İçeriğe geç

Etiket: şeylerin interneti

Sadelik ile yönetilebilirlik arasında: TP-link Deco

Müze gezmeye bayılırım. Yaşamın (çoğunlukla şahit dahi olamadığımız) farklı dönemlerine ilkel kinetoskop filmlerine bakar gibi atlaya-zıplaya göz atmamızı sağlamaları bana hep heyecan vermiştir.

Hayatın yavaş aktığı yüzyılları bu tip müzeler marifetiyle takip etmek ne kadar kolaysa (benim asıl işim olan) günceli takip etmek o kadar zor. 1600’lü yıllarda yaşayan bir insanın ömrü boyunca görmediği kadar gelişmeyi şu an biz sıradanlar neredeyse bir gün içinde yaşıyoruz. Elbette bunda ‘haberdar olma’yı mümkün kılan iletişim teknolojilerinin payını göz ardı etmek mümkün değil. İcadının ardından telgrafı ‘zihnimizi bizim için önemli olmayan haber ve gelişmelerle dolduracağını’ savunarak eleştiren iletişimcilere gülmek bugün o kadar kolay değil (ki bu tartışma hiçbir zaman, hiçbir iletişim teknolojisinden eksik olmadı).

ABD’yi temsil eden ‘Sam Amca’ ile Britanya’yı temsil eden Jonathan Kardeş, iki ülke arasında telgraf hattının çekilmesiyle birleşiyor ve el sıkışıyor. İletişimin heyecanını o dönemden yansıtan bir illüstrasyon.

Haberdar olduğumuz her şey ilgimizi çekiyor ve gündemimize oturuyor. Sosyal medya ile bu çok daha belirgin hale gelmiş durumda. Bir dönem epey eleştirilmiş olsa da Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg’in söylediği gibi bahçemizde ölen bir sincap Afrika’da açlıktan ölen çocuklardan daha ilgi çekici hale gelebiliyor.

Haftanın Özeti: 3

Bu hafta benim için gerçekten çok yoğundu. Ama gelenekselleştirmeye çalıştığım Pazar özetinin üçüncü serisini ihmal etmedim. Son 7 günde ekranımdan geçen binlerce site, ürün, video ve benzeri dijital içerik arasından süzdüklerim şöyle (bu kadar işin arasında bunca şeyi takip edince bloga vakit kalmıyor elbette):

  • Twitter yakında halka açılmasının birinci yılını geride bırakacak. Yatırımcıların kar baskısı yüzünden nefessiz kalan; kimilerine göre gerileme / panik evresine giren Twitter’a yönelik Mashable yazarı Seth Fiegerman çok detaylı bir analiz yazmış. Sektörel olarak ilgiliyseniz okumanızı tavsiye ederim.
  • Distopik gelecek bahsi Aldous Huxley ve George Orwell ikilisi anılmadan bitmez. Bu iki İngiliz yazarın Cesur Yeni Dünya ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli romanları karamsarlığın iki zıt tonundan geleceğe bakar (okumadan ölmeyin lütfen). Biblioklept (ki muhteşem sitedir) karşılaştırmalı edebiyat derslerinde sıkça yapılan karşılaştırmayı çizgi-roman tadında ele aldı. Ortaya gerçekten harika bir özet çıkmış. Bir galeri olarak parçalayıp görsellerin altına Türkçe çevirisini ekledim, umarım yardımcı olur.

  • Web geliştiricilere özel: Android’in Lollipop sürümüyle standartlaşan materyal tasarım akımı bizzat Google tarafından en ince ayrıntısına kadar tanıtılmıştı (kullanan biri olarak gerçekten çok başarılı bir yapı olduğunu söylemem gerek). Aynı mantığı kullanan Materialize adlı yeni bir framework duyruldu. Gayet basit, işlevsel, ücretsiz ve ‘responsive’. Farklı bir yaklaşımı da Material UI adlı CSS çatısı altında inceleyebilirsiniz.
  • Twitter malum 140 karakterlik sınıra sahip. Yani orası aslen 140 karakterlik dertlerin mekanı. Ama yakın zamanda ortaya çıkan 1, 2, 3, 4 diye sıralı tweet yazma salgını da ayrı bir gerçeklik (bir şey bir tweet’e sığmıyorsa Twitter’a yazmayın. Blog ya da Facebook iletisi yazın, Twitter’da linkini paylaşın herkes rahat rahat okusun, paylaşsın). Ama inadım inat, kıçım iki kanat; ben illa ki öyle yapacağım derseniz uzun metinleri otomatik olarak 140 karakterlik parçalara bölüp Twitter’a yollayan bir online uygulama da var.
  • Küçük yaşlarımdan bu yana gitar çalan biri olarak altın tecrübemi paylaşayım. Kızlar gitar çalan erkekleri dinlemeyi sever ama siz çalıp söylemeyle uğraştığınız için kızları yancılar kapar. Derdiniz gitarsa bilemem. Ama yol gösteririm. Buyrun size tamamen ücretsiz 750 gitar dersi.
  • Robotlara özel ROS kodlu, açık kaynaklı bir işletim sistemi  varmış.
  • İnternete bağlı cihazların ağına ‘Şeylerin İnterneti’ (Internet of Things / IoT) deniyor. Araştırma şirketi IDC’nin son raporuna göre 2020 yılında bu şeylerin sayısı 30 milyar adede, oluşturacağı ekonomiyse (yazılım, donanım, hizmet, kullanım bedeli, vs) 1,3 trilyon dolara ulaşacak.
  • Özel denetim şirketi PwC’den sızan belgelerle ABD merkezli küresel e-ticaret devi Amazon’un Lüksemburg devletiyle yaptığı gizli bir anlaşmayla milyarlarca dolarlık haksız vergi avantajı elde ettiği ortaya çıktı. Avrupa Birliği tarafından incelemeye alınan anlaşma rakipler adına haksız koşullar oluşturduğu için eleştiriliyor. Lüksemburg birçok ticari faaliyette esnek vergi yasaları ve off-shore şirket avantajlarıyla tercih ediliyor. Amazon (neredeyse bütün küresel şirketlerin yaptığı gibi) Avrupa şubelerinden elde ettiği gelirleri ülkeler ve hesaplar arasında çevirip vergi istemeyen Cebelitarık’taki hesaplarında sonlandırıyor. iTunes gelirlerinde aynı çakallığı yaparak vergiden ‘yırtan’ Apple da benzer bir soruşturma sürecinde.
  • iPhone telefon dünyasını nasıl bambaşka bir kulvara soktuysa Tesla da elektrikli otomobil sektörüne aynısını yaptı. Arkasındaki isim Elon Musk birçok başka başarılı projenin de arkasındaki isim. Yeni hevesi internet uyduları (hatırlarsanız geçen hafta da bir benzer projeye  bakmıştık).
  • Kafanızı fazlasıyla karıştıran bir robotla tanışın (linkte videosu var).

Düğmelere üfleyen insanlar

Hepimizin hayalleri var ama çok azımız onları gerçekleştirecek paraya sahip. Bu açmazı çözüp rüyaları gerçeğe dönüştürmenin en pratik yöntemlerinden biri de internet sayesinde can bulan kitle fonlama (crowdfunding). Ortak hayallare sahip olanların bütçelerini inandığı birinde toplayarak sermayeyi sağlaması olarak özetleyebiliriz. En güzeli; bu modelde girişimci de yatırımcı da tüketici de kazanıyor (mikro-yatırımcı olarak desteklediğiniz proje hayata geçtiğinde o ürün ya da hizmete ek bir ücret ödemeden sahip oluyorsunuz örneğin).

Bu modelle 2007 yılında Sellaband sitesi sayesinde tanışmış, birkaç gazete yazımda daha nimetlerinden dem vurmuştum (meraklısına: 1, 2, 3, 4). Türkiye’de de nice yüz akı projede bu model can suyu işlevi gördü.

Uluslararası ölçekte bu akımın sivrilmiş iki sitesi var: Kickstarter ve Indiegogo. İkisinde de sıkça dolanıp ne var ne yok bakıyorum. Şahsen fonlayıp desteklediğim birkaç projenin ötesinde, normalde hayata geçmesi imkansız ilginç nice fikrin bir bir gerçeğe dönüşünü izlemek, yaratıcı girişimciliği gözlemek adına gerçekten heyecan verici.

Son blog yazılarımda dikkatinizi çekmiş olmalı; cihazlara işlev tanımlama, birbiriyle konuşturma konusuna ilgim her geçen gün artıyor. İnternete bağlanabilir ve programlanabilir ürünleri temel alan bu heves bazen mantığı zorlayan bütçelere boyun eğmeyi gerektirebiliyor.

