Dünyanın en pahalı balığını ben aldım

Bizim ufaklıklar 7 ayı dolduruyor gibi. Yavaş yavaş anne sütü dışında şeyleri tatmaya başladılar. Pek sevemeseler de yine de yiyorlar. Doktorumuz somon da yedirin deyince bu sabah semtimizin (Yeşilköy / İstanbul) balıkçısına gidelim dedik. Dükkanın hemen önünde park yeri bulduk. Çektik, balığı seçtik. Temizletmeye başladık.

O sırada hemen yanımda biri belirdi. Baktım bizim sürekli alışveriş yaptığımız sokağın diğer ucundaki balıkçı. “Dayın geldi mi?” gibisinden bir şey dedi tezgahın ardındaki gence. O da “gelmedi” diye berbat bir bakış attı. Sonra bağırarak “siktir git” dedi!

Ben ise o sırada tezgahta duran devasa kılıç balığını çekiyordum (Seçtiğimiz somonları da hemen yanında görebilirsiniz):

Kılıç balığı

Bir baktım tezgahtaki delikanlı (harbi deliymiş) eline kolum kadar bıçağı aldı yanımdaki adamın üstüne yürümeye başladı. Neyse ki eşim hemen ilerdeki manava gitmişti yoksa yüreğine inebilirdi. Tezgahtan dönene kadar elinden bıçağı aldılar. Ben üstüne atılıp ayırmaya yeltendim, beni de sıyırdı ve adamı kaldırıp benim arabanın arka kapısına yapıştırdı!

Bir anda ortalık karıştı, birkaç yumruk daha attı. Öbür balıkçı da salaktı ki ne bir savunma yaptı, ne karşılık verdi ne de kaçtı. Olay durulunca bir farkettim ki benim kapı göçmüş! “Siz ne biçim esnafsınız” diye başlayan bir fırça çektim ama baktım ortam zaten iyice gergin vazgeçtim arabaya bindim.

Tam bilmiyorum ama anladığım kadarıyla küfrü basan oğlan haklıydı.

Daha bin kilometre yapmadığım 10 günlük arabamı servise götürdüm. Sonuç duruma göre 600 ile 1400 YTL arası masraf! Perşembe’den önce de araba falan yok.

Dünyanın en pahalı maması değil de nedir bu?

Bunları geçtim; bugün başıma gelen aksilik kadarını hayatım boyunca yaşamadım aynı günde. Tersten kalkmak denen bu olsa gerek. Sleeptracker da işe yaramadı 🙂

Nazara inanmazdım ama son birkaç yıldır kesinlikle inanıyorum. Bir de hala umutla “her işte bir hayır vardır” diyorum.