Tag Archives | digiturk

Haftanın Özeti: 26

Her Pazar saat 10:00’da yayımlanan özetler haberdar olmanızda fayda olan gelişmeleri 5 ana başlık altında sıralar. Diğer kategorilerin bağlantılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.

Kendi adıma hasret kaldığım, dinlendirici bir hafta oldu. Ne yazık ki elime geçen zaman kredimi bloga bir şeyler yazmak yerine kitap ve makale okumaya harcadım. Önümüzdeki döneme dair kendimce planlar yaptım. 2016’ya dair ilk hedefimi ‘daha fazla hayır diyebilmek’ olarak belirledim.

Haftayı böyle hoşluklarla kapatıyordum ki Cuma akşamı amcamı kaybettik (böylece haftalardır her özette neden kanser tedavisiyle ilgili gelişmelere odaklandığım da anlaşılmıştır sanıyorum). Dolayısıyla haftasonuna dair güncel konularda boşluklar olabilir. Acı haberi aldıktan sonra elim bir şeyler yazmaya varmadı.

Taksiratı affola.

Genel Gündem

  • Fantastik bir Türkiye haberiyle başlayalım.

  • Nazi dönemi SS Muhafızı Oskar Groening 93 yaşında mahkemede hakim karşısına çıktı. Suçu Macaristan’dan getirilen 400 binden fazla Yahudinin 300 bininin toplama kamplarında ölümüne alet olmak. Groening 21 yaşındayken görev aldığı kampta toplu ölümlere şahitlik ettiğini kabul etmekle birlikte bu süreçte doğrudan bir rolünün olmadığını iddia ediyor.Onun görevi kampa getirilenlerin para ve mallarını kayda geçirmek. Af dilediği duruşmada suçlu bulunursa 3 ile 15 yıl arası hapis yatması bekleniyor.

_82452368_026848265-1

  • Sony Pictures’ın başındaki isim Amy Pascal, şirketin hack edilmesi sonucu başlayan olaylar zinciri sonunda günah keçisi rolünün hakkını verdi ve işinden oldu. Sızan on binlerce belge arasında yer alan Pascal’a ait e-posta mesajları büyük sorun yaratmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.

Sansürün acısı sonradan çıkar

İnternette sansürle ilgili Çin’in meşhur filtre çalışmalarını başlattığı yıllardan bu yana yazılar yazıyorum. O süreci iyi biliyorum. Buralara nasıl gelindiğini de… Ortadoğu’daki girişimleri de neredeyse gün be gün takip ettim Türkiye’deki süreci de ister istemez seyrediyorum. Bu konuda Meclis’teki çalışma grubu toplantılarına kadar gözlemlemişliğim vardır.

Bunları böbürlenmek için anlatıyor değilim elbette; bunu yapana madalya vermiyorlar. Öte yandan bir gazetecinin işi nedir başka?

Ama bu konuda çok yazmış etmiş biri olarak artık lafı tükettiğim için dozu kendi marjım içinde en üst noktaya getirerek kapatmak istiyorum. Çünkü artık yazacak bir şeyim kalmadı. Ne buraya, ne oraya, ne de başka bir yere. Buyrun size gazetedeki köşe yazım.

İnsanlığın sanalı bile bol gelir

İçinizden eğlenmek geçmeye görsün… Piknik için kuşanırsın pijimaları, alırsın mangalı; kaymakamlık yasak koymuştur. Mangal piknik ortamı için en fena yarendir ama bunca meraklısı varsa insan kaymakamdan yasak yerine bir ‘çözüm’ beklemez mi? Bizde beklemez…

Eline birayı alıp sahilde dalgaları seyretmek istersin; tepende ‘birileri’ biter. Kimi zaman rozetli, kimi zaman ‘yetkili’. İçirmezler…

Sevgilinle bir yerde oturup iki çift laf etmek istersin; işin o kısmıyla yetkili olanlar belirir hemen görev aşkı ve zihin disipliniyle harlanmış hırslarıyla. Nizamın tokmağının gölgesi serindir.

Hepsini sineye çekip, geleceğe havale edip okuyup tahsil yapayım dersin; kapıdaki kuyrukta ümitlerin bir bir yıkılır. Sonra canının çektiğinden gayrı puanının yettiği birinde okuyup mezuniyet yıllığına göz rengini değiştirip hoyrat bir gülüşle bezediğin fotoğrafını yerleştirirsin. O mutluluğun yersizliğini aynı fotoğrafı yerleştirdiğin özgeçmişinin çöpü boyladığı iş görüşmeleri sayesinde kısa sürede anlarsın.

Alıp başını gitmek istersin. Önce devlet hepi topu 60 sayfalık pasaporta asgari maaş kadar para ister. Gitmek istediğin ülkeyse akla gelen her şeyi… Sen unutmuşsun tabi şairin yıllar önce söylediğini: “En azından üç dil bileceksin/ En azından üç dilde / Ana avrat dümdüz gideceksin. / En azından üç dil / Çünkü sen ne tarih ne coğrafya / Ne şu ne busun / Oğlum Mernuş / Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun”.

Ey Mernuş, senin neyine öyle uzaklarda kefeni yırtıp da kötü örnek olmak geride bıraktıklarına? Bir sille de vize kuyruğunda yersin… Hem de seninle aynı ülkenin vatandaşı olan birinin elinden.

İsyan edip isyan edersen siyah boyayı yemiş tahta copu böğrüne yiyince anlarsın ki o da izne bağlı… Islah olmazsan fişi dosyana basarlar da her yerde; hatta tatil için gittiğin beldede bile gün yüzü göremezsin.

Eğlenemezsin, gezemezsin, tozamazsın, eğitim alamazsın, içinde kalamazsın, arkanı dönüp kaçamazsın, bağıramazsın, çağıramazsın, kafana göre düşünemezsin, düşünsen de söyleyemezsin, merak edip soramaz, sinirlenip kızamazsın.

Böylesine bir kısılmışlık içinde yine de insansındır. Ve ne mutlu ki senin yaşadığın dönemde her türden insanları daha önce hiç olmadığı tarzda birleştiren bir şey vardır. Dalarsın içine futbolu, siyaseti, pornosu, şakası, kukası; gezersin, tozarsın. İçine bir şeyler katar, ukde eritirsin. ERİTİRSİN HA?

Unutmuşsun iyice… Sen öyle bir diyardasın ki neyi, ne zaman, ne şekilde, kimden, nerede, ne kadar öğreneceğin de bellidir. Rastlantılara göz yummayı göze alamayacak kadar ‘dertle’ yoğrulmuştur bu topraklar.

100 memleketten 10 binin üstünde bilimci toplanıp dünyanın oluşumunu yeniden canlandırmak için dünyanın en büyük deneyini yapıyormuş, öteki uzaya kalkan koyup lazer destekli uzay savaşının hesapları peşinde koşuyormuş, beriki içecek temiz suyu bile olmayan ülkesinde internet üstünden her sene neredeyse senin borcun kadar para kazanıyormuş; ne gam?

Sen evrim teorisine dair bir şey okuyabiliyor musun ondan haber ver. Ha, bir de okusaydın? Okulda öğretiyorlar ama internette ayrı… Ora-ya şimdilik mahkemeler bakıyor hamd olsun.

Senin kurucuna hakaret edebiliyorlar mı? Nasıl da kapatıyorlar, değil mi? Acaba yapılan kapatmak mı yoksa senin gözüne perde çekmek mi? Ben kendi evimden çatır çutur giriyorum da, ondan sordum. Ama sen en iyisi düşünme böyle zararlı şeyleri; bak yakında ona da yasak gelecek çünkü.

Bunlar iyi günlerin. Çin gibi arkadan dolaşıp ‘yasak deldi’ diye cezalandırılacağın günler uzak değil. Şimdilik geç dalganı düzenle…

Bu internet değil mi içine yerleşen bir e-muhtırayla memleketi hop oturup hop kaldıran? Öyle hafife de almak olmaz. Atatürk’e hakaret ediyorlarmış. Silin demişsin, silmemişler. Dön sırtını, göm kafanı toprağa, bas küfrü-kalayı. Sen koskoca, köklü bir ülkede yaşıyorum diye bellemişsin ama bir bakmışsın bir pankartla, bir siteyle, bir videoyla, bir parça baş beziyle darmadağın olmuşsun.

Hele hele pornografi varmış; çocuklar, gençler kötü etkilenirmiş. Lisede haftada 4 saat cinsel eğitim dersi varken böyle şeylere ne gerek var ki? (Ah, yoktu değil mi?) E, sokakta kedi köpekler var onları seyretsek? Gerçi pozisyon yaratıcılığı adına pek de örnek alacak tarzda değiller ama onlarınki soy soylama, boy boylama telaşı, sizin gibi zevk, şehvet düşkünü sapkın hayvanların türünden değil.

Terör propagandasını, devlet sırrı ifşa etmeyi, evrim teorisini, telifsiz şarkı ve filmi hepsini tam halletmiş, köküne kibrit suyu ekmiştik ki şimdi de Süper Lig çıktı başımıza. Lig TV’den seyretmek yerine sen oturup blog sitelerinin sayfalarına yerleştirdiği video kliplerden izlersin golleri ha?

Oysa kurulum artı bilmem kaç ay bedavaydı sırf senin güzel hatırın için.

Bu bok çukuru içinde debelene debelene topluca batmaya mahkûmmuşuz meğer, ne kader…

Daha ötesinde ne denir bilemedim.

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.