İçeriğe geç

Kategori: Web Dünyası

İnternetin dibindeki tortuları eşelerken ortaya çıkanlar.

Sosyal medyadan iş bulunur mu?

Uygarlık tarihinin toplamı boyunca son birkaç yıldaki kadar ‘sosyal’ kelimesi kullanılmamıştır eminim. Bunun ana sebebi olan ‘sosyal medya’ ve ‘sosyal ağ’ terimlerinin tam anlamı bile üstünde anlaşabildiğimiz türden değil. Fakat hepimiz gayet farkındayız ki başka türden, görülmedik internet araçlarımız var ve hepimizin hayatının kesitleri birileri için enteresan (ya da öyle olması için gayret gösteriyoruz).

sosyal alem

İnternetin bir alt kümesi olan sosyal medyanın çeperi öyle genişledi ki yüz milyonlarca kullanıcı için internetin ta kendisi haline geldi. İnternete giriyorum diyerek sabahtan akşama kadar Facebook’ta gezinenler işten bile değil artık (7 milyar doları geride bırakan gelir de Facebook için sürpriz değil dolayısıyla).

Hangi ara oldu, beratını kim verdi kaçırdım ama uzmanları bile var sosyal medyanın.

Sosyalleşmenin özünde birliktelik, beşerilik var. İnternet tarihinden ayrıştırılması çok zor bir kavram. Ve sanılanın aksine yeni nesil internet insanlardan çok makinaların sosyalleşmesi için çabalıyor.

Dijital dünyadan fikir kırıntıları

Digital Age Summit geçtiğimiz hafta sekizinci defa düzenlendi. Etkinliğin yönetimi bana emanet edilmişti. Doğası gereği salondaki katılımcılar dahi kısmen takip ettiğini bildiğim için her oturumun ardından aldığım notları sahnede paylaşma kararı almıştım. (İzleyici olarak katıldığınız zaman her fırsatta sigara içmek, sık sık tuvalete gitmek, dışarıda sektörden kilit isimlerle sohbet edip iş bağlamak, salondaki bedava interneti sömürmek gibi birçok ek sorumluluğunuz olduğundan takip daha da zorlaşıyor).

Tamamını izlemek gibi olmaz elbet ama madem bloguma vakit ayırıyorsunuz, bunlardan faydalanmak da hakkınız 😉

Jeff Jarvis

DLD_Jeff_Jarvis

  • Kitapların bugünkü formunu alması 50 yıl aldı. Matbaanın gerçek etkisini göstermesi ise 100 yıl sürdü. İnternet henüz çok taze. Sabırlı olun.
  • Büyük veri yerine küçük veriye odaklanmalıyız. Muhatabımız hakkındaki kritik 3-4 parça bilgi bile 20 kat fark yaratabilir.
  • Çoğu sosyal medya kullanıcısı hiç okumadığı şeyleri beğeniyor ve paylaşıyor. Daha garibi, paylaşımlar sayesinde haberdar olanların da çoğu  okumuyor (ama paylaşıyor!).
  • 1999 yılında yazılan Clue Train Manifesto‘yu yeniden incelemekte fayda var.
  • Veriyi sadece kendimize değil, kullanıcılarımıza da faydalı olacak şekilde kullanıp değerlendirmeliyiz.
  • Medya şirketleri içerik değil, hizmet sektöründedir.
  • Çalışmalarımızı bizden istenen, beklenen hizmetleri daha iyi sunabilmek için yapmalıyız.
  • Do what you do the best, link the rest. (en iyi olduğunu yap / yaz, gerisine link ver!)
  • İnternet izin almadan inovasyon yapılabildiği için bu kadar gelişti. Kısıtlamalar, engeller işe yaramadığı gibi ruhuna da aykırıdır.
  • Unutulma hakkı internetteki hürriyetleri kısıtlayıcı bir girişimdir.

 

Makinaya bağlı yaşamlarımız

Hayatımın iş anlamında en yoğun aylarından biri Türkiye’nin normalleşmeye ihtimal bile vermeyen gündemiyle birleşince bloga neredeyse bir ay ara verdim. Öncelikle peşinen, samimi bir özür.

Malum tek başıma çalışıyorum. Yaptığım her işi, her parçasıyla baştan sona kendim halletmek zorundayım. Bu yüzden web hizmetleri, uygulamalar gibi araçlar elim kolum durumunda. Aklıma geldikçe genelin de işine yarayacak kısımlarını paylaşmaya çalışıyorum.

Google Now kayıtlarına göre Mayıs ayında Nisan ayına oranla 2 saat daha fazla yürümüşüm. Fena sayılmaz?
Google Now kayıtlarına göre Mayıs ayında Nisan ayına oranla 2 saat daha fazla yürümüşüm. Fena sayılmaz?

Şaşırtıcı -hatta biraz dehşet verici- bir tesadüf sonucu yeteneklerine dair fikir sahibi olduğum Google Now kullandıkça epey işime yaramaya başladı. Gideceğim yerdeki hava durumu, güncel trafik yoğunluğuna bakarak gitmem gereken yere kaçta çıkmam gerektiği, takip ettiğim konularla ilgili yaşanan gelişmeler, önemli haberler gibi pek çok şeyi cep telefonumun ekranından her an takip edebiliyorum.

Yazılımlara, uygulamalara; dolayısıyla başka bir bakış açısıyla makinalara bağlı bir yaşam ilk başta ürpertici geliyor. Solunum cihazına, kalp piline, ya da tekerlekli sandalyeye bağımlı bir düzeni çağrıştırdığı için olabilir. Oysa bugünün destek üniteleri çok daha işlevsel; en önemlisi (şimdilik) ‘olmasa da yaşanabilir’ türden.

Yeni düzenin tek sorunu mahremiyet. Artık neredeyse her türlü hizmetin bedelini mahremiyetimizle ödüyoruz. Sahip olduğumuz en kıymetli varlık. Herkes onun peşinde. Karşılıklı anlaşarak kullanıldığı sürece bir sorun yok. Ama öyle olmadığı zamanlar da oluyor ne yazık ki. Geçen hafta yönettiğim Digital Age Zirvesi‘nde Piet Hein Van Dam‘ın da hatırlattığı gibi “Data is the new oil, privacy is the new green!“.

Asla yalnız yeme. Hiç yoktan paylaş!

Ben sokakta oynayarak büyüyen kuşaktanım. Bugünlerde ‘piranha havuzunda yüzerdim’ demek gibi algılanıyor. Sokakta oynamaya has ayrıntılardan biri de öğlen ya da akşam saatlerinde pencerede beliren anne, anneanne ya da babaanne bağırtısıydı. Çocuklar feryat-figan yemeğe çağrılırdı.

misket

“Serdaaaaaar! Yemeğe gel!”
Aşağıdan bağırarak verilen cevap da soru kadar standarttı.
“Yemekte ne var?”

Sanki başka seçeneğimiz varmış da kafamıza yatmazsa gidip orada yiyecekmiş gibi sorduğumuz bu soruya asla cevap alamazdık. Penceredeki kadın işaret parmağını ağzına götürüp ‘sus’ işareti yapardı. Ne yendiğinin etrafa duyrulmasının ayıplandığı dönemlerdi. Hatta et pişeceği zaman komşuya kokusu gitmesin, canı çekmesin, görgüsüz demesin diye mutfak pencereleri kapatılırdı.

Sosyal medyada bulamayacaklarımız

Hafta sonları, beyaz yakalıların iş dışındaki eziyetleri için ayırdığı kutsal günlerden. Hafta boyu çektikleri trafik, stres, yorgunluk yetmez gibi daha beterlerini göze alarak alışveriş merkezlerinin, mağazaların, sinema salonlarının kalabalığına karışmak gibi uzayıp giden listeleri var.

Haftasonları da mutlaka bir faaliyetle doldurulmak zorunda ve mutlaka hepsinden keyif almak gerekiyor. Zevk alınamıyorsa sorun mekan ya da eylemde değil; keyfini anlayamayan o zavallı, uyumsuz, huysuzdadır.

istiklal

Bütün bu süreçte ihmal ettiğimiz tek şey bizzat kendimiziz. Kendimizle başbaşa kalmamak için sürekli bir şeyler uydurup ‘kaçıyoruz’. Haftasonu faaliyetleri de böyle biraz. Kimileri için yalnız kalmak ölüme denk. Biriyle beraber olsalar dahi bir gözü hep cep telefonu ekranındaki arkadaşların kırıntılarında. Kendimizle başbaşayken soracağımız soruların cevaplarıyla -ve devamında yapmamız gerekenlerle- yüzleşmeye asla hazır değiliz.

impossibleisnothing

Kişisel gelişim adı altında satılan kitaplar, verilen kurslar, yazılan blog yazıları şaka gibi. Çoğu sizi geliştirmek yerine çağın yalan ve klişelerine hapsetmek üzerine kurulu.

Hiçbir şeye sabrı olmayanların çağında hayat değiştirmek de öyle kolay değil. Bu yüzden her şey hazmı en kolay haliyle karşımıza çıkıyor: 7 adımda patronunuza hükmedin, 12 adımda 12 kilo verin, günde 20 dakikaya baklava göbek, kariyerinizde zirveye çıkmak için 8 tavsiye, 10 adımda mutlak başarının sırrı

Yeni internet düzenlemesi ne götürüyor?

Başlıkta ‘ne getiriyor’ kalıbını kullanmak isterdim ama bizde internete dair yasalara ne girdiyse mevcuttan götürdü. Ben de yoğurdu üflemek istedim.

Seneler sonra birileri bu yazıya denk gelir de olayların kronolojisini merak edebilir diye birkaç satır ekleyeyim.

Bülent Ecevit’in Başbakanlık (DSP-MHP-ANAP koalisyonu) döneminde internet istisnasız her partiden nice anlı-şanlı milletvekillerimizin de gayretiyle, 2000 yılında ilk devlet düzenlemesiyle tanıştı (nerden nereye).

4 Mayıs 2007’de Recep Tayyip Erdoğan döneminde  5651 sayılı yasayla ‘şekle şemale’ sokuldu. Her iki ‘düzenlemenin’ ana dayanağı Atatürk’e hakaret ve çocuk pornosuydu.

Uluslararası çocuk pornosu operasyonlarında -yanlış hatırlamıyorsam- biri Türk uyruklu 2 kişi Türkiye’de tutuklanmıştı. Medyanın olayın üstüne atlamasıyla Türkiye yaşlısı-genci, kadını-erkeğiyle çocuk pornosu peşinde koşuyor gibi bir hava yaratılmıştı. Bu ilgi ve gündem işgali ardından “olay nedir?” diye Google’a arama yapan ‘saflar‘ yüzünden ‘çocuk pornosu’ ülkenin en çok aranan kelimeleri arasına girmiş, durum iyice garipleştirmişti.

Bugünkü gibi Atatürk’ü yerden yere vurmak sıradanlaşmamıştı o zamanlar. O da çocuk istismarı kadar gündem yaratıyordu.

Bugünün bahaneleri

Her iki yasa çıkarken kaç TV / radyo programında, kaç gazete yazımda meselenin özünü anlatıp tarafları uyarmaya çalıştığımı hatırlamıyorum bile. Bunun adım adım gelecek bir sansürün kılıfı olduğunu savundum. Haksız da çıkmadım. Bu alanda yetkin daha nice isim de haykırdı ama TBMM’de işlerin nasıl yürüdüğü az-çok biliyorduk. Her şey usul usul kabul edilip hayatımıza girdi.

Bize teslimiyet düştü yine.

Sonra hayatımıza Gezi Parkı olayları diye bir şey girdi. Sosyal medyanın başrol oynadığı o karışık günlerde 5651’e ek düzenlemeler gündeme geldi ama fırsat kalmadı. Mart 2014’te gerçekleşecek yerel seçimler öncesi kaset, belge taktikleri yeniden ayyuka çıkmışken bir grup Ak Parti Milletvekili internet düzenlemesine yönelik değişiklik teklifini tamamlayarak Meclis’e sundu.

WordPress dünyası, temalar ve eklentiler

Bu benim hayatımda açtığm üçüncü blog. Nedense önceki ikisini ayakta tutmayı başaramadım. Ama 21 Ekim 2008 yılında yazdığım ilk yazıyla başladığım bu sonuncu denemem bence mayayı tutturdu.

icon_bigBlogu açarken tercihimi WordPress‘ten yana kullanmış ve kendi sunucumda barındırmayı seçmiştim. O zaman elimde Blogger (Blogspot), Joomla, Drupal gibi başka seçenekler de vardı. İyi ki WordPress’i seçmişim. Esnekliği, neredeyse her konudaki ihtiyacı karşılayan eklentileri (plug-in) ve türlü çeşit temalarla web için gerçekten bir nimet. Bundan sonra ne sitesi yaparsam yapayım, büyük ihtimalle (ve mümkünse) WordPress tabanlı olacak.

İçerik yönetim sistemi (content management system ya da daha kullanılan adıyla CMS) konusu biraz Apple / Microsoft, Fenerbahçe / Galatasaray meselesi gibi. Herkes fanatik bir şekilde kendi bildiğine bağlanıyor. Ben diğerlerini de epey deneyerek bu kararı verdim. Herkesin kendi kararına da saygım var (kendime dert etmiyorum da diyebiliriz).

Bu yazıda sıkça sorulan sorulara toplu bir yanıt olması niyetiyle (5 sene gecikmeyle de olsa) bu uzun süreçteki tecrübelerim sonucu vardığım noktayı özetleyeceğim. Sizin katkılarınızı da yorumlarınızda beklerim.