Son dönemde ilgimi çeken iki örneğe bakalım.

Programlanabilir düğme: The bttn

Adından da anlaşılacağı gibi bttn (İngilizce’deki düğme anlamına gelen ‘button’ kelimesinden türetme) dev boyutlu bir düğme. Farklı renk seçenekleri var. Kablosuz ağınızdan internete bağlanıyor ve istediğiniz şeyleri yapmak için programlanabiliyor. Programlama deyince gözünüz korkmasın; yapacağınız alt tarafı IFTTT sitesinde ikoknları sürükleyip bırakarak senaryolar oluşturmak (IFTTT de ayrı bir hastalık, başka zaman bakarız).

bttn_official_web

Ürünün hikayesi de ilginç. İki sene önce bir restoranda oturan iki arkadaş “garsonu çağırmak için bir düğme olsaydı ne güzel olurdu” diye sohbete dalınca (insanı yaşama küstüren o Avrupa garsonları) diğer arkadaş da yaşlı annesine tek düğmeye basınca kendini aramasını sağlayabilmenin ne hoş olacağından bahseder. Sohbetin sonunda bttn fikri çıkar.

NFC ile akıllı yaşam senaryoları

NFC terimi mutlaka kulağınıza çalınmış olmalı. Tam açılımı Near Field Communication. Türkçeye Yakın Alan İletişimi olarak çevirebiliriz (en azından ben senelerdir öyle yazıyorum). Adından da anlayacağınız üzere birbirine yakın cihazların kendi aralarında (radyo dalgaları üstünden) iletişim kurmasını sağlıyor.

[toggle title_open=”Meraklısına: Nedir bu NFC?” title_closed=”Meraklısına: Nedir bu NFC?” hide=”yes” border=”yes” style=”default” excerpt_length=”0″ read_more_text=”Read More” read_less_text=”Read Less” include_excerpt_html=”no”]NFC hayatımıza ilk adımını IBM’in ARGE bölümünden ayrılıp Proximity Devices adlı şirketi kuran Charles Walton’ın 1983 yılında aldığı bir patentle attı.

2002 yılında Sony ve Philips bu yapıyı kendi ürünlerinde kullanmak üzere anlaştı. 2004’te aralarına Nokia da katıldı. 2006’da standartları belirlendi. Nihayetinde bir ürün olarak hayatımıza ilk olarak 2006 yılında Nokia’nın 6131 modeliyle girdi.

Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?
Bir dönem böyle bir şeyler vardı. Hatırlayan var mı?

Bu kısa tarihçeden göreceğiniz gibi ‘teknoloji dünyası hızla ilerliyor’ kalıbı çoğu zaman bir hurafeden öte değil. NFC’nin miladını Walton’ın patentinden başlatsak 23; Philips ve Sony’nin işbirliğine bağlasak 19 yıllık bir olgunlaşma döneminden bahsediyoruz.

Kağıt üstünde birçok kullanım alanı yaratacak, epey işe yarayacak gibi görünen bu yapı nedense bir türlü yaygınlaşamadı (aynen QR kod gibi).

Ortak bir standartta anlaşıp onun üstüne dev bir ekosistem geliştirmek yerine kendine güvenen her oluşum kendi benzer standardının üstüne gitti. Her biri farklı yetenekler ve kullanım amaçlarına sahip olsa da RFID, Bluetooth, iBeacon, Zigbee, Rubee gibi pek çok emsal hem üreticilerin hem de tüketicilerin kafasını allak bullak etti, ediyor (bu standartların hepsi aslında bir yazıyı hak ediyor, belki ileride bakarız).

NFC’nin ‘near’ detayı önemli çünkü iletişim için gerçekten çok yakın olmak gerekiyor (maksimum menzili 20 santimetre). İletişim kapasitesi de yüksek değil. Bu yüzden veri transferinden çok bir olayı tetiklemek için kullanılıyor.

Türkiye’deki en popüler kullanım alanı otoyol gişe geçiş sistemleri (OGS, KGS, HGS), yeni nesil pasaportlar ve temassız kredi kartları oldu (İstanbullular için İstanbul Kart‘ı da unutmayalım).[/toggle]

Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC'nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.
Trafiğe bir hayrı olmasa da NFC’nin en popüler kullanım alanlarından birisi araç geçiş sistemleri.