Tag Archives | kurt cobain

Haftanın Özeti: 29

Pazar günleri saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Genel Gündem

  • ‘Türkiye’de kitap okunuyor mu?’ tartışmasının sonu gelmiyor ama -nüfusa oranla son derece az olsa da- Türkiye’de kitap ‘satılıyor’. Hayatını yazarak kazanan kişi sayısı fazla değil ancak bazı yazarlar pek çok meslek grubundan çok daha fazla kazanıyor. Forbes dergisinin geleneksel yazar telif gelirleri sıralamasına göre Uğur Koşar, Ayşe Kulin ve Orhan Pamuk ilk üç sırayı oluşturuyor. Uğur Koşar boşuna ‘Allah de ötesini bırak’ dememiş meğer.
Sıra Yazar Baskı Adedi Ciro (TL) Yazar Geliri (TL)
1 Uğur Koşar 757.000 11.392.000 1.798.800
2 Ayşe Kulin 387.000 7.668.000 1.533.600
3 Orhan Pamuk 223.000 5.073.000 1.268.250
4 İskender Pala 330.000 5.590.000 1.118.000
5 Kahraman Tazeoğlu 397.000 6.454.000 968.100
6 Ahmet Batman 325.000 5.200.000 780.000
7 Canan Tan 155.000 2.820.000 564.000
8 Sinan Yağmur 350.000 5.030.000 503.000
9 Yılmaz Özdil 105.000 2.510.000 502.000
10 Soner Yalçın 125.000 3.000.000 450.000
  • Türkiye tarihinin belki de en ilginç, görülmemiş, benzersiz ve detayları zamanla daha çok ortaya çıkacak Gezi Parkı eylemlerinin yıldönümüne yaklaşıyoruz. MTV’nin Rebel Music serisinin Turkey: Flowers of Gezi Park bölümü dışarıdan bir göz olarak yaşananları temsilci ve karşıtların gözünden özetlemiş.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 22

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Muhtemelen hayatımın en yoğun ve yorucu haftalarından biriydi. Bir dizi toplantı, Ankara, Van, İstanbul ve Antalya’da 4 ayrı konuşma, üniversitede ders, havaalanları, oteller, taksiler ve sayısız aksilik…

Peki bunlar haftanın özeti için engel mi? Elbette değil! Ama bu haftayı atlamayı düşünmedim dersem yalan olur. Haydi başlayalım.

Genel Gündem

  • Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de medyaya özel bir rapor yayımladı. ‘Demokrasi Tehlikede’ başlıklı araştırmada medyaya yönelik baskıların 2007’den bugüne seyri yer alıyor.
  • Sınavlar, özel dersler, dershaneler meğer hep hikayeymiş. Memlekette torpilin yeterse Robert Kolej’e bile yazılabiliyormuşsun.
  • Türkiye’nin en çok tartışılan düzenlemelerinden birine dönüşen ‘İç Güvenlik Paketi‘ bir geceyarısı usulca yasalaştı.

meclis-kavga

  • Apple CEO’su Tim Cook (şu an için) 800 milyon dolar olduğu tahmin edilen servetini hayır kurumlarına bağışlayacağını açıkladı.
  • Çinli video sitesi Letv‘nin sahibi Jia Yueting, ülkesinin en popüler sosyal ağındaki profilinde Apple’ı Almanya’nın eski liderlerinden Adolf Hitler’e benzeten görseller paylaştı. ‘Özgürlük kibire karşı’ mottolu protestosunda Yueting Apple’ı kapalı sistemiyle inovasyonu kısıtlamakla suçladı.

apple-hitler

  • Dünyanın en büyük ve güvenilir (Alman) havayolu şirketlerinden Lufthansa’ya bağlı Germanwings‘e ait Barcelona-Düsseldorf seferini yapan uçak bu hafta Fransa’da Alp Dağları’na çakıldı. Yapılan araştırmada 150 kişiye mezar olan uçağın teknik sebeplerle değil, ağır depresyondaki Yardımıcı Pilot Andreas Lubit tarafından kasten düşürüldüğü ortaya çıktı. Kokpitte kimsenin hiçbir durumda yalnız kalmaması tartışmaları bir yana (şimdiye kadar her bahsi geçtiğinde pilot sendikaları tarafından bastırılan) bir konu yeniden gündeme geldi: robot pilotlar. Bir diğer tartışmaysa modern uçakların fazlasıyla otomatik olması sebebiyle pilotların yeteneklerinin körelmesi üstüne dönüyor.

robot_vintage_5

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 14

Bu haftalık özetlerle ilgili kullandığım yöntem adına birçok soru geliyor. Aslında özel bir metodum yok. Her gün ekran başında yüzlerce sayfa okuma yapıyor, notlar alıyor ve paylaşıma değer bulduklarımı not alıyorum. Bunun için haftanın 6 günü, günde en az 4-5 saatlik çalışma gerekiyor (okumayı zahmetli bulanlar bir de hazırlığını hayal etsin derim).

En sevindirici yanı bu çabanın karşılığını her anlamda aldığımı düşünüyorum. Okuyucu sayısı sürekli yükseliyor. Güzel, yapıcı yorumlar okuyor, duyuyorum. Ve en önemlisi linklere tıklayanlar (yani bence faydalananlar) her hafta artıyor. Dahası çok yakında bir sponsor desteğine de kavuşacağım gibi görünüyor. Bu çabanın sürekli olması için kesinlikle olumlu etki olacağını düşünüyorum.

Şimdi geçelim 26 Ocak – 1 Şubat aralığında yaşananlara.

Genel Yaşam

  • Biraz geç kalmış olabilirim ama İletişim Yayınları’ndan Levent Cantek‘in editörlüğünde çıkan Resimli Türkçe Takvimi o kadar güzel ki tavsiye etmeden geçmeyeyim dedim. Ancak bu yıl keşfedebildiğim bir diğer takvimse Delta Kültür Yayınevi tarafından hazırlanan Ali Osman Demirezen editörlüğündeki Bilgi ve Kültür Takvimi. Bence ikisine de bir bakın. Saatli Maarif‘i hepiniz bilirsiniz diye düşünüyorum.
  • ABD Başkanı’nın resmi uçağı Air Force One (AF1) adını taşıyor. Hakkında birçok gizem ve efsane var. Quora’da biri ‘AF1’da uçmak nasıl bir şey?’ diye sorunca bu uçuşlardan birinde seyahat eden Peter Marquez cevaplamış. Detaylarla bezeli yanıtı okurken bir şey dikkatimi çekti. ABD Başkanlık uçağında herkes yediği yemeğin parasını kendi ödüyor. Amaç vergi mükellefinin parasını çarçur etmemek (araya sıkıştırmış olayım; ABD Başkanları bütün harcamalarını kendi maaşından ödemek zorunda. Hadi bir detay daha: ABD Başkanı’nın aylık maaşı -ekstralarla birlikte- 47 bin dolar).
Air Force One

Air Force One, halk arasında Jumbo Jet olarak da bilinen Boeing 747’nin askeri ve kamu için üretilen VC-25A kodlu bir türevi. Yakın bir gelecekte yine Boeing’in 747-8 kodlu bir üst modeliyle değiştirilecek.

  • ABD’den bir başka gelişmeyle devam edelim. Super Bowl, Amerikan Futbol Ligi’nin şampiyonluk maçına verilen isim. Ülkenin büyük bir bölümünü ekrana kilitlediği için reklamverenler için de sene boyu beklenen anı temsil ediyor (Apple bile Ridley Scott’un yönettiği efsane Macintosh reklamını Super Bowl’da yayınlamıştı). Dünyanın en pahalı tarifesiyle yayınlanan yine dünyanın en yüksek bütçeli reklamlarının bu yılki dizilimini Fast Company derlemiş. Meraklısı kaçırmasın.
  • 23 yaşındaki anksiyete (evham) hastası bir İngiliz içinden çıkamadığı bir deja vu (bu anı önceden yaşamıştım) döngüsü içine kısılıp kalmış durumda. Bilimciler işin içinden çıkamıyor. Deja vu için birçok farklı teori var. Yazarken aklıma Matrix filmindeki yorumu geldi (Deja vu, Matrix’te değişiklik yapıldığında yaşanan sorundan kaynaklanıyordu).
  • Ülkesinin en önemli şahsına yönelik suikastı engelleyemediği için Arjantin Cumhurbaşkanı Cristina Fernandez de Kirchner “sizin yapacağınız işin de, sizin de…” diyerek istihbarat servisini kapatma kararı aldı!
  • Google 3 sene önce gelen bir gizli talep doğrultusunda Wikileaks üyelerine ait bilgileri ABD’ye verdiğini itiraf etti. Wikileaks avukatları dönemin İcra Kurulu Başkanı Eric Schmidt’e yazdığı şikayet dilekçesinde devlet baskısı karşısında Twitter gibi dik duramayan Google’ı bu tutumundan dolayı sert bir dille protesto etti ve hangi bilgilerin paylaşıldığının açıklanmasını talep etti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

  • Auschwitz Toplama Kampı’nı ziyaret ettiğimde çok etkilenmiş ve burada izlenimlerimi paylaşmıştım. 70. yıl anma törenleri vesilesiyle The Guardian gazetesi insansız hava aracı (drone) kullanarak bir kayıt yapmış. Etkileyici.
  • Aklıevvelin biri İstanbul Atatürk Havaalanı semalarında drone ile video kaydı yapıp internete koyunca ortalık karışmıştı. Süreç Türkiye’ye yakışır şekilde sonuçlandı ve drone akımı ‘yasak hemşerim‘ klişesiyle tanıştı.
  • Yasak deyince aklıma ne geldi
  • Yasak demişken; ünlü hacker grubu Lizard Squad yaptığı organize saldırıyla Facebook, Tinder, Instagram gibi birçok hizmeti alaşağı edince Türkiye’de akla hemen devlet erişim engeli geldi. BTK açıklama yaparak ‘kurtuldu’.
  • Drone olayını kapatmadan değinmiş olalım. Bu araçların sistemine sızıp alaşağı eden bir yazılım çıktı. İsmi Maldrone (zararlı yazılıma karşılık gelen malware’den türeyen bir isim). Videosunu izleyince mahareti ortaya çıkıyor. All your drones are belong to us! (Seyretmiş olanlara Interstellar filmini hatırlatmıştır eminim)
  • Amerikalı bir yönetmen Ermeni Soykırımı iddialarını işleyen bir belgesel yaparsa ne olur? Çok ilginç şeyler.
  • Uykuya geçmek (ve jetlag’in üstesinden gelmek) için kullanılan en yaygın yöntem melatonin takviyesi. Birileri bunu sprey hale getirmiş. İki fısfısla mışıl mışıl uyumak mümkün müdür sahiden? Uyutucu sprey kulağa biraz sakat geliyor sanki…
  • İşlenmiş gıdalar bizi daha sağlıklı yiyeceklere mi ulaştırıyor yoksa zehirliyor mu hala kafalar net değil. Kimileri koruyucu katkı maddelerinin faydasından; geleneksel tarımın bize daha sağlıksız ürünler sunduğundan dem vuruyor, kimileriyse tam tersini savunuyor.
  • Eski Türk filmlerinin, dizilerinin ve kliplerin çekildiği yerleri bulup paylaşan harika bir Twitter hesabı. Takdir edilesi bir emek.
  • İnternetin etkisiyle fanzinler -neredeyse- yok oldu. Buna cidden üzülüyorum. Webden devam edenlere sahip çıkalım bari. Geç keşiflerimden biri de Osman! (webden okumak zor oluyor, indirip bakmak daha akıllıca).
  • SailPoint yaptığı bir araştırma kapsamında ofis çalışanlarına “şirket hesabının şifresini 150 dolara satar mısın?” demiş. Yedide biri “satarım” demiş. Dünyanın en zahmetsiz ve garantili sızma yöntemi. Kevin Mitnick’in dediği gibi hack sanatının büyük bölümü bilgisayar dışı yöntemlerde kendini gösteriyor.
  • İsveçli yüksek teknoloji şirketi Epicenter çalışanlarının giriş-çıkışta kart göstermesine gerek yok. Çünkü deri altlarında çip taşıyorlar! Hack etmek için bir sürü yeni hedef.

Continue Reading →

Bu yazıya 47 yorum yapıldı.

Haftanın Özeti: 5

Geldik Kasım ayının son özetine. Şaka maka 1 ayı da geride bırakmışız bu özetler peşinde. Bakalım geçtiğimiz 7 gün boyunca ekranımdan geçip de aklımda kalan neler olmuş.

  • Jason deCaires Taylor ismini hiç duydunuz mu bilmiyorum. Kendisi dünyanın ilk sualtı heykeltraşı. Nefes kesen işlere imza atıyor. Bir kısmına bakalım.

  • İnternetin rutin gündemi siber ataklar. Her saniye yüz binlerce saldırı gerçekleşiyor. Kiminin niyeti bir sitenin işlemesini engellemek (rakiplerinin kiraladığı ‘bot ağları‘), kimininki bilgi çalma, kimisiyse sadece kişisel tatmin. IP Viking bu garip çabanın gerçek zamanlı haritasını sunuyor (bir Norse hizmeti). Türkiye listedeki yerini hep koruyor ama bunu Türk hackerlara bağlamayın. Tamamına yakını antivirüs kullanmayan ve yüklediği bir uygulama yüzünden yurtdışındaki hackerların eline düşmüş internet kullanıcıları. Hipnotize edici.
  • If this then that (ya da daha bilinen ismiyle IFTTT) blogda bazen değindiğim, farklı alanlarda kullandığım ve ÇOK takdir ettiğim bir hizmet. Giray Batıtürk adlı bir okuyucum blog yazılarıma özel bir kural yazmış. Yeni bir yazı yazdığımda Pocket hizmetine ekliyor (Pocket’tan da başka bir yazıda bahsetmiştim). Çok teşekkür ederim.
  • Hayranlıkla takip ettiğim sitelerden VICE, ilgiyle takip ettiğim ‘dijital aşk / cinsellik’ konusunda ‘The Digital Love Industry’ yarım saatlik çok güzel bir belgesel hazırlamış (UYARI: Çıplaklıkla ilgili hassasiyetlere sahip olanlar için uygun olmayabilir). Cinselliğin; dolayısıyla bütün beşeri ilişkilerin radikal bir biçimde şekil değiştirmek üzere olduğu bir dönemdeyiz. Konuyla ilgiliyseniz (böyle bir şeye nasıl ilgisiz kalabilir bilemiyorum ama?) bu bloga  yazdığım iki yazıyı hatırlatayım: Kadın nazından usananların limanı (insanların ‘cisimlerle’ ilişkisine dair) ve OS1 mi daha tatlı yoksa seks mi? (Meşhur Her filminden yola çıkan fikirlerim).
  • Sanal gerçeklik konusu Güney Kore’de gerçekleştirilen G-Star oyun etkinliğinde de yer buldu.
  • Crusie gemilerini çok merak etmeme rağmen bir türlü cesaret edemiyorum. Fakat bir tanesi epey ilgimi çekti. Dünyanın en teknolojik cruise gemisi Quantum of the Seas! Tatil planlarımıza ekleyelim. Daha mütevazı seçeneklerimiz de yok değil.

Continue Reading →

Bu yazıya 21 yorum yapıldı.

Dünyayı satan adam

Ben müzikle fazla ilgili biri değilim. Etrafımda konuyla igili o kadar uzman kişiler var ki, anlıyorum, ilgiliyim demeye bile korkuyorum. Ama severim. Öyküsü olan şarkıları biraz daha fazla severim.

Çok uzun zamandır kimbilir tam olarak hangi sebeple beni derinden etkileyen bir şarkı var: The Man Who Sold the World. Yani Dünyayı Satan Adam. İlk olarak David Bowie tarafından seslendirilmiş; daha yakın dönemse Nirvana’nın MTV için gerçekleştirdiği Unplugged konserinden Kurt Cobain’in yorumuyla tanıdı. Arada onlarca farklı grup tarafından da yorumlandığını bilmekte fayda var.

İsterseniz bir yandan dinlerken okumaya devam edelim:

Bowie’nin 1970 Kasım’ında piyasaya çıkan aynı ismi taşıyan üçüncü albümünde yer alan bu şarkının sözleri içinde ilginç metaforlar saklar:

We passed upon the stair, we spoke in was and when
Although I wasn’t there, he said I was his friend
Which came as a surprise, I spoke into his eyes
I thought you died alone, a long long time ago
Oh no, not me
We never lost control
You’re face to face
With The Man Who Sold The World
I laughed and shook his hand, and made my way back home
I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago
Who knows? Not me
I never lost control
You’re face to face
With the Man who Sold the World
Who knows? not me
We never lost control
You’re face to face
With the Man who Sold the World

Tercüme etmeyeceğim çünkü aynı tadı verebileceğimden emin değilim. Konusu kabaca kendisinin bilmediği bir yüzüyle karşılaşan adamın karmaşık duygularından ibaret. (Hugh Mearns’in ‘The Psychoed‘ adlı şiirinden de bir bölüm içerir)

Bowie bu şarkıda aslında kendi şöhret yolculuğunu, asıl kendine yabancılaşmasını ve hayranlarıyla olan ilişkisindeki tuhaflıkları da vurgular.

Metaforları inceleyen kimileriyse şarkıda anlatılanın İsa peygamberin öyküsüne bir başka bakış olduğunu iddia eder. Şarkıda öldüğü sanılan ancak ölmeyip kontrolü Şeytan’a karşı hep elinde tutanın Tanrı’nın oğlu İsa olduğu da bir taraftan mantıklıdır. Kimileri içinse karşılaşılan ‘Dünyayı Satan Adam’ Şeytan’ın ta kendisidir. Bir başka bakış açısı bu kişinin Adem (peygamber) olduğunu savunur. İddialar böyle sürer gider.

David Bowie’nin bu albümün kapağında bir kadın elbisesi giymesi de dikkat çekicidir.

İlginç ayrıntılardan bir diğeriyse şarkının 1993’te Nirvana tarafından yeniden yorumlanmasının (Cobain’in “Bu bir Bowie şarkısıdır” diye anons etmesine rağmen) milyonların şarkıyı Nirvana ile özdeşleştirmesidir. Hatta o dönemde Bowie’nin bir konserinde bu şarkıyı seslendirmesinin ardından hayranlarınnı yanına gelip “Nirvana’nın şarkısını söylemeniz çok hoş” demesi onu deli etmiş ve “siktirin ulan” gibisinden bir tepki vermesine yol açmıştır.

O zaman bir kere de Bowie’den canlı izleyelim mi?

I must have died alone, a long long time ago.

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.