Tag Archives | ameliyat

Ölmeden önce ölmenin hediyesi: şükretmek

‘Şükretmek’ enteresan bir kavram. Aynen ‘hoşgörü’ gibi içinde gizli bir kibir var. Sanki daha iyilerine layıkmış, olmamış; ama bu kadarına da ‘eyvallah’ dermiş gibi. Üstelik ‘erdemler galerisinde’ hep yüceltilmesine rağmen her şeyimiz şükretMEme üstüne kurulu. ‘O selülitlerle yaşamaya utanmıyor musun? Kimse görmeden al hemen şu kremi, sür sabah-akşam!’. ‘İnsandan çok mandaya benziyorsun. Zıplayanlar Pilates Merkezi’nde haftada 3 seansla sen de Instagram’da gördüğün o kusursuz kalçalara kavuşabilirsin’, ‘2 senedir aynı işte misin? Kariyer lağımına yuvarlamadan hemen CV’ni güncelle ve -daha mutsuz olacağın-  yeni bir iş bul’.

Arabanı değiştir, işini değiştir, dişlerini beyazlat, evini yenile. Aslında tercih etmediğin ama etrafındaki herkesin ölüp-bittiği o beldede tatile çık.

Şükretmek şart değil elbet. Fakat sağlık konusunda kesinlikle gerekli. Çünkü garip bir şekilde sağlıklı olmayı normal sanıyoruz. Oysa sağlıklı olmak dünyada çok az kişiye bahşedilmiş, istisnai bir hal (inanmıyorsanız gidin, birkaç test yaptırın da görün. ‘Hemen geçer’).

Garip bir şekilde sağlık sektörü de şükür sevmiyor. Önleyici sağlık bir yana kimi zaman akortları bozup kendi de hastalık, musibet icat edebiliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 91 yorum yapıldı.

Brezilya poposu bize son kaça olur?

tour-selfieDünya tarihinin garip, eğlenceli, benzersiz dönemlerinden birine şahitlik ediyoruz. Şahsen 80’leri yaşadığım için de çok memnunum ama bu dönem cidden verdiği sancı kadar köklü değişimlerin yaşandığı zamanlara denk geldi.

1903 yılından bu yana düzenlenen Tour de France‘ı düşünelim mesela. Bu yılki yarışta Lüksemburglu Andy Schleck düşerek dizkapağını sakatladı. Yarış kariyeri bitme tehlikesiyle karşı karşıya. ABD’li Tejay Van Garderen da aynı şekilde düştü ancak dizinin durumu çok daha iyi. Bu iki bisikletçinin neden düştüğünü biliyor musunuz peki? Selfie çekmek isteyen izleyicilere çarptıkları için!

Selfie deyip de geçmeyin; daha iyisini çekebilmek için özel aksesuarlar bile var.

Yeni akımlardan biri ‘quantifiable self‘. Yani taşıdığımız, taktığımız cihazlarla bedenimize dair bilgileri kaydetmek, internete aktarmak ve -tercihen- paylaşmak. Saatiniz nabzınızı, telefonunuz adımlarınızı, gözlükleriniz mimiklerinizi, lensleriniz kan şekerinizi ölçebiliyor. Ölçümde yeni hedef vajinalar! (isterseniz burada kapatalım bu meseleyi)

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Aşırı terleme ve tedavi yöntemleri

İnsanların yüzde 1’inde görülen aşırı terleme meselesindeki ‘aşırı’ sıfatının dozunu çekmeyenin tahmin etmesi kolay değil. Yarattığı yan sıkıntıları da.

Örneğin beni en rahatsız eden el sıkışma sırasında karşımdakinin el teri. İşim gereği sürekli yeni insanlarla tanışıyorum ve el sıkışıyorum. Bazen elim sahiden sırılsıklam oluyor.

Bunun sıkıntısını yaşarken bir yandan da karşımdakini düşünüyorum. Benden on kat daha fazla sıkıntı duyduğunu gayet iyi biliyorum ama ikimiz için de  çok geç oluyor. Gülümsemeyle gizli ama malum pişmanlıkları çok küçük jestlerle paylaşıyoruz.

Aşırı terlemedeki sıkıntı genellikle dört bölgede yoğunlaşıyor: el, ayak , yüz ve koltukaltı. Sebebi de adrenalin bağlantılı sinir sisteminin kendi kendine heyecana kapılması ve deli gibi çalışmaya başlaması.

Benim derdim koltukaltı…

Sürekli terleyen biri değilim. Hatta bazen hiç terlemiyorum. Ancak bazı (özellikle stresli) anlarda terlemeye başladığımda koltukaltımdan epey sıvı kaybı yaşıyorum.

Televizyonda canlı yayında ya da sahnede bir sunumdayken bu durum gerçekten dikkatimi toparlamama da engel oluyor. Sürekli nasıl göründüğüme dair sıkıntılı bir fikir yürütme sürecine girip çıkıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 46 yorum yapıldı.

Bir kaza, bin tesekkur ve biraz bilgi

Sali gunu mukemmel planlarim vardi. Ama hicbiri tutmadi…
Oglen motorum Vecihi’ye atlayip yola ciktim. Valikonagi’ni Fulya’ya baglayan yokustan yurume hizinda inerken birden motor yan yatti.
Yerler islakti ve kasis icin frene basmamla sagima dogru yere kapaklandim. Yerde uzanmisken motorun metrelerce yokustan kayip kaldirima carpip durusunu seyrettim.
Ayaga kalkmaya calistim. Kalkinca sevindim. Sonra sag kolumun garip bir sekilde durdugunu fark ettim. Omzumdan cikmisti.
Biraz ugrasip yerlestirdim. Ama butun kolum uyusuyordu. Vucudumun farkli yerlerinden sizilar geliyordu. Meger omuzdan kirilmis…
Yine de ucuz atlattigimi dusunuyorum.
Detaylarini ayrica biraz toparlaninca yazacagim.
Cuma gunu bir ameliyatla omzuma plak takilacak, bir aksilik olmazsa 1,5 ayda fizik tedavi yardimiyla eski halime donecegim.
Ders dolu bu gunleri ayrica yazacagim. Cep telefonundan bu kadar oluyor.
Bu en zor animda yardim eden Baris ‘Zoban’ Timurlenk’e, baska bir illetle ugrastiklari icin haber veremedigim ailemin yoklugunda hastanede ilk saatlerde refakat eden Senel Sahin ve Fatih Taskiran’a, Amerikan Hastanesi ve Capa Tip Fakultesi doktorlarina COK tesekkurler.
Ayrica arayan, soran, mesaj gonderen yuzlerce kisiye binlerce tesekkur. Hicbirini cevaplayamadim. Hepinizi ilk firsatta arayacagim.
Capa Ortopedi 1. Servisi 120 numarali odadan hepinize hafif sancili selamlar!
(Bu da Zoban’in objektifinden olay sonrasi Vecihi…)

20110810-022830.jpg

(Yukarıdaki yazıyı hastane yatağımdan tek elimle, cep telefonumdan yazmıştım. 3 ay sonra bu yazıya kolumun ameliyattan sonra geldiği hali de eklemek gerektiğini düşündüm. Buyrun kolumun titanyum desteği ve sayısını unuttuğum vidaları)

Geçen 1 senenin ardından 11 Ağustos 2012 itibariyle bir ekleme daha yapayım: Uzun, zorlu bir süreci geride bıraktım. Düzeldim sayılır, kolumdaki madeni parçalarla yaşamayı kabullendim. Üstelik bu kaza bana çok şey öğrettiVecihi ile yine güzel günlerim geçiyor ama sağ kolumu hala çok az kullanabiliyorum ve ağrılarım devam ediyor.

Buna da binlerce kere şükür.

Bu yazıya 147 yorum yapıldı.

Bir nefes sıhhat

Rahmetli anneannemin ardından yazdığım yazıda şöyle demişim

Giderayak sağlığın aslında çok az insana bahşedilen bir hediye olduğunu hatırlattı bana. Doyasıya nefes almanın, kana kana su içmenin, şöyle bir yaslanıp gerinmenin, kalkıp birkaç adım yürüyüp kafa dağıtmanın, neşeli bir sofrada, tadına vara vara mutluluk içinde bir şeyler atıştırmanın, şen şakrak bir sohbet etmenin nedense görmezden geldiğimiz bir armağan olduğunu gösterdi hepimize. En acısı, zihnimizin en dibine gömdüğümüz ölüm denen şeyin kimi hallerde yaşamaya yeğlenir olduğun öğretti.

Kimi acı örnekleriyle yaşamış biri olarak tekrarlamam gerekir ki, nefes almanın, su içmenin, bir lokmayı çiğneyip yutabilmenin bile nimet olduğunu asla unutmamak gerek. Sağlık yoksa geride kalan her şey yalan, teferruat. Bazen nefes alabilmek bile yeterli bir nimet…

Ortaokul yıllarımda Türk Hava Yolları’nın tatil kampında (galiba Mimar Sinan’daydı) cengaverlik olsun diye kayalık bir alana balıklama atlamıştım. Suya girmemle suratımın her tarafının sivri kayalarla çatırdaması bir olmuştu. Sudan çıktığımda her tarafımdan kan fışkırıyordu.

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.