Düşünce yapısına aşina olanlara sakil görünmediğinden olacak; Alman filozof Arthur Schopenhauer’e ait olduğu sanılan meşhur bir internet alıntısı var:
Doğumundan beş dakika sonra ismine, dinine ve mezhebine karar verirler ve ömrünün geri kalanını bu seçmediğin şeyleri savunarak geçirirsin.
Schopenhauer’in hiçbir kitabında, ders notunda ya da konuşmasında böyle bir ima dahi yok. Yine de tespitin kendisi üstünde düşünülesi türden.
Bugüne dek mümkün olduğu için çocukların hayat boyu taşıyacağı isme ebeveynleri karar verdi. Peki mümkün olduğu zaman, biyolojik özellikler bu “belirleme” arzusundan muaf kalabilir mi?
Bugün modern tahlil ve görüntüleme araçları sayesinde hamileliğin çok erken aşamasında cenindeki Down ve Turner gibi birçok sendromu, genetik anomalileri, metabolik bozuklukları ya da kas, sinir ve iskelet hastalıklarını tespit edebiliyoruz. Ülkeler arası uygulama farkları olsa da bu teşhislerin çoğu (ailenin onayıyla) gebeliğin sonlandırılması için makul gerekçe sayılıyor.
Protein yapılarını tahmin etme ve yeni protein tasarlama yeteneğiyle geçen sene Nobel Ödülü kazanan “yapay zeka” (YZ) devrinde ihtimaller bunun çok daha ötesine taşındı. Yeni odak noktası, yumurta ve spermin ilk buluştuğu “zigot” evresi.
Kamuoyunda “Tüp Bebek” olarak anılan IVF (harici döllenme) yöntemi, bilimcilerin 1930’larda üstünde çalışmaya başladığı bir alan. 1978 yılında İngiltere’de doğan Louise Brown, bu teknik ile dünyaya gelen ilk insan olmuştu. Yöntemin mimarı Robert G. Edwards da 2010 yılında Nobel Tıp Ödülü ile tescillenmişti.
Tüp bebek tedavisi en basit anlatımıyla kadından alınan en verimli yumurtaların, erkekten alınan en cevval spermler ile laboratuvar ortamında döllenip, ortaya çıkan en sağlıklı embriyoların ayıklanarak kadının rahmine yerleştirilmesinden ibaret.
Şimdiye dek “Embriyolog” adlı uzmanların yürüttüğü bu kritik süreç, bugünlerde YZ girişimlerinin göz diktiği alanların başında geliyor. Bu alanda çalışma izni alabilen tek girişim ABD merkezli “Fairtility”. Milyonlarca örnek vaka ile eğitilen CHLOE adlı algoritmasıyla faaliyet gösteren şirketin vaadi, en kusursuz sperm ve yumurtayı bulmak. Yani ihtimal dahilindeki en mükemmel bebeği dünyaya getirmek. Bu sentetik embriyolog, kendini şimdilik “asistan” olarak tanımlasa bile, zamanla bu alanın en başarılı uzmanı olmak gibi bir hedefe sahip.
Cehennemin kapısı aralanıyor
Bu arayışın bir adım ötesi, karanlık ve ürpertici bir labirente çıkıyor. YZ sektörünün lideri OpenAI’ın CEO’su Sam Altman ve eşi (kocası) kriptopara borsası Coinbase’in CEO’su Brian Armstrong’un desteklediği “Preventive”, bu alanın en ses getiren girişimlerinden. Şirketin kurucusu Lucas Harrington, gen düzenlemesinde devrim yaratan CRISPR tekniğine yönelik çalışmalarıyla Nobel Ödülü kazanan Jennifer Doudna’nın ekibinden. Doudna, aynı zamanda Preventive’in ortaklarından biri.
Çalışanlarının ve yatırımcılarının katı bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorunda olduğu Preventive, normal şartlarda genetik hastalıkla doğacak bebeklerin DNA’sına döllenme öncesinde müdahale ederek sağlıklı şekilde dünyaya gelmelerini hedefliyor. Bir başka deyişle, genetik olarak yeniden programlanmış bir insan formu yaratıyor. Teorinin pratiğe dönüşmesindeki en büyük engel, bu yöntemin neredeyse her ülkede kanunen yasak olması. Bu tekniği uygulayan tek kişi, Çinli Bilimci He Jiankui olmuştu. 2018 yılında genetiğini değiştirdiği embriyolar sayesinde AIDS’e yol açan HIV’e dirençli üç çocuk doğurduğunu açıklayan Jiankui, 3 yıl hapse mahkum edilmişti.
Aynı kaderi yaşamak istemeyen Preventive, şansını kanunların uygun olduğu Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde aramayı planlıyor. Öncül vaatleri kulağa gayet hoş gelen cinsten: Kalp hastalığı yaşamayacak, kolesterolü hiç yükselmeyecek ve ileri yaşta kemikleri erimeyecek “üstün insanlar”. Ancak uygulamaların bununla sınırlı kalmayacağı da kesin.
İşin (arzu edilen özelliklere sahip olanların yaşayıp, olmayanların “ayıklanmasını” temel alan) “öjeni” boyutuna varacağını sezen uzmanlar, bu tür girişimlerin küresel çapta en az 10 yıl engellenmesi için çağrı yapıyor. Preventive ve türevleriyse dünya genelinde yaşayan 300 milyon genetik hastanın varlığına dikkat çekerek kendi cephesini tahkim ediyor.
Bu çabanın “gri” bir bölgesi de var. Örneğin Herasight ve Nucleus gibi bazı girişimler, 10 bin dolar karşılığında analiz ettiği embriyolarla doğacak bebeğin zeka seviyesini (IQ) öngörüyor.

Preventive ve türevleriyse YZ araçlarıyla giderek daha fazla bilgi sahibi olduğumuz DNA adlı yazılım kodumuzu güncellemeyi vaat ediyor. Bu ihtimallerin bedelini ödeyebilecekleri göz önünde bulundurunca, yakın gelecekte ortaya çıkacak kusursuz derecede sağlıklı, üstün zekalı; hatta belki ölümsüz bir “seçkinler sınıfı” gayet mümkün. Aynı kudret ile “ihtiyaca yönelik insan” üretimi de olası.
Bu çabanın en büyük tehlikesi, kişide değiştirilen bu genetik özelliklerin ilerideki nesillere de aynen aktarılacak olması. Yani öngörülemeyen bir hatanın, tam da önlenmeye çalışan şeye sebep olma ihtimali var.
YZ araçlarının ve birbirinden mahir insansı robotların sahne aldığı bu temsilin ikinci perdesinde sürpriz oyuncular sıra bekliyor. Senaryonun devamında, yakın geleceğin ebeveynleri oldukça zorlu kararlarla yüzleşmek durumunda kalacak.
Mesela 2 bin dolara gözü asla bozulmayacak bir çocuk istemez miydiniz? Ya da 7 bin dolar karşılığı dişlerinin çürümesini engellemek fena mı olurdu? Hiç kanser olmaması için 20 bin dolar ihtiyaç kredisi çekmeyecek misiniz? Evladınızın ileride sadece üstün zekalılara tanınan ayrıcalıklara ulaşması için emekli maaşı hakkınızı devretmekten kaçınabilecek misiniz?
Hepsi bir yana; bu olasılıklar sahiden “herkese” sunulacak mı dersiniz?
(21 Kasım 2025 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın