. Detaylarına burada girmeyeceğim.

Hepsi o topraklara demokrasi götürebilmek için.

Bugün üretim açısından dünyanın en büyük petrol ülkeleri sırasıyla Suudi Arabistan, Rusya ve ABD. Ve çoğu kişinin bilmediği bir ayrıntı olarak ABD’nin arka bahçesinin yaramaz çocuğu Venezuella dünyanın en büyük petrol rezervinin sahibi (Hugo Chavez ile haybeye uğraşmıyorlar anlayacağınız).

Yazının konusu petrol değil ama anafikri tamamlaması açısından popüler ve bütünleyici bir örnek oluşturuyor. Petrolün önemi bugün ulaşımdan üretime, günlük ihtiyaçlardan kozmetiğe kadar aklınıza gelen her konuda temel bileşenlerden biri olması. Örneğin ulaşım araçlarının yüzde 90’ı petrole bağlı. Sanayii tarafını, elektrik üretimi siz düşünün (Petrolsüz bir hayatı tam olarak hayal edebileceğinizi sanmıyorum).

Ülkelere ait petrol yataklarından bahsederken o kaynakların o ülkelerin olduğu hissine kapılabiliyoruz. Mantık bunu gerektiriyor çünkü. Oysa hepimiz bal gibi biliyoruz ki o kaynaklar –de fakto olarak- toprağından fışkırdığı ülkenin değil, tepesine çöreklenen uluslararası, yarı-karanlık, sahipleri bile bilinmeyen dev şirketlerin.

Öyle olmasaydı dünyanın en gelişmiş, en müreffeh ülkeleri denince aklımıza İran, Suudi Arabistan, Venezüella gibi farklı bir sıralama gelmesi gerekirdi.

Ne kadar kıt, o kadar değerli

Petrolü önemli kılan şey yaygın kullanım alanı kadar kısıtlı olması. Bugün değerli maden olarak nitelendirdiğimiz her şey nadirliği oranında kıymetleniyor.

Son yılların en popüler madeni altına bakalım. 2011’de çıkarttığı altına göre ilk 10 ülke şöyle sıralanıyor (rakamlar ton cinsindendir):

1 Çin 355
2 Avustralya 270
3 ABD 237
4 Rusya 200
5 Güney Afrika 190
6 Peru 150
7 Kanada 110
8 Gana 100
9 Endonezya 100
10 Özbekistan 90

Çıkan bunca altın ne oluyor diye merak ederseniz, ilginç bir dağılım öyküsü var.

3 milyar yıllık sabrın sonu

Karbonun 1 ile 3 milyar yıllık süreçten sonra dönüştüğü bir form olan elmas doğal olarak çok daha nadir, çok daha kıymetli (ve elbette çok daha pis olaylara sahne oluyor). Yukarıdaki altın üretimiyle kıyaslamanız için dünya çapındaki yıllık toplam elmas üretiminin sadece 26  ton olduğunu hatırlatayım. Yani çok çok ender bir formdan bahsediyoruz.

Eğer gerçek sahipleri elmastan nasiplenseydi (belki bir kısmınızın adını bile duymadığı) şu ülkeler de bambaşka bir hayat yaşıyor olacaktı:

  • Angola.
  • Orta Afrika Cumhuriyeti.
  • Liberia.
  • Sierra Leone.
  • Fildişi Cumhuriyeti.
  • Kongo.
  • Zimbabwe.
Ama dünyanın kaymağını yeme konusunda gerçekler biraz farklı.

Bu insanlar eşeleyip çıkardıklarının gerçek sahibi. Ama güncel gerçekler açık gerçeklerden biraz farklı.

Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. Çünkü esas mesele şimdi başılyor.

John Craig Venter Amerikalı bir biyolog ve Celera Genomics adlı şirketin sahibi. Celera ve sahibi Venter, distopik bilim-kurgu filmlerindeki karanlık şirket ve patronu klişesinin tam karşılığı (ben öyle görmüyorum).

Venter, Genom Araştırma Enstitüsü‘nün (ya da daha bilinen ismiyle J. Craig Venter Enstitüsü’nün) kurucusu. Bu enstitü, Venter’in sahibi olduğu Celera şirketinin ana faaliyet alanı olan ‘genetik olarak kişiselleştirilmiş tedavi‘ konusunda araştırmalar yürütüyor.

Venter’ın özelliği,  kendisini adadığı tüm sağlık sistemini (dolayısıyla dünyanın kaderini) değiştireceğine inandığı bu arayışta kendisini denek olarak kullanması. Şirketi Celera’nın kuruluş amacı insan geninin tamamını düşük maliyetle ve kısa sürede çözerek ticari olmayan kullanımlar için bütün insanlığın kullanımına sunmaktı. Bu hedefe planlanandan 3 yıl önce ulaştı.

Keşfin sonuçlarını J. Craig Venter dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile beraber Beyaz Saray’da bir basın toplantısıyla açıkladı (Aşağıda 40 dakikalık bu tarihi basın toplantısının kaydı var. İnsanlık tarihinin bu kadar önemli anlarından biri için çok da uzun sayılmaz. Clinton gerçekten etkileyici anektodlarla bezeli güzel bir konuşmayla duyuruyor bu yeni çağı).

Aşağıdaki animasyondaysa insan genine yönelik meşhur araştırmanın birkaç dakikalık özeti var. Ne yazık ki Türkçe değil. Ancak hücre yapısı, genler, kromozomlar ve DNA hakkında güzel (özet) bilgiler içeriyor. DNA’nın nasıl proteinlerin üretimini tetikleyip bir dizi olay sonucu nasıl yeni yapılanmalar oluşturduğunu görselleştirerek anlatıyor. (Keşke böyle şeylerin Türkçesi de olsa, değil mi?)

İlginç bir ayrıntı olarak kendi DNA’sını açtığı bu araştırma sonucunda Venter’in genetik olarak Alzheimer, göz bozukluğu ve şeker hastalığına yatkın olduğu ortaya çıktı.

Her şeyi değiştirecek ‘bir şey’

Venter daha sonra laboratuar ortamında kendine ait bir teknikle, kimyasal bileşenleri kullanarak basit bir bakterinin DNA dizilimiyle yapay ortamda daha önce var olmayan, yeni bir bakteri yarattı (yaratmak yoktan var etmektir, Allah’a mahsustur tartışmalarına girmeyelim . Çünkü orada işler hem yolundan sapıyor hem de Allah’a havale etmemizi gerektiren soruları tetikliyor. İçiniz rahat ettiyse ‘türetti‘ de diyebiliriz. Bu -bence- çok önemli değil).

Prof. John Craig Venter.

Peki bu ne demek? Bunun için dün paylaştığım Ernesto Sirolli‘ye ait TED konuşmasından bir alıntı yapmam gerek.

1860 yılında New York’un geleceğini kestirmek için toplanan uzmanlar 100 sene içinde şehrin yok olacağını öngörür. Çünkü taşımacılık için kullanılan atlara bağlı sistemlerden yola çıktıklarında 1960 yılında New York nüfusunu taşımak için 6 milyon ata ihtiyaç duyulacağı ortaya çıkar. Bu ne üretim, ne besleme, ne saklama, ne de yemleme açısından mümkün değildir. Oysa 40 yıl sonra 1900’lerde ABD’de 1.001 (bin bir) tane otomobil markası vardır. Teknoloji kendine ait çözümler bulmuş ve New York’u beklenen kıyametten kurtarmıştır.

Venter’a ve DNA’lara dönelim. Venter hayalini gerçekleştirebilirse değerli madenlerden yakıtlara kadar pek çok şeyi yapay; hatta mevcut doğal formlardan çok daha verimli, dayanıklı, ekonomik, temiz, doğayla uyumlu halde üretmek mümkün olacak (insan, hayvan ya da yedek organ üretme kısımlarına hiç girmiyorum). Litresi 10 kuruşa mal olacak ve benzinin yerini alacak bir maddenin  egemen güçleri, devletleri ve kartelleri; özetle bütün dünyayı, insanlığı nasıl dönüştüreceğini düşünün! (1860’ta New York’taki uzmanlara otomobili hayal ettirmek gibi, değil mi?).

Böyle bir gelecek mümkün. Üstelik sandığımızdan çok daha yakın olabilir.

Ben yazıyı bu geleceğe bakmak için başlamıştım ama şimdiden almış, yürümüş. Dolayısıyla biyoetik, komplo teorileri, kara bilim gibi kavramları da içeren bu heyecan verici kısma yönelik tahmin, öngörü, fantezi ve hayalleri sizin yorumlarınıza bırakıyorum.

Söz sizde.

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

23 Responses to Litresi 10 kuruşa benzin mümkün mü?

  1. khanalpine 02/12/2012 at 16:19 #

    Bence bir şeyin ucuz olması iyilikten daha çok kötülük getirecektir. Dünyanın bize gösterdiği gerçek budur. Her olayın içinde biraz ters mantık vardır. Normalde ucuz olsun, herkes kullansın mantığı gelişecektir fakat bu sefer de elektrikli motorlar geliştirilir ve benzin&mazot kullanılmaz, değeri kalmaz ucuzluğun.

  2. Irfan Karakurt 02/12/2012 at 16:20 #

    yaşamaya mecbur olduğumuz ve yanlış kurulduğunu düşündüğümüz sistemin değişmesinin veya ortadan kalkmasının temel gerekliliklerinden biri olarak, yazınızda bahsettiğiniz durumun gerçekleşmesi en önemli basamaklardan biri bence. ben bu durumun insanları harekete geçirecek bir kıvılcımla (kanlı olmaması dileğiyle) ortaya çıkacağını düşünüyorum. sonuçta 100 milyar dolarını nasıl vergi vermeden ülkesine sokacağını düşünen Apple yerine Venter gibi diğer insanları da düşünen bilim adamlarının varlığını bilmek umut verici.

  3. emir 02/12/2012 at 16:33 #

    Böyle değerli bir yazıya yorum gelmemesinin nedeni internetle haşır neşir gençliğimizin her tür pozitif bilimden bir haber yaşamasından dolayıdır. Bu durum çok üzücü olsa da maalesef gerçek. Serdar Bey, küçük de olsa böyle hard sci-fi bir konuyu Türkçe derlediğiniz için teşekkürler.

    • Enes Y. 03/12/2012 at 18:12 #

      “Bir haber” değil, bihaber olacak. Gençlerimizin her şeyden önce anadilini öğrenmesi iyi olacak :)

  4. Eren Öztürk (@ernozturk) 02/12/2012 at 16:42 #

    Petrolün devri kapanıyor.Tam olarak kaç yıl bilmiyorum ama yakın zamanda Petrol kuyuları tükenecek. Yerine Uranyum Toryum gibi enerji kaynakları gelecek ve ilginç olanı 8 gr Toryum’un Bir arabanın ömürboyu yakıt ihtiyacını karşılıyor olması ve Dünyadaki Toryum rezervlerinin %90’ı Türkiye’de fakat ne yazık ki Toryum üzerinden işletilen bi nükleer tesis devrede değil.

  5. Ahmet Turan KÖKSAL 02/12/2012 at 17:27 #

    Sayın Kuzuloğlu,

    Yazılarınızı sıkı takip eden biri olarak devamlı suretle ilk ben yorum yapmayayım diyorum ki, olmuyor olamıyor. Hatta yazdım biraz bekledim. Bu yüzden belki onaylamayı sonra yaparsınız başka bir arkdaşın arkasında yer alabilirim.

    Yakın zamanda Behiç Ak’ın bu karikatürüne rastladım.

    https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/248989_10151149477738285_1653322514_n.jpg

    Genel olarak ufak bir çizim yapıp pargraflarca yazı yazıp “karikatür çizdim” demek çok tezat bir durum. O yüzden çok hoş bulmuyorum. Zaten bu karikatürünü pardon yazısını da anlamlı bulmadım.

    Ancak bu romatiklik Behiç Ak’tan çıkardı. Keza fütürsitiklerin de kabul ettiği üzere lojistik oldukça insanğlu savaşacaktır. Bu metanın değeri yüzünden de olur, egemenlik için de olur.

    Eşyanın değeri insanoğlu için yaşamanın yanında üstünlük için de önemlidir.

    Keza sanıldığının aksine pek geri dönüşümcü olmayan doğanın atığını, en değerli meta haline getirebiliriz. Ki kabul ediniz petrol aslında doğanın bir atığıdır.

    Elmas, yılda dünyanın tüketiminden daha fazla çıkartılır hepsi piyasaya verilmez. Şu andaki rezerv piyasaya verilse gerçek elmasın zircon denilen taklidinden de değersiz olmasına sebep olabilir.

    Bunları neden yazdım? Petrol, elmas, altın, platin ve belki de bakır ölçülebilen ve fiyatlandırılabilen FARKLILIKLAR ortaya koyarlar. Birinin vardır diğerinin yoktur. Diğeri onu değerli kılar ve olanın elinden alır.

    Petrol yerine alternatif kaynakların yerine konması, petrol kartellerinin hoşuna gitmiyor diye engellenen bir şey değil. Keza eğer bu teknolojik bir ürün olursa, zaten şu anda petrole sahip olmayı başarmış teknoloji sahiplerinin elinde olacaktır. O zaman da değerli olacak şey büyük ihtimalle su olacak.

    Suyu da yapay olarak yapsalar o zaman değerli ve zor bulunacak olan şey belki de “zötömö” olacaktır. O ne demeyin uydurdum çünkü.

    İnsanoğlu sonuçta, neyse ne, bir farklılık uyduracak ve onu üstün kılacaktır. Bir maden, bir eşya için savaşmak hemcinsini öldürmek insana mahsus bir özelliğidir. Bugün kullandığımız teknolojilerin çoğu savaşlar sayesinde ortaya çıkmıştır. Internet ve hatta cep telefonu.

    metanın değeri ve ona sahip olma dürtüsü insalığın, su, yemek ve hatta din kadar önemli bir ihtiyacıdır.

    Teşekkürler.

  6. Kerem 02/12/2012 at 17:56 #

    Toryum ve bor üzerine bir sürü efsane yıllardır dolaşıp duruyor ülkemizde. Bir yanda da kritik yerlerde ki bilim adamlarımız da trafik kazalarında (!) hayatlarını kaybedip haber bültenlerinde 1dk hayatımıza girip çıkıyorlar. Tüm bunların dışında kısıtlı kaynaklara odaklanmak yerine yenilebilir enerji kaynaklarına yönelmek çok uzun vadede ülkemize ve dünyaya çok şey katacaktır. Ve ben inanıyorum ki bilim adamları bunu bir şekilde,herşeye rağmen başaracaklar. Bizim neslin ömrü bunları görmeye yeterli olur mu orası muamma..

  7. Göksel 02/12/2012 at 18:00 #

    “Litresi 10 kuruşa mal olacak ve benzinin yerini alacak bir maddenin egemen güçleri, devletleri ve kartelleri; özetle bütün dünyayı, insanlığı nasıl dönüştüreceğini düşünün!”

    Fakat bu teknolojinin patent ile koruma altına alınacağı ve kolayca herkes tarafından üretilmesine izin verilmeyeceği için yakıt fiyatlarında şimdiye göre çok fark olmayacaktır (kapitalizmin sonunun tekelleşme olduğunu unutmamak lazım).
    Ama başarılı olunursa en azından “Dünyanın Temiz Geleceği” için önemli bir adım olacağı kesin.

