Tag Archives | istanbul bilgi üniversitesi

Dijital çağda hayatta kalma rehberi

İnternet algısındaki en yaygın hata onu teknolojik tanımına kıstırmak. Otomobilleri ulaşım aracı olarak kabul etmek, futbolu sadece futboldan ibaret sanmak gibi. Oysa her şeyin kendi ana işlevi ve tanımının ötesinde bir değer yargısı, algısı ve etki alanı var.

Benzer şekilde teknolojinin de insani yüzünü; onun bizi, bizim onu dönüştürme gücü ve şeklini görmezden geliyoruz.

The School of Life

Başka bir fırsatla değindiğim The School of Life, tam da bu tip ‘arada kaynayan’ temel konuları hatırlatıp rutin gündemle büzüşen zihinlerimizi esnetmeyi hedefliyor. 2008 yılında Londra’da başlayan bu heves kısa sürede Hollanda, Avustralya, Fransa, Brezilya ve Sırbistan’a yayıldı.

Sonunda İstanbul’da da hayata geçti, ben de eğitmenlerinden biri oldum.

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Öğrenimde yeni bir seçenek: Khan Academy

Eğitim meselesi bu blogda ve gazetede -uzmanı olmadığım halde- sıkça değindiğim konulardan biri. Hayatımın önemli bir bölümü eğitim kurumlarında öğrenci olarak geçti. Bir süre sonra okullarda davetli olarak uzmanlık alanlarımda eğitmenlik yapmaya başladım. 2 senedir Next Akademi kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki yüksek lisans dersleri sayesinde de eğitim dünyasına yönelik düzenli tespitler yapma fırsatı buldum.

Eğitime dair sorunların en büyüğü eğitimin sebebinin unutulmuş ya da çarpıtılmış olması. Benim de birkaç yılımı öğrenci olarak geçirdiğim ve şu an eğitim verdiğim İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nin mottosunu oluşturan bir Latin alıntısı var:

Non scholae sed vitae discimus (Okul için değil, yaşam için öğrenmeliyiz).

urfa-sinif

Eğitim için çocuklarımızı kalabalık sınıflara doldurmaktan başka seçeneklerimiz de var.

Hayatımızın en güzel yıllarını verdiğimiz okullara daha yüksek not almak, ailemizi – öğretmenimizi tatmin etmek ya da iyi bir işe sahip olabilmek için gittiğimizi sanıyoruz. Çarpık sistemin zihnimizde bıraktığı tortu bu çünkü. Oysa okul için neden üniforma giymek zorunda olduğumuzdan neden belirli bir saatte, (zihni seviye ve kapasitelerine bakmazsızın) belirli bir yaş grubuyla, belirli bir binaya gitmek zorunda kaldığımıza kadar her şeyi cesurca sorgulayabilmeliyiz.

Ama yapmıyoruz. Yaptırmıyorlar.

Çünkü bu servisinden kantinine, özel dersinden dershanesine, bakanlığından müteahhitine kadar boyutlarını tahmin etmekte bile zorlanacağınız dev bir sektör. Ve her birinin eğitim-öğretim derken anladığı, odaklandığı, umursadığı şey farklı. Garip ama böyle. Mevcut düzen herkesin bir şekilde işine geliyor.

Fakat dokunduğu pek çok şeyi kökünden değiştiren internet bu alanda da (bizim bir şeyleri değiştirmemizi beklemeden) kendine has birçok cesur deney ve hizmeti hayatımıza sokuyor. Bunlardan biri de Khan Academy. Öyküsünü eski bir yazımın ilgili parçasından alıntılıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

Memur çocuğu olmak…

Ben memur çocuğuyum.

Bunun ne anlama geldiğini en iyi memur ailesinde büyüyenler bilir. Annemle babam kendi kasabalarından çıkıp gurbet elde, zor şartlarda üniversite okumuş, o sırada tanışıp evlenmiş ve İstanbul’a göç etmiş. Hatta babası namaz kılarken kalp krizinden öldüğü hafta sınavlara giren annem Malatya’daki kasabasında üniversite okuyan ilk kız olmuş.

Bütün bunlara rağmen iyi bir şehirli olmayı başarmışlar. O zamanlar İstanbul ile Anadolu arasındaki fark belki de bu kadar derin değildi, bilemiyorum.

Konuya dönelim.

Memur ailesinde olmak her şeyin önceden tanımlandığı, hayallerin bile sınırlarının gayet belirgin çizildiği bir yapıdır. Eve giren para bellidir. Çıkan da belli olmak zorundadır. Dolayısıyla okuyacağın okuldan yiyeceğin yemeğe, gideceğin tatilden giyeceğin kıyafete kadar her şey üç aşağı beş yukarı bellidir.

Continue Reading →

Bu yazıya 38 yorum yapıldı.