Tag Archives | mahremiyet

Haftanın Özeti: 20

Doların inişi-çıkışı, siyasetin çalkantısı, futboldaki galibiyet ve mağlubiyetler derken koşturmacalı, nefes kesen bir hafta daha sona erdi. Peki ‘başka’ neler oldu? Onları da ben derledim (İşim gücüm budur benim, gökyüzünü boyarım. Bir bakarsınız ki mavi).

Hatırlatma: özetler her hafta olduğu gibi 5 ana kategoriden oluşuyor ve diğer 4 sayfanın bağlantısı yazının bitiminde yer alıyor. Sadece bu ilk sayfadaki ‘Genel Gündem’e bakıp “neden bu kadar kısaldı” diye dert yanmayın ;)

Genel Gündem

  • Senelerce evlere servis korsan DVD satan ve kelimenin tam anlamıyla paraya para demeyen ‘DVD Metin’ teknoloji ve kanunlarla olan köşe kapma yarışını güzel güzel anlatmış.
  • ABD’de korsan içeriği internette tespit edip ceza kesmek için kurulan ve liderliği elinde tutan Rightscorp şirketi zarar üstüne zarar açıklıyor.
  • FBI’ın belgelerine göre Hitler sığınağında intihar etmemiş; kurmay heyetiyle beraber bir denizaltıya binip (diğer birçok Nazi gibi) Arjantin’e kaçmış. 203 sayfalık bu belgenin sansürlü kısımlarını daha fazla merak ettim (olayın kendisinden daha fazla gizlilik gerektiren ne olabilir?).
  • 15 – 18 Ağustos 1969 tarihinde düzenlenen efsanevi Woodstock Müzik Festival’inde sanatçılara ödenen bedeller Variety dergisinin arşivinde çıktı. Bugüne çevrildiğinde çiçek çocukların süperstarlarının epey mütevazı olduğu ortaya çıkıyor (büyük hali için tıklayın).

woodstockpricesfinal22222

  • Suriye’de; yani burnumuzun dibinde yaşanan drama dair İstanbul ve Kobani eksenindeki dehşet ve ibret verici karelerden oluşan bir foto galeri.

suriye

  • Nora Dunn, bir Kanadalı. 2006 yılında “yeter” deyip her şeyini  satarak dünyayı gezmeye başlıyor. Ve 40’tan fazla ülkeyi ayaklarının altında çiğnemeyi başarıyor. Gideceği ülkeyi, kalacağı yeri internetten seçiyor. Orada nasıl para kazanacağını da. Gerçek -ve imrendirici- bir dijital göçmen ile tanışın.
  • Fransa’nın başkenti Paris dünyanın en fazla turist çeken şehri. Şehrin en popüler mekanlarından biriyse Versailles Sarayı. Alınan son bir kararla sağa sola çarpıp zarar verdiği gerekçesiyle  selfie çubukları yasaklandı.

150309105053_selfie-stick_624x351_afpgettyimages_nocredit

Selfie çubuksuz bir tatile tatil denebilir mi?

  • Bakıyorum selfie çubuğu ilginizi çekti? O zaman öğrenelim hangisi iyidir, kullanımı nasıldır
  • Dünyada keşfedilmedik, ayak basılmadık bir yer kalmadı (sanıyoruz) ama neyse ki yaşlı gezegenimiz bize sürprizler yapmaya devam ediyor. Güney Pasifik’te volkanik patlama sonucu yepyeni bir ada ortaya çıktı! Ayak basılmamış, sahiplenilmemiş, bozulmamış, yepyeni, bakir bir toprak parçası. Heyecan verici, değil mi?

_81591521_tonga

  • Bu hafta ortaya çıkan şoke edici bir detay: Apple’ın Kurucusu Steve Jobs 2009 yılında bir süre ortadan kaybolmuş, ardından karaciğer nakli yaptırdığı ortaya çıkmıştı. Bu hafta ortaya çıkan bir gerçeğe göre dönemin Apple’ın Başkan Yardımcısı (ve şu anki Yönetim Kurulu Başkanı) Tim Cook kendi kan grubu ve dokusunun Jobs ile uyuştuğunu öğrenince karaciğerinin bir bölümünü ona vermeyi teklif etmiş. Ancak Jobs “bunu yapmana asla izin vermem” diyerek reddetmiş. Ben de bu sayede öğrendim ki karaciğer kendini yenileyen organlardan biriymiş.

3043628-poster-p-1-tim-cook-tried-to-offer-steve-jobs-a-portion-of-his-liver

  • 14 Mart tarihi (3/14) Dünya Pi Günü olarak anılıyor. Gizemini koruyan bu mucizevi ve esrarengiz sayı dizisi üzerindeki deney ve arayışlar da sürüyor. Bir yazılımcı Google altyapısını kullanarak (32 çekirdekli işlemci, 208GB RAM, 1.2 terabayt disk) 6 saat sürede 250 milyarıncı  haneye ulaşmayı başardı. Sonuna hala ulaşabilmiş değiliz elbet.

Continue Reading →

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 14

Bu haftalık özetlerle ilgili kullandığım yöntem adına birçok soru geliyor. Aslında özel bir metodum yok. Her gün ekran başında yüzlerce sayfa okuma yapıyor, notlar alıyor ve paylaşıma değer bulduklarımı not alıyorum. Bunun için haftanın 6 günü, günde en az 4-5 saatlik çalışma gerekiyor (okumayı zahmetli bulanlar bir de hazırlığını hayal etsin derim).

En sevindirici yanı bu çabanın karşılığını her anlamda aldığımı düşünüyorum. Okuyucu sayısı sürekli yükseliyor. Güzel, yapıcı yorumlar okuyor, duyuyorum. Ve en önemlisi linklere tıklayanlar (yani bence faydalananlar) her hafta artıyor. Dahası çok yakında bir sponsor desteğine de kavuşacağım gibi görünüyor. Bu çabanın sürekli olması için kesinlikle olumlu etki olacağını düşünüyorum.

Şimdi geçelim 26 Ocak – 1 Şubat aralığında yaşananlara.

Genel Yaşam

  • Biraz geç kalmış olabilirim ama İletişim Yayınları’ndan Levent Cantek‘in editörlüğünde çıkan Resimli Türkçe Takvimi o kadar güzel ki tavsiye etmeden geçmeyeyim dedim. Ancak bu yıl keşfedebildiğim bir diğer takvimse Delta Kültür Yayınevi tarafından hazırlanan Ali Osman Demirezen editörlüğündeki Bilgi ve Kültür Takvimi. Bence ikisine de bir bakın. Saatli Maarif‘i hepiniz bilirsiniz diye düşünüyorum.
  • ABD Başkanı’nın resmi uçağı Air Force One (AF1) adını taşıyor. Hakkında birçok gizem ve efsane var. Quora’da biri ‘AF1’da uçmak nasıl bir şey?’ diye sorunca bu uçuşlardan birinde seyahat eden Peter Marquez cevaplamış. Detaylarla bezeli yanıtı okurken bir şey dikkatimi çekti. ABD Başkanlık uçağında herkes yediği yemeğin parasını kendi ödüyor. Amaç vergi mükellefinin parasını çarçur etmemek (araya sıkıştırmış olayım; ABD Başkanları bütün harcamalarını kendi maaşından ödemek zorunda. Hadi bir detay daha: ABD Başkanı’nın aylık maaşı -ekstralarla birlikte- 47 bin dolar).
Air Force One

Air Force One, halk arasında Jumbo Jet olarak da bilinen Boeing 747’nin askeri ve kamu için üretilen VC-25A kodlu bir türevi. Yakın bir gelecekte yine Boeing’in 747-8 kodlu bir üst modeliyle değiştirilecek.

  • ABD’den bir başka gelişmeyle devam edelim. Super Bowl, Amerikan Futbol Ligi’nin şampiyonluk maçına verilen isim. Ülkenin büyük bir bölümünü ekrana kilitlediği için reklamverenler için de sene boyu beklenen anı temsil ediyor (Apple bile Ridley Scott’un yönettiği efsane Macintosh reklamını Super Bowl’da yayınlamıştı). Dünyanın en pahalı tarifesiyle yayınlanan yine dünyanın en yüksek bütçeli reklamlarının bu yılki dizilimini Fast Company derlemiş. Meraklısı kaçırmasın.
  • 23 yaşındaki anksiyete (evham) hastası bir İngiliz içinden çıkamadığı bir deja vu (bu anı önceden yaşamıştım) döngüsü içine kısılıp kalmış durumda. Bilimciler işin içinden çıkamıyor. Deja vu için birçok farklı teori var. Yazarken aklıma Matrix filmindeki yorumu geldi (Deja vu, Matrix’te değişiklik yapıldığında yaşanan sorundan kaynaklanıyordu).
  • Ülkesinin en önemli şahsına yönelik suikastı engelleyemediği için Arjantin Cumhurbaşkanı Cristina Fernandez de Kirchner “sizin yapacağınız işin de, sizin de…” diyerek istihbarat servisini kapatma kararı aldı!
  • Google 3 sene önce gelen bir gizli talep doğrultusunda Wikileaks üyelerine ait bilgileri ABD’ye verdiğini itiraf etti. Wikileaks avukatları dönemin İcra Kurulu Başkanı Eric Schmidt’e yazdığı şikayet dilekçesinde devlet baskısı karşısında Twitter gibi dik duramayan Google’ı bu tutumundan dolayı sert bir dille protesto etti ve hangi bilgilerin paylaşıldığının açıklanmasını talep etti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

  • Auschwitz Toplama Kampı’nı ziyaret ettiğimde çok etkilenmiş ve burada izlenimlerimi paylaşmıştım. 70. yıl anma törenleri vesilesiyle The Guardian gazetesi insansız hava aracı (drone) kullanarak bir kayıt yapmış. Etkileyici.
  • Aklıevvelin biri İstanbul Atatürk Havaalanı semalarında drone ile video kaydı yapıp internete koyunca ortalık karışmıştı. Süreç Türkiye’ye yakışır şekilde sonuçlandı ve drone akımı ‘yasak hemşerim‘ klişesiyle tanıştı.
  • Yasak deyince aklıma ne geldi
  • Yasak demişken; ünlü hacker grubu Lizard Squad yaptığı organize saldırıyla Facebook, Tinder, Instagram gibi birçok hizmeti alaşağı edince Türkiye’de akla hemen devlet erişim engeli geldi. BTK açıklama yaparak ‘kurtuldu’.
  • Drone olayını kapatmadan değinmiş olalım. Bu araçların sistemine sızıp alaşağı eden bir yazılım çıktı. İsmi Maldrone (zararlı yazılıma karşılık gelen malware’den türeyen bir isim). Videosunu izleyince mahareti ortaya çıkıyor. All your drones are belong to us! (Seyretmiş olanlara Interstellar filmini hatırlatmıştır eminim)
  • Amerikalı bir yönetmen Ermeni Soykırımı iddialarını işleyen bir belgesel yaparsa ne olur? Çok ilginç şeyler.
  • Uykuya geçmek (ve jetlag’in üstesinden gelmek) için kullanılan en yaygın yöntem melatonin takviyesi. Birileri bunu sprey hale getirmiş. İki fısfısla mışıl mışıl uyumak mümkün müdür sahiden? Uyutucu sprey kulağa biraz sakat geliyor sanki…
  • İşlenmiş gıdalar bizi daha sağlıklı yiyeceklere mi ulaştırıyor yoksa zehirliyor mu hala kafalar net değil. Kimileri koruyucu katkı maddelerinin faydasından; geleneksel tarımın bize daha sağlıksız ürünler sunduğundan dem vuruyor, kimileriyse tam tersini savunuyor.
  • Eski Türk filmlerinin, dizilerinin ve kliplerin çekildiği yerleri bulup paylaşan harika bir Twitter hesabı. Takdir edilesi bir emek.
  • İnternetin etkisiyle fanzinler -neredeyse- yok oldu. Buna cidden üzülüyorum. Webden devam edenlere sahip çıkalım bari. Geç keşiflerimden biri de Osman! (webden okumak zor oluyor, indirip bakmak daha akıllıca).
  • SailPoint yaptığı bir araştırma kapsamında ofis çalışanlarına “şirket hesabının şifresini 150 dolara satar mısın?” demiş. Yedide biri “satarım” demiş. Dünyanın en zahmetsiz ve garantili sızma yöntemi. Kevin Mitnick’in dediği gibi hack sanatının büyük bölümü bilgisayar dışı yöntemlerde kendini gösteriyor.
  • İsveçli yüksek teknoloji şirketi Epicenter çalışanlarının giriş-çıkışta kart göstermesine gerek yok. Çünkü deri altlarında çip taşıyorlar! Hack etmek için bir sürü yeni hedef.

Continue Reading →

Bu yazıya 47 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 11

Ne demiş eskiler; “İstanbul’a kar düşmeden, memlekete kış gelmez“. Meşhur rutubetle birleşince kılıca benzeyen rüzgarıyla soğuk mu soğuk bir İstanbul haftasında, 5 – 11 Ocak 2015 tarihleri arasında sizinle paylaşmaya değer bulduğum gelişmeler şöyle sıralanıyor:

 Genel Yaşam

  • Bu haftaya damgasını vuran olay şüphesiz Fransa’nın başkenti Paris’teki Charlie Hebdo’ya yönelik terör saldırısıydı.  Guardian gazetesi bu olayı çok güzel bir arayüzle derledi. Bakmanızı tavsiye ederim. Bu olayda benim için en şaşırtıcı detay teröristlerin saldırıyı yaparken yanlış adrese gidip iki inşaatçıyla karşılaşması, onlardan doğru adresi alması (ve onları da öldürmesi) oldu. Bu çok garip değil mi? Böyle bir eylem keşif çalışması yapmadan nasıl gerçekleştirilmiş olabilir? Terör tarihinde bir ilk olarak değerlendirilebilir. Öte yandan olay o kadar korku yarattı ki haber siteleri konuyla ilgili görsellerinde dergiyi sansürlediler. Bu terör eyleminin hedefine fazlasıyla ulaştığı anlamına gelir.
  • Olayın ardından #JeSuisCharlie etiketiyle gerçekleşen Twitter paylaşımları aşağıdaki gibi gerçekleşti.

  • Bu mesaj daha beklenmedik yerlerde de karışmıza çıktı.
  • Çizerler ise çizginin intikamını yine çizgiyle aldılar.
  • Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg ise bu olayın ardından “Birileri farklı sesleri susturmak istiyor, Facebook’ta böyle bir şeyin olmasına asla müsade etmeyeceğim” şeklinde görüşünü dile getirdi. Zuckerberg için Facebook’a para vermeden takipçilerinize ulaşmaya çalışmayın da gerisi kolay. Birileri de bir gün o tavrı ‘ses kısma’ olarak algılar mı dersiniz?
  • Fransa’nın gölgesinde kaldı ama Nijerya’da da İslamcı Terör Örgütü Boko Haram aynı gün 2 bin kişi öldürdü. 2 değil, 2 yüz değil; 2 BİN!
  • Back to the Future, We are the World, Pictionary, NES, Microsoft Windows… Ne mi bunlar? Bu yıl 30 yaşına basan 30 şeyden birkaçı.
  • Selfie çubuklarıyla o güzel cemalimizi çektik, paylaştık. Peki o güzelim kalçalarımızı nasıl çekeceğiz? Elbette ‘belfie’ çubuğuyla!

Continue Reading →

Bu yazıya 30 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 9

Dokuzuncu özet aynı zamanda 2014’ün son buluşması oluyor. Hayatımın en yoğun ve yorucu dönemlerinden birine denk gelen 22-28 Aralık aralığında gözümün önünden geçenler, kafamı kurcalayanlar arasında sizinle paylaşmaya değer bulduklarım şöyle oldu:

Genel Yaşam

  • Her yeni yıl beraberinde yeni umutlar, hevesler, hedefler getirir. 2015 de istisna olmayacak. Biz de o akorttan başlayalım:

  • Hayvanları, insanları insanlardan daha çok, karşılıksız ve güzel sevdikleri için seviyorum. Beklediği sahibinin yaklaştığını hisseden bir köpeğin videosuna bakınca hatırladım:

  • Geçen haftaki özette Pakistan’da idam cezasının yeniden gündeme geldiğine değinmiştim. Son durumda ülkede terörle bağlantılı 500 kişi idam için sıra bekliyor.
  • Lojistik şirketi UPS bu Pazartesi (Noel kapsamında) 34 milyon paket dağıttı! Bunun altından kalkabilmek için 500 milyon dolarlık teknoloji yatırımı yapmış.
  • Lafı geçmişken sıkça birbirine karıştırılan birkaç kavramdan söz etmek istiyorum. Noel ile yılbaşı farklı şeylerdir. 25 Aralık’a denk gelen Noel, İsa Peygamber’in doğumgününü temsil ediyor (ki o tarih bile hala tartışılıyor. Ağustos diyen bile var). Yılbaşı ise bizim de kullandığımız Gregoryen takvime göre yılın ilk gününü temsil ediyor (Ay gibi, yıl gibi yılbaşı da tamamen kul icadı. Bir referansı yok. Öyle olsun denmiş, öyle olmuş). Ayrıca çoğu zaman Hristiyanlık ve Noel ile eşleşen çam ağacı meselesi Hristiyanlıktan ÇOK eskilere; Türklerin eski dini olan Paganlığa dayanıyor. Böyle önemsiz şeyler uğruna birbirinizi yemeyin, yazıktır.
  • The New Yorker dünyayı özetleyen 4 grafiği derlemiş. Harika habercilik.
  • Her şeyden nefret eden ve bunu mümkün olan her fırsatta dile getirme derdine düşen dostlar. Buyrun size tam sizlik bir yazı.
  • 2014’ün en büyük sosyal medya hurafelerine göz atalım.
  • Bu senenin ortalarına doğru yayınlanan -ve çok hoşuma giden- bir videoyu seneyi kapatırken hatırlatmak istedim. Senelerdir yazmak için çabaladığım kitabımın ana temellerinden birini oluşturuyor (Türkçe altyazılı). Lütfen izleyin.

  • Rusya’daki muhalif hareketin öncü isimlerinden Alexei Navalny’nin Facebook sayfası Rusya tarafından gelen taleple ülkedeki Facebook kullanıcılarının erişimine engellendi (ticari ahlaksızlığın içinde boğul e mi Facebook?). Rusların engelli site listesi bizimkiyle kapışacak kadar kabarık.
  • Takip listemdeki bloglardan biri Tarihten Anektodlar. Biriken yazıları okurken Piri Reis ile ilgili ilginç bir derlemeye denk geldim. Piri Reis gerçekten iddia edildiği kadar büyük bir denizci, kaşif, kartograf mıydı?

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Makinaya bağlı yaşamlarımız

Hayatımın iş anlamında en yoğun aylarından biri Türkiye’nin normalleşmeye ihtimal bile vermeyen gündemiyle birleşince bloga neredeyse bir ay ara verdim. Öncelikle peşinen, samimi bir özür.

Malum tek başıma çalışıyorum. Yaptığım her işi, her parçasıyla baştan sona kendim halletmek zorundayım. Bu yüzden web hizmetleri, uygulamalar gibi araçlar elim kolum durumunda. Aklıma geldikçe genelin de işine yarayacak kısımlarını paylaşmaya çalışıyorum.

Google Now kayıtlarına göre Mayıs ayında Nisan ayına oranla 2 saat daha fazla yürümüşüm. Fena sayılmaz?

Google Now kayıtlarına göre Mayıs ayında Nisan ayına oranla 2 saat daha fazla yürümüşüm. Fena sayılmaz?

Şaşırtıcı -hatta biraz dehşet verici- bir tesadüf sonucu yeteneklerine dair fikir sahibi olduğum Google Now kullandıkça epey işime yaramaya başladı. Gideceğim yerdeki hava durumu, güncel trafik yoğunluğuna bakarak gitmem gereken yere kaçta çıkmam gerektiği, takip ettiğim konularla ilgili yaşanan gelişmeler, önemli haberler gibi pek çok şeyi cep telefonumun ekranından her an takip edebiliyorum.

Yazılımlara, uygulamalara; dolayısıyla başka bir bakış açısıyla makinalara bağlı bir yaşam ilk başta ürpertici geliyor. Solunum cihazına, kalp piline, ya da tekerlekli sandalyeye bağımlı bir düzeni çağrıştırdığı için olabilir. Oysa bugünün destek üniteleri çok daha işlevsel; en önemlisi (şimdilik) ‘olmasa da yaşanabilir’ türden.

Yeni düzenin tek sorunu mahremiyet. Artık neredeyse her türlü hizmetin bedelini mahremiyetimizle ödüyoruz. Sahip olduğumuz en kıymetli varlık. Herkes onun peşinde. Karşılıklı anlaşarak kullanıldığı sürece bir sorun yok. Ama öyle olmadığı zamanlar da oluyor ne yazık ki. Geçen hafta yönettiğim Digital Age Zirvesi‘nde Piet Hein Van Dam‘ın da hatırlattığı gibi “Data is the new oil, privacy is the new green!“.

Continue Reading →

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.

iPhone 5S’in endişe verici teknolojisi

Dün gerçekleştirilen Apple etkinliğinde tanıtılan iPhone5S (ve şirketin ilk ekonomik telefonu 5C) kimseyi pek şaşırtmadı. Çünkü her iki modele ait neredeyse her ayrıntı önceden internete sızmıştı. Steve Jobs‘un ultra-gizlilik takıntısı boşuna değilmiş anlaşılan. Malumun ilamında coşku beklemek hayal.

ayfooo5s

Yeni seri kağıt üstünde birçok yenilik içeriyor. Ama bunlar nedense benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Daha doğrusu o kadar para döküp telefonumu yenilemem için bahane oluşturmuyor. Saniyede 120 kare video? Kimin ihtiyacı? Ön daha iyi kamera? Daha hızlı işlemci? 64 bit? Elimizi vicdanımıza koyalım; mevcudu neye yetmiyordu? Daha fazla pil ömrü? Kesinlikle önemli. Ama hepimiz biliyoruz ki kullanımda mutlaka bir öncekinden daha çabuk bitecek (iPhone 4 -dikkat 4S de değil- bana hala her konuda fazlasıyla yetiyor).

Apple iniyor mu, çıkıyor mu?

Apple’ın düşüşe geçtiğine yönelik kehanetlelr rakamlara bakılırsa doğru. Ama bunu bir başarısızlık olarak yorumlamak da işin kolayına kaçmak olur. Apple hala çok güçlü, istikrarlı ve zengin bir şirket. Dünyanın en açgözlü yatırımcılarının toplandığı ABD borsalarında kimseyi memnun etmek mümkün değil. Kasası en dolu, en çok kar eden şirketken bile Microsoft, Apple gibi dünya devleri yatırımcıları tatmin edemiyordu. Halka açık ABD şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanları’nın bu konuda dert yanması uzun süredir şaşırtıcı bile değil. 10 yıldır satışlarını roket hızıyla arttıran, kasası tıka basa dolu, pazarındaki en belirleyici ve 500 milyondan fazla müşterisi olan bir şirket bile hisse düşüşü yaşıyorsa işin mantığından şüphe duymamak elde değil.

Continue Reading →

Bu yazıya 42 yorum yapıldı.

Mahremiyet arayışındakilere çözümler

Daha çok NSA şeklindeki kısaltmasıyla tanınan National Security Agency (Ulusal Güvenlik Ajansı), ABD’nin en eski ve gizemli kurumlarının başında geliyor. Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak 1952 yılında bilgi toplamak, izleme-dinleme faaliyetleri yürütmek,ve karşı istihbarat çalışmaları yapmak için kurulmuş. İnterneti de kapsayan her türlü iletişim platformunun selameti de kendisine emanet. Bir dönem Türkiye’de de bir dinleme üssü bulunan Soğuk Savaş döneminin meşhur elektronik takip ağı ECHELON da NSA’e bağlı bir operasyon.

Ve tahmin edersiniz ki bu yarı-karanlık görev listesini icra ederken kuralları bazen esnetebiliyor (devlet dili böyle çalışıyor). Bu esnemelerden biri de PRISM. Kökleri 2000 yılına dayanan bir hevesin ürünü olan PRISM’i kabaca bütün elektronik iletişimin takibi, arşivlenmesi ve sınıflandırılarak profilleme ve derin analize tabi tutmak olarak özetleyebiliriz. Türkçesiyle ABD yönetimi neredeyse bütün interneti senelerdir kendi yasalarına dahi aykırı yöntemlerle takip ediyor. Radikal’de yazdığım iki köşe yazımda ayrıntıları okuyabilirsiniz: 1, 2 (bir diğeri bu Çarşamba yayınlanmış olacak).

1984

Bu takip hevesi öyle bir noktaya ulaşmış durumda ki, internetin en karanlık dehlizlerine açılan TOR protokolünün dahi NSA birimleri tarafından (bir bakıma) takip edilebilir hale geldiği iddia ediliyor (TOR ise bunu yalanlıyor). Yönetimlerin interneti takip edip denetlemeye dair iştahı hiçbir zaman azalmadı; aksine artıyor. ABD’de müşterilerinin mahremiyetini koruyarak hizmet veren iki eposta servisi; Lavabit ve Silent Circle geçen hafta artık güvenli hizmet verme ihtimalleri kalmadığı için hizmetlerine son verdi!

Artık SIM kartlarımızın bile güvende olmadığı bir dönemdeyiz. Üstelik o kadar garip ve pervasız bir yapıdan bahsediyoruz ki, ABD ambargosundaki Suriye’ye ABD yazılım şirketleri Dubai ve Irak üstünden gizli takip ve fişleme uygulaması satabiliyor (ardından Suriye yönetimini halkına baskı kurmakla suçlayıp muhalifleri silahlandırıyor). Bahreyn’de işkence gören her mazlumun Nokia-Siemens’e ahı var. Ya da Mısır’da Microsoft’a

İstihbarat kurumlarının burnunu sokmadık yer bırakmadığı internette artık mahremiyet ve anonim kalma hakkından bahsetmek, ıslanmadan duş alma beklentisine dönüşüyor. Peki ne yapacağız? Mahremiyet adına yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?

İlk adım: hat güvenliği

Öncelikli olarak akla gelen çözümlerden biri, bilgisayarınız ile kullanmak istediğiniz hizmetin arasında kriptolu iletişim kurmanızı sağlayan VPN elbette. Ancak tercih ettiğiniz VPN hizmetinin mahremiyet konusundaki politikasını iyi incelemekte fayda var. Diğer tavsiyeleri de hızlıca sıralayalım:

Web Tarayıcı

Artık bilgisayar kullanmak internet kullanmayla eşdeğer hale geldi. İnternet kullanmaksa neredeyse tamamen web tarayıcısının içinde gerçekleşen bir eyleme dönüştü. Dolayısıyla buradan başlamak en akıllıcası

  • TOR: Kökleri 2002 yılına dayanan TOR Projesi’nin finansal destekçileri arasında internet özgürlüklerinin bayraktarı EFF’ten ABD Devleti’ne (evet) kadar uzun bir liste bulunuyor. Onion Routing adlı tekniği temel alıyor. Onion Routing, internette ulaşmak istediğiniz şeye doğrudan değil parça parça birçok farklı bağlı bilgisayar üstünden erişmenizi sağlıyor (daha da teknik açıklama isterseniz, buyrun). İletişim için kullanılan tekniğin anlaşılır bir açıklamasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

  • Pirate Browser: The Pirate Bay sitesini duymuş olduğunuzu sanıyorum. ABD’nin senelerdir uğraştığı bu bittorrent tracker sitesinin macerası ve başına gelenler kitaplara bile sığmıyor. PRISM skandalı sonrası onlar da topa girdi ve mahremiyet arayışındakilere yönelik Firefox tabanlı özel bir tarayıcıyı kullanıma sundular. Seçtikleri isim de hiç sürpriz olmadı elbette.

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Hukuk arayan yeni nesil sorunlar

Bugün Sosyal Medya Hukuku Sempozyumu’nda açılış konuşmacısıydım. Orada yaptığım sunumdan yola çıkarak yeni dertlere yönelik bazı noktaları buraya da aktarmak istedim. Blog yazılarıma gelen yorumlar çoğunlukla konuyu çok daha zenginleştiriyor; kimi zaman varsa yanlışları düzeltiyor kimi zaman da doğruyu pekiştiriyor. Bu konu da görüş toplama ve çeperi genişletmeye son derece müsait başlıklardan biri.

Sosyal medyayı genel anlamda ‘dijitalleşme’ sathına yayarak ‘yeni nesil dertler’ derken ne demek istediğimi biraz pekiştireyim:

  • En büyük konu başlığı elbette mahremiyet. Bu konuda blogda birkaç yazı yazdığım için detaylarına girmeyeceğim ama olayın ana hatları üç aşağı beş yukarı hepimizin malumu. Sorunun özü yeni dönemde bireysel mahremiyetin bazen isteyerek bazen farkında bile olmadan sizin kontrolünüzden çıkması. Kimi zaman bazı hizmetler için mecburen bize özel alanları paylaşmak ve haklarımızdan fedakarlık yapmamız gerekiyor. Kimi zamansa farkında bile olmadan hakkımızda pek çok bilgi toplanıyor.
  • Bu konuya en güncel ve çarpıcı örneklerden biri de CIA adlı bir mobil uygulama. Önce tanıtım videosuna bakalım.

  • Bu şekilde izlerken ilginç; hatta daha da ötesi faydalı görülen bu uygulamanın özüne bakalım: sizi arayan numaralar rehberinizde yer almasa dahi kendine ait merkezi veritabanından sorgulayarak ekranınıza kimliğini rehberde kayıtlıymış gibi getiriyor. Şirket bu numara bilgilerinin bir kısmını halka açık rehberlerden topluyor. Ama esas kaynağı bizzat kullanıcılarının kendisi! Yükleyip çalıştırdığınız anda sizin telefon rehberinizi de kendi veritabanına çekerek herkesin kullanımına açıyor. Böylece her yeni kullanıcıyla biraz daha büyüyen küresel ve korkutucu bir rehbere sahip oluyor. Bu yazılımı yüklemenizi kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama illa denemek isterseniz (kontakt listenizi kaptırmamak için) rehberi boş bir telefona yükleyin, sonra arkadaşlarınızın sizi aramasını isteyin. Büyük oranda isimlerinin ekranınızda belirdiğini göreceksiniz. Tek sorunu rehberinize ‘Annem’, ‘Halam’ gibi kaydettiğiniz kişilerin de merkezi veritabanına aynı isimle eklenmesi (ve ekranınızda bu şekilde çıkması). Eminim bunları aşacak bir yöntem de bulurlar. Özetle siz numaranızı kimseyle paylaşmasanız dahi rehberinde kayıtlı olduğunuz biri bu (ve bunun gibi başka bir)  uygulamayı yüklediğinde numaranız kamu malı haline geliyor. Sitesindeki bilgiye göre şu anda 1 milyar 300 milyon kişinin bilgilerine sahipler. Buyrun size yeni nesil, devasa bir dert.
  • Kapıda bekleyen yeni dertlerden biriyse geçen sene tanıtılan Google’ın meşhur gözlüğü Google Glass. Henüz bir avuç insanın kullanımındaki bu seksi cihaz standart görünümlü bir gözlüğü gerçek dünya ile aramıza o meşhur Terminatör gözü gibi internetten beslenen bir ara katman ekliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Yeni dinimiz beta versiyonuyla hizmette

NOT: Bu yazı aslen 13 Mart 2013 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanmış köşe yazımdır. Ancak Radikal’in sitesinde linkler yer almadığı ve metinler de kopyalanamadığı için burada ayrıca yayınlamak zorunda kaldım.

Kitaba aşina (ve aşık) son nesillerdenim. Şimdiki çocuklar eline gazete dahi almayan anne-babalarından okumaya dair öğütler, telkinler dinliyor (elbette işe yaramıyor). Sabahtan akşama kadar dizi izleyip, Facebook’ta okey çevirip Twitter’da geyik döndürmeye karşı kitapların eli acınacak kadar zayıf. Dopamin namına denklikte kokain ile çikolata kadar uzak iki seçenekten söz ediyoruz.

Yine de küçük yaşta okunanların zihne nasıl mıhlandığını iyi kötü bilir herkes. Hatıralarıma en çok yer edenlerden biri, 4-5 yaşlarında elime geçen 1959 basımı Allah Rahatlık Versin isimli hikaye kitabıdır. Kaç defa okuduğumu unuttuğum Doğan Kardeş Yayınları’ndan çıkan bu İsviçre kökenli kitap, Günther Strupp’un kendine has çizimleri ve Türkis Noyan’ın muhteşem çevirisiyle oldukça etkileyicidir. Bugünün steril ortamlı, siyaset ve ticaret odaklı hikayelerinden de epey uzaktır.

6846042543_0742f20f71_z

Günther Strupp’ün kitaptaki çizimlerinden biri (Aldatılan Dev isimli öyküye ait).

Hala hatırladığım hikayelerden biri mutsuz bir oduncuyu anlatır. Kahramanımız, ormanda bir türlü kesemediği ağaçlara söverken civardan geçen yaşlı bir kadın masalların o meşhur cümlesini döker ağzından: dile benden ne dilersen!

Oduncunun dünyası ve derdi bellidir. Elini sürdüğü her ağacın parça parça odun olmasını ister. Kadın kerametini gösterir, dilek gerçekleşir. Bu sayede bir dokunuşla ormanda gözüne kestirdiği her ağacı dilimlere ayıran ormancı akşama doğru neşeyle evin yolunu tutar. Ama ‘laneti’ devam etmektedir. Elini değdirir değdirmez kapısı, merdiveni, duvarı, masası, koltuğu; ağaçtan mamul neyi varsa bin parça olur. Sonunda evi de yerle yeksan olunca geceyi geçirmek için yine ormana sığınır. Ne var ki uyumak için sırtını verdiği ağaç da parça parça olur ve oduncu altında kalarak can verir. ‘Yerine getirilen dilek’ başlıklı bu hikayenin anafikri bugünün meşhur mottosudur: ne istediğine dikkat et, bir gün gerçek olabilir!

Continue Reading →

Bu yazıya 18 yorum yapıldı.

2012’nin (teknolojik) özeti, 2013’e bakış

Bu yazı 26 Aralık 2012’de Radikal’de yayımlanan köşe yazımın genişletilmiş sürümüdür.

Dijital trendlerin değişim hızı ve yayıldığı satıh ‘artık’ hepimizin malumu. İnternete bağlı sistemler sarmaşık gibi yayılmaya devam ediyor. Birbirine bağlı cihaz sayısı, birbirine bağlı insan sayısını 4 yıl önce geçmişti. Dünyanın geride kalan üçte ikilik kısmını dijital aleme bağlamak artık sosyal ağların görevi.

Bu süreçte mobil cihazların kilit rol oynayacağı ortada. Henüz sadece 1 milyar kullanıcıya sahip olsa da akıllı telefon ekranları yüz milyonlarca kişinin internetle tanıştığı ilk ortam. Ve bu kitle interneti mobil hizmetler ve uygulamalar üstünden kullanmaya devam edecek. Çoğunun belki hiçbir zaman bir bilgisayarı olmayacak.

Lafı fazla uzatmadan birkaç ana başlık ekseninde 2012’nin bize gösterdiklerine bakalım.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.