Tag Archives | türk filmi

Güçlülerle savaşmanın kıvancı

Yıkılmayan Adam filminin meşhur tiratını hatırlayalım:

Parayı bulmak da yeterli değil. Onu işletmek, paraya para doğurtmaktır marifet. İnsan yakaladığı fırsatı değerlendirmezse, ona ulaşmak için en yakınını bile çiğnemezse hiçbir zaman üne servete kavuşamaz!
Beni şimdi iyi dinle delikanlı. Benim dünya görüşüm paraya dayalı bir işadamının dünya görüşüdür. İktisat adlı ilmin yapıcıları biziz. Sen sanıyor musun ki devletleri bir takım devlet adamları yönetir? Devlet bir sembol; o sembolü simgeleyen adamlar birer göstermeliktir.
Aslında söz sahibi benim, ben, BEN!
Ben istediğim için o umum müdür oradadır. Ben böyle istediğimden bilmem kim Mebus, bilmem kim Bakan olmuştur. Ben istedim mi birden altüst olur ekonomi dünyası. Mort olur bütün iş hayatı!
Doğrusu şudur: değişme imkanı olmayan şeyi değiştirmek deliliktir.
Zengin zengindir, fakir fakirdir!

Sosyete güzellerini düşünürken aklıma geldi.

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.

Çilelerin en büyüğü: dans

Ben dansı çoğu akranım gibi Türk filmlerinden gördüm. Sosyetik partilerin, gece davetlerinin vazgeçilmeziydi. Herkesin bildiği bir maharetti. Öyle sorgusuz ve keyifle icra edilirdi ki yüksek sosyeteyi ‘dans etmezse ölecek’ adlı bir salgın hastalığın pençesine düştüğünü sanabilirdiniz. Mümkün olan her fırsatta herkes arsız kahkahalar eşliğinde dans ederdi.

Alternatifiyse yine biraz kalburüstü kitlenin pırasa boyutunda sardığı cigarayı şarap ve viskiyle (ama asla rakı değil) harmanladığı dejenere ortamlardı. Herkes yine durduk yere güler, kızlar rock’n roll eşliğinde mini eteklerini savurtarak kameraya donlarını göstermeye çalışır, danstan yorulanlar da mekanın kıyısında köşesinde sevişirdi.

Dans ve dans edenler pek çok gibi kafamda mecburen böyle kodlanmıştı.

Bu yüzden olacak dans edilen ortamlarında kendimi hep o filmlerdeki şaşkın, tıfıl, taşralı delikanlılar gibi hissettim. Dans benim işim değildi. Her an biri çıkıp “Ahahahaa! Şu vahşi öküze de bakın!” diyecekmiş gibi gelirdi. Dolayısıyla en garantisi bir kenarda Kadir İnanır ya da Cüneyt Arkın misali poz kesmekti. En fazla ritme uygun birkaç sallanma hepsi bu. Saatlerce kazık gibi bir köşede dur; sakın ha kendini müziğe kaptırma! Delikanlı ol!

Ama garip bir şekilde dans edilen her ortamda biz çoğunluktaydık. Herkesin gönlünce dans ettiği bir ortama denk gelemedim hiç. Gerçi gönülnce dans etmek de ayrı bir tehlike. İpin ucunu kaçırınca olacakları kestirmek de kolay değil. Ne acı örneklere şahidiz.

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.

Sen mi büyüksün? Hayır, BEN!

Tirat ya da kimi zaman kullanıldığı şekliyle tirad, tiyatroda karakterlerin uzun konuşma bölümlerine verilen isim. Uzunluğundan dolayı (elbette yazarın mahareti oranında) genellikle eserin en dikkat çekici bölümünü oluştururlar.

Hoşuma giden bir örneğini başka bir vesileyle vaktinde paylaşmıştım. William Shakespeare’in Othello adlı eserindeki şu örneği de etkileyicidir:

Tanrı sınamak istediğinde beni,
Dert verip dermanımı keseydi,
Bin bir türlü sıkıntı, utanç yağdırsaydı
Göklerden şu çıplak kafama,
Boğazıma kadar beni gömseydi yoksulluğa,
Tutsak edip kırsaydı bütün umutlarımı,
Bir damla huzur bulabilirdim yine de
Ruhumun bir köşesinde.
Ama hayır, küçümseyen dünyanın
Durmadan beni gösteren parmağı
Değişmeyen bir alay konusu ediyor beni.
Buna da katlanabilirdim; dayanabilirdim buna da.
Ne yazık, içime aşkımı sakladığım,
Bana isterse hayat, isterse ölüm getiren o kaynaktan,
Sevgisini isterse besleyen, isterse kurutan o pınardan.
Çıkarılıp atılmak!
Ya da orada kalıp orayı kurbağaların
Çiftleşip ürediği pis bir su birikintisi saymak!
Rengin uçtu bak;
Sakin ol, genç, gül dudaklı, masum yüzlü melek!
Şimdi cehennem kadar korkunç görünüyorsun sen!
Seni koklayanı kendinden geçirip acı veren
Zararlı ot, hiç doğmamış olsaydın keşke.
”Ne  günah işledim,” diye soruyor bir de!
Bu güzel kağıt, bu eşsiz kitap
Üstüne ” Orospu ” yazılsın diye mi yaratıldı?
Ne günah işlemiş! İşlemiş! Orta malı seni!
Senin yaptıklarını söyleseydim eğer,
Cayır cayır yanardı yanaklarım ocak gibi,
Utanç denen şeyi yakıp kül ederdi.
Ne günah işlemiş!
Kokusunu duymasın diye gök burnunu tıkıyor,
Ay, gözlerini kapatıyor utançtan.
Önüne çıkanı öpen çapkın bile
Toprağın derinliklerine sığınmış işitmesin diye.
Günahı neymiş?!! Utanmaz orospu!…
Düşününce birçok etkileyici Türkçe tirat akla gelse de Öteki Sinema blogunda rastladığım bir yazı en sevdiklerimden birini hatırlattı. Eminim hepiniz aşinasınızdır Yaşar Usta’nın o insanı felç eden kelimelerine.

Yaşar Usta

Bazı metinler insanı alıp götürüyor, değil mi? Tirat ve Yeşilçam filmleri demişken; şunu da unutmak olmaz herhalde.

Her şeyi 140 karaktere sığdırmaya çalıştığımız; çok uzadı mı ‘piçlere özet geçtirdiğimiz’ bir dönem için ağır gelebilir ama bir de böylesi var işte…

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.