  8. Murat YİLDİZ 02/12/2012 at 21:05 #

    Bu aralar blog köşe yazısı tadında, müthişsiniz Amirim. Blogu ihmal ettim dediğiniz günlerin acısını çıkarıyorsunuz sanırım

  9. Göker 02/12/2012 at 21:57 #

    Sınırsız enerji ya da ucuz enerji. Üretimi, tüketimi birilerinin canını elbette sıkacaktır öncelikli olarak da yaşadığı, büyüdüğü devleti ABD. Bunu ne şartlarda kullandırırlar bunu düşünmek lazım -bence-

  10. Mustafa Dokumacı 03/12/2012 at 11:37 #

    umarım şu belgeseli seyretmişsinizdir:
    https://www.youtube.com/watch?v=NZF7iF8-n2w

  11. Orçun 03/12/2012 at 11:53 #

    Bir metanın fiyatını belirleyen şey sadece maliyetinin ucuzluğu değil aynı zamanda talebin de büyüklüğüdür. Şu anki petrolün fiyatı mesela maliyetinden ötürü değil, talebin fazlalaığından ötürü pahalıdır. Dolayısıyla litresi 10 kuruşa benzin biraz zor. Zira ucuz oldu mu da her yerde ama her yerde kullanılmaya başlanabilir (böyle bir video vardı, akla gelebilecek her cihazın, elektrikli traş makinasından pc’lere hepsinin, küçük benzinli bir motorla çalıştığı).
    Sonuçta enerji bir ihtiyaç, dolayısıyla bir talep. Maliyet sadece karı etkileyen bir faktör. Ve litresi 10 kuruşa benzin, güzel bir hayal.

    • MserdarK 03/12/2012 at 12:10 #

      Orçun Bey, bir hatanız var. Yazıda da değindiğim gibi petrol fiyatının yüksekliğinde çıkarma maliyetinin yükselmesi (giderek daha derin kuyulara ve açık deniz platformlarına ihtiyaç duyuluyor) ve kıtlığı yer alıyor. Bütün araştırmalar birkaç yüz yıl sonra (hatta kimisi daha kısa bir sürede) bugünkü anlamda petrol kaynağı kalmayacağını gösteriyor. Dolayısıyla petrol fiyatı serbest piyasa düzeninde talebin artmasından çok arzın kısıtlı olmasına bağlı.

      O da bir yana yazının esas konusu genetik ve DNA. Bu alandaki hayaller gerçekleşirse petrol fiyatıyla kimsenin uğraşmayacağını düşünüyorum.

      • Orçun 04/12/2012 at 02:31 #

        Öyle mi? Ben de petrolün fiyatının yükselmesinde son 10 yılda Çin’in ve Hindistan’ın enerji ihtiyaçlarının artmasının da büyük etkisi olduğunu düşünüyordum. Tabi ki maliyetler de giderek artıyor, doğru. Peki acaba o darboğaza geldik mi, yani artık petrol bulmak için sınırlar tam anlamıyla zorlanıyor mu, bilmiyorum. Belki de olay bir sarmal, arz ve talep birbiriyle ilişkilidir.
        Ama bildiğim ve katıldığım şey, yazınızın esas konusu petrol fiyatları değil, genetik ve DNA. Bilim insanları enerji zincirini kıracak yeni bir teknikle karşımıza çıktıklarında, petrolün maliytetini bilemem ama değeri 10 kuruşa gerçekten inebilir.
        Benzer bir konu aslında bilgisayarların temeli çipler, daha doğrusu transistörler için de geçerli. Yanılmıyorsam atlar için yapılan araştırmaya benzer bir araştırma vakti zamanında ofislerde ve iş yerlerinde telefonları bağlayan “sekreter kadınlar” için de yapılıyor (hani şu hat kablolarının çıkarıp takıldığı dönemde). Ve atlarda olduğu gibi, belli bir süre sonra sekreter sayısıyla ilgili abartı bir sonuç ortaya çıkıyor.
        Ama gelecek böyle sonuçlanmıyor, transistörün keşfiyle sekreterlerin yerini santraller alıyor.
        Genetik de elbet bazı düzenleri değiştirecek büyük yenilikler sunacaktır. Hatta yanılıyorum belkş, “bazı düzenleri” değil, “birçok düzeni” değiştirecektir. Potansiyeli yüksek.
        Umarım yakın zamanda görürüz.

  12. wime77 04/12/2012 at 20:44 #

    Hatırlarmsınız bilmem. Bilim adamının biri 1 litre suda kilolarca kirli çamaşırı zerre deterjan kullanmadan yıkamanın mümkün olduğunu ıspatlamıştı.

    Makina çok basitti. Aslında suya sadece çamaşırlara ultrasonographic ses dalgalarının iletilmesi için. Bunu kuru ortamda yapmak çamaşırın yanmasına sebeb olaiblir. Sadece 10 litre suyu kullanarak ve onu kirlerden basit bir fikitre sistemi ile tekrar temizleyerek onlarca kez kirli çamaşırları yıkanabileceğini gösterdi.

    Sonra ne oldu ? Bilim adamı yok oldu.

    İnsanlığın genelini etkileyecek hiçbir çalışma bir devletin çıkarlarına karşı gelemez. Bu günümüz koşullarında mümkün değil.

    Güncel bir örnek daha.
    who killed the electric car dire Google layın izleyin.

    Yıllar önce elektrikli arabaların yapılmasının mümkün olduğu biliniyordu. Bunun üzeirne yapılması gereken akü teknolojileri geliştirmekti ama beklenen olmadı.
    Aslına bakarsanız hala otomobil üreticileri bu sisteme sıcak bakmıyor ve insanları sağmak için çeşitli işgüzarlıklar planlıyorlar. Örneğin arabaların akülerini belirli aralıklarla değiştirilmesi gerektiğini söylemeleri gibi. Aslında bunun gereksiz olduğunu biliyoruz.

    Ben her zaman diyorum. Bir malı kim ürettiyse o mal her zaman üreten ülke için çalışır. Bugün her buzdolabı gazını üreten ülke için çalışır, her klima, her çamaşır makinesi, her otomobil vs vs vs.

  13. M.İlker Sarac 04/12/2012 at 23:53 #

    Yazının herhangi bir yerinde ya da yorumlarda direk referans göremediğim için paylaşma ihtiyacı duydum. Michio Kaku: Can Nanotechnology Create Utopia? – http://goo.gl/sR2hn Videonun konusu genel olarak “replicator” olarak adlandırılan ve moleküllerin yeniden dizilimi ile maddeleri birbirine dönüştürebilen sistemler. Kaku bu sistemlere en güzel örnek olarak da her insanda milyonlarcası var olan “ribozom” u gösteriyor. Kişisel yorumum gelişen teknoloji ile hayal bile edemeyeceğimiz noktalara, “ütopyalara”, git gide daha çok yaklaşıyoruz.

  14. Murat Tuğral 07/12/2012 at 13:03 #

    Neal stephenson elmas çağı kitabı

  15. Muharrem Taç 29/12/2012 at 01:48 #

    Serdar Bey hücre, gen gibi konuları basitleştirerek anlatan Tübitak’ın bilgi paketleri var. Tam istediğiniz şey olmayabilir ama gayet güzel görünüyorlar: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/

    • MserdarK 29/12/2012 at 04:26 #

      Cok tesekkurler bu bilgi icin. Bilmiyordum. Ve gercekten fena da degiller hani?

  16. www.usa-ilan.com 05/05/2013 at 07:19 #

    Bu durum çok üzücü olsa da maalesef gerçek. Serdar Bey, küçük de olsa böyle hard sci-fi bir konuyu Türkçe derlediğiniz için teşekkürler.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Hayvanları Öldürmeden Deri ve Et Üretimi | Selçuk - 11/04/2014

    […] iki sene önce Serdar Kuzuloğlunun yazdığı “Litresi 10 kuruşa benzin mümkün mü?” yazısında bu tür gelişmelerin tahmin edildiğini veya 2002 yılında hücre üretimine […]

  2. Vecihi Hürkuş'u bilir misiniz? - M. Serdar Kuzuloğlu - 02/07/2014

    […] nimet gibi görülen petrolün ekono-politik eksende nasıl bir belaya dönüştüğünü son derece etkileyici bir şekilde […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim