J. R. R. Tolkien’in aktardığına göre Noldor Kralı Feanor vaktiyle küre şeklinde 8 taş üretmiş. Elfçe “uzakları gören” anlamına gelen “Palantir” adlı bu taşların her biri diğeriyle iletişim kurarak etrafta olup biteni aktarabilme yeteneğine sahipmiş. Analog çağların veri toplayan sensörleri desek yeridir.
1954 yılında yayımlanan Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki Palantir taşlarının 21. yüzyılın en tartışmalı şirketlerinden birine ilham kaynağı olması boşuna değil. Sebebini anlayabilmek için biraz geçmişe dönmek gerekiyor.
Peter Thiel adını 1999’da PayPal adlı finans çözümüyle duyurdu. Devamında kurduğu fonlar üzerinden, ilk yatırımcı olarak girdiği Facebook dahil yüzlerce girişime dokundu. Stanford Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alırken Alex Karp ile tanıştı. Haverford Üniversitesi’nden felsefe lisansı alan Karp, o dönem Stanford’da hukuk doktorası yapmaktaydı. Sonrasında Almanya’ya geçip Goethe Üniversitesi’nde Jürgen Habermas ve Karola Brede gibi akademisyenlerin danışmanlığında yüksek lisansını tamamlayacaktı.
Peter Thiel, öğrencisi olduğu Fransız düşünür René Girard’ın taklit (mimetik) teorisinden çokça etkilenmişti. Bu kuram insan arzularının içten gelen özgün bir istekle değil, başkalarında gördüğünü taklit ederek oluştuğunu ve taklit uğruna birbirine benzeyenlerin zamanla aynı idealin rakiplerine dönüştüğünü savunuyordu. Hatta Girard’a göre ABD ve Çin arasındaki rekabet dahi bu temele dayanıyordu. Alex Karp’ın düşünce dünyası ise Habermas’tan Wittgenstien’a, Heidegger’den Marx’a yayılan çok daha geniş bir yelpazeye sahipti.
Bu iki felsefe talebesinin birlikteliği, 2003 yılında kendini “Hükmeden Yazılım” olarak tanıtan Palantir şirketini doğurdu. CEO koltuğuna Alex Karp oturdu. Kurucu ortaklardan Stephen Cohen, yazılımın ilk sürümünü 8 haftada tamamladı. İlk yatırımı ABD istihbarat teşkilatı CIA’in girişim fonu “In-Q-Tel”den aldılar. 2 milyon dolarlık bu küçük katkı, ileride onlara pek çok kapıyı açacak bir altın anahtardı.
Büyük verinin büyük planları
Palantir özünde bir veri işleme çözümü. Eski, yeni demeden; her tür dijital içerik türünü ve kaynağını tek potada birleştirebiliyor. Bu, onun sıradan kısmı. Onu sıradışı kılan, tüm bu verileri birbiriyle ilişkilendirip, anlamlandırması ve strateji üretebilmesi. Benzer bir hevesle 2013’te hayata geçen Cambridge Analytica şirketi, sadece Facebook verilerini kullanarak dahi neler yapılabileceğini göstermişti. Palantir gözünü daha da yükseğe dikti. Bugün bir şirketlerin yatırım önceliklerinden, savaş dronlarının yöneleceği hedeflere, ABD göçmen polisi ICE ekiplerinin kimi tutuklayacağından, Gazze ya da İran’da hangi binaya ölüm yağacağına kadar birçok kritik kararı o veriyor. Birleşik Krallık’ın ulusal sağlık sistemi (NHS) dahi bu yapıya emanet edildi.
Vesile olduğu bu “başarılar” yüzünden her gün biraz daha tartışılan Palantir, veri işleme dışında bir şey yapmadığını ve (René Girard’a nazire yaparcasına) “günah keçisine” dönüştürüldüğünü söyleyerek kendini savunuyor. Cansuyu CIA tarafından verilen, gelirinin çoğu savunma ihalelerinden gelen ve siyasetle ilişkisi özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde arşa çıkmış bir yapı için fazlasıyla mütevazı bir tanım. (Peter Thiel, 2022 seçimlerinde eski çalışanı J. D. Vance için ABD tarihinin en büyük siyasi bağışını yapmıştı. Vance, bugün ABD Başkan Yardımcısı.)
Palantir’in bir ideolojisi ve politik ajandası olduğu kesin fakat ne olduğunu tanımlamak zor. Düşünce dünyasında Ayn Rand’ı gölgede bırakacak kadar liberter. Öyle ki ABD’yi bile fazla devletçi bulan Peter Thiel, 2017 yılından beri “Seasteading” ve “Praxis” gibi isimler altında uluslararası sularda var olacak otonom ve liberter “teknolojik cumhuriyetler” kurmaya çalışıyor. Gelgelelim faaliyetleri ekseninde baktığımızda Palantir sırtını tamamen devlete ve iktidara dayamış, faşizan bir tekno-oligark yapılanmasından öte değil.
“Vatansever” liberalizm
Şimdi bu uzun girizgahın gerekçesine gelelim.
Palantir CEO’su Alex Karp, geçtiğimiz sene “The Technological Republic” (Teknolojik Cumhuriyet) başlıklı bir kitap yazdı. Merakla bezeli bir mecburiyetle okuduğum bu kitap, Silikon Vadisi’nin ultra-liberter söylemine aşina olanlara yeni bir şey söylemiyordu. Var ettiği teknolojik ürün ve hizmetlerle dünyayı dönüştüren bu bir avuç girişimcinin zafer sarhoşluğu ve doymayan şehvetleriyle sürekli yeni hedefler aramalarının özeti gibiydi. Teknolojinin her sorunu çözebileceğine inanan tekno-çözümcülerin düzene itirazı ya da müritlerine yönelik cihat çağrısı da denebilirdi.

Unutulmaya yüz tutmuş bu kitap, beklenmedik bir gelişmeyle bu hafta adeta küllerinden doğdu. Palantir, sosyal medya hesaplarından “Çok soran oluyor, şu kitabı bir özetleyelim” diye başlayan 22 maddelik manifesto paylaştı.
- Silikon Vadisi yükselişini mümkün kılan ülkeye ahlaki bir borç taşımaktadır. Silikon Vadisi’nin mühendislik elitlerinin, ulusun savunmasına katılmak gibi açık bir sorumluluğu vardır.
- Uygulamaların tiranlığına karşı isyan etmeliyiz. Bir uygarlık olarak zirvemizi iPhone mu oluşturuyor? Bu nesne hayatlarımızı değiştirdi ancak artık mümkün olanı hayal etme kapasitemizi sınırlıyor olabilir.
- Ücretsiz e-posta yeterli değildir. Bir kültürün ya da uygarlığın, hatta onun yönetici sınıfının yozlaşması ancak o kültür halka ekonomik büyüme ve güvenlik sağlayabiliyorsa affedilir.
- Yumuşak gücün retorikten ibaret sınırları ortaya çıkmıştır. Özgür ve demokratik toplumların ayakta kalabilmesi, ahlaki çekicilikten fazlasını gerektirir. Sert güç gerekir ve bu yüzyılda sert güç yazılım üzerine inşa edilecektir.
- Soru, yapay zekâ silahlarının inşa edilip edilmeyeceği değil; kim tarafından ve hangi amaçla inşa edileceğidir. Rakiplerimiz, askerî ve ulusal güvenlik açısından kritik teknolojilerin geliştirilmesini tartışmak için duraksamayacaktır. İlerlemeye devam edeceklerdir.
- Ulusal hizmet evrensel bir görev olmalıdır. Toplum olarak yalnızca gönüllülüğe dayalı bir sistemden uzaklaşmayı ve bir sonraki savaşı ancak herkes risk ve maliyeti paylaştığında yürütmeyi ciddi biçimde düşünmeliyiz.
- Bir ABD deniz piyadesi daha iyi bir tüfek isterse, onu yapmalıyız; aynı şey yazılım için de geçerlidir. Bir ülke olarak, yurtdışındaki askerî eylemlerin uygunluğu üzerine tartışmayı sürdürebilirken, tehlikeye gönderdiğimiz insanlara olan bağlılığımızdan taviz vermemeliyiz.
- Kamu görevlilerinin ruhban sınıfına dönüşmesi gerekmiyor. Federal hükümetin kamu görevlilerine sağladığı ücretlendirme modeliyle çalışan herhangi bir şirket, ayakta kalmakta zorlanırdı.
- Kamusal hayata girenlere çok daha fazla hoşgörü göstermeliyiz. Affetme alanının yok edilmesi, insan doğasının karmaşıklıklarına karşı toleransın ortadan kaldırılması, bizi sonunda pişman olacağımız bir lider kadrosuna mahkûm edebilir.
- Modern siyasetin aşırı psikolojikleştirilmesi bizi yanlış yöne sürüklüyor. Siyaseti ruhunu beslemek ve kimliğini kurmak için kullananlar hayal kırıklığına uğrayacaktır.
- Toplumumuz, düşmanlarının çöküşünü hızlandırmaya fazla hevesli ve çoğu zaman bundan zevk alıyor. Bir rakibin yenilgisi kutlama değil, durup düşünme anı olmalıdır.
- Atom çağı sona eriyor. Nükleer caydırıcılık dönemi kapanırken, yapay zekâ temelli yeni bir caydırıcılık çağı başlıyor.
- Dünya tarihinde hiçbir ülke ilerici değerleri ABD kadar ileri taşımamıştır. ABD kusursuz değildir; ancak kalıtsal elitlerden olmayanlar için sunduğu fırsatların büyüklüğü çoğu zaman unutulur.
- Amerikan gücü, olağanüstü uzun bir barış dönemini mümkün kılmıştır. Büyük güçler arasında bir savaş olmadan geçen neredeyse bir yüzyılın değeri çoğu kişi tarafından ya unutulmuş ya da kanıksanmıştır.
- Savaş sonrası Almanya ve Japonya’nın etkisizleştirilmesi geri alınmalıdır. Almanya’nın zayıflatılması aşırı bir düzeltmeydi ve Avrupa bunun bedelini ödüyor. Japonya’nın pasifizmine yönelik benzer yaklaşım da güç dengesini bozabilir.
- Piyasanın harekete geçmediği alanlarda üretmeye çalışanlar takdir edilmelidir. Musk gibi figürlerin büyük anlatılara olan ilgisi küçümseniyor; oysa yaptıklarının değeri çoğu zaman ciddiye alınmıyor.
- Silikon Vadisi, şiddet suçlarıyla mücadelede rol almalıdır. ABD’de birçok siyasetçi bu konuda ciddi adım atmaktan kaçınmıştır.
- Kamu figürlerinin özel hayatlarının acımasızca ifşa edilmesi, yetenekli insanların kamu hizmetinden uzaklaşmasına neden oluyor. Bu ortam, etkisiz liderlerin ortaya çıkmasına yol açıyor.
- Kamusal hayatta teşvik ettiğimiz aşırı temkinli yaklaşım, yıpratıcıdır. Hiç hata yapmayanlar çoğu zaman kayda değer hiçbir şey de söylemez.
- Bazı çevrelerde dinî inançlara yönelik yaygın hoşgörüsüzlüğe karşı durulmalıdır. Bu durum, elitlerin iddia ettiği kadar açık fikirli olmadığını gösterir.
- Bazı kültürler önemli ilerlemeler üretmiştir; bazıları ise geri kalmış veya zararlı kalmıştır. Tüm kültürlerin eşit olduğu iddiası, bu gerçeği göz ardı eder.
- Boş ve yüzeysel bir çoğulculuk anlayışına karşı direnmeliyiz. Batı, uzun süredir kapsayıcılık adına ulusal kimliği tanımlamaktan kaçınıyor. Peki ama ne uğruna bu kapsayıcılık?
Ben bu satırları yazarken, sadece Twitter’da 35 milyon kişi tarafından okunan bu özetin özeti şöyle:
- Silikon Vadisi maddi ve manevi varlığını ABD’ye borçlu. Dolayısıyla herkesin (Atlas gibi) silkinerek bu ülkeyi ileri taşıması (ya da en azından taşıyanları desteklemesi) gerekiyor.
- Önümüzdeki çağın süper gücünü yapay zeka belirleyecek ve silahların gücünü algoritmalar üstlenecek. Bu yüzden yapay zekanın her tür sivil ve askeri kullanımı meşru bir reflekstir.
- Kültür ve diplomasiye dayalı yumuşak güç, varlığını ve etkisini askeri ve ekonomik temellere dayalı sert güce borçludur. Esas olan sert gücü muhafaza etmektir. ABD ve Avrupa’nın meşruiyeti tehdit altındadır. Teknoloji sektörünün önceliği, kamu hizmetlerini iyileştirmek ve savunma sanayiini güçlendirmektir.
- Kamu çalışanları ve siyasetçilerin özel yaşamlarının ifşa edilmesi onları kırılgan hale getirdiği için yönetim kadroları nitelikli güçten mahrum kalıyor. Bu kadar ilkeli olmak doğru değil.
Bu bildiri, hayatımıza verim ve eğlence vaadiyle sızan dijital çözümlerin arka planda kurguladığı dünyaya yönelik kıymetli bir ipucu. Karp ve Thiel’ın bu ürpertici ütopyası birçok açıdan bu hafta Antalya’da düzenlenen Diplomasi Forumu’nda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye için önerdiği “şefkatli monarşi” modelini çağrıştırıyor.
Muğlak kalan kısım, tüm bu monarşilerin tepesindeki Kara Kule’de hangi müşfik kralın oturacağı.
(24 Nisan 2026 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın