Dijital yayıncılığın umut veren yüzü 1 yaşında

Size (büyük ihtimalle daha önce duyduğunuz) bir girişimden bahsedeceğim ama önce kısa bir giriş yapmam gerek.

Ben bugün ‘internet’ dediğimiz türden bağlı yaşama BBS‘ler ile başladım. Bugün belki bu yazıyı okuyan kimse bu terimi bile duymamıştır bile ama bugünkünden çok daha zevkli bir yaşamımız vardı o ağların içinde.

BBS kabaca bir gönüllünün telefon hattına bağlı (genellikle evinde) kurduğu bir sunucu bilgisayardan ibaretti. Modemli bilgisayar sahibi olmak bir ayrıcalıktı. Bilgisayarın başına oturup numarasını çevirir, kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapar, o BBS’in üyelerinin yazdıklarını ve size gelen mesajları okurdunuz. Siz bağlıyken diğer üyeler bağlanamazdı çünkü genellikle tek bir telefon hattına bağlı olurdu BBS sunucuları. Küçük öbeklerden oluşan internetçikler gibi düşünün. Zevkliydi!

Sonraları hayatımıza web girdi. Türkiye’nin ilk kullanıcılarından biri olmalıyım.

1994 sonlarına doğru gazeteciliğe başladığımda medya (özellikle gazeteler) bilişim sistemleriyle entegre olmanın sancılarını henüz atlatmış ve teknolojinin nimetleriyle atağa geçmişti. Ben de o dönemde bu işlerden anlayan biri olarak gazete içinde sivrilmiş ve bir dizi tesadüf sonucu hep istediğim şey olan teknoloji sayfası editörlüğünü kapmıştım.

Yayıncılıkta mesele sürekliliktir

Sonrasında bu işi bir gazeteci olarak yurtiçi ve yurtdışında takip etmenin, haberleştirmenin yanında mutfağına da el atıp Türkiye’nin en yüksek trafikli gazete ve TV sitelerini kurup yönetme işini üstlendim. O dönemde ilk düzenli güncellenen günlük gazeteleri, ilk internet reklamlarını ve web sitelerine dair birçok yeniliği hayata geçirdik. Devamında kendi şirketimde bir dizi yenisini ekledim.

Özetle bu içerik yaratma konusunda tecrübem var. Birazdan yazacaklarımı da bu tecrübeye dayanarak söylüyorum. Niyetim böbürlenmek falan değildi anlayacağınız.

Türkiye’de içerik yaratmanın, onu pazarlamanın ve istikrarla sürdürmenin ne kadar zor, çileli, geri dönüşü olmayan ve deli işi olduğunu bilirim.

Cüneyt Özdemir televizyonun başarılı isimlerinden biri. Sahibi olduğu yapım şirketi kendi programı 5N1K dışında da birçok başarılı programa imza atıyor. Eminim iyi kazanıyordur ve uzun bir süre de kazanmaya devam eder.

Ama bu ‘rahata’ rağmen bence akıllıca bir karara imza atarak bir süre önce Dipnot sitesini kurdu. Eksiği-gediği var elbet. Ama akıllıca bir karar olduğu ve iyi bir rotada ilerlediği görünüyor. O site için ne kadar içten çabaladığını kısa bir sohbetimizde kendi ağzından dinlemiştim.

Ardından iPad’in yarattığı rüzgarla dijital dergi Dipnot Tablet‘i hayata geçirdi. Haftalık (ve bedava) bir dijital dergi. Konuları farklı, ekibi ve işlenişi güzel, dijitalin nimetlerinden mümkün olduğu kadar faydalanıyor. Üstelik bir süredir Android platformunda da var.

Bu hafta 1 yaşını doldurdu. 52 hafta dolu dolu bir dergiyi ayakta tutmak ancak bir yayıncının bilebileceği bir derttir. Üstelik bu kadar dev rakiplerin rekabetinde. Ve sektörün içindekilerin bile anlamakta zorlandığı (ve sorguladığı) yenilikçi bir mecrada.

İçeriğini beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı. Ama Türkiye’de dijital yayıncılık adına önemli bir kilometre taşı olduğunu görmezden gelemezsiniz.

Bütün bunlar adına kendisini şahsen tebrik etme fırsatım olmadı ama burada daha kalıcı bir tebrik ve teşekkürü daha uygun buldum.

Bütün internet camiası adına (elbette en başta her sayısını sektirmeden okuyan ben) buradan kendisine ve emek veren ekibine teşekkür ederim. Başarılar ve nice senelere Dipnot Tablet!

(İsterseniz projeyi bir de yaratıcısının ağzından dinleyin)