Sansürün acısı sonradan çıkar

İnternette sansürle ilgili Çin’in meşhur filtre çalışmalarını başlattığı yıllardan bu yana yazılar yazıyorum. O süreci iyi biliyorum. Buralara nasıl gelindiğini de… Ortadoğu’daki girişimleri de neredeyse gün be gün takip ettim Türkiye’deki süreci de ister istemez seyrediyorum. Bu konuda Meclis’teki çalışma grubu toplantılarına kadar gözlemlemişliğim vardır.

Bunları böbürlenmek için anlatıyor değilim elbette; bunu yapana madalya vermiyorlar. Öte yandan bir gazetecinin işi nedir başka?

Ama bu konuda çok yazmış etmiş biri olarak artık lafı tükettiğim için dozu kendi marjım içinde en üst noktaya getirerek kapatmak istiyorum. Çünkü artık yazacak bir şeyim kalmadı. Ne buraya, ne oraya, ne de başka bir yere. Buyrun size gazetedeki köşe yazım.

İnsanlığın sanalı bile bol gelir

İçinizden eğlenmek geçmeye görsün… Piknik için kuşanırsın pijimaları, alırsın mangalı; kaymakamlık yasak koymuştur. Mangal piknik ortamı için en fena yarendir ama bunca meraklısı varsa insan kaymakamdan yasak yerine bir ‘çözüm’ beklemez mi? Bizde beklemez…

Eline birayı alıp sahilde dalgaları seyretmek istersin; tepende ‘birileri’ biter. Kimi zaman rozetli, kimi zaman ‘yetkili’. İçirmezler…

Sevgilinle bir yerde oturup iki çift laf etmek istersin; işin o kısmıyla yetkili olanlar belirir hemen görev aşkı ve zihin disipliniyle harlanmış hırslarıyla. Nizamın tokmağının gölgesi serindir.

Hepsini sineye çekip, geleceğe havale edip okuyup tahsil yapayım dersin; kapıdaki kuyrukta ümitlerin bir bir yıkılır. Sonra canının çektiğinden gayrı puanının yettiği birinde okuyup mezuniyet yıllığına göz rengini değiştirip hoyrat bir gülüşle bezediğin fotoğrafını yerleştirirsin. O mutluluğun yersizliğini aynı fotoğrafı yerleştirdiğin özgeçmişinin çöpü boyladığı iş görüşmeleri sayesinde kısa sürede anlarsın.

Alıp başını gitmek istersin. Önce devlet hepi topu 60 sayfalık pasaporta asgari maaş kadar para ister. Gitmek istediğin ülkeyse akla gelen her şeyi… Sen unutmuşsun tabi şairin yıllar önce söylediğini: “En azından üç dil bileceksin/ En azından üç dilde / Ana avrat dümdüz gideceksin. / En azından üç dil / Çünkü sen ne tarih ne coğrafya / Ne şu ne busun / Oğlum Mernuş / Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun”.

Ey Mernuş, senin neyine öyle uzaklarda kefeni yırtıp da kötü örnek olmak geride bıraktıklarına? Bir sille de vize kuyruğunda yersin… Hem de seninle aynı ülkenin vatandaşı olan birinin elinden.

İsyan edip isyan edersen siyah boyayı yemiş tahta copu böğrüne yiyince anlarsın ki o da izne bağlı… Islah olmazsan fişi dosyana basarlar da her yerde; hatta tatil için gittiğin beldede bile gün yüzü göremezsin.

Eğlenemezsin, gezemezsin, tozamazsın, eğitim alamazsın, içinde kalamazsın, arkanı dönüp kaçamazsın, bağıramazsın, çağıramazsın, kafana göre düşünemezsin, düşünsen de söyleyemezsin, merak edip soramaz, sinirlenip kızamazsın.

Böylesine bir kısılmışlık içinde yine de insansındır. Ve ne mutlu ki senin yaşadığın dönemde her türden insanları daha önce hiç olmadığı tarzda birleştiren bir şey vardır. Dalarsın içine futbolu, siyaseti, pornosu, şakası, kukası; gezersin, tozarsın. İçine bir şeyler katar, ukde eritirsin. ERİTİRSİN HA?

Unutmuşsun iyice… Sen öyle bir diyardasın ki neyi, ne zaman, ne şekilde, kimden, nerede, ne kadar öğreneceğin de bellidir. Rastlantılara göz yummayı göze alamayacak kadar ‘dertle’ yoğrulmuştur bu topraklar.

100 memleketten 10 binin üstünde bilimci toplanıp dünyanın oluşumunu yeniden canlandırmak için dünyanın en büyük deneyini yapıyormuş, öteki uzaya kalkan koyup lazer destekli uzay savaşının hesapları peşinde koşuyormuş, beriki içecek temiz suyu bile olmayan ülkesinde internet üstünden her sene neredeyse senin borcun kadar para kazanıyormuş; ne gam?

Sen evrim teorisine dair bir şey okuyabiliyor musun ondan haber ver. Ha, bir de okusaydın? Okulda öğretiyorlar ama internette ayrı… Ora-ya şimdilik mahkemeler bakıyor hamd olsun.

Senin kurucuna hakaret edebiliyorlar mı? Nasıl da kapatıyorlar, değil mi? Acaba yapılan kapatmak mı yoksa senin gözüne perde çekmek mi? Ben kendi evimden çatır çutur giriyorum da, ondan sordum. Ama sen en iyisi düşünme böyle zararlı şeyleri; bak yakında ona da yasak gelecek çünkü.

Bunlar iyi günlerin. Çin gibi arkadan dolaşıp ‘yasak deldi’ diye cezalandırılacağın günler uzak değil. Şimdilik geç dalganı düzenle…

Bu internet değil mi içine yerleşen bir e-muhtırayla memleketi hop oturup hop kaldıran? Öyle hafife de almak olmaz. Atatürk’e hakaret ediyorlarmış. Silin demişsin, silmemişler. Dön sırtını, göm kafanı toprağa, bas küfrü-kalayı. Sen koskoca, köklü bir ülkede yaşıyorum diye bellemişsin ama bir bakmışsın bir pankartla, bir siteyle, bir videoyla, bir parça baş beziyle darmadağın olmuşsun.

Hele hele pornografi varmış; çocuklar, gençler kötü etkilenirmiş. Lisede haftada 4 saat cinsel eğitim dersi varken böyle şeylere ne gerek var ki? (Ah, yoktu değil mi?) E, sokakta kedi köpekler var onları seyretsek? Gerçi pozisyon yaratıcılığı adına pek de örnek alacak tarzda değiller ama onlarınki soy soylama, boy boylama telaşı, sizin gibi zevk, şehvet düşkünü sapkın hayvanların türünden değil.

Terör propagandasını, devlet sırrı ifşa etmeyi, evrim teorisini, telifsiz şarkı ve filmi hepsini tam halletmiş, köküne kibrit suyu ekmiştik ki şimdi de Süper Lig çıktı başımıza. Lig TV’den seyretmek yerine sen oturup blog sitelerinin sayfalarına yerleştirdiği video kliplerden izlersin golleri ha?

Oysa kurulum artı bilmem kaç ay bedavaydı sırf senin güzel hatırın için.

Bu bok çukuru içinde debelene debelene topluca batmaya mahkûmmuşuz meğer, ne kader…

Daha ötesinde ne denir bilemedim.

, , , ,

10 Responses to Sansürün acısı sonradan çıkar

  1. Simto Alev 27/10/2008 at 14:29 #

    Zaten yazmak da boşuna. Seni, beni, bizi okuyanlar zaten teknoloji dünyasının içinde, interneti aktif kullanan insanlar. Biz yazıyoruz, biz okuyoruz. Her ne kadar aramızda küçük bir çıkıntı güruhu olsa da (özellikle evrim karşıtı) sansürlere, hepimiiz ortak bir fikri paylaşıyoruz.

    Mesele bu bilgilerin ilgililerin eline ulaşmasında. İmza kampanyalarının sanal ve mail adresi toplamaya yönelik olmamasında. Hoş, bu kararların çok da adil verildiğine de inanmıyorum ben. Büyük patronların, hacı-hocaların yanında neyiz ki biz?

  2. Eren 27/10/2008 at 15:18 #

    Serdar abi banamı öyle geliyo senden başka ilgilenen mi yok?
    Yoksa çok mu karamsarım ben :/

  3. MugeCerman 27/10/2008 at 16:07 #

    Üstadım;
    Hislerimize tercüman oldun, emeğine yüreğine sağlık. Karamsar olmamalıyız diye birbirimize moral veriyoruz, ama hızla karanlıklara çekiliyoruz. Cumhuriyet’in 85. yılını kutlayacağımız günlerde daha aydınlık, daha bilgili, daha huzurlu bir ülkede yaşama umutlarımı canlı tutmaya çalışacağım.
    Sevgiyle kal…

  4. Sinan 27/10/2008 at 16:44 #

    Öncelikle blogunuz hayırlıu olsun. Siz bu blogdan taa iki yıl önceki yazılarınızda bahsediyordunuz. Şimdi anlaşıldı neden Teknosohbetin son bir haftadır aksadığı :) . Konuya dönecek olursak , devleti kendinden üstün kendisini teba gören bir halktan hakkını savunmasını beklememek lazım. Bırakın internet sansürünü, seneler önce bazı başıbüyükler ülkeyi 40 Milyar Dolar dolandırdılar ve hala ülkede gayet iyi şartlarda yaşamaya devam ediyorlar. O zaman hiç bir şey olmadıysa şimdi de pek bir şey beklemiyorum kendi adıma. Hele ampüller ülkeyi andılatırken !

  5. Deran 27/10/2008 at 18:57 #

    Sansürü yapan kadar sansür yapılmasına karşı çıkmayanda suçludur. İnsanların fikirlerini açıkca beyan etmekten bile çekindiği ülkemize sansür yakışır. Sizi yürekliliğinizden dolayı tebrik ediyorum yine de dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Suç ve suçluyu övmek de suç sayılır sonra doğruları konuşuyorsunuz diye problem yaşayın.

  6. Deran 27/10/2008 at 18:59 #

    Yanlışlıkla “problem yaşayın” yazmışım doğrusu “problem yaşamayın” olacak

  7. Erinc 27/10/2008 at 21:09 #

    Son yıllarda okuduğum en güzel köşe yazısı, teşekkür ediyorum.

  8. Erkan 30/10/2008 at 15:27 #

    Serdar abi seninde değin gibi bugünlere şükretmek lazım zira yasak sitelere girmek hala yasak değil.

  9. Barış Atasoy 30/10/2008 at 23:44 #

    Şu “ampüller ülkeyi aydınlatıyorken” lafları çok popüler oldu. Hani sanki memleket önceden buram buram demokrasi ve insan hakları kokuyormuş gibi.

    Açıkçası bu sansür modası hoşuma gidiyor. Sansürün önceden dokunmadığı “sessiz çoğunluk”, warez sitelerinin kapandığını, YouTube’a gaz çıkaran eşek videosu izlemek için girdiğinde sitenin kapı-duvar olduğunu gördükçe sinirleniyor.

    Ben lisedeyken, bir yaşıtım sırasına orak çekiç çizdiği için mahkemeye verilmişti. Sene 90 filandı herhalde. Aynı yıllarda sürüyle film ve kitap yasaktı. 80’lerde çoğu film afişinde “danıştay kararıyla” ibaresine rastlardınız. Ben çocuk aklımla danıştayın “hoca bu film iyimidir,iyiyse gösterelim de halk kendine gelsin yahu” diye akıl danışılan bir heyet filan olduğunu sanırdım. İçinde homoseksüellik,erotizm kokusu bile olan herşey yasaktı.

    Ülkede basılan kitap sayısı Japonya’nın dağ köylerinin birinde okunandan daha az olduğu için, kimse sansürün farkında değildi.

    Yasaklanan filmlerden bahsedecek biryer olmadığı için, yasaklanan filmlerden de kimsenin haberi yoktu.

    YouTube ve Blogspottan önce de birsürü site engellendi ama herkes “nasıl olsa bana dokunmaz, evrim gerçeğini inkar ediyorum, komünist değilim, dini ve milli bayramları eşit bir coşkuyla kutlayarak SMS ve spam yolluyorum” hissiyatı içinde olduğundan ya farkında değildi,ya da tepki göstermek yerine sağda solda etekaltı görüntülere rep vermeyi daha münasip buldular.

    Birileri proxy’nin filan çözüm olmadığını anlayıp gerçek sorunu anladığında vatanı milleti filanda kurtaracağız inşallah. Durmak yok, küfür ve repe devam.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Yeni internet düzenlemesi ne götürüyor? - M. Serdar Kuzuloğlu - 29/12/2013

    […] teslimiyet düştü […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim