Yapay zeka çağının sentetik starları

Birkaç dolar maliyetle üretilen sentetik şarkılar, dijital müzik platformlarının listelerini dolduruyor. Bu kolay kazancın altında yeni bir telif mücadelesi yatıyor.

Serdar Ortaç, şarkılarının hepsinin birbirine benzemesini “Hepi topu 7 tane nota var, kaç farklı beste yapılabilir ki?” diye açıklamaya çalışırken takvimler 2005 senesini gösteriyordu. 20 sene sonra bugün; neler yapılabileceğini görmek için Suno ya da Udio gibi yapay zeka uygulamalarına birkaç kelimeyle beklentimizi yazmak yeterli. Marul tarlasının hangi aralıklarla ilaçlanması gerektiğini, Slayer’ın “Death Skin Mask” şarkısındaki üslupla, bir ulusal marş formatında bestelenmesini, bu alanda çalışan herhangi bir “organik” profesyonelden istemek olacak iş değil elbette.

Müziğin “algoritmasının” çözümüyle ortaya çıkan bu yapay yetenekler, her yeni teknolojik dalga gibi kendine has bir sorun yumağıyla hayatımıza girdi. Sentetik şarkıların telif gelirleri, “ilham aldığı” kaynakların hakları ve platformların bu tür içerikler hakkında kullanıcılarını şeffaf şekilde bilgilendirmesi gibi pek çok yeni dert, müzik sektörünün kazanını kaynatmaya başladı bile.

YouTube, Deezer, Audible Magic ve SoundCloud gibi platformlar yapay zeka tarafından üretilmiş içerikleri tespit ederek, tavsiye algoritmalarında buna yönelik sıralamalar yapabiliyor. Bunun için de yine bu konuda uzmanlaşmış girişimler tarafından geliştirilen yapay zeka algoritmaları kullanılıyor. Platformlara eklenen yeni şarkıların şimdiden yüzde 20’si yapay zeka tarafından üretilenlerden oluşuyor. Nisan ayı raporuna göre sadece Deezer’a günde bu türden 20 bin şarkı yüklenmiş. Aynı tespit araçları sayesinde sentetik şarkıların telif pazarı da 10 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Diğer yandan da şarkılarının bu tür algoritmalar tarafından “öğrenme” amacıyla kullanılmasını istemeyenler için DNTP (Do Not Train Protocol) adlı standardın yaygınlaşması için çalışılıyor.

Dinleyen dünden razı

Neyse ki dinleyiciler için durum bu kadar karmaşık değil. Buna yönelik en güncel örneklerden biri “The Velvet Sundown” adlı grup oldu. Tüm dijital platformlarda aynı anda ortaya çıkan grup, birkaç hafta içinde yalnızca Spotify’da 400 binin üstünde dinleyiciye ulaştı. Ben bu satırları yazarken sayı 1 milyon 140 bini geçmişti. “Dust in the Wind” adlı hit parçasıyla milyonlarca dinlenmeye ulaşan “Dust and Silence” adlı albümleri, TikTok ve Instagram gibi sosyal ağlarda da fırtına gibi esti.

Grup hakkındaki bilgiler Gabe Farrow, Lennie West, Milo Rains ve Orion ‘Rio’ Del Mar adlı üyelerden oluştuğundan ibaretti. Instagram hesaplarındaki fotoğrafları da buram buram yapay zeka ile üretilmiş gibi duruyordu. Sır perdesi, bu gizemin peşine düşen bir Reddit kullanıcısı sayesinde aralandı. Projenin “Andrew Frelon” lakaplı biri tarafından, Suno kullanılarak yaratıldığı ortaya çıktı. Ardından The Velvet Sundown’ın profiline şu açıklama eklendi:

Tüm karakterler, hikâyeler, müzikler, sesler ve şarkı sözleri, yaratıcı araçlar olarak kullanılan yapay zeka araçlarının yardımıyla üretilmiş özgün çalışmalardır. Gerçek mekanlar, olaylar veya hayatta olan ya da olmayan kişilerle herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir ve kasıtlı değildir.

Bu tür şarkıların üretiminde en çok kullanılan hizmet Suno’da 10 dolarlık abonelik paketiyle ortalama 150 şarkı bestelemek mümkün. Platformlarda yayıncı olarak yer almanın bedeli de aşağı yukarı bu seviyelerde. Dolayısıyla dinleyici trendlerini iyi takip edenler için The Velvet Sundown gibi başarı hikayeleri üretmek işten değil. Bu denklemde kaybeden tek kesimse, geçimini bu şarkıları üreterek kazanan “geleneksel” meslek erbabı. Algoritmalarla üretilen eserlerin tamamının kendi emekleriyle beslendiğinden hareketle talep ettikleri telifler ise şimdilik karşılığını bulabilmiş değil. Şarkı üreten yapay zeka girişimleri “esinlenme” olarak adlandırdığı bu yaklaşımı “adil kullanım” çerçevesinde değerlendirme eğiliminde. Telif haklarını temsil eden meslek örgütleri ise bu görüşte değil. Mevcut durum ilk dijital müzik paylaşım hizmeti Napster’ın anarşik dönemini hatırlatır cinsten.

İşin pek dillendirilmeyen yanındaysa yeni düzenin müzik platformlarının gayet işine gelmesi var. Üye gelirlerine bağlı iş modellerinde şarkıların organik ya da sentetik olması onları pek bağlamıyor. Dahası, şarkı dinleme alışkanlığı kullanıcıların kendilerini tamamen bu platformların algoritmasına terk etmesine dönüştüğü için gizli bir kazançları daha var. Birkaç organik şarkının ardından araya usulca sızan sentetik eserlerin bir kısmı, bizzat bu platformların algoritmalarıyla ürettiği sentetik şarkılara dönüyor. Böylece kimseye telif ödemek zorunda kalmadan kar marjlarını yükseltmiş oluyorlar.

(11 Temmuz 2025 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Yeni içeriklerden anında haberdar olmak isterseniz aşağıya e-posta adresinizi yazabilirsiniz.

Diğer 5.447 aboneye katılın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir