Tarım devrimine kadar avcılık ve toplayıcılıkla hayatını sürdürdüğü varsayılan insanlık, bugünkü anlamıyla bir “meslek” kavramına sahip değildi. Yerleşik hayata geçişle birlikte uzmanlıklar, dolayısıyla meslekler doğdu. Ortaçağ’ın sonuna dek lonca tarzı yapılanmaların himayesinde var olan bu beceriler, Sanayi Devrimi ile sistemli eğitimin diplomalara, lisanslarla, sertifikalarla bezediği mevcut şeklini aldı.
Bugün Uluslararası Meslek Sınıflandırma Standardı (ISCO) kapsamında 10 ana grup altında binlerce farklı meslek var. Bunlara yönelik uzmanları yetiştiren eğitim kurumlarıyla birlikte muazzam bir mekanizma. Bireyin yalnızca ekonomiye sunabildiği faydayla anlam kazandığı bu düzende, insanın varlık gerekçesi de sahip olduğu meziyet ve ait olduğu mesleğin anlamına indirgeniyor. Ve bu sistem, bugünlerde yapay zekanın (YZ) umulmadık hızdaki gelişimi sebebiyle gerçek bir varoluş sancısı yaşıyor.
UNESCO verilerine göre dünya genelinde üniversite ve eşdeğeri düzeyinde eğitim alanların oranı yüzde 55. Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 80’e çıkarken, bazı Afrika ülkelerinde yüzde 5’e kadar düşüyor. Üniversite mezunlarının istihdam oranlarında da benzer bir tablo hakim. Örneğin Avrupa’da işsiz üniversite mezunları yüzde 7 iken, (çok daha az mezuna sahip) Afrika kıtasında bu oran yüzde 25’lere varabiliyor. Üniversitelerin temel işlevi “meslek edindirmek” değil. Ancak giriş eşiği ve bedeli böylesine yüksek kurumlardan yaşama tutunacak bir beceri edinme beklentisi de gayet anlaşılabilir.
Otomasyonun gazabı
İlk olarak 2011 Dünya Ekonomik Forumu’nda gündeme gelen “Endüstri 4.0”, üretim sürecinin baştan sona robotik otomasyon ile dijitalleştirilmesini temel alıyordu. Dolayısıyla bu hedefe yönelik çabalarda sorgulanan “mavi yakalı” çalışanların geleceğiydi. Ancak hemen ardından gelen YZ çözümleri ile beyaz yakalıların dünyasının da en az mavi yakalılar kadar rutin, mekanik; dolayısıyla “yazılıma indirgenebilir” anlaşıldı.
Gelişmiş ülkelerin istihdam açığı ve taleplerini yansıtan tablolarında, birkaç sene öncesine kadar el üstünde tutulan birçok uzmanlığın izine artık rastlanmıyor. YZ ile gündeme gelen “komut mühendisi” ya da “etkileşim tasarımcısı” gibi yeni ve pırıltılı unvanlar, henüz ne oldukları dahi anlaşılamadan tedavülden kalktı.
Gelişmiş ekonomilerde talebin ve gelirin arttığı uzmanlıklarda hasta, yaşlı ve çocuk bakıcılığı, tesisatçılık, tamircilik gibi meslekler dikkat çekiyor. YZ’nin donanım altyapısını oluşturan veri merkezleri dahi tahminlerin aksine veri uzmanlarından çok, bu yapılara işlerlik kazandıran elektrik mühendisleri ve iklimlendirme teknisyenlerine yönelik talebi artırdı.

YZ’nin ekonomi mantığına ve piyasa dengelerine aykırı esen rüzgarını arkasına alarak tarihin 5 trilyon dolar değere ulaşan ilk şirketi olan Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, bu süreci metanetle karşılayan ender isimlerden. Huang’a göre işimizi elimizden YZ değil; YZ kullanmayı iyi bilen insanlar alacak. Tavsiyesi ise mümkün olduğunca hızlı şekilde bu teknolojiyle “uyumlanmak”. Ne var ki bu teslimiyetçi yaklaşım, 8 milyarı geçen ve yüzde 58’i çalışabilir haldeki dünya nüfusu için anlamlı değil. Eğitim sisteminin, kurumlarının; hatta uzmanlıkların dahi sorgulandığı bir dönem için fazlasıyla muğlak olduğu da ortada.
Provadan kesitler
YZ’nin merkez üssü ABD’de bugün yaşanan gelişmeler, yakın gelecekte dünyanın kalan kısmında yaşanacaklara ışık tutuyor. Teknoloji sektöründeki işten çıkarmaların kaydını tutan Layoffs sitesinin verilerine göre sadece bu sene 218 şirket, 113 bine yakın kişiyle yollarını ayırdı. Geçtiğimiz hafta sektörün en önemli oyuncularından Amazon, bu listeye 14 bin beyaz yakalı çalışanını ekleme kararı aldı. Şirketin CEO’su Andy Jassy, kararın gerekçesini “hantallıktan kurtulup, çevikliği korumak” şeklinde özetliyor. Ancak son çeyrekte yüzde 13 büyüyerek, gelirini 180 milyar doların üzerine çıkardığı bir dönemde bu iddia pek ikna edici değil. (Aynı Amazon, yaklaşan Noel ve yılbaşı dönemindeki siparişlere yetişebilmek adına 250 bin mavi yakalı depo çalışanı için kontenjan açtı.)
Harris Poll tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, üst düzey yönetim kadrolarının YZ odaklı kazanımlar ortaya koyamama durumunda 2 yıl içinde işlerini kaybetme korkusu yaşadığına dikkat çekiyor. Bu baskı da telaşla kotarılmış, fayda ve zararı hesaplanmamış entegrasyonlar eşliğinde; insanların yerini akıllı algoritmaların aldığı toplu işten çıkarmalar ile kendini gösteriyor. Aynı sebeple beyaz yaka uzmanlıklarına yönelik iş ilanları da belirgin şekilde azalıyor. (İronik bir ayrıntı olarak YZ’nin en çok işsiz yarattığı departmanların başında “insan kaynakları” geliyor.)
YZ ve istihdam denklemindeki en büyük açmaz, geçmiş teknolojik devrimlerin bize kazandırdığı yanıltıcı iyimserlik. Bilgisayarların, internetin, mobil cihazların ve sosyal ağların gelişimi yüzlerce iş kolu ve milyonlarca yeni istihdam yarattı. Ancak YZ’nin gelişimi mevcut işleri sürekli düşen bedeller karşılığı yutarken, kendi yarattığı uzmanlıklarda dahi çok az sayıda kişiye istihdam imkanı sunuyor.
Hayatın bütününün “çalışma hayatı” tarafından tanımlandığı bir düzen için bu fazlasıyla huzursuz bir bekleyiş. Çözümünün teknoloji şirketlerinde olmadığı da ortada.
(7 Kasım 2025 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın