Tag Archives | nişantaşı

Otomobilli hayat, oh ne rahat!

Ben Yeşilköy çocuğuyum. Çocukluğum sokaklarında geçti. Şimdi halk pazarı olan İtalyan mezarlığına bitişik parkında top koşturdum, bisiklete binmeyi sokaklarında öğrendim, her karışında tekerlek izlerim vardır. İlkokulu ve lisenin bir kısmını orada okudum. Hayatımın en güzel günleri orada geçti.

Yeşilköy sadece iki giriş ve çıkış olan, kendi içine kapalı, küçük, sakin bir semtti. Şimdiki Polat Otel’in yerindeki Hasır Büfe piyasa yerimizdi. Yaz okullarına Yeşilyurt Spor Kulübü’nde gittim. Karakoluna düştüm, ilk sigara kaçamaklarını o zamanlar yeni doldurulan sahilinde yaşadım, ilk kız arkadaşlarımla oralarda öpüştüm.

Ve daha bir sürü şey…

Seneler sonra evlenip çoluk çocuğa karışınca şehir merkezine taşınmamız gerekti. Hedef olarak Nişantaşı‘nı belirdi. Eşimin ofisi oradaydı ve aklına yatmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Şehir planlaması denen mesele

Tumblr, Posterous gibi mikro blog servislerini seviyorum. Çok içerik aktaramasam da takip etmesi en zevkli, en süzme içeriklerle dolu bloglara buralarda rastlıyorum. İlgilenirseniz benim de Tavan Arası, Z Raporu, Alışveriş Listesi, Eski Defterler gibi birkaç mikro-blogum var.

Dünyanın en çok kaldırım yenileyen, buna rağmen hepsi birbirinden beter halde olan ülkesiyiz.

Bir süredir kaldırımların fotoğraflarla hallerini belgeleyen bir mikro-blog üstünde niyetliyim.

Belki aynı anda 2 çocuk sahibi olup elde arabalarla yolları arşınlamak zorunda kaldıktan sonra farkettiğim bir ayrıntı olabilir ama Türkiye’de ciddi bir kaldırım sorunu olduğu tartışılmaz. Hani kaldırımlar felaket de yollara mı özeniyoruz derseniz elbette facia orada da devam ediyor ama kaldırım şehir unsurları açısından çok daha fazla kullanılan ve daha fonksiyonel bir bileşen.

Ben Yeşilköy çocuğuyum. Evimiz meşhur 1878 Ayastefanos anlaşmasının imzalandığı (ve sizlerin muhtemelen Tosun Paşa, vs gibi birçok Türk filminden aşina olduğunuz) köşkün hemen arkasındaydı.

Yeşilköy İstanbul’un en kendine has semtlerinden biridir. Havaalanına yakınlığı nedeniyle 4-5 kattan yüksek binanın olmadığı, geniş sokaklar, bol ağaç ve bahçeden oluşan, köşklerle, villalarla dolu bir sahil mahallesi…

Bisiklete binmeyi, yüzmeyi, balık tutmayı, ağaç aşılamayı, tohum ekmeyi, ağaç tırmanmayı; kısacası sokağa dair hemen her şeyi ben o semtte öğrendim.

Son iki buçuk yıldır da Nişantaşı’ndayım. Gelmemek için çok direndim. Yeşilköy ile taban tabana zıt, gürültülü, kalabalık, yeşillikten uzak, bitişik nizam evler, toz, toprak… Nişantaşı’nda bana cazip gelen hiçbir şey yoktu başta. Ama şimdi başka bir yerde oturabilir miyim bilemiyorum. Şehir merkezinde yaşamak cidden ayrı bir şeymiş.

Gel gelelim kaldırımsızlık konusunda Maslak ile yarışabilecek belki ilk semt yine Nişantaşı. Daracık kaldırımların şekilsizliği bir yana biraz genişlediği yerde ya dükkanlar tarafından masa atılarak işgal edilmiş ya araya bir seyyar satıcı yerleşmiş, ya bir esnaf kuka koymuş ya da belediye kimse bir şey koymasın diye kendi saksı dikmiş…

Sim City oyunundan bir kare.

1985’te Commodore için piyasaya çıktığından beri şehir yönetim simülasyonu Sim City oynarım. Her bölümünü de oynamışımdır. Dolayısıyla (aslında) bir şehir nasıl kurulur, nasıl organize edilir, nasıl yönetilir, bütçe nasıl kullanılır, vatandaş neyden hoşlanır, vs gibi konularda Türkiye’deki birçok Vali ve Belediye Başkanı’ndan daha çok bilgim(iz) var.

Ama bizdeki uygulamalara, sıfırdan yeni kurulan yerleşim bölgelerindeki gariplikleri bile görünce insan her belediye başkanı adayına böyle simülatörlerde belirli bir baraj puanı getirilsin istiyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Yüzü gülen esnaflar, sade dükkanlar

Sırt çantamın fermuarı söküldü. İhmal ettiğim binbir dertten biri ama söküldükçe de sökülüyor. Sabah evden çıkarken tam karşımızda bir terzi olduğunu hatırladım. Siz nerede yaşıyorsunuz bilmiyorum ama İstanbul’da artık pek karşınıza çıkan şeylerden değil terzi.

Dükkanın kendisi kadar yaşlı bir amca buyur etti güleryüzle. Güleryüzlü esnaf da kalmadı artık. Çantayı gösterince şöyle bir baktı ve “bunu ben yapamam ama köşede kunduracı var” dedi.

Kunduracı…

Continue Reading →

Bu yazıya 16 yorum yapıldı.

Muji artık İstanbul’da

Uzun zamandır beklediğim Muji, İstanbul’da açıldı. Bu vesileyle birkaç satır yazayım dedim.

Muji / İstanbul - Nişantaşı

Muji / İstanbul – Nişantaşı (Fotoğraf: Julien Aksoy)

Japon tarzına aşina olmayanlar için Muji oldukça iyi bir başlangıç noktası. Sade, minimalist, doğaya saygılı, geri dönüştürülebilir ve markasız ürünler konusunda Japonya’dan çıkıp birçok ülkeye yayılmış bir tasarım şirketi. Markanın kökeni Japonca’da ‘markası olmayan’ anlamına gelen Mujirushi Ryōhin kelimelerinden geliyor.

Sitesinde de değindiği gibi moda için değil, marka olmak için değil, gerekli olduğu için ve yeterli olduğu kadarıyla üretiyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.